TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ö.A. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/24104)

Karar Tarihi: 6/5/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Volkan SEVTEKİN

Başvurucu

:

Vekili

:

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; arsa sahibi tarafından yüklenici aleyhine açılan sözleşmenin feshi davasında, yükleniciden temlik alınan kişisel hakka dayalı olarak ferî müdahil olarak yüklenici yanında davaya katılan kişinin dayandığı sözleşmenin geriye etkili şekilde feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

A. Uyuşmazlığın Arka Planı

2. Arsa sahibi E.A. ile yüklenici G. İnş. … Ltd. Şirketi arasında Kartal 3. Noterliğinde 23/9/2005 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlenmiştir. Ümraniye ilçesi, Taşdelen, 865 parsel numaralı taşınmaz üzerine yüklenici şirket tarafından A tipi 11, B tipi 22, P tipi 22, C tipi 6, D tipi 8 olmak üzere toplam 69 tripleks villa ile 36 normal daire yapılacağı, yapılacak inşaatın %30’unun arsa sahibine, %70’inin de yükleniciye ait olacağı ve sözleşmede belirtildiği şekilde paylaşılacağının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.

3. Arsa sahibi 15/12/2006 tarihinde yüklenici şirket aleyhine 23/9/2005 tarihli sözleşmenin feshi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde; 30/6/2006 tarihinde arsa sahibine teslimi öngörülen 19 villanın teslim edilmediği gibi 16 adet normal dairenin de teslimi öngörülen 30/8/2007 tarihinde yüklenici tarafından bitirilip teslim edilme imkânı olmadığı vurgulanmıştır. Birleştirilen davada ise yüklenici şirket; arsa sahibi aleyhine açtığı tapu iptali ve tescil davasında, arsa sahibi adına kayıtlı tapu kaydının %70 hissesinin iptali ile adına tesciline karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

4. Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18/1/2008 tarihli kararıyla alınan bilirkişiler kurulu raporuna dayanılarak arsa sahibi davacıya bırakılacak dairelerin tamamlandığı, ortak yerlerin bir kısmının eksik kaldığı, bu aşamada fesih davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir. Birleştirilen davada ise arsa sahibi adına kayıtlı tapunun %70 hissesinin iptaliyle davacı yüklenici şirket adına tapuya tesciline, P tipi 13 ve A tipi 2 adet villanın ve kararda yazılı dairelerin arsa sahibine ait olduğunun tespitine, bunun dışında kalan tüm villa ve apartman dairelerinin davacı şirkete ait olduğunun tespitine, 886.666,94 YTL tutarındaki teminat mektubunun paraya çevrilerek arsa sahibi E.ye ödenmesine karar verilmiştir.

5. Anılan kararın davacı-birleştirilen dava davalısı arsa sahibi tarafından temyizi üzerine hüküm Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin (Yargıtay Dairesi) 21/10/2009 tarihli kararı ile bozulmuştur. Kararın gerekçesi şöyledir:

“…Yukarıda da açıklandığı üzere asıl dava yüklenicinin, edimini zamanında yerine getirmemesi, proje değişikliği yapmak suretiyle davacıya %30 inşaat alanından daha az yapı vermeye kalkışması, yapıların yerini değiştirip davacıya ait inşaatın değerinin azaltılması, sözleşmeden daha fazla yapıya kavuşma amacıyla hareket etmesi gibi iddialarla açılmış, karşı davada ise sözleşme uyarınca yükleniciye devri gereken %70 tapu payının iptal ve tescili istenmiştir. Mahkemece hükme esas alınan raporda her ne kadar inşaatın davacıya ait bölümlerinin tamamen bitirildiği ortak alanlarda noksan işler bulunduğu ve bunun bedelinin davacı arsa sahibine ödenmesi gerektiği sonucuna varılmış ise de davacı ile davalı yüklenici için yapılacak inşaat 865 nolu parsel üzerinde olup, bu parselde yapılan tüm inşaatın davanın açıldığı tarih itibariyle %35.8153, davanın aşamasında ise %50.2121 seviyesine getirildiği anlaşılmaktadır. Davalı yüklenici inşaatı, kendisine ait bölümler de dikkate alınarak tamamen bitirmedikçe ve ortak alanlardaki noksanlıkları da tamamlamadıkça iskân ruhsatı alamayacağına göre inşaatın teslime hazır hale getirilmediği ortadadır. Bu nedenle öncelikle mahkemenin inşaat seviyesinin tamam olup bu aşamada fesih istenemeyeceğine dair gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. O halde mahkemece mahallinde yeniden keşif yapılarak inşaatın tüm seviyesi dikkate alınarak yüklenicinin inşaatı teslime hazır hale getirip getirmediği belirlenmelidir.

