“Eğer yoksulların sefaleti doğanın kanunlarından değil de kurumlarımızdan kaynaklanıyorsa, günahımız çok büyüktür.” Charles Darwin. Beagle Yolculuğu
Giriş
H. Grotius’a göre, şiddet, bir başkasının hakkını çiğnemedikçe meşrudur. Haksızlığın kaynağı değildir. O’na göre her insan kendi gücünün doğal hukukla sınırlandırılmış bir alanına sahiptir. Böylece kaba gücün üç biçimi vardır:
1. Doğal hukukla güvenceye alınmış, pozitif hukukla bir ilgisi bulunmayan ve özgür insanın özelliği olan;
2. Öteki insanın hakları alanına giren ve bu nedenle hukuka aykırı olan; ve
3. Öteki insanın saldırısını önleyen ve bu nedenle meşru olan şiddet.
Başkasına zarar vermek olarak görülen doğrudan şiddet, toplumsal adaletsizlikler sonucu insanlara zarar verilmesi ise yapısal şiddet olarak tanımlanıyor. Her ikisiyle ilişkili başka bir tür de kültürel şiddettir. Kültür oluşum araçları olan dil, ulusal öyküler, menkıbeler, şarkılar, değer yargıları, din, gelenekler ve benzeri kurumlar yoluyla doğrudan ve yapısal şiddeti meşru gösteren, kabul edilebilir hale getiren mekanizmanın kendisi kültürel şiddet olarak belirmektedir. Ne var ki, şiddet her biçimde satıyor/pazar buluyor. Şiddetsiz biçimde çözülen çatışkılar/ihtilaflar kitle iletişim araçlarında yer alamazken, herhangi bir eylemde molotof kokteyli kullanılması haber olmaktadır.1
Şiddet olgusuna bakıldığında,
Dünya genelinde işlenen şiddet vakalarının yaklaşık %90’ı erkekler tarafından işleniyor. Yalnız, bu işi salt biyolojiye bakarak açıklayamayız. Şiddet son derece karmaşık bir sorundur.
Şiddete zemin hazırlayan nedenleri ortadan kaldırmak en zoru, lakin en gerekli olanıdır- savaş söylemini, nefret kültürünü, “ben” ve “öteki” ayrımını sonlandırmak/barış kültürüne yönelmek egemen olmalıdır.
Sevginiz, hoşgörünüz sahte olabilir, ama öfkeniz asla; oldukça sahici bir duygudur.
Nefret çok benzin yakar. Pascal, “her türlü kötülüğü gönül rahatlığıyla yapma hakkını kendinde gören din kardeşlerimiz karşısında, Tanrı yardımcınız olsun!” der.
Öfkeyi, haklılığınızın kesin kanıtı sanıyorsanız, işiniz gerçekten yaş olduğu bilinmelidir.
Ve kötülük, iyilikten çok daha doğurgandır.

Nedensellik
Yoksulluğun şiddete neden olduğuna yaygın olarak inanılmaktadır.2 Kamuoyu bu düşünceyi bir gerçek olarak kabul etmekte ve çoğu akademisyen de bunu böyle görmektedir. Akademisyenler arasındaki tartışmalar genellikle yoksulluğun şiddeti etkilemesine neden olan sosyal mekanizmalar üzerinedir. Yoksulluk/derin yoksulluk,* şiddetle çeşitli şekillerde ilişkilendirilmiştir.3 Çoğu akademisyen ve sıradan insan, yoksulluk içinde yaşayanların maruz kaldıkları koşullar nedeniyle daha sık şiddet eylemlerine başvurduğuna inanmaktadır. Bununla birlikte, akademisyenler arasında hangi koşulların önemli olduğu ve bunların nasıl ve neden şiddete yol açtığı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bu koşullar arasında köhne konutlar, sorunlu mahalleler ve parçalanmış aileler yer alabilir. Bu tür yaşam koşulları genellikle yoksulluğun sosyal yapısal sonuçları olarak tanımlanır-sosyolojik mercek.4 İnsanın şansı ve başlangıç koşulları uzun süreli sonuçlara gebe olmaktadır. Yoksullar, zenginlere göre yüksek oranda kriminalize edilmektedirler.
Bu yapısal yaklaşım genellikle yoksulluğu bağımsız bir değişken, şiddeti ise bağımlı bir değişken olarak ele alırken, bazı akademisyenler şiddetin, ekonomik kalkınmaya veya büyümeye elverişli olmayan istikrarsız veya tehlikeli bir ortam yaratarak toplumsal düzeyde yoksulluğa neden olabileceğini de savunmuştur. Ayrıca, maddi durumu daha iyi olanların şiddet içeren suç oranlarının yüksek olduğu bölgelerden taşınması ve geriye sadece ekonomik olarak yer değiştiremeyenlerin kalması da olasıdır.

Öte yandan, kültürel koşullar da yoksullar arasında yüksek şiddet oranları ile ilişkilendirilmiş; yoksulluk kültürünün şiddeti teşvik eden normlar içerdiği de belirtilmiştir. Ayrıca, yoksulların sosyal yardıma bağımlılığının, şiddet de dahil olmak üzere sosyal patolojiye yol açan yaşam tarzları yarattığı da öne sürülmüştür (Charles Murray, 1984).5 Oxford Üniversitesi ile yapılan bir araştırma da aşırı yoksulluk ile çocuklara yönelik şiddet arasındaki bağlantıyı vurgulamıştır.6
Yoksulluk ve şiddet arasındaki bağlantıya dair daha geniş görüşler de öne sürülmüştür. Bazıları yoksulluğu devrimci şiddetin bir nedeni olarak görmektedir (T. B. Gurr ve Ruttenburg, 1967). Yoksullar, ezilmiş konumlarından bıkmış bir halde, hak arayışında siyasi şiddete başvururlar. Ya da yoksullar, statükoyu korumaya çalışan siyasi elitler tarafından şiddete maruz bırakılır (S. Spitzer, 1975).7 Bazı akademisyenler ise yoksulluk ve şiddet arasındaki bağlantıyı nedensel bir ilişki olarak değil, siyasi veya ekonomik düzenlemeler gibi ortak bir kaynaktan kaynaklanan bir korelasyon olarak ele almışlardır. Öte yandan nörobilimcilere göre, tüm insan davranışlarının birden fazla nedeni olduğu gibi şiddet türü davranışın da birden fazla nedeni olmalıdır. Serotonin seviyesi düşük olan kişiler son derece sinirli ve agresiftir; kısmen genetik olan serotonin seviyelerinin etkilemesi şöyledir:
· Birçok duygusal özellikte örneğin depresyon rol oynamakta,
· Kişi kolayca hayal kırıklığına uğramakta,
· Özellikle dürtüsel davranışlarda bulunmakta,
· Birçoğunu hızla öfkelenmeyi yöneltmekte,
· Ancak aşırı çevre koşullarından etkilenebilmekte, istismar edilmektedir.
