KOŞULLU SALIVERİLME (ŞARTLI TAHLİYE)

A- Tanım

Koşullu salıverilme diğer bir ifade ile şartlı tahliye; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107. Maddesin de düzenlenmiş olan bir infaz hukuku kurumudur.  TCK’ da yaptırımı düzenlenmiş olan bir suçun işlenmesi nedeniyle mahkemece yapılan yargılama neticesinde hapis cezasına mahkûm edilmiş ve bu nedenle hükümlü sıfatını almış olan kişinin, cezasının belli bir bölümünü cezaevinde infaz etmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Hükümlünün cezaevinde cezasını infaz edeceği süre ise suçun vasfına ve hapis cezasının süresine göre değişiklik arz etmektedir. Hükümlü şartlı tahliye kurumundan gerekli şartları taşımasına bağlı olarak; infaz hakimliği tarafından verilen karar ile faydalandıktan sonra sosyal hayat içerisinde kendisine yüklenen yükümlülükler çerçevesinde cezasını infaz etmektedir. Sosyal hayat içerisinde cezasını infaz edeceği süre ise bihakkın tahliye tarihine kadar ki süredir. Eş ifade ile; hükümlü, koşullu salıverildiği tarihten itibaren gerçekten de hak ederek tahliye edileceği tarih ne ise o tarihe kadar cezasını yükümlülükleri çerçevesinde dışarıda infaz edebilecektir.

B- Koşullu Salıverilme Şartları ve Bunlara İlişkin Yeni Düzenlemeler

5275 sayılı CGTİHK’ da düzenlenmiş olan koşullu salıverilme müessesesinden faydalanabilmenin ilk şartı iyi halli olma zorunluluğudur. İlgili yasanın 107. Maddesinin ilk fıkrasında; Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi halli olarak geçirmesi gerekir” denilmek suretiyle açıkça aranan kriterlerden bir tanesi ortaya konulmuştur. Madde de belirtildiği üzere infaz süresini iyi halli geçirmeyen hükümlü koşullu salıverilme müessesesinden faydalanamayacaktır. Hükümlünün iyi halli olup olmadığının belirlenmesinde ise ilgili yasanın 89. Maddesinde düzenlenmiş bulunan; “Hükümlüler, ceza infaz kurumlarında bulundukları tüm aşamalarda, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında idare ve gözlem kurulu tarafından iyi halin belirlenmesine esas olmak üzere en geç altı ayda bir değerlendirmeye tabi tutulur”  hükmü vukuu bulacaktır. 5275 sayılı yasada birtakım değişikliklere neden olan 7242 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden önce iyi halin saptanmasında “disiplin kurulunun görüşü alınarak idare kurulunca saptanmış bulunması gerekir.” şeklinde düzenleme mevcut idi. Ancak görüleceği üzere değişiklikle beraber disiplin kurulun görüşüne başvurma yoluna gitmek yerine idare ve gözlem kurulunun değerlendirmesi yoluna gidilmiştir.