Diğer yandan davacı, davalının, arsa sahibinin %30’luk paylaşım oranını değiştirecek, arsa sahibine ait bölümlerin değerini ortadan kaldıracak ve kendisine yarar sağlayacak biçimde proje değişikliği yaptığını ileri sürdüğünden bu konularda da bilirkişiden görüş alınıp, proje değişikliğinin sözleşmenin feshini haklı kılacak derecede ve iyiniyet kurallarıyla bağdaşıp bağdaşmadığı, bu değişikliklerin sözleşmenin feshi için haklı neden oluşturup oluşturmayacağı da değerlendirilmelidir. Yine, fesih davası bir kısım bağımsız bölümler yönünden erken açılmış ise de kalan sürede inşaatın tamamlanıp tamamlanamayacağı, dava tarihinde ve aşamadaki inşaat seviyeleri de gözetilerek takdir olunmalıdır.

Keza davacının proje tadilat nedeniyle D tipi 3, 4, 5, 6 nolu villaların yapımının imkânsız hale geldiği yolundaki iddiaları değerlendirilip, gerçekten de tadilat nedeniyle yapım imkânı kalmamış ise tadilat hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilmelidir.

Mahkemece oluşturulan kararda, davacı arsa sahibine verilmesi gereken bölümler açıkça yazılmış olduğu halde yükleniciye bırakılan bölümlerin neler olduğu, kaç adet olduğu açıklanmamış bu haliyle taraflara verilen hak ve borçların içeriği belirlenmemiş, muğlak bir karara varılmıştır. Böyle bir kararın öncelikle infaz kabiliyeti de bulunmamaktadır. Mahkeme kararının denetlenebilmesi için yükleniciye verilecek bölümlerin yerleri numaraları, villa mı daire mi, ortak alan mı ticaret alanı mı olduğu saptanıp tüm arsadaki paylar değerlendirilip %30-%70 oranını tutup tutmadığı da açıklanıp her bölüme ne pay verildiği de gözetilip infazı kabil bir karar oluşturulmalıdır. Tüm bu incelemeler yapılırken sözleşmedeki (1 nci maddede yer alan toprak sahibi [E.A’a] verilecek imalâtlar başka yapılmış ve yapılacak ayrıca plan ve proje tadilatı ve ruhsat değişikliği nedeniyle inşaat m2’lerindeki artış ve ek imalâtlardan toprak sahibi [E.A.] hiçbir hak talep etmeyeceğini kabul ve taahhüt eder, ayrıca yapılacak imalâtlar yükleniciye ait olacaktır) hükmü de inşaattaki plan ve proje tadilatları karşısında değerlendirilip, tadilatların tarafların hak ve menfaatleri gözetilerek yapılıp yapılmadığı ve tadilat yapılırken hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı, örneğin tadilat yoluyla arsa sahibine ait bölümlerin değerinin azalmasına neden olunup olunmadığı, D tipi 3, 4, 5, 6 nolu villaların villa mı yoksa dubleks daire mi olduğu etraflıca araştırılıp, tadilat yoluyla bu bölümlerin yapım imkânının yok edilip edilmediği, tadilat yoluyla yüklenicinin sözleşmedeki amacı çok aşan fazla sayıda bölüme sahip olup olmayacağı, kısaca tadilatların hakkaniyet ve sözleşme hükümleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı değerlendirilmelidir.

Diğer yandan, çevre düzenlemesi yapılmamış, iskân ruhsatı alma aşamasına getirilmemiş, vergi sigorta ilişkisi bulunup bulunmadığı sorulmamış bir inşaatın noksanları için, tapuda pay tenkisi yapılması, yani bu noksanlar tamamlanmadıkça isabet edecek miktarda bölümün teminat olarak tutulup, gerektiğinde yükleniciye bu işleri ikmâl için süre verileceği yerde teminat mektubu alınarak birlikte ifa kararı verilmesi de kabul şekli itibariyle doğru olmamıştır.

Yine davacı [E] hakkında yapılan icra takibinin, bu davayla ilgisi, takip konusu para karşılığında, takip yapana devredilmesi gereken tapulu yerin dava konusu yerle ilgisinin bulunup bulunmadığı, icra takibi yapılmakla sözleşmeden dönmenin amaçlanıp amaçlanmadığı üzerinde de durulmalıdır.