Etiyolojisi
Şiddete yönelten etmenler, namusu/şerefi koruma, ateşli silah taşıyanlardaki artış, para harcama hastalığına tutulan kişilerdeki doyumsuz kalan istekler; televizyonda şiddet gösterileri (şiddet kanalları), şiddete yönelenlerin karşı bir şiddetle karşılaşma korkusu taşımamaları; futbol fanatizmi, çeteler/ organize suçluluk, uyuşturucu madde tutkunluğu ile haksızlıklara/eşitsizliklere karşı toleransın azalması olarak görülmektedir. Aynı paralelde şiddetle eşitsizlik arasındaki ilişki de yavaş yavaş gün ışığına çıkmağa başlamakta ve bu ilişki bireysel boyutta olabileceği gibi yaygın bir nitelikte gösterebilmektedir. Bu bağlamda, şiddet belli bir aşamadan sonra aşağılanmayı yenecek/nötrleştirecek bir duygu olarak kendisini gösterebilmekte; haklı veya haksız nitelikteki şiddet eylemleri eşitsizliği giderici bir olgu olarak algılanmaktadır. Bu oluşumların altında yatan temel etmen, kötü bir kentleşme olgusudur. Bu kentlerdeki belirgin özellikler ise (en son Mart 2002 tarihinde İstanbul’daki Esenler olgusunda görüldüğü üzere) sırasıyla şunlardır:
- Üst üste yığılmış gecekonduların egemen olduğu kalabalık bir topluluk,
- Ailede şiddet uygulaması,
- Toplum dışı bırakılmışlık,
- Birbirine yabancılaşan topluluklar.

Başarı Stratejisi Olarak Şiddet
Bremen Üniversitesi'nden beyin araştırmacısı ve 2011 yılına kadar Alman Ulusal Akademik Vakfı Başkanı Gerhard Roth üç farklı tip arasında ayrım yapıyor:
· İlk grup, sosyalleşmelerinde şiddetin başarılı olmaları için bir strateji olduğunu öğrenenlerdir.
· İkinci grup, kendisini tehdit altında veya reddedilmiş hisseden ve dürtülerini kontrol etmekte çok zorlanan kişilerdir. Roth'a göre, tüm şiddet suçlularının yüzde 70'i bu kategoriye giriyor.
· Üçüncü grup ise sözde psikopatlar, planlandıklarında şiddete başvururlar ve genellikle acımasız davranırlar. Diğerlerinden farklı olarak, bu insanlar şefkat ve empati hissetmezler- suçluluk duymazlar ve genellikle eylemlerinden pişman olmazlar. Bu psikopatların süper ego ve egosu çok zayıftır, buna karşılık dürtüleri çok güçlüdürler. Dürtülerini kontrol edemeyen bu kişilerin prefrontal korteksi diğer insanlara göre daha az gelişmiştir.
Veriler
Öncelikle kamu siyaseti ve söylevlerinin değişmesi için araştırmalara, bilgiye dönüşen verilere gereksin- me olduğu vurgulanmalıdır. Bu alanda adalet bakanlığı ile diğer bakanlıklarda derlenen verilerin bilgiye dönüştürülmesi ihtiyacı belirmektedir.

Bu modeldeki bağımsız değişkenlerden ekonomik büyüme, kişi başına düşen gayri safi milli hasılayı, ekonomik baskı, yüz bin erkek nüfusundaki işsizlik oranını, gelir eşitsizliği, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve yoksulluğun yaygınlığını, ceza siyaseti, yüz bin nüfustaki cezaevi nüfus oranını, sosyal kontrol, yüz bin nüfustaki kolluk görevlisi sayısını ve suç terimi, kolluk güçlerince kayıtlara geçirilen tüm suçları karşılamaktadır.
Ekonomik açıdan bakıldığında, yoksul yörelerdeki çocuklar/gençler dört kat daha fazla sorunlu davranış sergileme riski altındadır. Keza, şiddetin egemen olduğu yörelerde, fakirlik, kötü yaşam koşulları ve yüksek işsizlik oranı on bir yaş ve üstü gençlerde şiddete eğilim riskini artırmaktadır (risk faktörleri). Yoksul kent yörelerinde özellikle şiddete yönelten mekanizmanın ne olduğu bilinmese de fakirlik ve kötü yaşam koşulları, sosyal ayrım ve fırsat yokluğunu içeren çoğulcu faktörler kümesi kaderci bir nitelik sergileyen gençlik gelişmesi ortaya çıkarabilir.6
Aşağıdaki koşullardan bir veya birden fazlasıyla (risk faktörleri) karşı karşıya kalan çocukların ötekilerine göre suç işleme olasılığı fazla görülmektedir:9
- Nispeten fakir ve yetersiz bir meskeni olan bir ailede dünyaya gelmek,
- Tutarsızlık içinde ihtimam göstermeyen bir ebeveyni olmak,
- Okulda dışlanmak veya okulu terk,
- Aile içi şiddete tanık veya mağduru olmak,
- Aile reisinin sıkça içsiz kalması veya nispeten kısıtlı bir geliri olması,
- TV ve diğer ortamlar ile mahallesinde şiddet kültürü ile yaşamak.10

TUİK. Yaşam Memnuniyeti araştırması 2024
Ülkenin en önemli sorunu (%), 2021-2024

Sosyologlara konu olan değişkenler arasında çok azı sosyo-ekonomik statü kadar tahmine esas olacak güçtedir. Faktörlerden gelir düzeyi, eğitim ve mesleğin oluşturduğu ilişkisel biçimin çeşitli alanlardaki insan davranışı ile yüksek derecede korelasyon içinde olduğu ve suç eylemleri alanının bir istisna olmadığı bilinmektedir. Ekonomik açıdan yoksul yörelerdeki çocuklar/gençler dört kat daha fazla sorunlu davranış sergileme riski altındadır.11 Keza, şiddetin egemen olduğu yörelerde, fakirlik, kötü yaşam koşulları ve yüksek işsizlik oranı on bir yaş ve üstü gençlerde şiddete eğilim riskini artırmaktadır (risk faktörleri). Yoksul kent yörelerinde özellikle şiddete yönelten mekanizmanın ne olduğu bilinmese de fakirlik ve kötü yaşam koşulları, sosyal ayrım ve fırsat yokluğunu içeren çoğulcu faktörler kümesi kaderci bir nitelik sergileyen gençlik gelişmesi ortaya çıkarabilir.12
18 Kasım 2024-31 Ocak 2025 tarihleri arasında Türkiye genelinde TÜİK tarafından gerçekleştirilen kadınların maruz kaldıkları şiddet türleri (fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet, ısrarlı takip ve dijital şiddet) ve oranlarına aşağıda yer verilmiştir.

