1. Giriş
Rekabet Kurumunun yerinde inceleme yetkisi, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 15. maddesinde düzenlenmiştir. Bu yetki kapsamında Kurum uzmanları teşebbüslerin defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü veri ve belgeyi inceleyebilmekte, bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabilmektedir.
Yerinde incelemenin anayasal sınırları, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 23.03.2023 tarihli Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. kararıyla yeniden tartışmaya açılmıştır. AYM, somut olayda Rekabet Kurumu uzmanlarının hakim kararı bulunmaksızın şirketin işyerinde gerçekleştirdiği yerinde incelemenin Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir (AYM, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. Başvuru No: 2019/40991, 23.03.2023).
Ford kararının uygulamaya yansıması ise beklenen yönde olmamıştır. Karardan sonra 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde AYM'nin işaret ettiği hakim güvencesini sağlayacak bir değişiklik yapılmamış; Rekabet Kurumu hakim kararı bulunmaksızın yerinde inceleme yapmaya devam etmiştir. Danıştay Onüçüncü Dairesinin 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesindeki düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine taşıması üzerine verilen 06.11.2025 tarihli norm denetimi kararı da tartışmayı sona erdirmemiştir. AYM, maddenin birinci fıkrasında yer alan “gerekli gördüğü hallerde” ibaresini Anayasa'ya aykırı bulmamış; hakim kararını yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığına bağlayan üçüncü fıkranın ikinci cümlesi hakkında ise esasa ilişkin bir karar vermemiştir (AYM, E.2023/174, K.2025/224, 06.11.2025). Rekabet Kurulu da Ford kararının 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesini yürürlükten kaldırmadığı gerekçesiyle mevcut uygulamasını sürdürmüş ve hakim kararı olmaksızın yapılan yerinde incelemelerde elde edilen belgeleri soruşturmalarda kullanmaya devam etmiştir.
Yerinde incelemenin hukuka aykırı olması, bu inceleme sonucunda elde edilen delillerin hukuki durumunu da tartışmalı hale getirmektedir. Temel hak ihlali oluşturan bir inceleme sırasında elde edilen belge, e-posta ve diğer dijital verilerin Rekabet Kurulu tarafından teşebbüs aleyhine kullanılması, hukuka aykırı delil yasağı bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
AYM’nin Ford kararı bu soruya açık bir cevap vermemiştir. AYM konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar vermiş, ancak inceleme sırasında elde edilen elektronik yazışmaların rekabet soruşturmasında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda ayrıca bir değerlendirme yapmamıştır. Bu nedenle yerinde incelemenin hukuka aykırı olması ile bu incelemede elde edilen delillerin kullanılamaması birbirinden ayrılarak değerlendirilmelidir.
Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında ise “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm karşısında Ford kararının ardından tartışılması gereken mesele artık yalnızca hakim kararı olmaksızın yerinde inceleme yapılıp yapılamayacağı değildir. Asıl sorun, temel hak ihlali oluşturan bir yerinde inceleme sonucunda elde edilen bulguların Rekabet Kurulunun ihlal tespitine ve idari para cezası kararına dayanak oluşturup oluşturamayacağıdır.
Bu çalışmada mesele Türk hukuku bakımından ele alınacak; 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi, Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihadı ile Rekabet Kurulunun yaklaşımı birlikte değerlendirilerek hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemelerde elde edilen delillerin hukuki durumu incelenecektir.
2. Rekabet Soruşturmalarında Yerinde İnceleme ve Delil Elde Etme Yetkisi
4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi, Rekabet Kuruluna Kanun'un kendisine verdiği görevleri yerine getirirken gerekli gördüğü hallerde teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde yerinde inceleme yapma yetkisi vermektedir.
Kurul bu kapsamda teşebbüslerin defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü veri ve belgelerini inceleyebilmekte, bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabilmektedir. Teşebbüslerden belirli konularda yazılı veya sözlü açıklama istenmesi ve teşebbüslerin her türlü malvarlığına ilişkin mahallinde inceleme yapılması da Kanun'da öngörülen yetkiler arasındadır.