Belirtilen nedenlerle verilen eksik incelemeye dayalı karar hüküm tesisine yeterli bulunmadığından mahkemece mahallinde yeni bir bilirkişi heyetiyle keşif yapılıp tüm inşaatın seviyesi sözleşmenin imzalandığı tarihteki yerleşim planı, plan ve projelere göre tüm inşaatta yapılabilecek bölüm ile plan proje tadilatları yoluyla tarafların kazandıkları veya kaybettikleri haklar, davanın erken açılıp açılmadığı, tadilatların feshi haklı kılıp kılmayacağı, tadilat yapılarak yüklenici şirketin ne gibi yararlar sağladığı, kalan sürede inşaatın tamamlanıp tamamlanamayacağı, inşaatın yasalara ve imâr mevzuatına, plan ve projesine uygun olup olmadığı, tüm dosya kapsamı, sözleşme ve ekleri değerlendirilerek asıl ve birleşen dava karara bağlanmalıdır.

Mahkemece bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bozulması uygun bulunmuştur.”

6. Bozma sonrası yapılan yargılama sonucu Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/11/2012 tarihli kararıyla asıl davanın reddine, birleştirilen davanın ise açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…Mahkememizce bozma kararına uyularak yargılamaya devam edilmiş, bu bağlamda, 01/06/2010 günü mahallinde yeni bilirkişi heyeti ile birlikte keşif yapılmış olup, Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyeleri, Ümraniye tapu kadastro müdürlüğünden harita ve kadastro mühendisi ile İ.Ü. öğretim üyesinden görüşlerini içeren raporlar alınmıştır.

İÜ Hukuk Fakültesinden Hukukçu yapılan taraflar arasında inşaat sözleşmesinin fesh edilmesi doğrultusunda rapor düzenlemiş ise de bu tür raporun mahkeme hakimini bağlamayacağı hukukçu bilirkişinin mahkeme hakimine yol gösterici, mahkeme hakimi yerine geçerek karar niteliğinde düzenleyemeceği gibi mahkeme hakiminde hukukçu olmasından dolayı bu tür raporlara itibar edemeyeceği HMK düzenleme gereğidir.

İnşaatın tüm seviyesi dikkate alınarak yüklenicinin inşaatı teslim hale getirip getirmediği, inşaatların kalan sürede tamamlanıp tamamlanmayacağı konusu incelenmiş olup; teknik bilirkişilerden kadastro mühendisi [R.B.]'nin 23/06/2010 tarihli raporunda belirttiği üzere dava konusu 865 nolu parselin sözleşmenin imzalandığı 23/09/2005 tarihindeki toplam inşaat alanının 50325 m2 olduğunu, sözleşme ekindeki projenin 30848 m2 olduğunu ve daha kullanılabilecek 19477 m2 inşaat alanının bulunduğunu tespit etmiştir. Taraflar arasında 23/09/2005 tarihli sözleşmeye göre sözleşme ekindeki 30848 m2 inşaat alanlı proje için teslim tarihi 30.08.2007 'dir. Bu duruma göre verilen 23 aylık inşaat süresinin 30.848 m2 inşaat alanı için verildiği açıktır. Taraflar arasındaki sözleşmenin 2. maddesinde yapılacak plan ve proje tadilatı nedeniyle inşaat m2'lerindeki artış ve ek imalatların yükleniciye ait olacağı ve arsa sahibinin hiçbir hak talep etmeyeceğinin kararlaştırı[ldı]ğı sözleşmeden anlaşılmaktadır. Arsa sahibi proje tadilatını yapması ve kat irtifaklarını da kurabilmesi yetkilerini de içeren vekaletnameyi yüklenici firmanın yetkilisine sözleşmeden 3 gün sonra 26/09/2005 tarihinde vermiştir. Daha önce kullanılmayan 19.477 m2'lik inşaat alanının eklenmesi suretiyle 13/03/2006 tarihinde proje tadilatı yapılmış ve toplam inşaat alanı (30.848 +19.477) 50.325 m2'ye çıkmıştır. Dolayısı ile inşaat kapasitesinde meydana gelen bu artış nedeniyle yükleniciye ek süre verilmesi gerekmekteydi. Buna göre arsa sahibi 30/08/2007 tarihini beklemeden ve daha sonra inşaat alanındaki ek imalat artışını (19477 m2) göz önüne alarak ek süre vermeden hatta ifa süresinin dolmasına 8,5 ay varken 15/12/2006 tarihinde sözleşmenin feshi talebi ile davayı erken açmıştır. Bu nedenle fesih davası ile karşılaşan yüklenici dava sonuçlanıncaya kadar inşaatı devam etmeye zorlanamaz. Bozma ilamındaki muhalif üye [R.Y.]'ın karşı oy gerekçesi de bu yöndedir.