Yoksulluk ve Şiddet-Teorik Yaklaşım
Catalano ve Hawkins (1996) tarafından ortaya çıkarılan Sosyal Gelişim Modeli (SDM), çocukların sosyalleşme yoluyla hem prososyal hem de antisosyal süreçlerin geliştirilip ilerletildiğini göstermek- tedir. Seçimsiz sosyalleşme, antisosyal davranış için olası bir risk faktörü olabilir; burada sosyalleşme süreci, antisosyallerle bağ kurmayla sonuçlanabilir ve bu da suç işleme riskini artırabilir.13
Yoksulluğun şiddete neden olduğuna yaygın olarak inanılmaktadır. Genel kamuoyu bu düşünceyi bir gerçek olarak kabul eder ve çoğu akademisyen de bunu böyle görür. Akademisyenler arasındaki tartışmalar genellikle yoksulluğun şiddeti etkilemesine neden olan sosyal mekanizmalar üzerinedir. Ancak elbette başka görüşler de vardır. Yoksulluk, şiddetle çeşitli şekillerde ilişkilendirilmiştir. Çoğu akademisyen ve sıradan insan, yoksulluk içinde yaşayanların maruz kaldıkları koşullar nedeniyle daha çok şiddet eylemlerine başvurduğuna inanmaktadır. Bununla birlikte, akademisyenler arasında hangi koşulların önemli olduğu ve bunların nasıl ve neden şiddete yol açtığı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bu koşullar arasında kötü konut (Stark, 1987), sorunlu mahalle (Krivo & Peterson, 1996) ve parçalanmış aileler (Sampson & Groves, 1989) yer alabilir. Bu tür yaşam koşulları genellikle yoksulluğun sosyal yapısal sonuçları olarak tanımlanır. Bu yapısal yaklaşım genellikle yoksulluğu bağımsız değişken, şiddeti ise bağımlı değişken olarak ele alırken, bazı akademisyenler şiddetin, ekonomik kalkınmaya veya büyümeye elverişli olmayan istikrarsız veya tehlikeli bir ortam yaratarak toplu düzeyde yoksulluğa neden olabileceğini de savunmuştur.14 Ayrıca, maddi durumu daha iyi olanların şiddet oranlarının yüksek olduğu bölgelerden taşınarak, yalnızca ekonomik olarak yer değiştiremeyenlerin kalması da olasıdır (Wilson, 1996).
Çocukluktan yetişkinliğe kadar biriken yoksulluk, şiddet ve adam öldürmenin önemli bir tetikleyicisi olmuştur. Bununla birlikte, erken yetişkinlik döneminde yaşanan yoksulluk özellikle etkili olmuş, bu da işsizlik, organize suç, uyuşturucu kaçakçılığı ve etkisiz polis ve adalet sistemleri gibi şiddete yol açan yakın mekanizmaların önemini göstermektedir.15
Engellilik
Zihinsel veya fiziksel engellilik, yoksulluk için önemli bir risk faktörüdür ancak diğer iki faktörden biraz farklı ele alınmalıdır. Ağır bir engellilik, istihdam olanaklarını sınırlayacak ve genellikle mevcut olabilecek meslek yelpazesini azaltacaktır. Engelliliğin niteliğine bağlı olarak, genellikle insanların üzerinde hiçbir kontrolü olmayan bir durum olarak kabul ederiz. Bu, insanların doğumda edindiği engelliliklerin çoğu için geçerlidir. Bununla birlikte, bazı engellilikler önlenebilir ve genellikle kötü seçimlerin sonucudur. Bunlar arasında alkol veya uyuşturucuyla ilgili kazalar, dikkatsizlik, riskli aktiviteler ve bazı uzun süreli rahatsızlıklar yer alabilir.
Çocukluk Dönemine İlişkin Faktörler
Çocuklara erken yaşlarda şiddet davranışlarını düzenlemeyi öğretimdeki başarısızlık fakirliğin şiddete yöneltmesinden daha çok, açıkça fakirliğe yöneltmektedir. Çocuklar istedikleri her şey verilmedikçe, ağlar, kızar ve hatta ebeveynlerini yumruklarlar.
“Tüm insanlar (çocuk olarak doğduklarından) topluma uyumsuz (unfit) doğmakta ve pek çoğu (belki de ekseriyeti) yaşamları boyunca akıl hastalığı veya eğitim eksikliği (disciplina) nedeniyle öyle kalmaktadırlar. Bu nedenle, insanın topluma uyumu doğası gereği değil, eğitimle gerçekleşen bir olgudur.” Thomas Hobbes (De Cive,1998).