Ticari iletişimin büyük ölçüde elektronik ortamda yürütülmesi, yerinde incelemeyi rekabet ihlallerinin ortaya çıkarılmasındaki en etkili delil elde etme araçlarından biri haline getirmiştir. Çalışanların bilgisayarlarında bulunan e-postalar, mesajlaşmalar, elektronik belgeler ve diğer dijital veriler soruşturmanın sonucunu doğrudan belirleyebilecek nitelikte olabilmektedir.
Yerinde incelemenin teşebbüs tarafından engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde ise inceleme sulh ceza hakimi kararıyla yapılmaktadır. Dolayısıyla mevcut düzenlemede yerinde inceleme yapılabilmesi için kural olarak önceden hakim kararı alınması gerekmemekte; hakim kararı ancak incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde aranmaktadır.
Ford kararında anayasal sorun da tam olarak bu noktada ortaya çıkmıştır. AYM'ye göre Anayasa'nın 21. maddesi kapsamındaki bir alana kamu görevlilerince girilmesi ve burada inceleme yapılması kural olarak hakim kararına dayanmalıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili merciin yazılı emri yeterli olabilirse de bu kararın yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulması gerekir. 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde ise Kurul kararıyla yerinde inceleme yapılması gecikmesinde sakınca bulunan hallerle sınırlandırılmadığı gibi Kurul kararının sonradan hakim onayına sunulması da öngörülmemiştir (AYM, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. p. 63-65).
Yerinde inceleme yetkisinin geniş olması, bu yetki kullanılarak elde edilen her bulgunun delil olarak kullanılabileceği anlamına gelmez. İdarenin kanundan kaynaklanan bir delil toplama yetkisine sahip olması ile bu yetkinin Anayasa'ya uygun biçimde kullanılması ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
3. Anayasa m.38/6 Kapsamında Hukuka Aykırı Delil Yasağının İdari Yaptırımlara ve Rekabet Soruşturmalarına Uygulanması
Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmüne yer verilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 206. maddesinde de kanuna aykırı olarak elde edilmiş delilin reddedileceği, 217. maddesinde ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceği düzenlenmiştir.
AYM de hukuka aykırı delile ilişkin bireysel başvuru içtihadında delilin elde edilmesindeki hukuka aykırılığın yargılamanın hakkaniyetini nasıl etkilediğini değerlendirmektedir. Helin Yusuf kararında hukuka aykırı elde edilen delillere dayanılarak mahkumiyet kurulması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (AYM, Helin Yusuf Başvuru No: 2020/14678, 14.01.2025).
Rekabet soruşturmaları ise ceza muhakemesi değildir. Rekabet Kurulu bir ceza mahkemesi olmadığı gibi, 4054 sayılı Kanun uyarınca uygulanan para cezaları da iç hukuktaki sınıflandırma bakımından idari yaptırım niteliğindedir. Bu nedenle CMK'nın hukuka aykırı delile ilişkin hükümlerinin rekabet soruşturmalarında doğrudan uygulanmasından söz edilemez.
Anayasa m.38/6 bakımından ise mesele farklıdır. Anayasa hükmü, delil yasağını “ceza yargılamasında” veya “mahkumiyet kararında” şeklinde sınırlandırmamış; genel olarak kanuna aykırı şekilde elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Anayasa'nın 11. maddesi de Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu düzenlemektedir.
Hukuka aykırı delil yasağının rekabet soruşturmalarında uygulanıp uygulanamayacağı, yalnızca CMK hükümlerinin idari yaptırım hukukuna kıyasen uygulanması meselesi değildir. Burada doğrudan Anayasa'nın 38. maddesindeki yasağın, idari yaptırım uygulayan bir kamu otoritesini bağlayıp bağlamadığı tartışılmaktadır.
