banner590

Türk toplum yapısında aile kavramı oldukça önem taşımaktadır. Bu sebeple aile birliğinin korunması için çeşitli hukuki düzenlemelere gidilmiştir. Anayasa’nın 41. maddesine göre “Aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” Görüldüğü üzere Devlet bile aileyi koruma görevini yüklenmişken, eşlerin bu birliğin içinde olması gerekçesiyle, ailenin korunması adına daha geniş yükümlülükleri bulunmaktadır. Ayrıca maddede belirtildiği üzere, bu kadar korunmaya layık görülen bir müessese olan ailenin, eşler arasındaki eşitsizlikle amacına ulaşması mümkün değildir.

Peki bu eşitliğin sınırları neye göre çizilecektir? Kadın ve erkeğin, toplumun kendilerine yüklediği rollere bürünmeleri bu eşitliği sağlayacak mıdır? Toplumun büyük bir kesimince onaylanmış olan, kadının ev işlerini yerine getirmesi, erkeğin ise çalışıp ailenin geçimini sağlaması, bu aile içinde eşlerin birbirlerine karşı yükümlülüklerini yerine getirmiş sayılması için bir sebep midir?

Ne yazık ki küçüklüklerinden beri kadınlara, tabiri caizse “kadın gibi kadın” olma sorumluluğu yüklenir. Bu kadın gibi kadınlardan ev işlerini eksiksiz yürütme, varsa çocukla ilgilenme, eşini memnun etme, evin düzenini sağlama gibi özellikler beklenir. Kadın dış dünyaya adapte olmaya başlayınca ise, bu bir tehlike oluşturur. Çünkü kadın o zaman, evdeki sorumluluklarını aksatır, evin düzenini bozmuş olur. Kadının yeri evidir, görevi evi idare etmektir anlayışı kadının sosyal yaşamda aktif olmasına engel teşkil eder. Bu sebepledir ki kadınların istihdam oranları oldukça düşüktür. Özellikle çocuklu ve hamile kadınların istihdam oranı incelendiğinde, kadının toplum tarafından belirlenen en önemli rollerinden birisinin annelik yapmak olduğu çok açıktır. Ev üzerindeki sorumluluk dağılımının eşit nitelikte olduğu aile yapısı mevcut olsa da, bu durum azınlıkta kalmaktadır nitekim TÜİK verileri bunu desteklemektedir. 2016 TÜİK verilerine göre, kadın ve erkeğin ev içinde yemek yapma oranları kıyaslandığında, bu oran kadınlarda %91.2, erkeklerde ise %8.8’dir. Sofranın kurulup kaldırılması oranı kadınlarda %89.9, erkeklerde %10.1, evin günlük temizliğinin yapılması oranı ise kadınlarda %91.3, erkeklerde %8.7 olarak kaydedilmiştir. Görüldüğü üzere kadının ev içindeki sorumlu olma durumu erkeklere kıyasla oldukça yüksektir.

Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesine göre, evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadır. Bu maddeden hareketle iki önemli hususa değinmek gerekir. Bunlardan ilki, eşlerin her ikisine de yüklenmiş olan birliğin mutluluğunu sağlama görevidir. Evlilik birliğinin mutluluğunun sağlanması; eşlerin birlikte yaşamanın getirdiği sorumlulukların bilincinde olması ve bu sorumluluk kapsamında çaba göstermesini gerekli kılar. Ayrıca eşlerin birbirlerine saygı göstermeleri ve hoşgörü içinde olmaları, her şeyden önce ise her ikisinin de kendi fikirlerine sahip bireyler olduklarını unutmamaları gerekir. Değinilmesi gereken diğer bir husus ise, yine eşlerin her ikisine de yüklenmiş olan yardımcı olma görevidir. Yardımcı olmak yalnızca maddi destek anlamında olmayıp, eşlerin her konuda birbirlerine destek olması anlamına gelir. Bu anlamda ev işleri üzerindeki sorumluluğun da, eşlerin destek olma yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

Bir aile içinde, kadın kendi isteğiyle ve iş bölümü esasına göre ev işlerini yerine getirme görevini üstlenmiş olabilir. Bu halde bu görevini yerine getirmediği takdirde sorumluluğunu ihlal ettiği söylenebilir. Ancak kadına dayatılan roller kapsamında ev işlerini yerine getirmesini beklemek, bunu kadının bir görevi olarak değerlendirmek kanaatimizce yanlış bir tutumdur. Bu demek değildir ki, kadın evlilik birliğinin sorumluluklarından muaftır, yalnızca isteklerine göre hareket etmelidir. Evlilik birliği içinde olan her iki eş de, kadın veya erkek fark etmeksizin ailenin mutluluğu için çaba göstermek zorundadır. Bu durumu, kadın şu işle ilgilenir erkek ise şu işle ilgilenir gibi kalıplardan çıkarak, ailenin ihtiyaç ve isteklerini gözeterek belirlemek gerekir aksi takdirde olması gerekeni belirlemek mümkün olmayacaktır.