Tüm arsadaki payların değerlendirilerek %30-%70 oranının tutup tutmadığı, her bölüme ne pay verildiği de gözetilerek açıklanmasının gerektiği, tadilat yapılırken hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı, arsa sahibine ait bölümlerin değerinin azalmasına neden olup olmadığı konusu incelenmiş; teknik bilirkişi raporunda sözleşme ekindeki 30848 m2 inşaat alanlı projenin her bölüm için arsa payı verilmek suretiyle incelenmiş ve %30 arsa sahibi-%70 yüklenici oranları doğrulanmıştır. Yine raporda sözleşmeden sonraki ek imalatın sözleşme içeriğine göre yüklenici lehine değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan son durum da %30-%70 oranının tutmasının matematik kuralları gereği mümkün olmadığı, proje tadilatı sonrasında (sözleşme gereği ek imalat yükleniciye bırakıldığından) arsa sahibinin payı %20, yüklenicinin payı %80 olmuştur. Bu durum gerek harita bilirkişisinin raporunda ve gerekse akademisyen bilirkişilerin raporunda açıkça belirtilmiştir. Ancak teknik raporlarda detaylı olarak belirtildiği gibi arsa sahibine ait olan bağımsız bölümlerin adetleri ve nitelikleri aynı olduğundan, elde ettiği değerde bir eksilme söz konusu olmadığından herhangi bir hak kaybı da söz konusu olmayacağı kanaatine varılmıştır.

Diğer yandan dosya içerisinde bulunan evraklardan arsa sahibinin gerek 2005 yılında dava konusu sözleşmeyi imzalarken ve gerekse daha önce diğer iki müteahhit ile yaptığı sözleşmeler sırasında imar durumuna göre arsa emsalinin 1,2 azami inşaat alanının 50.325 m2 olduğunu bilmesinin gerektiğinin, dava konusu parselin imarının 1995'ten sözleşmenin imzalandığı tarihe kadar, hatta tadilat projesinin yapıldığı 2006 yılı da dahil hiç değişmediği anlaşılmıştır. Davacı inşaat sözleşmesinden anlaşılacağı üzere 30848 m2'lik projenin haricinde daha kullanılacak 19477 m2 ek inşaat alanını kapsayan ek imalatları yükleniciye bırakmış ve bu ek imalattın hiçbir hak talep etmeyeceğini kabul etmiştir. Nitekim proje tadilatı ve diğer kapsamlı yetkileri de içeren vekaletnameyi sözleşmeden 3 gün sonra yükleniciye vermiştir. Bu konuya baştan itibaren vakıf olduğu ve proje değişikliğine muvafakat ettiği dosyada bulunan sözleşmedeki ‘... Belediyeden alınacak ek izinler dahilinde yapılacak yeni konutların tamamı...’ ‘...ve ayrıca 2.etapta yapılacak yüksek katlı bloklardan...’ ifadelerinden anlaşılmaktadır. Bu durumlardan da yüklenicinin proje tadilatını yaparken herhangi bir hakkı kötüye kullanmadığı kanaati oluşmuştur.

D tipi 3,4,5,6 nolu bölümlerin villa mı yoksa dubleks dairemi olduğunun etraflıca araştırılarak tadilat yolu ile bu bölümlerin yapım imkanının yok edilip edilmediği hususunda yapılan incelemede; D tipi 3,4,5,6 nolu bölümlerin, dosyada bulunan Taşdelen belediyesinin 03/04/2007 tarihli yazısından, arsa sahibinin 29/03/2006 ve 31/08/2006 tarihli yükleniciye çektiği ihtarlardan, 01/09/2005 tarihli taraflar arasında yapılan ön sözleşmede dubleks daire olduğu belirtilmiş ve teknik bilirkişilerde raporlarında D tipi bağımsız bölümlerin dubleks daire olduğunu açıkça tespit etmişlerdir. Ayrıca arsa sahibine verilecek olan D tipi bölümlerin villa olmaması nedeniyle, nitelik itibariyle bir değişiklik söz konusu olmadığından yapım imkanının yok edildiğinden bahsedilemeyeceği kanaatine varılmıştır.