Hükümlünün koşullu salıverilme kurumundan faydalanabilmesi için aranan bir diğer şart ise yasa koyucunun belirlemiş olduğu infaz süresinin tamamlanmış olması gerektiğidir. Yukarıda da izah ettiğimiz üzere bu süre, hükümlünün işlemiş olduğu suçun vasfına ve cezanın süresine göre değişiklik göstermektedir. Yasa koyucu bu durumu 107. Maddenin 2. Fıkrasının ilk cümlesinde ortaya koymuştur. Ortaya konulan bu düzenleme 7242 sayılı yasa ile değişikliğe uğramış ve infaz süreleri açısından birtakım iyileştirmelere gidilmiştir. İlgili madde fıkrası; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanların 30 yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanların 24 yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanların ise cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri taktirde koşullu salıverilme kurumundan yararlanabileceğini düzenlemiştir.  Ayrıca 5275 sayılı yasanın 107. Maddesinin 3. Fıkrasında ise hapis cezaları açısından infaz kurumunda geçirilecek azami süreler belirtilmiştir. İlgili madde fıkrasında; birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkumiyet halinde 36 yılın, birden fazla müebbet hapis cezasına mahkumiyet halinde 30 yılın, bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 36 yılın, bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 30 yılın, birden fazla süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde ise en fazla 28 yılın cezaevinde infaz edileceği belirtilmiştir. Uygulama da süreli hapis cezaları ile daha sık karşılaşılması hasebiyle koşullu salıverilme kurumunu irdelerken genellikle süreli hapis cezaları üzerinden örneklendirmeler ile gitmeyi tercih edeceğiz. Bu itibarla, her iki madde fıkrasına birer örnek vermek gerekirse; bir kişi işlemiş olduğu bir suç nedeniyle söz gelimi 6 yıl süreli hapis cezasından hüküm giydiğinde cezaevinde infaz etmesi gereken süre 107.maddenin 2. Fıkrasının ilk cümlesindeki “süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanların cezalarının yarısının” şeklindeki düzenlemesi nedeniyle 3 yıl olacaktır. Aynı kişi söz gelimi üç ayrı suçtan dolayı sırasıyla 20, 25, 15 yıl olmak üzere toplam da 60 yıl süreli hapis cezası alsa normal şartlarda infaz etmesi gereken süre 30 yıl olmasına rağmen ilgili maddenin 3. Fıkrası gereğince 28 yılını infaz etmesi halinde koşullu salıverilmeden yararlanabilecektir. Ancak önemle belirtmek gerekir ki yasa koyucu her suç tipi için 107.maddenin 2. Fıkrasının ilk cümlesinde öngörülen infaz sürelerini kabul etmemiş ve birtakım suçlar açısından cezaevinde infaz edilmesi gereken süreleri ağırlaştırmıştır.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş olan kasten öldürme suçlarından (81, 82, 83. Mad.) süreli hapis cezasına mahkum olanlar, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan (Mad. 87 fıkra 2, bent d) süreli hapis cezasına mahkum olanlar, işkence suçundan (Mad. 94 ve 95) ve eziyet suçundan (Mad. 96) süreli hapis cezasına mahkum olanlar, cinsel saldırı suçundan (Mad. 102, ikinci fıkra hariç) süreli hapis cezasına mahkum olanlar, reşit olmayanla cinsel ilişki (Mad. 104, ikinci ve üçüncü fıkra hariç) suçundan süreli hapis cezasına mahkum olanlar, cinsel taciz (Mad. 105) suçundan süreli hapis cezasına mahkum olanlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan (Mad. 102, 103, 104, 105) hapis cezasına mahkum olanlar, özet hayatın gizliliğine karşı işlenen suçlardan  (Mad. 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) süreli hapis cezasına mahkum olanlar, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (Mad. 188) hapis cezasına mahkum olan çocuklar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından (Mad. 326) süreli hapis cezasına mahkum olanlar bakımından cezaevlerinde infaz edilmesi gereken süreyi üçte iki olarak belirlemiştir.  Ayrıca suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu Kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ile Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında da yine koşullu salıverilme oranı 2/3 olarak uygulanır. Görüleceği üzere yasa koyucu birtakım suçlar için süreli hapis cezaları açısından ½ infaz oranı öngörmüş iken diğer taraftan bahsi geçen suçlar açısından ise üçte iki oranında bir infaz süresi öngörmüştür.

