(TCK m.184, m.176, m.203 – 3194 sayılı İmar Kanunu – 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu m.65 – 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun m.9)
İmar suçları, yalnızca ruhsatsız yapılaşmaya indirgenebilecek dar bir alanı değil; kamu düzeninin korunması, şehir güvenliği, mülkiyet hakkının sınırları, idarenin yasaklama yetkisi ve kültürel mirasın sürekliliği gibi temel hukuki değerlerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir sorumluluk rejimini ifade eder. Aynı inşa faaliyeti, somut olayın özelliklerine göre Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümleri, özel ceza normları ve teknik denetim mevzuatı kapsamında farklı suç tiplerine vücut verebilmekte; cezai sorumluluğun kapsamı çoğu zaman kanun metinlerinden ziyade yargı içtihatlarıyla belirginleşmektedir. Bu yönüyle imar suçları, normatif sınırların yargı kararlarıyla çizildiği, ceza hukukunun müdahale eşiğinin son derece hassas ölçütlerle belirlendiği bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, imara ilişkin ceza hükümlerini ve bu hükümlerin uygulama alanını, yüksek yargının yerleşik kararları ışığında sistematik bir bütünlük içinde ele alarak, hangi fiilin hangi koşullarda suç teşkil ettiğini ve cezai sorumluluğun nerede başlayıp nerede sona erdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU
I) TCK m.184/1-Kaçak Bina Yapmak veya Yaptırmak Suretiyle
A. Suçun Hukuki Çerçevesi
Türk Ceza Kanunu’nun 184/1. maddesi uyarınca, yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran kişi imar kirliliğine neden olma suçundan sorumlu tutulur. Suçun oluşabilmesi için;
• Ruhsatsız veya ruhsata aykırı bir imalatın bulunması,
• Bu imalatın bina niteliğinde olması,
• Fiilin belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi alanlarda gerçekleşmesi
zorunludur.
Kanun koyucu ayrıca, 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış binaları açıkça madde kapsamı dışında bırakmıştır. Bu nedenle değerlendirmeler, bu tarihten sonra yapılan ya da bu tarihten önce başlanıp sonrasında tamamlanan binalarla sınırlıdır.
B. Yapı – Bina Ayrımı (Suçun Konusu)
TCK 184/1 bakımından en temel ayrım, “yapı” ile “bina” kavramları arasındadır. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5. maddesinde;
• Yapı, her türlü inşai faaliyeti kapsayan geniş bir kavram olarak,
• Bina ise, kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların veya eşyaların korunmasına elverişli yapılar olarak tanımlanmıştır.
Bu ayrım ceza hukuku açısından belirleyicidir. Her bina bir yapıdır; ancak her yapı bina değildir.
Yargıtay, bina niteliği taşımayan imalatların – ruhsata aykırı olsa dahi – TCK 184/1 kapsamında suç oluşturmayacağı yönünde istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir.
Bu kapsamda; havuz, yol, istinat duvarı, köprü, tünel, iskele, kanalizasyon, merdiven, temelsiz konteyner gibi imalatlar yapı niteliğinde olmakla birlikte bina sayılmadıklarından suçun konusunu oluşturmaz.
C. Yargının “Bina” Kabul Kriterleri
Mevzuatta bina kavramı teknik olarak sınırlandırılmadığından, hangi imalatların bina sayılacağı yargı kararlarıyla şekillenmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bina niteliğinin kabulü için iki temel kriter belirlemiştir:
• İmalatın taşıyıcı unsurları etkilemesi, veya
• Kapalı alan kazanımı sağlaması
(Yargıtay CGK, 18.09.2018 T., E.2015/176, K.2018/503).
Bu kriterleri taşımayan imalatlar, ruhsata aykırı olsa dahi TCK 184/1 kapsamında suç oluşturmaz.
Nitekim;
• Onlarca metre uzunluğundaki yığma tuğla duvarın bina niteliği taşımadığı ve suç oluşturmadığına (Yargıtay 4. CD, 12.03.2012 T., E.2010/1854, K.2012/4870),
• Buna karşılık, birkaç metrekarelik alanın tuğla örülüp üzerinin sac ile kapatılması suretiyle kapalı alan yaratılmasının bina niteliğinde olduğu ve suçun oluştuğuna (Yargıtay 4. CD, 03.10.2012 T., E.2012/12489, K.2012/15384)
hükmedilmiştir.
Bu yaklaşım, değerlendirmenin imalatın büyüklüğüne değil, hukuki fonksiyonuna göre yapıldığını göstermektedir.
