Kamuoyunda ikinci yargı paketi olarak bilinen 6352 sayılı kanun 2 Temmuz 2012 tarihinde kabul edilmiş iki gün sonra da yürürlüğe girmişti.
Bu kanun CMK 250, 251 ve 252 maddelerini yürürlükten kaldırmış, yani özel yetkili mahkemelerin- bakmakta oldukları davalar hariç- görevine son vermişti.

Terörle Mücadele Kanunu (TMK)10.madde yeni baştan düzenlenmiş ve ÖYM’lerin yerine Terör Mahkemeleri kurulmuştu. Bu düzenlemeler arasında yer alan TMK. 10. Madde 5.fıkrasında ağır ceza mahkemelerinde azami 5 yıl olarak öngörülen  tutukluluk süresinin terör suçlarında iki katı yani 10 yıl olarak uygulanacağı ifade ediliyordu. Esasen değişiklikten önce de var olan bu düzenlemenin iptali için CHP’nin başvurusunu, AYM iptal etti. Bir yıl sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılan iptal ile, terör dahil bütün suçlardan yapılan yargılamalarda tutukluluk süresi azami 5 yıl olacak.

Şimdi merak edilen soru, iptal kararı üzerine tutukluluk süresi 5 yılı geçen tutuklular derhal tahliye edilecekler mi?

AYM kararları Resmi Gazetede yayınlanınca yürürlüğe gireceği için, bu safhada derhal uygulanması gereken bir karardan söz edemeyiz.
İkinci olarak, AYM kararı yayınlandıktan bir sene  sonra yürürlüğe gireceği için en erken bir yıl sonra uygulanabilecek demektir.
Üçüncü olarak, Balyoz davasında olduğu gibi hüküm / ceza verilmiş olup Yargıtay’da temyiz aşamasında olan davalarda tutuklu sanıkların statüleri değişmiş, ‘hükmen tutuklu’ konumuna geldiklerinden Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihadı uyarınca AYM’nin iptal kararı dışında mütalaa edileceklerdir.

Henüz yargılamaları devam eden davalarda tutuklulukta 5 yılını dolduranlar ise, bir yıl sonra zorunlu olarak tahliye edileceklerdir.
İptal kararının açıklandığı bugünden itibaren bir yıllık süre içinde tahliye zorunluluğu olmasa da, AYM’nin iptal iradesi doğrultusunda 5 yılı dolduran sanıkların tahliyelerine karar verilmesini bekleyebiliriz.

Henüz gerekçeli kararı görmemekle birlikte AYM iptal kararının eşitlik ilkesine dayandırıldığını düşünmekteyiz. Uzun tutukluluk hallerinin ve yargılama süresinin uzunluğunun çok ciddi problemler, zaman zaman da telafisi imkansız sonuçlar doğurduğunu düşünürsek AYM kararının isabetli olduğunu söyleyebiliriz. Yargı kararları güncel gelişmelerden bağımsız temel hukuk ilkeleri doğrultusunda verilir. Kural böyledir. Ancak tesadüf de olsa, bu kararın çözüm sürecine olumlu katkıları olacaktır.

Uzun tutukluluklarda, yargılama süreci tamamlanmasa da, tutukluluğa itirazın reddi kararını iç hukuk yolunun tüketilmesi olarak değerlendirip bireysel başvuruları kabul etmeye başlayan AYM, 10 yılı iptal etmesiyle de tutukluluk kararlarında yasaların öngördüğü kriterlere daha hassasiyetle riayet edilmesi gerektiğine işaret etmiş oluyor.

Sonuç olarak, yasal şartları oluştuğunda tutuklama tedbirine başvurulması zorunlu hale gelebilir. Bu takdirde masumiyet karinesine hassasiyet gösterilmelidir. Kişilerin lekelenmeme hakkına riayet edilmelidir. Tutuklama konusu sadece yasal düzenlemelerle halledilebilecek bir konu değildir. Tutuklamanın bir ceza, serbest kalmanın suçsuzluk karinesi gibi algılandığını düşündüğümüzde, tutuklama tedbirinin uygulanması her davanın özelliklerine, delil durumuna, CMK’nun aradığı kriterlerin  somut olaya uygulanmasında hakimin takdirini önemli kılmaktadır. Yargı kararlarının denetiminin yine yargı mercilerince yapılması gerektiğini düşündüğümüzde, hakimlerimizin iş yükü dosyaları yeterince inceleyebilecek oranda olmalıdır. Bu da yetmez, itiraz incelemelerini yapacak hakimlere ve mahkeme heyetine de aynı hassasiyetle dosyayı inceleyecek zaman tanınmalı, sorumluluk yüklenmelidir.


(Bu köşe yazısı, sayın Reşat PETEK tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)