Burada önemle belirtilmesi gereken bir diğer konuyu ele almak gerekirse; 5275 sayılı CGTİHK ‘un 107. Maddesinin 2. Fıkrasında istisna tutulan suçlar belirtilirken parantez içerisinde hariç tutulan birtakım suçların var olduğunu görüyoruz. Örneğin, her ne kadar kanun koyucu TCK Mad. 102 de düzenlenmiş olan cinsel saldırı suçu açısından koşullu salıverilme için üçte iki infaz oranı öngörmüş olsa da maddenin ikinci fıkrasını hariç tutmuş. Aynı şekil de TCK Mad. 104 de hüküm altına alınmış olan reşit olmayanla cinsel ilişki suçun da üçte iki infaz oranı öngörmüş olsa da kanun koyucu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarını hariç tutmuş. Tam da bu nokta da bir çoğumuzun aklına söz konusu hariç tutulan fıkralar açısından acaba 107. Maddedeki genel kural olan ½ infaz süresi mi yoksa başka bir infaz süresi mi uygulanacağı sorusu gelmekte. Bu soruya cevap verebilmek adına 5275 sayılı yasanın 108. Mad. bakmakta yarar var. Zira, bahsedeceğimiz düzenleme 7242 sayılı yasayla beraber gelmiştir. 5275 sayılı yasanın 108. Maddesinin ilk fıkrasına baktığımızda; “Tekerrür halinde işlenen suçlardan dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası için 39 yılın, müebbet hapis cezası için 33 yılın, birden fazla süreli hapis cezasının alınması halinde maksimum 32 yılın, süreli hapis cezası alınması durumunda da üçte ikisinin iyi halli olarak infaz edilmesi durumunda koşullu salıverilmeden yararlanılır. Ancak koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır.” hükmü bulunmaktadır. Tekerrür konusuna yabancı olan vatandaşlarımızı ve meslektaşlarımızı da aydınlatabilmek adına bununda izahında yarar görüyoruz. Kişi bir suç nedeniyle ceza aldığında söz konusu suçun kesinleşmesinden sonra tekrar bir suç işlerse TCK 58. Mad. de düzenlenen “tekerrür hükümlerinin” yollamasıyla 5275 sayılı yasanın 108. Maddesin de düzenlenmiş bulunan “mükerrerlere özgü infaz rejimi” uygulanmaktadır. Yukarıda belirtmiş olduğumuz 108. Maddenin ilk fıkrası bizlere tekerrür halinde suçun vasfının ne olduğuna bakılmaksızın, örneğin, süreli hapis cezaları açısından üçte iki oranın da infaz şartı koymuş. Hükümlü, tekerrür halinde süreli hapis cezasının üçte ikisini infaz ettiğin de koşullu salıverilme müessesesinden faydalanabilecek. Ancak maddenin devamında üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından o kuralın uygulanacağı belirtilmiş. 5275 sayılı yasanın 108. Maddesinin 9. Fıkrasına baktığımızda ise; “İlk fıkrada bahsedilen koşullu salıverilme süreleri Türk Ceza Kanunu’muzda düzenlenmiş bulunan 102. Maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan cinsel saldırıcı suçundan, 103. Madde de ki cinsel istismar suçundan, 104. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkrasında düzenlenmiş olan reşit olmayan ile cinsel ilişki suçundan, 188. Madde de düzenlenmiş olan uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan dolayı mahkum olunması halinde de uygulanır. Ancak süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranı ¾ olarak uygulanır” denilmiştir. Bu itibarla, Türk Ceza Kanunda düzenlenmiş olan 102. Maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan cinsel saldırıcı suçundan, 103. Madde de ki cinsel istismar suçundan, 104. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkrasında düzenlenmiş olan reşit olmayan ile cinsel ilişki suçundan, 188. Madde de düzenlenmiş olan uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan dolayı mahkûm olunması halinde süreli hapis cezaları açısından infaz oranı üçte iki olarak değil ¾ olarak uygulanacaktır. Kanun koyucunun yine burada bazı suçlar bakımından daha ağır bir müeyyide getirdiğini görüyoruz.

7242 sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle beraber yine buna benzer bir durumu infaz yasamızın 107. Maddesinin dördüncü fıkrasında görüyoruz. Yasanın 107. Maddesinin 4. Fıkrası; “Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz altı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır” hükmünü içermektedir. Yasa koyucu her ne kadar örgütlü suçlar açısından üçte iki infaz oranı öngörmüş olsa da koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları koşullu salıverilme oranının uygulanacağını belirtmiş. 3713 sayılı TMK’ nun 17. Maddesinde; “Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci maddesi hükümleri uygulanır. Ancak, süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır” hükmü bulunmaktadır. Dolayısıyla terörle mücadele kanunu kapsamına giren örgütlü suçlar açısından yine ¾ oranında infaz süresi uygulanacaktır. Kanun koyucu örgütlü suçlar açısından da infaz sürelerine azami bir miktar getirmiştir. 5275 sayılı yasanın 107. Maddesinin 4. Fıkrasın da; “Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde kırk, birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuz dört, bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla kırk, bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz dört, birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz iki, yıldır. Bu fıkra hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz” hükmü bulunmaktadır. Dolayısıyla işlenen örgütlü suç her ne kadar TMK kapsamına girmiş olsa ve buna bağlı olarak ¾ infaz oranı uygulanıyor olsa da hükümlünün infaz edeceği maksimum süre, her halükârda kanun koyucunun belirttiği azami süreler kadar olacaktır.

Hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında bir diğer önemli kriterin ise ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor olduğunu şimdilik kısaca söylemiş olalım. Zira, koşullu salıverilme kararının alınması konusunu ilerleyen bölümlerde irdelerken bu kritere ayrıca daha detaylı değineceğiz.