Davranış edinimi, sosyal öğrenim teorisince belirtildiği üzere, öğrenim sürecinde ya doğrudan deneyimle veya gözlemle olmaktadır. Saldırı sürecinde “tahrik/kışkırtma” önemli bir parametredir.16 Tahrikte, sözel veya fiziki tahrik ile hava sıcaklığının yüksekliği, hava kirliliği ve nüfus kabarıklığı gibi duygusal alevlenmeyi etkileyen değişkenlere de tanık olunmaktadır. Tahrikin etkileri, nam/onur kaybı, namus meselesi, öfke/hiddet, tahrik algılaması/yorumu gibi beklenen sonuçlarla belirlenmektedir.17 Düşmanca algılanan bir eylem öfke/hiddet/elem oluşumu ve saldırıyı artırmaktadır. İşte sosyal öğrenim sonucu refleks olarak beliren algı, duygu ve davranış arasındaki karşılıklı ilişkiler ve etkileşime ait işlevler aşağıda şekillendirilmiştir.18
Bireylerin kişiliğini kanıtlama açlığı/narsisizm de genelde sorunların kökeninde yatmaktadır. Bir de önce anneden, sonra babadan, öğretmenden, sonra askerde başçavuşundan yahut kocandan bol dayak yemişsen,19 “ben de varım” diyebilmek için, ya sen de birilerini dövüp öldürmeye koşullanacaksın;20 ya da arabayı herkesten hızlı sürmeye kalkacaksın. Ünlü çağdaş filozof Karl Popper’in şu uyarısı oldukça düşündürücüdür:
“Düzenli bir şekilde aşırılıklarla karşı karşıya kalan çocuklar buna kolayca uyum sağlarlar. Bu uyumun sonucu ise, onların da birer tabanca alacakları bir gelecektir.”
Erken döneme ait açıklayıcı faktörler, birçok önemli kriminoloji teorisinin önemli bir parçasıdır. Gottfredson ve Hirschi (1990), 1990'larda Genel Suç Teorisi'nde düşük öz denetimi suç işleme risk faktörü olarak tanımlamışlardır. Sampson ve Laub'un (1993) Yaşa Göre Derecelendirilmiş Gayri Resmi Sosyal Kontrol Teorisi, bir kişinin erken çocukluk dönemindeki toplumla olan bağlarının merkez noktalarından biri olarak aile de dahil olmak üzere gayri resmi sosyal kontrolü ele almıştır; bu bağların suç işlemeyi artırıp azaltabileceği düşünülmektedir. Çocukluk dönemine ait açıklayıcı faktörler, örneğin yetersiz çocuk yetiştirme, düşük aile geliri, okul başarısızlığı, suçlu ebeveynler veya akranlar ve yüksek dürtüsellik, Entegre Bilişsel Antisosyal Potansiyel (ICAP) Teorisi'ne göre uzun vadeli antisosyal potansiyelin gelişiminin temelini oluşturmaktadır (Farrington, 2005; Farrington & McGee, 2018). Catalano ve Hawkins (1996) tarafından ortaya atılan Sosyal Gelişim Modeli (SDM), çocukların sosyalleşme süreçleri yoluyla hem prososyal hem de antisosyal davranışlar öğrendiğini öne sürmektedir. İşlevsiz sosyalleşme, antisosyal davranış için olası bir risk faktörü olabilir; burada sosyalleşme süreci, antisosyal diğerleriyle bağ kurmayla sonuçlanabilir ve bu da suç işleme riskini artırabilir.

“Yoksulluk, şiddetin en kötü biçimidir.” Mahatma Gandhi
Sosyal kontrolü zayıflatan faktörler şöyledir:
· Geleneksel olarak varlık gösteren sosyal sistemlerden ve bağlardan kopma; “ben merkezli bir dünya görüşünün” yaygınlaşması/geleneğin bittiği, modern olanın henüz yerleşmediği, iki arada bir derede toplumsal yapı oluşumu;
· Ekonomik düzende tevarüs edilen zayıflıklar örneğin fakirlik, işsizlik ve depression. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” sendromunun düzen için suiistimal kadar zararlı olması;
· Şehirleşmenin getirisi, örneğin şehirlerdeki mobilité (hareketlilik) ve anonim yaşam, ile
· Ailede çözülme örneğin ebeveynin ölümü, boşanma ve çocuklara hatalı disiplin uygulaması, dijital medya/eroin sarmalı ve şiddet patlaması.
İşte bunların sonucu olarak, çocuklarda tanık olduğumuz saldırgan ve sinirli davranışlar; dijital/ medyatik şiddetin rolü; suç işlemeye yönelme ve kişilerdeki duyarsızlaşma olgusu egemen olmaktadır. Özellikle video ve internetteki oyunlar bağımlılık yarattığı için çok tehlikelidir. Videonun oyun içinde rol alan insan ve çocuklar üzerindeki etkisi fazla olup, katıldığınızda bağımlılık yaratmaktadır. Nitekim, kumar ve İstanbul’da son zamanlardaki dijital tombala oyunlarında buna tanık olunmaktadır. Öte yandan
tiner bağımlı çocuk ve gençlerin şiddet eğilimleri, ihtilafları çözmede yegâne seçenek olarak yalnızca şiddet gösterisi sergilemelerine tanık olunmaktadır. Bu çocuklarla dört-beş seçeneği olan çocuklar bakımından birincisinde otomatik, tepkisel bir davranış sergilenirken, diğerinde iradi bir seçim söz konusu olabilmektedir. Birinciler için özgür bir iradenin varlığından söz etmek ne derece gerçekçi olmakta ve bu koşullarda cezai sorumluluk için varsayılan “özgür irade” ne derece özgür olduğu sorusu ortaya çıkmaktadır.
Baskı Yoğunluğu
Siyasi veya ekonomik baskıya tepki olarak ortaya çıkan şiddet, örgütlü ve amaçlı eylemler şeklinde olabilir; örneğin, Güney Afrika'nın apartheid yıllarında Afrika Ulusal Kongresi'nin faaliyetleri veya daha az örgütlü, siyasi amacı daha az açıkça belli olan eylemler şeklinde olabilir; örneğin, şehir merkezindeki Afrikalı Amerikalılar tarafından yapılan soygunlar (Sullivan, 1989); hatta Eldridge Cleaver'a (1968) göre tecavüz bile olabilir. Çatışma teorisyenleri yoksulluk ve şiddet arasındaki gözlemlenen ilişkinin sahte olduğunu savunmaktadır. Hem yoksulluk hem de şiddet, elitlerin ayrıcalıklı konumlarını sürdürme amacıyla güç kullanmalarından kaynaklanmaktadır. Güneydeki yoksulluk alt kültürü tezi de bir ölçüde yoksulluk ve şiddet arasındaki ilişkiyi sahte olarak ele almaktadır. Gastil (1971), Güney'in bölgesel kölelik ve zulüm tarihini ve bunun sonucunda (son on yıllara kadar) ekonomik kalkınma eksikliğini, bölgenin yoksulluğunun ve yüksek şiddet oranlarının ortak nedenleri olarak tanımlar. Burada şiddet, duygusal veya gelişimsel hasardan ziyade fiziksel hasar olarak tanımlanacaktır.