Tadilat yoluyla yüklenicinin sözleşmedeki amacı çok aşan sayıda bölüme sahip olup olmayacağı, kısacası tadilatların hakkaniyet ve sözleşme hükümleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı yönünden yapılan incelemede; tadilat sonrasında ortaya çıkan durumun bağımsız bölüm adetlerine göre değil, taraflara düşen bağımsız bölümlere isabet eden arsa paylarına göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi taraflara düşen bağımsız bölümlerin toplam hisse oranları %20-%80'dir. Arsanın mevcut imarının 1995 yılından yüklenicinin tadilat yaptığı 2006 yılına kadar değişmemiş olduğu dosyada mevcut delillerden anlaşılmış olup, yüklenicinin arsa sahibinin bilgisi dışında herhangi bir fazla hak elde etmediği, yaptığı proje tadilatı ile sözleşme esnasında kullanılmayan 19.477 m2'lik ek imalatı da ekleyerek projeye dahil ettiği anlaşılmıştır. Bu sebeplerden dolayı yapılan proje tadilatının hakkaniyet hükümlerine ters düşmediği kanaatine varılmıştır. Sözleşmede yapılacak olan ek imalatların yükleniciye ait olacağı açıkça kararlaştırıldığından ve tadilat projesini yapabilmesi için yükleniciye sözleşmeden sonraki bir tarihte vekaletname verildiğinde dolayı da sözleşme hükümlerine de aykırı bir durum olmadığı anlaşılmıştır.

… davalı - karşı davacı [G.] İnşaat Yapı Malz. San. Tic. Ltd. davasının daha önceleri takip edilmeyerek atiye bırakıldığından ve yenilenmesi yapılmadığından HMK. 150. maddesi uyarınca işlemden kaldırılmasına ve açılmamış sayılmasına, davacı [E.A.]'ın davalı [G.] İnşaat Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açtığı sözleşmenin iptali talebinin unsurları oluşmadığından ve davanın erken açılması sebebiyle yine özellikle inşaat teknik bilirkişilerin raporlarında da olduğu üzere yerinde görülmediğinden reddine karar vermek gerekmiştir.”

7. Anılan kararın asıl dava davacısı arsa sahibi ve bir kısım müdahale talep edenler tarafından temyizi üzerine hüküm; Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin (Daire) 26/9/2014 tarihli kararı ile davaya müdahale talebinde bulunanların taleplerinin kabul edilerek yargılamaya devam olunması gerekirken müdahale taleplerinin reddinin usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma nedenine göre, asıl davada davacı/birleştirilen davada davalı E.A.nın ve müdahale talep eden üçüncü kişilerin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmediği belirtilmiştir. Asıl davada davalı yüklenici şirket ve katılma yollu davacı arsa sahibinin karar düzeltme talepleri de Dairenin 15/12/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

B. Başvurucunun Ferî Müdahil Olarak Davaya Kabulünden Sonraki Süreç

8. Bozma sonrası yeniden yapılan yargılamada davacı, arsa sahibinin maliki olduğu taşınmaz üzerine davalı yüklenici şirket tarafından inşa edilecek konutlardan satın aldıklarını belirten aralarında başvurucunun da bulunduğu 14 kişi 29/5/2017 tarihli dilekçeyle davalı yüklenici şirket yanında ferî müdahale talebinde bulunmuşlar ve davacı arsa sahibinin sözleşmenin feshi davasının reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Mahkemece 30/5/2017 tarihli duruşmada ferî müdahillik taleplerinin kabulüne karar verilmiştir.