15.04.2020 tarihinde RG’ de yayımlanarak yürürlüğe giren “7242 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile 5275 sayılı yasamıza getirilen değişikliklerden bir diğeri ise on beş yaşını ve on sekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin cezaevlerindeki infaz süreleri ile ilgilidir. 5275 sayılı yasanın Md. 107/5; “Koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün on beş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçireceği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır” hükmünü içermektedir. Ancak 7242 sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle beraber 5275 sayılı yasaya Geçici 6. Maddenin 4.Fıkrası ile “30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, tabi olduğu infaz rejimine göre belirlenen koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün on beş yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir gün, üç gün; on sekiz yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır” hükmü eklenmiştir. Hükümden de anlaşılacağı üzere 30/03/2020 tarihine kadar herhangi bir suç nedeniyle hüküm giymiş olan 15 yaşını doldurmamış çocuklar açısından cezaevindeki bir günlük infaz süresi 3 gün ve 18 yaşını doldurmamış kişiler açısından ise bir günlük infaz süresi 2 gün olarak kabul edilecektir. Ancak belirtmeliyiz ki 30/03/2020 tarihinden sonra işlenmiş olan suçlar açısından ilgili yasanın Md. 107/5 hükmü uygulama alanı bulacaktır.

C- Koşullu Salıverilme Kararı

Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş olan bir suç nedeniyle yargılanıp hüküm giyen kişi işlemiş olduğu suçun vasfına göre 5275 sayılı yasanın 107. Maddesinde öngörülen infaz sürelerini iyi halli olarak tükettiği taktirde koşullu salıverilme kurumundan faydalanabileceğini izah ettik. Ancak söz konusu infaz kurumundan faydalanabilmenin yolu bir mahkeme kararından geçmektedir. 7242 sayılı yasa ile infaz kanunumuza getirilen değişiklikten önce infaz idaresince hazırlanan gerekçeli rapor, hükmü veren mahkemeye, hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemeye; hüküm veya hükümlerden biri bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmiş ise 101 nci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenen ilk derece mahkemesine; hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemeye verilir ve ilgili mahkeme bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verirdi. Ancak 7242 sayılı yasa ile infaz kanunumuzda yapılan değişiklik neticesinde 5275 sayılı yasanın 107. Maddesinin 11. Fıkrasında belirtildiği üzere hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hakimliğine verilir ve infaz hâkimi bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir. Dolayısıyla hükümlü kişisi cezaevinde kanunun öngördüğü infaz sürelerini iyi halli olarak geçirdiğinde ceza infaz kurumu idaresi tarafından hükümlü hakkında bir rapor hazırlanır ve bu rapora istinaden mahkemece, hükümlü hakkında koşullu salıverilme kararı verilir. Burada koşullu salıverilme kararında görevli ve yetkili mahkeme madde lafzından da anlaşılacağı üzere infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hakimliğidir.

Ceza infaz kurumu idaresi tarafından hükümlü hakkında verilen rapor, infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hakimliğince uygun bulunmaz ise bunun gerekçesi verilen kararda mutlaka gösterilmekte ve verilen karara karşı itiraz yoluna gidilebilmektedir. Söz konusu itirazın ne şekilde yapılacağı sorusuna; 5271 sayılı CMK’nın 268. Mad. de belirtilen usul olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

D- Koşullu Salıverilme Kararının Geri Alınması

İnfaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hakimliğince hükümlü hakkında yukarıda izah ettiğimiz şartların sağlanması halinde koşullu salıverilme kararı verilmektedir. Hükümlü söz konusu kurumdan faydalandıktan sonra denetime tabi tutulur. Denetimin ne şekilde olacağına ise 5275 sayılı yasanın 107. Maddesinin yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu fıkraları cevap vermektedir.  Denetim süresinde yükümlülüklere uygun davranan ve bu süreci iyi halli geçiren hükümlü cezasını infaz etmiş sayılır. Hükümlü kişisi koşullu salıverilme kurumundan faydalanıp salıverildiğinde tabi tutulduğu denetim süresi içerisinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hakiminin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi halinde koşullu salıverilme kararı geri alınır. Bu durum ilgili maddenin on ikinci fıkrasında da ortaya konulmuştur. Görüleceği üzere hükümlü, denetim süresi içerisinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlerse ya da kendisine yüklenen yükümlülüklere infaz hakiminin uyarısına rağmen uymaz ise hakkında verilen koşullu salıverilme kararı geri alınıyor.