Fiziksel şiddet ve mağduriyetin önemli duygusal bedeller doğurabileceği şüphesizdir. Örneğin, istismara maruz kalan çocuklar sıklıkla kişilik gelişiminde hasar görürler ve birçok tecavüz mağduru ile diğer saldırı türlerinin bazı mağdurlarının travma sonrası stres sendromundan mustarip olduğu düşünülmektedir.
Toplu gösteri nasıl şiddete yönelmekte: Şiddet kalabalıktan mı, yoksa kolluktan mı geliyor?
“Bir avda iz sürmek üzere hareket eden fazlaca köpeğin ne kadar coşkulu olduğunu herkes gözlemiştir. Bir benzerini kendimizde tecrübe etmeseydik belki de bu olguyu açıklamakta boşlukta olacaktık” David Hume, İngiliz Filozofu (Gross, 1987, s.13).
Bu kalabalıklarda tanık olduğumuz olgu AVM’indeki gibi olmayıp, “psikolojik bir kalabalık”tır: Kişilerin düşünce, duygu ve eylemlerinin eşleşmesidir (senkronizasyonu). Kalabalıkların şiddete yönelmeleri nasıl anlaşılmalıdır? Psikologlar “deindividuation”/kendinden çıkma teorisini, sosyologlar ise “convergence”/yakınsama teorisini önerdiler. Bu bağlamda sosyoekonomik statü (SES) sahneye çıkmaktadır.
Sosyoekonomik statü (SES), sadece geliri değil, aynı zamanda eğitim düzeyini, mali güvenliği ve sosyal statü ile sosyal sınıfa ilişkin öznel algıları da kapsamaktadır. Sosyoekonomik statü, yaşam kalitesi özelliklerinin yanı sıra toplum içindeki insanlara sunulan fırsatları ve ayrıcalıkları da içerebilir. Yoksulluk, özellikle tek bir faktör değil, çok sayıda fiziksel ve psikososyal stres faktörüyle karakterize edilir. Dahası, SES, fiziksel ve psikolojik sağlık da dahil olmak üzere yaşam boyu çok çeşitli sonuçların tutarlı ve güvenilir bir göstergesidir.22 Bu nedenle, SES, araştırma, uygulama, eğitim ve savunuculuk da dahil olmak üzere davranışsal ve sosyal bilimlerin tüm alanları için önemlidir. Bu durum aşağıdaki diyagramla somutlaştırılmıştır.

Sosyoekonomik statü (SES), fiziksel ve zihinsel sağlığımız da dahil olmak üzere genel insan işlevlerini etkilemekte; düşük SES ve bununla ilişkili faktörler, örneğin düşük eğitim seviyesi, yoksulluk ve kötü sağlık, nihayetinde toplumumuzu bir bütün olarak sarsmaktadır.
“Bizler, iyiliğe de kötülüğe de ışık saçan güneş gibi davranıyoruz: İyiliği de kötülüğü de kendi gücümüz altına alıyoruz”. Bohemyalı Çiftçi
Sonuç
Tüm sorun yoksulların kendi sorunlarını çözüp çözemeyeceğine, başkalarının müdahalesine ve yaşamla ilgili en temel kararları kendileri adına almasına ihtiyaç duyup duymadıklarına, kendileri adına konuşup konuşamayacaklarına bağlı olmaktadır. Eğer bir aktivistin onlar adına konuşması gerektiğine ve mağdur oldukları için toplumun geri kalanıyla aynı kurallara ve normlara uymalarının beklenemeyeceğine inanıyorlarsa, o zaman yoksulluğu destekleme yolundayız demektir. Gerçekçi yaklaşım ayrımcılıktan ve yoksulluğun seyrini durduracak imkânların vücut bulmasıdır.23
Kuşkusuz, düşük gelirli mahallelerle bağlantılı bazı patolojiler (suç ve uyuşturucu gibi) sağlığı da etkileyen bağımsız faktörlerdir. Okulu erken bırakmanın, uyuşturucu kullanmanın, alkolü kötüye kullanmanın, suç işlemenin, evlilik öncesi çocuk sahibi olmanın ve diğer birçok seçimin olası sonuçları hakkında kolayca erişilebilen çok sayıda bilgi mevcuttur.
Özetle, suçun başlıca nedenlerinin yoksulluk ve eşitsizlikle bağlantılı olduğu göz ardı edilmemelidir. Yoksulluğun seyrini durduracak imkânlar vücut bulmalıdır. Siyaset yapıcılar, bu olguya karşı gerekli adımları atmak için bu motivasyonları dikkate almalı; düşük gelirli yörelere/nüfuslarına odaklanıl- malıdır. Araştırmalara göre, suç ve yoksulluk birbirini tamamlayıcı bir örüntü sergiliyor gibi görünmektedir. Yıllar boyunca, hapsedilen bireyler ile düşük gelirli hanelerde yaşayan veya mali istikrarsızlık içinde olan kişiler arasındaki örtüşme şaşırtıcı hiç de şaşırtıcı olmamıştır.
Fazlaca hapis cezasına başvurmak, yeni cezaevleri açmak, eğitim, boş zamanları değerlendirme, yoksulluk yardımı ve diğer suç riskini azaltıcı tedbirler pahasına olmaktadır. Fazla cezaevi inşa edildiğinde daha fazla mahpusa sahip oluruz. İnşa etmeyenler ise daha az mahpusa sahip olurlar. Her iki halde de mahpus sayısı suç oranına ilintili değildir. Fazla cezaevi inşası ile, bir bakıma başarısızlığı planlamak- tayız. Hapis cezası süreleri ülkede yüksek oranda suç olmaksızın azaltılabilir. Nitekim, İngiltere dışındaki Avrupa örneklerine bakıldığında, mahkûmiyet süreleri önleyici etkisi kayba uğramadan azaltıldığına tanık olunmuştur.