D. Suçun Oluşmadığı Hallere İlişkin Yargı Yaklaşımı
Yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde, suçun oluşmadığı hallerin ortak paydası şudur: İmalat, bina niteliği taşımamakta veya mevzuat gereği ruhsat muafiyetine tabidir.
Bu kapsamda suçun oluşmadığı kabul edilen bazı haller şunlardır:
• Teras balkonun pvc ve camla kapatılması (Yargıtay 4. CD, 15.03.2012 T., E.2012/9298, K.2012/6669),
• Ruhsatlı binanın çatısının projeye uygun şekilde yenilenmesi (Yargıtay 4. CD, 22.02.2010 T., E.2010/4436, K.2010/3966),
• Balkon kapatılması ve taşıyıcı sisteme müdahale edilmeksizin odanın genişletilmesi (Yargıtay 4. CD, 21.04.2011 T., E.2009/3046, K.2011/7468),
• Temelsiz konteynerlerin yerleştirilmesi (Yargıtay 4. CD, 02.12.2014 T., E.2013/23055, K.2014/31439),
• Zemin üzerine temelsiz olarak konulan büfe (Yargıtay 4. CD, 28.03.2013 T., E.2013/11068, K.2013/8822),
• Belediye sınırları ve mücavir alan dışında yapılan yapılar (Yargıtay 4. CD, 18.11.2010 T., E.2008/12395, K.2010/21166).
Ayrıca, imar yönetmelikleri veya ilke kararları ile ruhsat muafiyeti tanınan imalatlar hakkında, izin alınmadığı gerekçesiyle ceza verilmesi mümkün değildir
II)TCK m.184/2 – Ruhsatsız İnşaata Elektrik veya Su Verilmesi
TCK 184/2, yapı ruhsatı bulunmayan bir inşaata elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade edilmesini suç olarak düzenlemektedir. Bu fıkrada suçun konusu bina değil, ruhsatsız olarak sürdürülen inşaat faaliyetidir. İnşaatın tamamlanmış olması, bina niteliği taşıyıp taşımaması veya fiilen kullanılıyor olması aranmaz.
Suç, bağlantının fiilen yapılmasıyla değil; yetkili kişi tarafından bu bağlantıya izin verilmesiyle oluşur. Bu nedenle sorumluluk, altyapı hizmetinin sağlanmasına hukuken engel olma yetkisi bulunduğu hâlde buna müsaade eden kişiye aittir.
Bu suç tipi, ruhsatsız inşaat sürecinin fiilen desteklenmesini hedef almakta olup, yapı kullanma izni bulunmayan ancak ruhsatlı yapılar bakımından uygulanmaz.
Geçici 11. Maddenin Suçun Oluşumuna Etkisi
3194 sayılı İmar Kanunu’nun Geçici 11. maddesi uyarınca, kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde ruhsatsız yapılara geçici su ve elektrik aboneliği tesis edilebilmesi mümkün olduğundan, bu kapsamda yapılan bağlantılar hukuka uygun bir izin niteliği taşıyacak ve TCK 184/2 anlamında suçun oluşmasına engel teşkil edecektir.
III)TCK m.184/3 – Yapı Kullanma İzni Olmayan Binalarda Sınai Faaliyete Müsaade
TCK 184/3, yapı kullanma izni (iskan) alınmamış bir binada herhangi bir sınai faaliyetin yürütülmesine müsaade edilmesini suç olarak düzenlemektedir. 12 Ekim 2004 tarihinden sonra yapılmış iskansız binalara işyeri ruhsatı verilmesi suçu oluşturur. Daha önce yapılmış binalarda verilmiş ruhsatlar iptale tabi olsalar da suçu oluşturmazlar
Bu fıkrada suçun konusu binadır. İnşaat süreci tamamlanmış olsa dahi, yapı kullanma izni alınmadıkça binanın hukuken kullanıma açılması mümkün değildir. Bu nedenle, fiilen faaliyetin yürütülmesi değil, iskan alınmadan sınai faaliyete izin verilmesi suçun esasını oluşturur.
Fail, sınai faaliyeti bizzat yapan kişi değil; bu faaliyetin yapılmasına izin veren kişidir. Bu kapsamda bina sahibi, kiraya veren veya yetkili konumda olup faaliyete göz yuman kişiler sorumludur.
