banner590

Sosyal, ekonomik, ahlaki ve daha birçok açıdan toplumu ilgilendiren ve etkileyen çok önemli bir faktör olan aile kurumu, milletler tarafından hukuki yönden düzenlemelerle koruma altına alınmıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde aile kurumu açısından; “Aile cemiyetin tabii ve temel unsurudur; cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkına haizdir.” ifadesini kullanılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 16. Maddesinde ise: “Evlenme çağına gelen erkek ve kadın, bu hakkın istimalini tanzim eden milli kanunlar dairesinde, evlenmek ve bir aile kurmak hakkına maliktir.”ifadesi yer almaktadır.

 Anayasa’nın aileyi koruyan hükümlerinin varlığından da anlaşılacağı üzere toplumda ailenin vazgeçilemez öneminin yadsınamayacağı oldukça açıktır.

 1.) Anayasa’nın 41.maddesinin 1.fıkrası:

 ‘’Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.        

 Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri  alır, teşkilatı kurar.’’ 

şeklindedir. Bu maddeden anlaşılacağı üzere Türk toplumundaki ailenin yerinin önemi belirlenmektedir.

 2.Anayasa’nın 20.maddesi:

 ‘’ Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz’’. hükmü ile de aile kurumundaki gizliliğin korunması Anayasa ile güvence altına alınmıştır.

 Aile, çok yönlü bir olgudur ve toplumda pek çok işleve sahiptir. Biyolojik işlev, psikolojik doyum sağlama işlevi, eğitim işlevi, toplumsallaştırma işlevi, dini işlevi, boş zamanları değerlendirme işlevi bunların bazılarıdır. “Eşlerin birlikteliklerinden psikolojik olarak doyum sağlamadıkları beklenti ve gereksinimlerini karşılayamadıkları evlilik yaşantılarına yasal olarak son vermelerine “boşanma” denilmektedir. [1]

BOŞANMANIN DAYANDIĞI GENEL İLKELERDEN BİRİ OLAN KUSUR İLKESİNİ YARGITAY NASIL TANIMLIYOR?

Öncelikle Türk Medeni Kanunu’nun 161-166 maddelerinde yer verilen boşanmaya imkan veren sebepler genel ve özel kıstaslar çerçevesinde ele alınmıştır. Boşanmanın nedenlerini ele aldıktan hemen sonrada bu nedenlerin belli başlı kriterlerden yola çıkılarak belli ilkelere bağlandığını söyleyebilir ve bu kriterleri kusur ilkesi, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ilkesi, irade ilkesi, elverişsizlik ilkesi ve son olarak da fiili aykırılık ilkesi olarak sıralayabiliriz. Medeni Kanunumuzda bu ilke hem boşanma nedenleri ve hem de sonuçları açısından hala varlığını sürdürmektedir.[2] Bizim bu hususta asıl olarak ele alıp inceleyeceğimiz ilke; kusur ilkesidir.

Kusur kavramının tanımı, öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır. Öğretide, kusur; hukuk düzeninin hoş görmediği ve hukuk düzenini bozan hareketler bütünü olarak tanımakta olup, kusurlu olan davranış daima hukuka aykırı bir davranıştır. [3]

Boşanma davalarında kusur belirlenirken tarafların karşılıklı yapmış oldukları fiillerin ağırlık dereceleri önemli olup, gerçekleşen her somut olay birbirinden ayrı ele alınıp farklı değerlendirmeler yapılması gerektiğinin  önemi de belirtmek gerekir.

Üzerinde durulması gereken esas nokta; aşağıda yer verilen Yargıtay kararlarından  boşanma davasının tarafı olan erkeğin hangi davranışlarının kusurlu sayıldığı hususudur.

Boşanmaya İlişkin Örnek Olarak Sunduğumuz Yargıtay Kararları Doğrultusunda Taraf Olan Erkeğin Kusurlu Sayılan Halleri

- Namus Ve Şerefe Yönelik Özel Bir Ağırlığı Ve Niteliği Olan Hakarete İlişkin Eylemler (Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 26.05.1986, 4702/5431)

- Karısının Bakire Olmadığını Kahvehanede Açıklamak (Yargıtay 2 Hukuk Dairesi, 19.1.1951,2561/2993)

- Pek Kötü Davranış Sebebiyle Boşanmaya Karar Verilebilmesi İçin Dövme Eyleminin Bir Defa Yapılmasının Yeterli Olduğu Kabul Edilmiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 4.3.1996)

- Hayata Kast Pek Kötü Ya Da Onur Kırıcı Davranış Yanında Evlilik Birliğinin Sarsılmasını da İleri Sürerek Boşanmaya Yönelik Karar Vermiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 15.5.2003, E. 2003/6547, K. 2003/7222)

- Sadakatsizliğini Açıklamak (Yargıtay 2 Hukuk Dairesi, 22.2.2005, 16489-2582)

- Eş veya Yakınlarına Yönelik İcra Edilen Küçültücü Davranışlar (Yargıtay 2 Hukuk Dairesi, 4.3.2002, 2184/2811)

- Aşırı Kıskançlık Göstermesi (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 18.9.2008, 12425/12145)

- Eşi Örtünmeye Zorlaması (Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 15.3.2006, 19038-3479)

- Eşini Dışarıya Çıkarmaması (Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 24.7.2008)

- Eşin Ailesine Ve Çocuklara Hakaret Etmesi veya Ailesi Tarafından Yapılan Bu Hakaretlere Sessiz Kalması (Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 31.1.2008, 8706/699)

