GİRİŞ
İcra ve İflas Hukukumuzda, borçlunun mali durumunun bozulması neticesinde başvurduğu yeniden yapılandırma araçlarından biri olan konkordato, alacaklılar ile borçlu arasında hassas bir denge kurmayı hedefler. Bu dengenin en kritik görünümü, konkordato mühleti içinde takiplerin durması kuralı ve bu kuralın istisnalarıdır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 289. maddesi, mühlet içinde hiçbir takip yapılamayacağını amir hüküm olarak düzenlerken, İİK 206. maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacakları bu yasağın dışında tutmuştur. Ancak uygulamada, bilhassa işçi alacaklarının “imtiyazlı” statüsünü kazanıp kazanmadığı hususunda, “alacağın doğum tarihi” ile “ilam tarihi” arasındaki kavram kargaşasından kaynaklı uyuşmazlıklar yaşanmaktadır.
İşbu çalışmada, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 25.11.2025 tarihli ve 2025/6223 E., 2025/7582 K. sayılı güncel kararı merkeze alınarak, konkordato mühletinde işçi alacaklarının takibine cevaz veren yasal istisnanın sınırları, “bir yıllık süre” kriteri ve “muacceliyet” kavramları ekseninde irdelenecektir.
I. KONKORDATO MÜHLETİNİN TAKİPLERE ETKİSİ VE İMTİYAZLI ALACAK İSTİSNASI
İİK m. 289 hükmü sarihtir; mühlet kararı ile birlikte borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacakları dahil olmak üzere takip yapılamaz, başlamış takipler durur. Kanun koyucu, bu kesin kurala bir “insani ve sosyal” istisna getirerek, işçilerin geçimlerini idame ettirebilmeleri adına, İİK m. 206/1. sırada sayılan alacaklar için haciz yoluyla takibe devam edilebileceğini öngörmüştür.
Buradaki temel mesele, her işçi alacağının kayıtsız şartsız bu istisnadan yararlanıp yararlanamayacağıdır. Yasa metni ve yerleşik Yargıtay içtihatları, imtiyazın kapsamını “iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından (veya konkordato mühletinden) önceki bir yıl içinde gerçekleşmiş” alacaklarla sınırlamaktadır. Dolayısıyla, bir alacağın sırf “işçilik alacağı” vasfını haiz olması, mühlet içinde takibe konu edilebilmesi için kafi değildir; aynı zamanda kanunun aradığı zamansal sınırlara da riayet etmiş olması şarttır.
II. UYGULAMADAKİ TEMEL SORUN: “KARAR TARİHİ” Mİ, “MUACCELİYET TARİHİ” Mİ?
İnceleme konumuzu teşkil eden uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesinin yanılgıya düştüğü nokta, alacağın “tahakkuk” anının tespiti meselesidir. Somut olayda, alacaklı işçi tarafından başlatılan ilamlı takipte, borçlu şirket hakkında 12.08.2024 tarihinde geçici mühlet kararı verilmiştir. Yerel mahkeme, takibe dayanak ilamın karar tarihinin 25.06.2024 olduğunu, dolayısıyla alacağın mühlet tarihinden önceki bir yıl içinde “doğduğunu” varsayarak şikayeti reddetmiştir.
Oysa ki hukuk mantığı ve borçlar hukuku prensipleri gereği, bir alacağın varlığı ve muacceliyeti ile o alacağın bir mahkeme ilamıyla hüküm altına alınması birbirinden tamamen farklı hukuki olgulardır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, söz konusu kararında bu ayrımı net bir dille ortaya koymuştur:
· Hafta Tatili ve Fazla Mesai Alacakları: Bu alacaklar, hizmet akdinin devamı süresince, çalışılan ayı takip eden ay başı itibarıyla muaccel hale gelir.
· Kıdem ve İhbar Tazminatları: İş akdinin sona erdiği tarihte muacceliyet kesbeder.
Mahkeme ilamı, var olan bir hakkı tespit ve tescil eder (inşai değil, izhari niteliktedir); hakkı yeniden yaratmaz. Dolayısıyla İİK m. 206 uygulamasında “bir yıllık süre” hesabı yapılırken ilam tarihi değil, alacağın maddi hukuk bakımından doğduğu tarih esas alınmalıdır.
III. SOMUT OLAY ANALİZİ VE YARGITAY’IN YAKLAŞIMI
İncelenen kararda, alacaklının hizmet akdinin 29.06.2019 tarihinde sona erdiği tespit edilmiştir. Konkordato geçici mühlet kararı ise 12.08.2024 tarihlidir.
Basit bir kronolojik analizle:
· İş Akdi Fesih (Muacceliyet) Tarihi: 29.06.2019
· Geçici Mühlet Tarihi: 12.08.2024
Aradaki süre beş yılı aşkındır. İİK m. 206/1. sıra imtiyazı, mühletten önceki “son bir yıl” içinde doğmuş alacakları kapsadığından, 2019 yılında muaccel hale gelen bir alacağın, 2024 yılındaki bir ilama bağlanmış olması, ona 2024 yılında doğmuş muamelesi yapılmasını gerektirmez. Yüksek Mahkeme, “Takibe dayanak işçilik alacaklarının muaccel hale geldiği tarih itibari ile 12.08.2024 tarihli mühlet kararından bir yıldan çok önce doğdukları sabittir” gerekçesiyle, bu alacakların imtiyazlı olmadığını ve takibin durdurulması gerektiğini hükme bağlamıştır.
Bu karar, borçlu şirketin konkordato projesinin başarısı için hayati öneme sahip olan “mühletin koruyucu kalkanı” işlevini tahkim ederken, imtiyazlı alacak istisnasının keyfi olarak genişletilmesinin de önüne geçmiştir. Aksi bir yorum, yani ilam tarihinin esas alınması, yıllar önceki borçların sırf yeni hükme bağlandı diye mühlet içinde talep edilebilmesi sonucunu doğurur ki, bu durum konkordato kurumunun ruhuna aykırıdır.
SONUÇ
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2025/7582 K. sayılı kararı, konkordato hukuku ve takip hukuku kesişiminde emsal niteliğindedir. Karar, işçi alacaklarının İİK m. 206 kapsamında imtiyazlı sayılabilmesi için aranan “son bir yıl içinde doğmuş olma” şartının tespitinde, mahkeme karar tarihinin (ilam tarihinin) değil, iş hukukundan kaynaklanan muacceliyet tarihinin (fesih tarihi veya ücretin ödenmesi gereken ay başı) esas alınması gerektiğini teyit etmiştir.
İcra müdürlüklerinin ve icra mahkemelerinin, şikayet yoluyla önlerine gelen dosyalarda, takibe dayanak ilamın tarihine değil, ilamın içeriğindeki alacağın kaynağına ve doğum tarihine odaklanmaları, hukuka uygun bir infaz süreci için elzemdir.
KAYNAKÇA
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 25.11.2025 Tarih, 2025/6223 E., 2025/7582 K. Sayılı İlamı.