2863 SAYILI KANUNA MUHALEFET
(Sit Alanları ve Koruma Alanlarında İzinsiz İnşaî ve Fizikî Müdahale)**
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarını özel bir koruma rejimine tabi tutmuştur. Bu alanlarda yapılacak her türlü inşaî ve fiziki müdahale, genel imar mevzuatından bağımsız olarak Koruma Kurullarının iznine bağlanmıştır (m.9).
Bu yasağa aykırı davranışlar Kanunun 65. maddesinde cezai yaptırıma bağlanmıştır.
Suçun Temel Unsurları
2863 sayılı Kanunun 65. maddesi uyarınca suçun oluşabilmesi için:
• Müdahalenin tescilli taşınmaz kültür veya tabiat varlığına ya da sit/koruma alanına ilişkin olması,
• Bu statünün tebliğ veya ilan edilmiş olması,
• Müdahalenin izin alınmaksızın yapılması veya yaptırılması,
• Failin bu koruma statüsünü bilerek hareket etmesi
gerekmektedir.
Suç tüzel kişi yararına işlenmişse, sorumluluk tüzel kişinin temsilcisine aittir (Yargıtay 12. CD, 01.07.2014, E.2013/12676, K.2014/16278).
Suçun dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.
“Bilme” Kriteri (Hukuki Belirlilik)
Yargıtay, 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçunda “bilme” unsurunu vazgeçilmez kabul etmektedir. Buna göre failin, taşınmazın sit alanında kaldığını veya tescilli kültür varlığı olduğunu öğrenmiş olması gerekir.
Bu kapsamda;
• Sit kararının mahalinde ilan edilip edilmediği,
• Sanığın ilan tarihinde bölgede ikamet edip etmediği,
• İlan veya fiili durumdan haberdar olup olmadığı
araştırılmadan mahkûmiyet kurulamaz (Yargıtay 12. CD, 20.03.2014, E.2013/2818, K.2014/6934).
Tapu kaydının beyanlar hanesinde sit şerhi bulunmaması hâlinde bilme kriterinin gerçekleşmediği kabul edilmiştir (Yargıtay 12. CD, 06.05.2015).
Ancak Kapalıçarşı gibi herkesçe tarihi niteliği bilinen yerlerde, ayrıca ilan yapılmamış olsa dahi bilme kriteri gerçekleşmiş sayılır (Yargıtay 12. CD, 18.02.2015).
Müdahalenin Niteliği: Esaslı Müdahale – Basit Tadilat
2863 sayılı Kanunun 65. maddesi, müdahaleleri iki ayrı yaptırım rejimine ayırmıştır:
• Esaslı inşaî ve fiziki müdahale → 2–5 yıl hapis (m.65/1)
• Basit tadilat ve tamirat → 6 ay–3 yıl hapis veya adli para cezası (m.65/4)
Bu ayrım cezanın ağırlığını doğrudan etkiler.
Yargı kararlarında;
• Mevcut yapının önüne yapılan zemin terasının basit tadilat sayıldığı (Yargıtay 12. CD, 26.11.2014),
• Cephe doğramasının pvc ile değiştirilmesi, yer döşemesinin yenilenmesi, klima takılması ve saçağın onarılmasının basit tadilat kabul edildiği (Yargıtay 12. CD, 06.11.2014),
• Boya, badana, çatı aktarımı işlemlerinin 65/4 kapsamında değerlendirildiği (Yargıtay 12. CD, 25.09.2014)
istikrar kazanmıştır.
Eski Hale Getirme ve Manevi Unsur
İzinsiz müdahalenin tamamen ortadan kaldırılması ve sit alanında kalıcı zarar oluşmaması hâlinde, suçun manevi unsurunun oluşmadığı kabul edilmektedir.
Bu yönde;
• Sit alanındaki izinsiz yapıların yıkılmış olması hâlinde beraat verilmesi gerektiği (Yargıtay 12. CD, 29.05.2019, E.2017/10838, K.2019/6871),
• Müdahalenin sonradan tamamen kaldırılması durumunda suç kastının bulunmadığı (Yargıtay 12. CD, 10.06.2014)
kabul edilmiştir.
Ancak müdahale devam ettiği sürece, kaldırılabilir nitelikte olması tek başına cezasızlık sağlamaz (Yargıtay 12. CD, 27.03.2014).
TCK 184 ile İlişki (Fikri İçtima)
Eylem hem TCK 184 (imar kirliliği) hem de 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçunu oluşturuyorsa, TCK 44 uyarınca fikri içtima uygulanır ve daha ağır cezayı öngören 2863 sayılı Kanun esas alınır (İzmir BAM, 6. CD, 19.02.2019, E.2017/2931, K.2019/403).