Kadının ev işleri üzerindeki sorumluluğu konusunda, Yargıtay, “Davalı, karşı davacı kadına yüklenilen “evin bakımı, yeme, içme, temizlik gibi işleri yapmakta eksiklik gösterdiği” vakıası ispatlanamamıştır. İspatlanamayan bu davranış ise kadına kusur olarak yüklenilemez.” şeklinde bir karar vermiştir.[1] Bu karardan hareketle, kadının ev işlerini aksattığının ispatlanması halinde bunun bir boşanma sebebi olarak değerlendirildiği sonucuna varılabilir. Yine Yargıtay’ın bir başka kararı incelendiğinde, kadının evin temizliği ile yeterince ilgilenmemesi, birlik görevini yerine getirmediğinden hareketle kadına kusur olarak yüklenmiştir.[2]

Verilen kararlar doğrultusunda, bu kararlar hakkında mutlak doğru veya mutlak yanlış olarak görüş belirtmek pek mümkün gözükmemektedir. Çünkü açıklandığı üzere, aile içindeki görev dağılımının isteğe ve ihtiyaçlara göre mi yoksa gönülsüz yüklenme yoluyla mı belirlendiğinin bilinmesi, bunun için de aile yaşantısına hakim olunması gerekmektedir. Kadının ev işlerinden sorumluluğu kendi fikirleri ve isteğinden, görev dağılımı sonucunda yüklenmesinden kaynaklanıyorsa o halde bir sorumluluk ihlalinden bahsedilebilir. Ancak bu halde de kadının temizlik, yemek gibi ev işlerini yerine getirmemesi olarak değil; eşlerden birisinin anlaşılmış ve gönüllü yüklenilmiş görevini ihlal ettiğinden hareketle bir kusur yüklemesi yapmak kanaatimizce doğru bir tutum olacaktır.

Belirtildiği üzere kadınlar, küçüklüklerinden beri anne ve ev işlerinden sorumlu birey olarak yetiştirilir. Kız çocukları için oyuncak bebekler alınır, çocuk o zamanlarda bile kendisini o bebeğe bakmakla yükümlü hisseder. Oyuncak mutfak eşyaları, kız çocuğunu ilerde ev işlerinden sorumlu olmaya hazırlar. Dizi ve filmlerde, annenin yegane yardımcısı küçük kızıdır; erkek çocuğu varsa o toplumun içine girmeye şimdiden alıştırılmalıdır, ev işleriyle ilgilenmek anneye ve kız çocuğuna bırakılmalıdır. Yalnızca dizi ve filmlerde değil, günlük yaşantımızda da bu durumlarla sık sık karşılaşır hatta bizzat kendi yaşantımızda bu senaryonun bir parçası oluruz. Bu şekilde yetişen erkek, evlendiği zaman çoğunlukla eşinden de aynı sorumluluğu bekler, ev işlerine yardımcı olmak onun “erkekliğini” zedeler.

Sürekli değişen ve gelişen dünyada, aile içindeki istek ve ihtiyaçların gözetilmeksizin kalıplara sığdırılmış kadın ve erkek görevlerini benimseyip daha sonra bu kalıplara uyulmadığı için kadının görevini ihlal ettiğinin söylenmesi kanaatimizce, kadının görevinin ihlali değil toplumsal cinsiyet eşitliğinin ihlali niteliğindedir.

Av. Begüm GÜREL (LL.M.) & Hukuk Fakültesi Öğrencisi Elif TÖRE

----------

[1] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 2016/15692 E. , 2018/6039 K.

[2] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/17761 E. , 2018/5909 K.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Çınar 3 ay önce

Evlilik birliğinde kadın ve erkeğin her anlamda eşit görev ve yükümlülükleri yoktur. Evliliği mutlak eşitlikle sürdürmeye çalışmak, sürekli bir eşitlik yarışı içinde olmak, evliliğin duygusunu yok eder ve evliliği bir satranç oyununa dönüştürür. Kadın ve erkek evlilikte sürekli bir "eşitlik" ve "eşit görev" arayışında değil, birbirinin "tamamlayıcısı", "destekleyicisi" ve birbirine "yardımcı" olma arayışında olmalıdır. "Gönüllü yüklenilmiş bir sorumluluk" ile "evlilik birliğinden doğan görev" yani "birlik görevi" birbiri ile karıştırılmaması gereken farklı kavramlardır. TMK'nın 185/2-3 maddesindeki "Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.
" şeklindeki düzenlemede "eşit bir biçimde, yarı yarıya" kelimeleri yerine "elbirliğiyle", "beraberce", "yardımcı" kelimelerinin kullanılmış olması da bu nedenledir.

Avatar
Çınar 3 ay önce

Kadın ile erkek yaradılışları itibariyle birbirinden farklı olup aralarında mutlak bir eşitlikten söz edilemez. Erkeğin yaradılışında kadına, kadının yaradılışında da erkeğe üstün olan yönleri vardır. Elbette bu farklılık "insan hakları" anlamında bir farklılık değildir. Her ikisinin de kanun önünde eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğu, olması gerektiği kuşkusuzdur. Yaradılıştaki farklılığın karşısında evlilikte kadın ve erkeğin eşit görevleri olması gerektiğini savunmak, kadın ve erkeğin doğasına, eşyanın tabiatına aykırıdır. Kadından bir erkek gibi, erkekten de bir kadın gibi davranması beklenemez. Bu farklılık, kadının kadın olmakla kadına özgü davranışlarda bulunmasını, erkeğin de erkek olmakla erkeğe özgü davranışlarda bulunmasını beraberinde getirir. Kadından kadın olmakla kadına özgü davranışlarda bulunmasını beklemenin ve erkeğin erkek olmakla erkeğe özgü davranışlarda bulunmasını beklemenin bir cinsiyet ayrımı ya da toplumsal cinsiyet eşitliğinin ihlali olduğu kabul edilemez.