9. Yargılama sonucunda İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Mahkeme) 6/2/2018 tarihli kararıyla asıl davanın kabulü ile taraflar arasında düzenlenen Kartal 3. Noterliğinin 23/9/2005 tarihli “Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin” geçmişe yönelik olarak feshine, birleştirilen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"…Öncelikle, davalı yüklenicinin 13/03/2006 tarihli tadilat projesi ile sözleşmedeki %30-%70 olan oranı, davacı aleyhine %20-%80 oranına dönüştürdüğü ihtilafsızdır. Sözleşmede imar değişikliği durumunda yapılacak binadan davacı arsa sahibinin hak talep edemeyeceği düzenlenmiştir. Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere sözleşmeye konu parsel ile ilgili herhangi bir imar değişikliği olmamasına rağmen tadilat projesi ile emsal:1.00 alınarak yapılmış eski proje, emsal:1.20 ve ticarethane + konut olarak tadil edilmiştir. Bu tadilat projesi ile sözleşmede davacıya ait olması gereken D tipi 3,4,5,6 nolu yapıların yapılmasının imkansız hale geldiği bilirkişiler tarafından belirtilmiştir. Taraflar tarafından yeni tadilat projesi yapılması teklifi de yapılmamıştır. Bu itibarla projede D tipi 3,4,5,6 nolu binaların yapımının imkansız hale geldiği açık olduğundan, bu husus tadilat hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca sözleşmede açıkça, D tipi yapıların ‘villa’ olduğu belirtilmiştir. Davalı ise bu yapıların villa değil kat dubleksi olduğunu iddia etmiş, bilirkişilerce de sözleşmede düzenlendiği kısma göre kat dubleksi olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünülmüştür. Ancak davalı şirket, inşaat alanında faaliyet gösteren ve basiretli olması gereken bir şirkettir. Bu itibarla sözleşme düzenlenirken, kullanılan kelimelere dikkat etmesi gerekirdi. Sözleşmede açıkça, davacıya verilmesi gereken D tipi konutların villa tipi olması gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle, davacıya verilmesi gereken D tipi konutların villa olarak kabul edilmesi gerekebilir. Kaldı ki, gerek zemin + 1.kat dubleksi olarak ve gerekse villa olarak yapımının, tadilat projesi ile imkansız hale geldiği de açıktır. Bu itibarla arsa sahibine teslimi gereken D tipi 3,4,5,6 nolu yapıların ve yüksek katlı binalardan 16 adetinin tesliminin ve ortak alan yönlerinden, (ortak alanlarda %85 oranında eksiklik bulunduğu gözönüne alınarak) BK'nun 358. maddesi gereğince erken temerrüt koşullarının da oluştuğu anlaşılmıştır. (Ayrıca, sözleşmede belirtilen teslim tarihine kadar eksikliklerin tamamlanamayacağı da bilirkişilerce belirtilmiştir). Diğer yandan tadilat projesi ile ilk projede olan ortak alandaki havuzun yıkılarak bina alanı haline getirilmesi, tadilat projesi ile sitenin yoğunluğunun arttırılarak ortak kullanım alanlarının azalması ve site yaşamının güçleşmesine yol açtığı gibi kat ilavesi hariç bina yoğunluğunun arttırılması (bu durumda tüm bağımsız bölümlerin değerinin azalacağının tartışmasız olduğu gibi) ve bu suretle davacının hissesinin %10 gibi bir rakam kadar azalmış olması gözönüne alındığında bu hususların hakkaniyet kuralı ile bağdaşmadığının, tadil hakkının kötüye kullanıldığının kabulü gerekmiş ve böylece sözleşmenin feshi gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır.

Bilindiği üzere, bu tip sözleşmelerde geleceğe yönelik fesih hususu ancak %85'in üzerindeki bitmiş olan inşaatlar için söz konusudur. Olayımızda ise inşaatın halen ortak alanlar ile birlikte dava açılırken %35,82 oranında, daha sonra düzenlenen ek raporda ise %50,21 olarak belirtilmiştir. Bu oran davacı arsa sahibi yönünden katlanılabilir bir oran değildir. Bu itibarla sözleşmenin geçmişe yönelik feshine karar vermek gerekmiştir.

Davalı yüklenici tarafından, sözleşmeden sonra, proje üzerinden, inşaatlar tamamlanmadan ve bir kısmına başlanmadan, harici veya noterce yapılan satış sözleşmeleri ile feri müdahiller ile feri müdahale talebinde bulunmayan üçüncü kişilere, bağımsız bölümler satılmıştır. Bu hali ile bu kişilerin mağdur oldukları açıktır. Bu duruma, proje aşamasında satış yapan, tadilat projesi yaparak, sözleşmedeki oranı %80' e çıkartan, ortak yerleri azaltan davalı, bu satışlara sözleşme vs yollar ile engel olmayan davacı ve proje üzerinden henüz bitmeyen daireler satın alan feri müdahiller de kusurludur."

10. Anılan kararın davalı yüklenici şirket ve aralarında başvurucunun da bulunduğu ferî müdahiller tarafından temyizi üzerine Yargıtay Dairesinin 13/6/2019 tarihli kararı ile bir kısım ferî müdahillerin temyiz isteminin feragat nedeniyle reddine, davalı yüklenici şirket ile aralarında başvurucunun da bulunduğu bir kısım ferî müdahiller yönünden ise mahkemece uyulan bozma ilamı gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir.

11. Bu karara karşı davalı yüklenici şirket ile aralarında başvurucunun da bulunduğu bir kısım ferî müdahillerin karar düzeltme talebi de Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 23/3/2021 tarihli kararıyla reddedilerek anılan mahkeme kararı kesinleşmiştir.