TCK M.176 – İNŞAAT VEYA YIKIMLA İLGİLİ EMNİYET KURALLARINA UYMAMA
TCK’nın 176. maddesi, inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli emniyet tedbirlerinin alınmamasını suç olarak düzenlemektedir. Bu madde, genel tehlike yaratan suçlar arasında yer almakta olup, tehlike suçudur.
Yargıtay uygulamasına göre, emniyet tedbirlerinin alınmaması zarar doğurmamışsa TCK 176 uygulanır. Buna karşılık, aynı eylem yaralanma veya ölümle sonuçlanmışsa, artık TCK 176 değil, meydana gelen sonuca göre taksirle yaralama veya taksirle öldürme hükümleri uygulanır.
Bu husus, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14.01.2015 tarihli, E.2014/7696, K.2015/338 sayılı kararında açıkça ifade edilmiştir. Kararda, emniyet tedbirlerine aykırılık sonucu yaralanma meydana gelmesi hâlinde eylemin zarar suçuna dönüştüğü kabul edilmiştir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 21.01.2021 tarihli, E.2019/3783, K.2021/511 sayılı kararında ise TCK 176’nın, yapılması gereken bir davranışın ihmal edilmesi suretiyle işlenen gerçek ihmali suç niteliğinde olduğu vurgulanmıştır.
Sonuç olarak; TCK 176, zarar gerçekleşmeden önceki aşamada uygulanır. Zarar doğması hâlinde, fail neticeye göre cezalandırılır.
4708 SAYILI YAPI DENETİMİ HAKKINDA KANUN’UN 9. MADDESİNE AYKIRILIK
4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 9. maddesi, yapılaşma sürecinde görev alan kişi ve kuruluşların, kendilerine yüklenen denetim yükümlülüklerini icraî veya ihmali davranışla ihlal etmeleri hâlini suç olarak düzenlemektedir. Bu hüküm; yapı denetim kuruluşları ve laboratuvarlar ile birlikte, ortakları, yöneticileri, mimar ve mühendisleri, teknik personeli, şantiye şefini, proje müellifini ve yapı müteahhidini kapsayan özel nitelikli bir cezai sorumluluk rejimi öngörmektedir.
Söz konusu düzenlemenin temel amacı, yapılaşma sürecinde ortaya çıkan her imar aykırılığını doğrudan genel ceza normlarına tâbi kılmak değil; yapı denetim sisteminin işleyişine özgü ihlalleri, bu sisteme has bir norm çerçevesinde yaptırıma bağlamaktır. Bu yönüyle 4708 sayılı Kanun’un 9. maddesi, imar hukukunda genel ceza hükümleri ile özel ceza normları arasındaki sınırı belirleyen tipik bir düzenleme niteliğindedir.
Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 03.11.2014 tarihli ve 2013/24956 E., 2014/31604 K. sayılı kararında; yapı müteahhidinin, yapımını üstlendiği bina niteliğindeki yapıyı imar mevzuatına uygun şekilde gerçekleştirme yükümlülüğü vurgulanmış; denetime konu imara aykırılıkların, TCK madde 184’te düzenlenen imar kirliliği boyutuna ulaşmaması hâlinde, 4708 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna karşılık, yapı müteahhidinin fiili, denetim sürecine özgü bir ihlalin ötesine geçerek bina niteliğinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı yapılmasına, kapalı alan veya yapılaşma hakkı bakımından imar kirliliği oluşturacak bir sonuca yol açıyorsa, bu durumda 4708 sayılı Kanun’un 9. maddesinin uygulama alanı sona erer. Bu tür fiiller bakımından cezai değerlendirme, artık Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesi kapsamında yapılır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16.06.2014 tarihli ve 2013/24871 E., 2014/21813 K. sayılı kararı ve Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 01.10.2019 tarihli ve 2019/2367 E., 2019/2393 K. sayılı kararı bu yaklaşımın istikrar kazandığını göstermektedir.
TCK MADDE 203 MÜHÜR BOZMA SUÇU (MÜHÜR FEKKİ)
Mühür, kamu gücünün ve idari yasaklama iradesinin somutlaştığı hukuki bir işarettir. Bu yönüyle mühür bozma suçu, yalnızca maddi bir müdahaleyi değil; devletin koyduğu yasağa karşı gelmeyi yaptırıma bağlayan bir suç tipidir. Aşağıda, mühür bozma suçuna ilişkin Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları çerçevesinde ortaya konulan temel kriterler yer almaktadır.