- Erkeğin Birlik Görevlerinin Yerine Getirmemesi Ve Eşine Ekonomik Şiddet Uygulaması (Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,11.12.2018 E. 2018/7452 K. 2018/14366)

- Zina Sayılabilmesi İçin Cinsel İlişkinin Tamamlanmış Olması Gerektiği Savunulsa da Eyleme Eksik Kalkışma da Kabul Edilmiştir. (Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, 20. 09. 1979, 5323/6395)

- Sürekli Alkol Almak (YHGK , 16.06.2010 ,E:2010/2-259, K:2010/329)

- Eşin Hastalığı İle İlgilenmemek (YHGK,05.12.2017 ,E:2007/2-869, K:2007/953)

- Erkeğin Kumar Oynaması (YHGK,27.09.2000 ,E:2000/2-1151, K:2000/1177)

- Kadının Rızası Dışında Cinsel Beraberlik (Y. 2. HD., 01.03.1976 T., 1414/1767)

- Kişinin Uzun Süre Eş Ve Çocuklarıyla İlişkisini Kesmesi (Y. HGK., 30.9.1998 T., 2-615/643)

- Başkasını Sevmek (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 28.03.2013 T.,2012/22740 E,2013/8550 K.)

- Eşin Aşırı Cimriliği (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi T. 13.1.2014, E. 2013/18393, K. 2014/38)

- Çalışmamak (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 14.04.2003  T.,2003/4364 E, 2003/5347 K .)

- Evlilikten Sonra Uzun Süre Cinsel İlişki Kurulamaması (15.12.2010 T.,2010/2-674 E ve 2010/650 K )

- Beddua Etmek (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 15.02.2005 T.,2004/15942 E ve 2005/2081 K)

- Bağımsız Konut Sağlamamak (Hukuk Genel Kurulu 10.04.2013 T., 2012/2-1159 E.,2013/471 K)

- Aşırı Borçlanma (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 14.04.2003  T., 2012/14896 E.,  2013/1651 K.)

- Karısını Yurt Dışına Götürmemek (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 5.11.1997 T., E. 1997/2-706, K. 1997/902)

- Evlilik Dışı Çocuğu Olmak (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi T. 14.12.2020, E. 2020/5751 , K. 2020/6431)

- Doğumunda İlgilenmemek (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi T. 3.12.2014 E. 2014/14137 K. 2014/24491)

Kanun koyucu nezdinde hangi davranışların kusur olarak kabul edileceği belirtilmediğinden; bu saydığımız örnekler ve güncel hayatımızdaki kadın- erkek ilişkisinde erkeğin hangi davranışlarının kusur olarak sayılıp sayılmayacağı hususu Yargıtay kararları ile ortaya konulmuştur. Yargıtay’ın bu konuya ilişkin olarak koyduğu kriterlere yönelik onlarca farklı davranış görüldüğü üzere “kusur” olarak kabul edilmiştir.

Türk Medeni Hukuku açısından toplumun temelini oluşturanın aile birliğinin olduğu belirtilse de ve söz konusu bu aile birliğinin her ne kadar süreklilik arz etmesi öngörülse de birtakım olumsuz durumlar neticesinde aile birliğinin varlığını sürdürmek imkânsız hale gelebilmektedir. Burada örnek gösterdiğimiz kararlarla aile birliğinin bozulması sonucunda meydana gelen boşanmanın ilkelerinden biri olan kusur ilkesi çerçevesinde; boşanmada taraf olan erkeğin kusurlu halleri hususunda Yargıtay’ın duruşunun ortaya konulması amaçlanmıştır.

Türk Hukuk’unda Boşanma Sisteminin kusur ilkesi üzerine kurulu olduğunu ve Yargıtay kararlarının da tesiriyle uygulamada, boşanma yargılamalarında görüldüğü üzere; kusur faktörünün boşanma nedenlerinin belirlenmesinde en etkili unsur olduğu tartışmasızdır. Diğer yandan; kusur, taraflar için boşanmanın sonuçları açısından özellikle tazminat hukuku bakımından büyük önem arz etmektedir.         

KAYNAKÇA:

[1] Şengül İlgar, “Evlilik Birlikteliğinin Bozulması-Boşanma”, Evlilik Okulu, Haluk Yavuzer (Ed.) (içinde), İstanbul: Remzi Kitabevi, 2004, s. 227.

[2] ÖZDEMİR Nevzat, Türk-İsviçre Hukukunda Anlaşmalı Boşanma, Beta, Eylül 2003-İstanbul, s.6-7

[3] Antalya, Gökhan, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C.I-II-III, İstanbul 2018, S. 416; Koçhisarlıoğlu, Cengiz, Haksız Eylem Kusuru, C.I-II, Ankara 1990.

[4] Prof.Dr. Mustafa Dural, Prof.Dr. Tufan Öğüz, Prof.Dr.Mustafa Alper Gümüş,’’Türk Özel Hukuku’’ Cilt III,Aile Hukuku, İstanbul:Filiz Kitabevi,2017,s.103.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mecit Yangel 3 ay önce

Yargının boşanma davalarında cinsiyetçi bir yaklaşımı olduğu adeta içselleştirilmiş. Şöyle ki; erkek için kusurlu kabul edilen bir fiil kadın yaptığında farklı değerlendiriliyor anlaşılan. Çalışmamak, eşin hastalığı ile ilgilenmemek....erkek yaparsa kusurlu kabul edilen fiil..peki ya kadın? Kusuru cinsiyete göre ayırmak ne derece doğru? Kadın ile erkek birbirine karşı o kadar kışkırtılmış ki..evliliklerin azalması bosuna degil.