12. Başvurucu, nihai kararı 16/4/2021 tarihinde öğrenmiş; 17/5/2021 tarihinde süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyeti hakkında 5/6/2024 tarihinde başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmiş; başvurucunun diğer ihlal iddiaları yönünden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

13. Başvurucu, inşaatın bitme oranları yeniden tespit edilmeden ayrıca arsa sahibi ve yükleniciye düşen blok ve bağımsız bölüm numaraları belirlenmeden karar verilmek suretiyle bozmaya uygun karar verilmediğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir konuda bilirkişi görüşüne başvurulmasının ve hâkim yerine geçecek şekilde rapor düzenleyen hukukçu bilirkişi raporunun esas alınmasının kanuna aykırı olduğu gibi hükme esas alınan hukukçu bilirkişi raporunun şaibeli olduğunu ve diğer bilirkişilerle birlikte heyet hâlinde rapor vermesi gerekirken hukukçu bilirkişinin ayrı şekilde rapor vermesinin hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu, sonuç olarak eksik ve hatalı inceleme ve değerlendirme sonucu karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

14. Başvurunun bu kısmının adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmesi uygun görülmüştür.

15. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013).

16. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açıkça keyfî ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).

17. Somut olayda Mahkeme, arsa sahibi tarafından yüklenici şirket aleyhine açılan sözleşmenin feshi davasında sözleşmenin geçmişe yönelik olarak feshine karar vermiştir. Mahkemenin bilirkişi raporları kapsamında yaptığı değerlendirme sonucunda karar gerekçesinde; sözleşmeye konu parsel ile ilgili herhangi bir imar değişikliği olmamasına rağmen tadilat projesi ile sözleşmede arsa sahibine ait olması gereken bir kısım yapıların yapılmasının imkânsız hâle gelmesi, ortak alanlarda %85 oranında eksiklik bulunması ve 16 adet normal dairenin tesliminde temerrüt koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir. Ayrıca bilirkişilerce yapılan tespite göre sözleşmede belirtilen teslim tarihine kadar eksikliklerin tamamlanamayacağının da belirtildiği ve diğer yandan tadilat projesi ile sitenin yoğunluğunun arttırılarak ortak kullanım alanlarının azalması hususları hep birlikte değerlendirilerek inşaatın arsa sahibince katlanılabilir bir oranda yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır (bkz. § 9). Mahkeme kararı kanun yolu incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

18. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği, ilgili mevzuatı yorumlamak yargı mercilerinin görevi olup Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğidir (Şeyma Kayaoğlu [2. B.], B. No: 2014/5491, 5/7/2017, § 53). Bu kapsamda bilirkişi raporlarının değerlendirilmesi ve bu değerlendirmeye göre ilgili hukuk kuralları uyarınca sözleşmenin feshi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine karar vermek, Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, mahkemelerce yapılan yorumların Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkına etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir.

19. Bu itibarla; Mahkemece sonuca hangi nedenle ulaşıldığının başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçe sunulmuştur. Mahkeme ve Yargıtay Dairesinin yaptığı değerlendirmeler hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasına yönelik olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir unsur içermediği anlaşılmıştır. Bu kapsamda başvuru konusu olayda başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların mahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve hukuk kurallarını yorumlamasına ilişkin olduğu, mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

20. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucu, yargılama aşamasında sunulan uzman raporunun (özel bilirkişi raporunun) mahkemece alınan bilirkişi raporlarıyla çeliştiğini ve bu çelişki giderilmeden karar verildiğini ifade etmiştir. Bu nedenle, yerleşik içtihatların aksine uzman raporunun dikkate alınmaması ve gerekçeli kararda değerlendirilmemesi ayrıca talep ve itirazlarının Yargıtay Daireleri kararlarında da karşılanmaması suretiyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

22. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

23. Bunun yanında gerekçeli karar hakkının yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamayacağını belirtmek gerekmektedir. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararın niteliğine göre değişebilir. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

24. Somut başvuruda başvurucu, uzman raporunun yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarıyla çeliştiği ve çelişki giderilmeden karar verildiği iddiasını soyut bir şekilde ileri sürmüştür. Başka bir ifadeyle, mahkemenin kararına dayanak yaptığı bilirkişi raporları ile uzman raporunun çelişen esaslı -davanın sonucuna etkili- hususlarının neler olduğu somut bir biçimde ortaya konulmamıştır. Bu itibarla başvuru konusu uyuşmazlıkta, sözleşmenin feshi davasının kabulüne ilişkin Mahkeme karar ve gerekçesinde -dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde değerlendirme yapılarak- hukuki nedenleri gösterilmek suretiyle hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararlarda mahkeme gerekçesi benimsenerek, değerlendirme konusu mahkeme hükmü ve gerekçesinin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal bulunmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.

25. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Eksik Harç Tamamlanmadan Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

26. Başvurucu, davacı arsa sahibi tarafından dava değeri üzerinden eksik harç tamamlanmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin yargılama mercilerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17; Bayram Gök [2. B.], B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).