Ceza adalet sistemi ise, insanların işledikleri suçlardan sorumlu tutmakta ve uygun bir ceza uygulamaktadır(!). Bu bağlamda suçlu kişinin bir seçim yaptığını ve daha büyük olasılıkla, onları bulundukları yere getiren uzun bir dizi seçim yaptığını düşünürüz. Ve bu seçimler, yoksulluğa düşme riskini de önemli ölçüde artırmıştır. Ne yazık ki, cezaevinden tahliye edilenlerin yoksulluğa düşme olasılığındaki artışı nicelleştirmemizi sağlayacak hiçbir veri mevcut değil.24
Ülkemizde şimdiye dek daha fazla cezaevi inşa etmenin yararlı olduğunu kim söyleyebilir. Önemli olan adil yasal düzenlemelere uyum sağlamak üzere yoksulluğu azaltmak ve motivasyonu inşa edici kurumlara destek olmak öncelikli olmalı;25 ceza siyasetinin etkin olmadığı görülebilmeli, ceza siyaseti açısından işlevsel kriminoloji/sosyolojiye yönelinmelidir.

“Dünya, kötülük yapanlar yüzünden değil, kötülükleri izleyip hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.” Albert Einstein
Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel
-------------
1 Bkz. Donald Black-çatışma çözümü yöntemi Youtube; Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Şiddet-Sarmalı-Anatomisi - https://hukukihaber.net/Şiddetin-Bireysel-Toplumsal-Boyutu - https://hukukihaber.net/ŞİDDET-PSİKOLOJİSİ-Saldırganlığı-ve-Kökenlerini-Anlamak Ayrıca bkz. Ayhan Erbay. Türkiye Şiddet Haritası, İstanbul Kültür Üniversitesi-Adalet ve Suç Psikolojisi Laboratuvarı, 2024. Şiddet- Başkalarının bedenlerine, rızaları dışında, fiziksel ve manevi acı yaşatacak, aşırıya vardığında da ölüme götürecek biçimde dokunulmasıdır. İşte başkasına zarar vermek olarak görülen doğrudan şiddet, toplumsal adaletsizlikler sonucu insanlara zarar verilmesi ise yapısal şiddet olarak tanımlanıyor. Her ikisiyle ilişkili başka bir tür de kültürel şiddettir. Kültür oluşum araçları olan dil, ulusal öyküler, menkıbeler, şarkılar, değer yargıları, din, gelenekler ve benzeri kurumlar yoluyla doğrudan ve yapısal şiddeti meşru gösteren, kabul edilebilir hale getiren mekanizmanın kendisi kültürel şiddet olarak belirmektedir. Şiddet her biçimde pazar bulmaktadır. Şiddetsiz biçimde çözülen çatışkılar/ ihtilaflar kitle iletişim araçlarında yer alamazken, herhangi bir eylemde molotofkokteyli kullanılması haber olmaktadır. Ayrıca şiddet konusunda 0n antinomi için Bkz. Willem Schinkel. Aspects of Violence-A Critical Theory, Palgrave, 2010. s.15.
2 https://hukukihaber.net/Yoksulluk-ve-Şiddet - https://hukukihaber.net/Şiddet-psikolojisi , Christopher A. Sarlo. The Causes of Poverty, Fraser, 2019. Ayrıca bkz. Selçuk Şirin. Ya Adalet Ya Sefalet. Doğan Kitap 2023.
* Derin yoksulluk, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılayamayacakları sabit bir gelir eşiğini ifade eder.
3 M. Rauf Kesici. Yoksulluk Şiddet Döngüsünün Sosyal Politika Açısından, Çalışma ve Toplum, 2007/2. Ayşe Buğra. Kapitalizm Tarihi içinde Sosyal Politika: Yoksulluk, Çalışma ve Toplum, İletişim Yayınları, 2024. Yağmur Uzunırmak. “Yeni Nesil Çeteler”, Toplum Çalışmaları Enstitüsü. Y (1/12/2025): “İstanbul’da son dönemde ortaya çıkan çetelerin herhangi bir siyasal ideolojiyle, etnik veya dinsel grupla tam olarak tutarlı bir ilişki kurmadığını, tam aksine, daha çok yoksulluk, dışlanmışlık, düşük sosyal mobilite gibi ortak örüntülerin olduğu alanlarda ortaya çıktığını göstermektedir”.
4 Patrick F. Fagan. Şiddet Suçlarının Gerçek Temel Nedeni: Aile Yapısının Çöküşü Ekim 1995 | Cilt 24, Sayı 10 Imprimis The Real Root Cause of Violent Crime: The Breakdown of the Family October 1995 | Volume 24, Issue 10. Aykut Çalışkan. “Çocuk Suçluluğu, Aile Yapısı ve Öz Kontrol İlişkisinin Toplumsal Analizi” Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi Cilt.13, S..2, ss.523-543, 2026: “yüksek çocuk suçluluğunu etkileyen öz kontrol bileşeninin sosyo-ekonomik durum ve travma alt dinamiklerini içeren bireysel özellik faktörüyle ilişkili olduğunu göstermektedir (s.539). Sosyolojik mercek-Sosyolojik düşün yeteneğinin varlığını gösteren en önemli belirtken, karşılaşılan sorunları bireyin dar yaşam ortamının sorunları olarak gören anlayış ile bu sorunları toplumsal yapının kamusal sorunları olarak ele alan anlayış arasındaki farklılıktır. Toplumsal sorunlar/güçlükler, bireyin yöresel ortamını ve içsel yaşamını aşan sorunlardır. 10.000 nüfuslu bir ilçede adamın biri işsizse ve hiç “istihdam dışı” nüfus yoksa, bu kişisel bir sorundur. Yalnız, çalışabilir nüfusu 5 milyonu bulan bir ülkede 3 milyonluk bir kısmı “istihdam” dışı kalmışsa bu toplumsal bir sorundur. Ve çözümü için tek tek bireylerin olanakları, becerileri, karakterleri üzerinde durmamız yetmez. Çünkü bu olanakları oluşturacak toplumsal yapı iş görecek durumda değildir.
5 1984 Charles Murray. Sosyal hizmet ve refah devletine yönelik bir eleştiri. 1984 yılında Murray, en ünlü kitabı olan "Losing Ground" ı (Zemin Kaybı) yayınladı. Murray, "Yoksullukla mücadeleye giderek daha fazla para harcıyoruz ve yine de yoksulluk artıyor. Bu paradoksu nasıl açıklayabiliriz?" diye sordu. Murray, yoksulluğa yol açan davranışları cezalandırmayarak sosyal hizmetin ve sosyal yardım devletinin yoksulluğun nedenlerinden biri haline geldiğini savundu.