Suçun Oluşma Biçimleri
Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göre mühür bozma suçu iki seçimlik hareketle işlenebilir:
1. Yetkili makamlarca konulan mührün kaldırılması,
2. Mührün konuluş amacına aykırı hareket edilmesi. (Yargıtay CGK, 31.10.2017, E. 2017/23, K. 2017/452)
Mühre fiziksel olarak zarar verilmemesi, suçun oluşumunu engellemez. Mührün amacını etkisiz kılan her davranış suç kapsamındadır. (Yargıtay 11. CD., 27.11.2014, E. 2014/5193, K. 2014/20374)
Kast Unsuru
Suçun manevi unsurunun oluşması için sanığın mühürleme işleminden haberdar olması yeterlidir. Mühürleme tutanağının ayrıca tebliğ edilmesi zorunlu değildir. (Yargıtay CGK, 31.10.2017)
Saik veya zorunluluk iddiası (gıda bozulması, ihtiyaç, ekonomik gerekçe vb.) suçun oluşumunu ortadan kaldırmaz. (Ankara BAM 11. CD., 28.05.2019)
Mührün Hukuki Geçerliliği
Mühür, ancak kanuni yetkiye dayalı ve yetkili makamca konulmuşsa hukuki sonuç doğurur. Hukuken geçersiz bir mührün bozulması suç oluşturmaz. (Yargıtay CGK, 09.12.2014, E. 2014/455, K. 2014/541)
Özel şirketler tarafından, kamu gücü kullanılmaksızın konulan mühürler mühür bozma suçuna konu edilemez. (Yargıtay 11. CD., 04.12.2014; Yargıtay CGK, 08.03.2016; Yargıtay 11. CD., 01.02.2017)
İdari yargı tarafından iptal edilmiş bir mühürleme işlemine dayanılarak ceza verilemez. (Yargıtay 4. CD., 05.06.2000)
Fiilî Mühürleme Şartı
Sadece yapı tatil tutanağı düzenlenmesi, fiilî mühürleme yerine geçmez. Mühürleme yapılmamışsa, sonrasında faaliyete devam edilmesi suç oluşturmaz. (Bursa BAM 8. CD., 24.09.2020)
Mührün varlığı ve fiilen uygulandığı ispatlanmalıdır. Tutanak veya başka delillerle bu husus tereddütsüz ortaya konulamazsa beraat gerekir. (Ankara BAM 10. CD., 20.05.2020; Gaziantep BAM 8. CD., 11.02.2019)
Sayaç üzerinde bulunan ve üretim standardını gösteren bakanlık mühürleri, TCK anlamında mühür sayılmaz. (Yargıtay 11. CD., 28.09.2016)
Fail ve İştirak Bakımından Kriterler
Suç, mührü fiilen bozan veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi tarafından işlenir. İşyerinin birlikte işletilmesi, tek başına iştirak için yeterli değildir. (Yargıtay 11. CD., 02.07.2014)
Mühür bozma eyleminin işçiler tarafından, yöneticinin bilgisi dışında yapılması hâlinde, cezanın şahsiliği ilkesi gereği yönetici sorumlu tutulamaz. (Yargıtay 4. CD., 23.10.1997)
“Bilme” Kriteri
Sanığın mühürlemeden haberdar olması yeterlidir; ancak bu husus somut delillerle ortaya konulmalıdır. (Yargıtay CGK, 31.10.2017)
İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca yapı tatil tutanağının inşaata asılması, mühürlemenin tebliği yerine geçer; ancak bunun fiilen gerçekleştiği ispatlanmalıdır. (Yargıtay 4. CD., 11.05.1999)
Yargılamaya İlişkin Esaslar
Mühürleme ve mühür bozma tutanaklarının aslı veya onaylı suretleri dosyaya alınmalı; düzenleyiciler tanık olarak dinlenmelidir. (Yargıtay 13. CD., 22.02.2017)
İddianame düzenlenmeden önce gerçekleşen birden fazla mühür bozma eylemi zincirleme suç kapsamında değerlendirilir; iddianameden sonra işlenen eylemler ise ayrı suç oluşturur. (Yargıtay 4. CD., 23.10.2001; Yargıtay 21. CD., 17.10.2016; Yargıtay 11. CD., 12.12.2013)
Mühür bozma suçu zarar suçu değildir; somut zarar aranmaz. Bu nedenle HAGB değerlendirmesinde “zararın giderilmesi” şartı aranmaz. (Yargıtay 2. CD., 26.01.2015; Yargıtay 21. CD., 07.09.2015)