İlgili fıkrada geçen “hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi” ifadesini irdelemekte yarar görüyoruz. Zira, kişi kasıtlı bir suç işlediğinde bu suçun cezası seçenek yaptırımlardan bir tanesine çevrilebilmekte ve dolayısıyla hapis cezasına mahkûm edilmeyebilmektedir. Bu itibarla, hükümlü, koşullu salıverilme kararından sonra kasıtlı bir suç işlediğinde, işlemiş olduğu bu suç nedeniyle almış olduğu ceza adli para cezası olur ise ya da almış olduğu hapis cezası adli para cezasına çevrilir ise maddenin istemiş olduğu “hapis cezası” şartı gerçekleşmeyeceğinden hükümlü hakkında koşullu salıverilme kararı geri alınamayacaktır.  Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 18.09.2017 tarihli 2017/1699 E ve 2017/2757 K sayılı ilamında da bu durum; “koşullu salıvermenin geri alınabilmesi için hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçun işlenmesi gerektiği, hükümlünün deneme süresi içerisinde işlediği Tire 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/11/2014 tarihli ve 2014/295 esas, 2014/598 sayılı kararına konu suçtan dolayı neticeten adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği dolayısıyla koşullu salıvermenin geri alınamayacağı cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden …” denilmek suretiyle ortaya konulmuştur. Yine Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 19.02.2018 tarihli 2017/2889 E ve 2018/600 K sayılı ilamı ile 2017/3495 E ve 2018/601 K sayılı ilamı da bu yöndedir. Dolayısıyla koşullu salıverilme kararı sonrası hükümlü, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemeli ve bu suç nedeniyle hapis cezası almalıdır ki hakkında verilmiş olan koşullu salıverilme kararı geri alınabilsin. Koşullu salıverilme kararının geri alınmasından sonra aynı hükmün infazı ile ilgili bir daha koşullu salıverilme kararı verilemez.

Hükümlü hakkında verilen koşullu salıverilme kararının geri alınması halinde hangi nedenle geri alındığına bağlı olarak iki ihtimal karşımıza çıkıyor. Denetim süresi içerisinde işlemiş olduğu kasıtlı bir suç nedeniyle hapis cezası almış olması halinde koşullu salıverilme kararı geri alınırsa; denetim süresi içerisinde işlemiş olduğu suç tarihinden başlamak ve bihakkın tahliye tarihini geçmemek koşuluyla sonraki işlediği her bir suç için verilen hapis cezasının iki katı sürenin ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir. Denetim süresi içerisinde kendisine yüklenen yükümlülüklere infaz hakiminin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi nedeniyle koşullu salıverilme kararının geri alınması halinde ise bu yükümlülüklere uymama tarihi ile hak ederek salıverilme tarihi arasındaki süreyi geçmemek koşuluyla ihlalin niteliğine göre takdir edilecek bir sürenin yine ceza infaz kurumunda aynen çektirilmesine karar verilir. Yasa koyucu her ne kadar cezalarının bir kısmını kanunun öngördüğü şartlar çerçevesinde cezaevinde infaz eden hükümlülerin koşullu salıverilme kurumundan yararlanabileceğini düzenlenmiş olsa da bazı hükümlüler açısından bu müesseseden faydalanmak mümkün değildir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” başlıklı Dördüncü Bölüm, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Beşinci Bölüm, “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” başlıklı Altıncı Bölüm altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet halinde koşullu salıverilme müessesesinden faydalanılamaz. Yine 5275 sayılı yasa da mükerrerlere özgü infaz rejiminin düzenlenmiş olduğu 108. Maddenin 3. Fıkrasına baktığımızda ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması halinde hükümlü hakkında koşullu salıverilme kararının uygulanamayacağını görüyoruz. Örneğin, kişi işlemiş olduğu bir suç nedeniyle HAGB kararı ile karşı karşıya kalsa ve bu nedenle denetime tabi olsa, denetim süresinde işlemiş olduğu bir suç nedeniyle tekerrür hükümleri uygulanarak ceza evinde cezasını infaz etmeye başlasa ve belli bir süre sonra kanunun aradığı şartları taşıması nedeniyle de koşullu salıverilme müessesesinden faydalanarak cezasını sosyal hayat içerisinde infaz etmeye başlasa ancak bu süre içerisinde tekrar bir suç işlese ikinci defa tekerrür hükümleri uygulanacağından hükümlü kişisi bu suç nedeniyle koşullu salıverilme kurumundan faydalanamayacaktır.

SONUÇ

“7242 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile 5275 sayılı yasamızda hüküm altına alınmış olan koşullu salıverilme (şartlı tahliye) müessesesi hakkında birtakım değişikliklere gidilmiştir.  Bu değişiklikler her ne kadar birçok hükümlünün tahliyesine yol açıyor olsa da toplumda oluşan algının tersine bir af düzenlemesi olmayıp yalnızca hükümlülerin cezaevlerinde infaz edecekleri hapis cezasına ilişkin sürelerin kısaltılmasına yönelik değişikliklerdir.