6 ATD Dördüncü Dünya – Oxford Üniversitesi, 2019.
7 Steven Spitzer “Toward a Marxian Theory of Deviance”, Social Problems, (1975), 22, pp. 638-51.
6 Bkz. Council of Europe.The Protection of Youth Against Physical and Moral Danger Strasbourg, 1990; Shaw, M. Gençlere Yatırım-Suçun Önlenmesi ve Mağduriyete Uluslararası Yaklaşımlar (Çev. İ.Uğurlu) Emniyet Genel Müdürlüğü Yayın no.426, Ank., 2007, s.26. Sosyologlar mevcut suçluluk teorilerini rafine ederken yenilerini de geliştirmektedirler. Sosyologlar nihayet suçu salt en yakın sosyal çevresel faktörlerle açıklanamayacağını anlamaya başladılar. Ek olarak, sosyologlar, biyoloji, psikoloji ve diğer teorilerdeki değişkenleri de göz önüne alma gereğini gördüler (Çoğulcu faktörler teorisi). Suçun tüm faktörler arasında var olan karmaşık ilişkiler dokusunda gelişen bir davranış olmasıdır. Kişisel vasıflar, örneğin zekâ, dürtüsellik ve huzursuzluk (diken üstünde olmak) bu türdendir (Yazarın notudur). Tepav yeni nesil çeteleri araştırdı: Hilmi Demir. Sokakların yeni efendileri: Yeni nesil çeteler, 2026.
9 Kişilerdeki sorunlu davranışlar ve suçlu davranış gelişimi ekseriya risk ve koruyucu faktörler arasındaki etkileşim işlevi olarak görülmektedir. Yalnız bir şeyin risk faktörü olması istenilmeyen sonucun kaçınılmaz olduğu anlamına gelmeyip; yalnızca, olasılık derecesi faktörün var olmamasından daha büyüktür. Risk ve koruyucu faktörler, istenilmeyen sonuçlar olasılığını değiştirmek üzere kendilerine odaklanılması için belirlenmelidirler. “Öğrendiğime göre; bugün 19 yaşındaki saldırgan Yunus Emre Geçti, Maltepe ve Ümraniye cezaevlerinde kalmış bir süre. İlk suç kaydı 2021. Yani, yasalara göre o tarihte “suça sürüklenen çocuk” kategorisindeymiş. O ilk suçları ise silah bulundurma, gasp ve cinsel saldırı. Bu suçlardan tutuklandı mı, henüz bilinmiyor”. Barış Pehlivan. “Size bunları anlatmıyorlar” Cumhuriyet (25/09/2024).
10 “Toplumsalın belirlediği arzular tetiklenmekte ve bu da tüfek ve tabancaların tetiklerinin çekilmeye başlamasıyla görünür hale girmektedir. Bu tür davranış ve suç işleme biçimlerinde yaptıklarını kendi arzuları sanan genç çocukların arzuları kültürel değerlerle birlikte oluşmaya başlamıştır. Bu gençler bu değerlere boyun eğmektedirler. Arzularını dışarıdan, toplumsal alanın yeni kültüründen alan genç delikanlılar, zaten hayattan fazla bir şey beklemedikleri için, hayata tutunma ve tırmanma aracı olarak suç örgütlenmelerini kendilerine yakıştırmaya başlamaktadırlar”. Ali Akay. “Duyguların yapısal oluşumu” T24 (27/09/2024). İskender Öksüz. “Mahallenin Namusu” Taraf (22/08/2025).
11 Mustafa T. Yücel. https://www.hukukihaber.net/yoksulluk-ve-siddet-iliskisi-poverty-and-violence-correlation
12 Bkz. Council of Europe.The Protection of Youth Against Physical and Moral Danger Strasbourg, 1990; Shaw, M. Gençlere Yatırım-Suçun Önlenmesi ve Mağduriyete Uluslararası Yaklaşımlar (Çev. İ.Uğurlu) Emniyet Genel Müdürlüğü Yayın no.426, Ank., 2007, s.26. Sosyologlar mevcut suçluluk teorilerini rafine ederken yenilerini de geliştirmektedirler. Sosyologlar nihayet suçu salt en yakın sosyal çevresel faktörlerle açıklanamayacağını anlamaya başladılar. Ek olarak, sosyologlar, biyoloji, psikoloji ve diğer teorilerdeki değişkenleri de göz önüne alma gereğini gördüler (Çoğulcu faktörler teorisi). Suçun tüm faktörler arasında var olan karmaşık ilişkiler dokusunda gelişen bir davranış olmasıdır. Kişisel vasıflar, örneğin zekâ, dürtüsellik ve huzursuzluk (diken üstünde olmak) bu türdendir (Yazarın notudur).
13 Adnan Binyazar. “Kutsal Adalet” Cumhuriyet 21/07/2023: “Kanada’da yaşlı bir adam ekmek çalmaktan tutuklanıp yargıç karşısına çıkarıldı. Adam suçunu kabul ederek hatasını şöyle açıkladı: Açlıktan ölecek kadar acıkmıştım!” Hâkim, adamı fazla konuşturmadan kararını bildirdi: “Sen hırsızlık yaptığının bilincindesin. Ben senin 10 dolar tazminat ödemene hükmediyorum. Ama bu parayı ödeyemeyeceğini bildiğim için senin yerine ben ödeyeceğim.” Duruşma salonunda herkes susuyor. Hâkim cebinden çıkardığı 10 doların, yaşlı adam adına hazineye yatırılmasına karar veriyor. Hâkim, davayı izleyenlerin şaşkın bakışlarının sürdüğünün ayrımına varınca yerinden doğruluyor, ödemesi gereken parayı neden kendisinin ödediğini açıklayarak oturumu kapatıyor: “Bu olayda hepiniz suçlusunuz. Her biriniz 10 dolar ceza ödemelisiniz. Çünkü sizler öyle bir şehirde yaşıyorsunuz ki yaşlı bir adam açlıktan hırsızlık yapmak zorunda kalıyor.” Hâkim, toplanan 480 doları yaşlı adama vererek olanları uyarıcı bir tümceyle kapatıyor: “Uygar insanların yaşadığı bir kentte yoksul görürseniz bilin ki kentin yöneticileri halkın malını çalıyor!” Ayrıca bkz. Şenol Kaluç “Suça sürüklenen çocuklar!..” Karar (3/12/2025): TÜİK verilerine göre ülkemizde suça sürüklenen çocuk sayısı 2020’de 112,2 bin iken 2024’de 202,8 bine ulaşmış. 2024’de bu çocukların %40,4’ü yaralama, %16,6’sı hırsızlık, %8,2’si uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak, satın almak, %4,6’sı tehdit suçlarına karışmış. Mağdur olan çocuk sayısında da benzer bir artış var. 2020’de 179,3 bin iken 2024’de 279,6 bine ulaşmış. Bu rakamlara okullarımızda öğrenciler arasında yaşanan şiddet olaylarının büyük çoğunluğu dahil değil. Okullarda çok ciddi yaralanma vb. durumlar olmadıkça işlenen suçlar adli mercilere yansımıyor. Sokaklardaki kamikaze suç orduları Timur Soykan, Murat Ağırel YouTube Ayrıca bkz. Kadına karşı şiddet ve cezasızlık kültürü.- Denizer Şanlı Altıntaş Altınbaş Üniv.Hukuk Fak. [email protected]
14 Murat Ağırel. “Emniyet’in uyuşturucu raporunda inanılmaz rakamlar” Cumhuriyet 18/10/2025: “2024 yılında 427 kişi madde bağlantılı nedenlerle hayatını kaybetti; bu ölümlerin %57.1’i çoklu madde kullanımı kaynaklı. Ve 6’sı 15-18 yaş aralığında. 14 yaşında... O yaşta bir çocuk kalem tutar, hayal kurar, defter taşır, sokakta top oynar, bilgisayarda araba yarışı oynar. Bu tablo, kimyasal bir yoksulluk haritasıdır. Türkiye ekonomik olarak yoksullaştıkça bu bataklığa saplanıyor”.
