Polisin temel görevini, suç işlenmesini önlemek ve islenmiş suçlarla ilgili işlemleri yapmak şeklinde ifade etmek mümkündür (PVSK m.2). Bir kolluk teşkilatı olan polis, görevini ifa ederken hukuka uygun taleplerine riayet etmeyen, kendisine mukavemet eden (direnen) insanlarla karşılaşabilmektedir. Zor kullanma yetkisine uygulamada çoğu zaman başvurulmamasına rağmen zor kullanma yetkisinde sınırın aşıldığı olaylar kamuoyunun dikkatini hızlıca çekerek bu yetkiyle ilgili tartışmalara neden olabilmektedir. Bu tartışmaların odağındaki durumlardan birisi, dur ihtarına uymayan araçlardır.

Dur ihtarı, polisin PVSK m.4/A kapsamında veya diğer görevleriyle ilgili olarak (örneğin trafik denetimi) hareket halindeki araçların hareketlerinin sonlandırılmasını (yani durmasını) istemektir. Kanuna göre zor kullanma için gerekli kanuni şart, görevini yapan polise karşı direnilmesidir. Polisin görevle ilgili talepleri, çoğu zaman muhataplar tarafından doğrudan yerine getirilmektedir. Polisin hukuka uygun dur ihtarlarına muhatapların uyması gerekir. Dur ihtarına uymayan araçlar, zor kullanılarak durdurulabilir. Örneğin kapan kullanılabilir, diğer polis araçlarıyla yol trafiğe kapatılabilir. Ancak dur ihtarına uymayan araçlara yönelik silah kullanılabilir mi?

Dur ihtarına uymayan araçları, iki şekilde incelemek gerekir. İlk durumda dur ihtarına uymayan araç sadece kaçmaktadır, ikinci durumda ise dur ihtarına uymayan araç görevli polislerin üzerine sürülmektedir. Polisin dur ihtarına uymamak herhangi bir cebir veya tehdit unsuru taşımadığı sürece, tek başına suç oluşturmamaktadır. Ancak dur ihtarına uymayıp polisin üzerine araç sürülmesi durumunda direnme suçunun oluştuğu kabul edilmektedir. Örneğin Ceza Genel Kurulu 2014/627 E. 2017/502 K. sayılı kararında “…aracın geldiğini gören polis memuru şikâyetçi ...'ın sanığa dur ihtarında bulunmasına rağmen sanığın aracı şikâyetçinin üzerine doğru sürdüğü, ancak şikâyetçinin yolun diğer tarafına atlayarak aracın kendisine çarpmasını önlediği, bundan faydalanan sanığın, yola devamla başka bir ekip aracının yol kenarında tedbir aldığını görünce bu polis ekibinin de dur ihtarına uymayıp aracını bu kez şikâyetçi polis memuru ...'in üzerine doğru sürdüğü, ancak önce orta refüje sonra da ekip aracının sol ön kapısına çarparak durduğu olayda; hakkında yasal işlem yapılacağını düşünen sanığın, yakalanmamak amacıyla, kullandığı aracı kendisini durdurmakla görevli şikâyetçilerin üzerine sürmek şeklindeki eylemlerinin TCK’nun 265. maddesinde düzenlenen cebir niteliğinde olduğu ve görevi yaptırmamak için direnme suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir…” denilmektedir.

Başka bir örnekte 15. Ceza Dairesi 2018/3349 E. 2018/4181 K. sayılı kararında “… sanığın kiraladığı araç ile kızı evlerinin önünden alıp yola çıktığı, araç ile seyir halindeyken yol kontrolü yapan ekiplerin "dur" ihtarına rağmen, sanığın kiraladığı aracın yakalamalı olması ve şikayet edildiğini düşünmesi nedeni ile durmayarak yoluna devam ettiği, bir süre sonra yine yol kontrolü yapıldığı, polislerin yolu resmi ekip aracıyla kapatarak "dur" ihtarında bulunduğu, buna rağmen sanığın aracı durdurmayarak polis memuru ve ekip aracının üzerine doğru aracını sürdüğü, müşteki ...'nın kendisini yolun kenarına atarak aracın kendisine çarpmasını önlediği, ancak sanığın, aracıyla, ekip otosuna sol ön kapıdan çarparak aracın sol ön kapı, yakıt deposu, sol ön çamurluk, sol ön teker jant kapağı, ve alt takımlarına zarar verdiği, çarpmanın etkisi ile sanığın aracının yol kenarındaki bankete çarparak lastiğinin patlaması sonucu durmak zorunda kaldığı, böylece sanığın görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık, müşteki ve tanık beyanları, görgü ve tespit tutanağı, olay tutanağı ile tüm dosya kapsamına göre, suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır…” denilmektedir.