28. Somut olayda, arsa sahibi tarafından açılan sözleşmenin feshi davasında davalı yüklenici yanında ferî müdahil olarak davaya katılan başvurucunun dava değeri üzerinden eksik harç tamamlanmadan karar verildiği şikâyetini temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde dile getirmediği anlaşıldığından anılan iddianın Anayasa Mahkemesince incelenmesi, bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği mümkün değildir. Dolayısıyla başvurucunun bu başlık altında ileri sürdüğü iddiasına ilişkin başvuru yollarını usulüne uygun tüketmediği anlaşılmaktadır.

29. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Başvurucu; yüklenicinin sözleşmeden doğacak haklarına isabet eden konutu yükleniciden satın aldığını ancak yüklenici şirket yanında ferî müdahil olduğu davada, yüklenici şirket ile davacı arsa sahibi arasında yapılan sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle çok büyük maddi kayıplarının doğduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.31. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep Gündüz [1. B.], B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri [1. B.], B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).

32. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuk yolunun öngörülmüş olması gerekmektedir. Ayrıca bu hukuk yolunun iddia edilen ihlalin sonuçlarını giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım [1. B.], B. No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39). Bununla birlikte norm düzeyinde makul bir başarı sunma kapasitesi bulunan bir yolun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz (Sait Orçan [1. B.], B. No: 2016/29085, 19/7/2017, § 36).

33. Başvurucunun başvuru yollarının tüketilmesi noktasında kendisinden beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A. [1. B.], B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §§ 27, 28). Ancak somut olayın koşulları itibarıyla başvuru yollarının tüketilmesinin yarar sağlamayacağının veya etkili olmadığının anlaşılması hâlinde anılan yollar tüketilmeden yapılan bir başvuru incelenebilir (Şehap Korkmaz [2. B.], B. No: 2013/8975, 23/7/2014, § 33). Öte yandan başvuru yollarının tüketilmesi, çok katı olarak uygulanması gereken mutlak bir kural değildir. Teorik düzeyde var olan bir başvuru yolunun tüketilmesinin somut olayın koşullarında başvurucuya aşırı külfet yüklemesi hâlinde bu yolun tüketilmesinin gerekli olmadığına karar verilebilir (Rasul Kocatürk [GK], B. No: 2016/8080, 26/12/2019, § 38).

34. Somut olayda, Mahkemece tespit edildiği üzere arsa sahibinin maliki olduğu taşınmaz üzerine yüklenici şirket tarafından inşa edilecek binadan konut satın aldığı belirlenen başvurucunun davalı yüklenici şirket yanında ferî müdahale talebinin kabulüne karar verilmiştir. Dolayısıyla başvurucu, yüklenicinin halefi sıfatıyla taşınmazın maliki arsa sahibi ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin tarafı olarak görülmüştür. Ancak bu sözleşme doğrultusunda yüklenicinin kendisine düşen inşaatı yapma edimini davacı arsa sahibi yönünden katlanılabilir bir oranda yerine getirmediği tespit edilmiştir. Bu durum nedeniyle arsa sahibince sözleşmenin feshi talep edilmiş ve Mahkemece de anılan gerekçeyle (bkz. § 9) ilgili hukuk kuralları gereğince sözleşmenin geriye etkili olarak feshine karar verilmiştir. Diğer bir ifadeyle Mahkeme ve Yargıtay Dairesi kararlarına göre yüklenici şirket tarafından inşa edilecek binadan konut satın alan başvurucu; yüklenicinin halefi olduğundan arsa malikine karşı, düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi çerçevesinde yüklenicinin haklarına da sahip olmuş ancak yine bu sözleşme kapsamında yüklenicinin edimlerinden de sorumlu tutulmuştur.

35. Öte yandan, başvurucunun borçlar hukuku kurallarına göre yükleniciye karşı dava açma ve zararlarını tazmin etme imkânı bulunduğu gibi bunun dışında ayrıca başvurucunun arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi kapsamında yüklenicinin halefi sıfatıyla sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde arsa sahibinden tazminat talep edebilmesi de mümkündür.

36. Başvurucunun yüklenici şirket ile arsa sahibi arasında yapılan sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle çok büyük maddi kayıpları bulunduğundan şikâyet ederek zarara uğradığı iddiasını, gerek akidi olan yükleniciye karşı açabileceği davada ileri sürerek zararlarını tazmin etme imkânı bulunduğu gibi yüklenicinin halefi sıfatıyla sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde arsa sahibi aleyhine açabileceği davada da ileri sürebilecektir. Başvurucunun iddiaya konu şikâyeti yönünden etkili giderim yolu olarak kabul edilebilecek söz konusu olağan hukuk yolunu tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Eksik harç tamamlanmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.