15 Akif Beki. “Demokrasi ve hukuk açığına yoksulluk nafakası” Karar (22/11/2025): Bakanlık verilerine göre, 2024’te devletten düzenli sosyal destek, yardım alan hane sayısı 4 buçuk milyon civarında. 3 buçuk milyon hane ise aşırı yoksul. Destek almazsa aç, soğukta ve karanlıkta kalacak aileler. Yemek, ısınma, aydınlatma için devlet desteğine muhtaçlar. Ayrıca bkz. Murat Muratoğlu. “Saatli bomba işsizlik! Tik tok tik tok…” Nefes (31/07/2025).
16 Mahkumiyeti kesinleşmiş 1312 adam öldürme suçunun (TCK 81 md) %31’inde(415) haksız tahrik maddesi (TCK 29) uygulandığı saptanmıştır (2009). Tahrik gerekçesini de çoğu kez “sövme, basit müessir fiil, tehdit, trafik kuralını ihlal, alacak-verecek meselesi ve sarkıntılık gibi basit nedenler oluşturmaktadır.
17 Bkz. T. Demirbaş. Ceza Hukuku-Genel Hükümler Seçkin, Ank., 2006, ss.400-403. “Öfkeyle kalkan zararla oturur” veya “Keskin sirke küpüne zarar verir” atasözlerinde yer aldığı üzere öfke yanlış kullanıldığında olumsuz sonuçlara davetiye çıkaran bir olgu iken, “Öfke baldan tatlıdır” atasözü de baskılanmayan/dışa vurulan öfkenin olumlu yanına işaret etmektedir. Ayrıca bkz. Aristoteles, Retorik, YKY,1995, s.73.
18 R.W.Novaco. “Anger and coping with stress” Cognitive Behavior Therapy (Ed.J. P. Foreyt ve D.P.Rathjen) New York:Plenum, 1978; algısal tepki, inançlar ve beklentiler biçimindeki algının, affect ve davranış oluşumunda nedensel bir rolü olduğu varsayımına dayalıdır. Ayrıca bkz. D.Greenberger ve C.A.Padesky. Evinizdeki Terapist (Mind Over Mood), Altın Kitaplar, 2013. “O leke sürmeler, şu bir yığın adamın çekemezliği yok mu, nice nice kişilerin yok olmalarına yol açtı, daha da açar elbet.” Eflatun. Sokrates’in Savunması.
19 Bkz. T. İçli, A.Öğün ve N.Özcan. Türkiye’de Kadına Karşı Şiddet ve Kadın Suçlulu- ğu (Kadının Statüsü ve Sorunları Gn. Md.lük Yayını, Bizim Büro Basımevi) Ank., 1995; 15 bin kadın üzerinde yapılan araştırma sonuçları için bkz. “Şiddet gören kadınların % 89’u susuyor” HT (5/07/2015) s.4. R. Keleş ve A. Ünsal. Kent ve Siyasal Şiddet, Ank., 1982.
20 “İntikam almaya gidiyorsan iki tabut hazırla git.”
22 Mustafa T. Yücel. https://www.hukukihaber.net/akil-hastaligi-ve-siddet-mental-illness-and-violence
23 TÜİK’e göre 2023’te 7 milyon çocuk (%31,3) yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Medyan gelir ölçütü kullanıldığında bu oran 2022’de %42,4’e çıkıyor. Yoksulluk en çok küçük yaşları etkiliyor: bebeklerde oran %41,4, 3–14 yaş grubunda %43,8. Türkiye’de ise çocukların %31,9’u yoksulluk koşullarında. Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalaması yüzde 12,4. Türkiye OECD üyeleri arasında %22.4 ile çocuklarda yoksulluğun en yüksek olduğu ikinci ülke.
24 Nazlıcan Özkan Ordulu. “Mahallesine geri sürüklenen çocuk” T24 (22/01/2026): “Çocuk, infazı tamamlandığında nereye çıkacak? Hangi topluma entegre olacak, neye dönecek? Islah olmasını beklediğimiz kişi, mahallesini ıslah olmuş bulacak mı? Aynı yoksulluk, aynı akran grubu, eğitimden kopukluk. Suçun ortaya çıktığı o aynı mahalle”. “Dijital gettoların kontrolsüz doğası, gençlerin toplumsal normlardan yalıtılmış, yankı odalarına sıkışmış ve denetimden azade bir “habitus” içerisinde sosyalleşmesine neden olan yapısal bir tehdit unsuru taşımaktadır”. Özkan Yıldız. “Toplum çocuklarını neden koruyamaz?” Cumhuriyet (29/01/2026).
25 Ayrıca bkz. John Braıthwaite. Macrocriminology and Freedom, 2021: Suçla mücadele konusundaki temel prensipleri, özgürlüğü inşa etmek, gücü dizginlemek, insanları yoksulluktan kurtarmak ve her türlü tahakkümü azaltmaktır.