Bu değişikliklerle yapılan iyileştirmelerin her suç tipi bakımından geçerli olmadığını sadece yasa koyucunun belirlemiş olduğu bazı suçlar açısından geçerli kılınmış olmasının 5275 sayılı yasa da bulunan denetimli serbestlik ve şartlı tahliye kurumlarının amacına ve özüne aykırılık teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Zira, suçlu dediğimiz kişi toplum içerisinde uyumsuz davranışlar sergileyen ve bu uyumsuzluğunu da suç işleyerek dışarıya vuran bir kimsedir. Ceza yargılaması neticesinde hüküm giyen bu “uyumsuz kimseler” ceza hukukunun bir uzantısı olan infaz hukuku aracılığı ile topluma kazandırılmaya çalışılır. Kanun koyucu elbette bir suç nedeniyle buna ilişkin yaptırımı belirlerken; suçun vasfına göre hareket edip takdir yetkisini kullanarak belirleme yapabilir. Bu tabiidir. Ancak hükümlülerin topluma kazandırılması amaçlanırken suçun vasfına bağlı kalmadan, o suçun kamu vicdanında yarattığı etkiye bakmadan herkes açısından eşit bir program uygulamalıdır. İşte bu program ise 5275 sayılı infaz yasamızda düzenlenmiş olan denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme müesseseleri aracılığıyla vukuu bulur. İnfaz hukukunun amacı bu uyumsuz kimselerin uyumsuzluğuna neden olan faktörlerin (psikolojik, sosyal vb.) neler olduğunun tespit edilmesi, bir infaz programı dahilinde bunların giderilmesi ve bu uyumsuz kimselerin tekrar suça yönelmesini engellemektir. Bu program kesinlikle ve kesinlikle suça göre değil, suçlunun infaz süresi boyunca takınmış olduğu davranışlarına göre belirlenmelidir. Bu itibarla, aynı miktar da ceza alan iki hükümlüden birisinin sırf işlemiş olduğu suçun düzenleme kapsamında olmaması nedeniyle farklı bir infaz programına dahil edilerek infaz süresinin uzatılması mahkumlar arasında eşitsizliğe neden olur. Bu durum ise Anayasamız da düzenlenmiş bulunan “Eşitlik İlkesine” aykırılık teşkil etmektedir.  Eşitlik ilkesi ile bağdaşmayan bu düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’nin 19.07.1991 Tarihli 1991/15 E ve 1991/22 K sayılı ilamı ile taçlandırmak isteriz. Zira söz konusu karar da “…infazın, mahkumların işledikleri suçlara göre bir ayırıma gidilmeden, aynı esaslara ve belirli bir programa göre yapılmasını ve sonuçlarının gözlenmesini gerektirir. Aynı miktar cezayı alan iki hükümlüden birinin, sırf suçunun türü nedeniyle daha uzun süre ceza çektikten sonra şartla salıverilmesi, cezaların farklı çektirilmesi sonucunu doğurur ve bu iki mahkûm arasında eşitsizliğe neden olur...” denilmek suretiyle suçun vasfına göre infaz sürelerinin değiştirilmesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğunu vurgulamıştır. Bu itibarla, Anayasamızın 10. Maddesinde düzenlenmiş olan eşitlik ilkesine aykırılık teşkil eden bu düzenlemelerin ilerleyen günlerde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edileceği görüşündeyiz. Zira, ana muhalefet partisi konuya ilişkin olarak iptal başvurusunda bulundu.

Bekleyip, görelim…

Bilgi güçtür. Adaletle kalmanız dileğiyle.

Av. Vahap ÖZKAN

İZMİR BAROSU

[İşbu çalışma, Avukat Vahap ÖZKAN tarafından kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi tez çalışma yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak çalışmanın alıntılanan bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.]

KAYNAKLAR

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 18.09.2017 tarihli 2017/1699 E ve 2017/2757 K sayılı ilamı

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 19.02.2018 tarihli 2017/2889 E ve 2018/600 K sayılı ilamı

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 19.02.2018 tarihli 2017/3495 E ve 2018/601 K sayılı ilamı

Anayasa Mahkemesi’nin 19.07.1991 Tarihli 1991/15 E ve 1991/22 K sayılı ilamı

https://barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/kosullu-saliverilmenin-geri-alinmasi-karari-ve-sartli-tahliye-nedir.html