Dur ihtarına uymayıp kaçan araçlar, polisten kurtulmak için hız sınırlarını aşabildiği gibi kovalayan polis araçları da aynı şekilde olağan hız sınırlarını aşabilmektedir. Trafiğin kalabalık olması, takibin şehir merkezinde yapılması, araçların yüksek hızlı olması araçlı takiplerini, yüksek riskli hale getirmektedir. Bundan dolayı meşru savunma koşulları oluşmadığı sürece (polise silahlı saldırı gibi) veya kaçan aracın bilinen yakın ve açık bir tehlike oluşturmadığı sürece (takip edilen bir terör şüphelisi gibi) dur ihtarına uymayan araca yönelik silah kullanmaktan kaçınılmalıdır. Nitekim bir olayda 1. Ceza Dairesi 2013/6158 E. 2014/788 K. sayılı kararında “…Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü Motorize Ekipler Amirliğinde görevli polis memuru sanığın ve ekip arkadaşı tanık Ahmet'in, sanığın yönetimindeki motosiklet ile durumlarından şüphelendikleri, üzerinde yolcu olarak tanık Halil'in de bulunduğu ve maktulün kullandığı motosiklete dur ikazı yaptıkları, yapılan ikaza rağmen durmayan motosikleti takibe başladıkları, takip sonucu durdurulan motosikletten tanık Halil'in inerek polis memurlarına doğru yöneldiği sırada, maktulün tekrar motosikletiyle kaçmaya başladığı, bunun üzerine, sanığın da peşinden koşarak maktule dur ihtarında bulunduğu, herhangi bir suç şüphesi altında bulunmayan maktulün, hakkında yakalama, gözaltına alma, zorla getirme gibi bir karar bulunmadığı, maktulün suç teşkil etmeyen soyut kaçma eylemi dışında polis memurları sanık ve arkadaşı tanık Ahmet'e yönelik herhangi bir direnme eylemi de bulunmadığı, maktulün kullandığı motosiklette yolcu olarak bulunan tanık Halil'in yakalandığı, bu itibarla maktulün açık kimlik ve adres bilgilerine her an ulaşılabilmesi olanağının bulunduğu, yine maktulün kaçtığı motosikletin plakasının okunabilir durumda olduğu, bu şekilde kaçış istikametine doğru ilerideki bir noktada telsiz irtibatı ile durdurulabilme olasılığının ve sanığın kullandığı motosikletin teknik özellikleri itibariyle maktulün kullandığı motosikletten üstün olması nedeniyle takip sonucu yakalanabilmesinin mümkün olduğu, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunun 5681 sayılı Yasa ile değişik 16. maddesinde belirtilen silah kullanılmasını gerektiren herhangi bir durum bulunmadığı, Antalya ili Y.. Mahallesi .... Sokak üzerinde, gündüz sayılan zaman dilimi içerisinde saat 15:00 sıralarında, kaçan maktulü durdurmak için, maktule doğru iki el ateş ettiği, maktulün ense kısmına aldığı bir adet ateşli silah yaralanması sonucu hayatını kaybettiği olayda…” TCK m.87/4 uyarınca üst sınırdan cezalandırılması istenmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ghaoui v. Fransa davasında (No. 41208/21, 16 Ocak 2025 tarihli) kararında benzer bir olayı değerlendirmiştir. Olay şöyledir; “…4. 14-15 Nisan 2009 gecesi, başvurucu Tours şehrindeki bir otoparkta başka bir kişiyle birlikteydi. Yanında yüz yirmi beş bin avrodan fazla para içeren bir spor çantası taşıyordu; bu paranın daha sonra başvurucu tarafından uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı olarak taşınacağı anlaşılacaktı…

5. Üç memur – B., R. ve D. – üniformalı ve işaretli bir araçla otoparka girdiler. Başvuranın ve diğer kişinin şüpheli davrandığını düşünen memurlar, kontrol yapmaya karar verdiler. Memurları görünce, her biri araçlarına binip ayrılmaya başladı. Başvuran Audi'sine binip motoru çalıştırdığı anda, Memur R. arabanın önüne geçerek etrafından dolaşıp diğer kişiye yaklaşmaya başladı, Memur B. ise güvenli bir duruş sağlamak için Audi'nin ön yolcu tarafında durdu. R.'nin durması için yaptığı işaretlere rağmen, başvuran R.'ye doğru sürdü. Bağlantı

6. B. , meslektaşının başvurucu tarafından kullanılan araba tarafından çarpılmak üzere olduğuna inanarak, başvurucunun yönüne iki el ateş etti. İlk kurşun aracın ön sağ direğine saplandı, ikinci kurşun ise ön yolcu camından geçerek başvurucuya isabet etti. R. sola doğru geri geri gitmesine rağmen, Audi marka araba tarafından çarpıldı ve sağ bacağından ve ayağından yaralandı….

8. Başvuran otoparktan çıkmayı başardı, ancak alçak bir duvara çarptıktan sonra aracı yaklaşık elli metre ileride durdu. Polis memurları, araçtan çıkmayı başarmış ve yerde yatan başvuranı yakaladı ve vurulduğunu tespit etti. İtfaiyeyi çağırdılar ve başvuranı hastaneye götürdüler.

9. Doktorlar, başvuranın bir omurunda omurilik yaralanması ve alt ekstremitelerinde tam felç olduğunu tespit ettiler…” bu olaydaki değerlendirme sonucunda AİHM; silah kullanmanın, planlı bir operasyonun parçası olmadığı için görevlilerin hazırlıksız bir şekilde duruma tepki vermek zorunda kaldıklarını kabul etmiş, başvuranın, aracıyla uzaklaşarak polis memurlarından birine doğru hızlanması, diğer memur tarafından meslektaşına çarpma niyeti olarak makul bir şekilde yorumlanabileceğini vurgulamıştır ve yapılan müdahaleyi meşru savunma olarak kabul etmiştir. Dosyada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde m.2’nin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Sonuç olarak dur ihtarına uymayan araçlara, araçtan polislere yönelik silahlı saldırı olmadığı sürece sadece durdurmak için silah kullanılmamalıdır. Dur ihtarına uymayıp polisin üzerine araç sürme fiili, TCK m. 265 kapsamında direnme suçunu oluşturmaktadır, böyle bir durumda araç yolundan kaçma imkanı veya başka bir makul yolla araçtan kurtulmak mümkün değilse meşru savunma kapsamında son çare olarak ve orantılı bir şekilde silah kullanılabileceği kanaatindeyim.