Öğretide de Anayasa m.38/6'daki yasağın rekabet soruşturmalarında uygulanması gerektiği savunulmaktadır. Yalçın, İYUK, Kabahatler Kanunu ve 4054 sayılı Kanun'da meseleyi doğrudan çözen özel bir hüküm bulunmamasına rağmen Anayasa m.38/6'nın idari yaptırımlar bakımından da uygulanabileceğini ve Rekabet Kurulunun delil toplarken teşebbüslerin temel hak ve özgürlüklerine riayet etmesi gerektiğini belirtmektedir (Yalçın, AB ve Türk Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delillerin Kabul Edilebilirliği, 2022). Şahan ve Ünal da Anayasa'daki hukuka aykırı delil yasağının rekabet hukuku bakımından temel bir ilke oluşturduğu görüşündedir (Şahan/Ünal, Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delil Kavramına İlişkin Tartışmalar, 2025).
Rekabet Kurulu teşebbüs hakkında soruşturma yürütmekte, delil toplamakta, ihlalin gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemekte ve ihlal tespit ettiğinde önemli miktarlara ulaşabilen idari para cezaları uygulamaktadır. Böyle bir yaptırım sürecinde idarenin delil toplarken Anayasa ile bağlı olmadığı düşünülemeyeceği gibi, temel hak ihlali suretiyle elde edilen bir delilin yaptırıma dayanak yapılması da hukuken kabul edilemez.
Delilin elde edilmesi sırasında ortaya çıkan her hukuka aykırılık aynı sonucu doğurmaz. AYM'nin hukuka aykırı delil içtihadında da basit usul eksiklikleri ile temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan hukuka aykırılıklar arasında fark bulunduğu görülmektedir. Delilin tek veya belirleyici delil olup olmadığı, güvenilirliğinin tartışılıp tartışılmadığı ve tarafın delile karşı etkili biçimde savunma yapma imkanına sahip olup olmadığı da değerlendirmede önem taşımaktadır.
Ford kararında tespit edilen hukuka aykırılık ise basit bir şekil eksikliği değildir. Sorun doğrudan Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkına ve bu hakkın temel güvencelerinden biri olan hakim kararına ilişkindir.
Anayasa m.38/6'da düzenlenen hukuka aykırı delil yasağının rekabet soruşturmalarında uygulanmayacağını kabul etmek mümkün değildir. Tartışma, temel hak ihlali suretiyle elde edilen bir delilin hangi hallerde değerlendirme dışı bırakılacağı ve bunun Rekabet Kurulunun nihai kararına nasıl etki edeceği üzerinde yoğunlaşmaktadır.
4. AYM'nin Ford Kararı Sonrasında Yerinde İncelemede Elde Edilen Delillerin Hukuki Durumu
Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. kararına konu olayda Rekabet Kurulu, otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bazı teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun'u ihlal edip etmediğinin belirlenmesi amacıyla ön araştırma yapılmasına karar vermiştir. Kurum uzmanları Ford'un işyerine gitmiş, şirket personelinin bilgisayarlarını incelemiş ve elektronik postalardan oluşan belgeleri teslim almıştır. İnceleme öncesinde hakim kararı alınmamıştır.
AYM öncelikle Anayasa'nın 21. maddesindeki “konut” kavramının yalnızca kişilerin yaşadığı yerlerle sınırlı olmadığını kabul etmiştir. Bir şirketin yönetim faaliyetlerinin yürütüldüğü merkez, şube ve diğer işyerleri de herkesin serbestçe girebildiği alanlardan farklı olarak konut dokunulmazlığı hakkının korumasından yararlanabilmektedir. Rekabet uzmanlarının teşebbüsün faaliyetlerini yürüttüğü alanlara girmesi, bilgisayarlarda inceleme yapması ve elektronik yazışmaları temin etmesi de bu hakka müdahale niteliğindedir.
AYM'ye göre Anayasa'nın 21. maddesi uyarınca böyle bir müdahalenin kural olarak hakim kararına dayanması gerekir. 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesindeki sistem ise hakim kararını yerinde incelemenin başlangıç şartı olarak öngörmemekte, ancak incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde devreye sokmaktadır. Mahkeme bu nedenle konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar vermiş; ihlalin kanundan kaynaklanan yapısal bir sorun olduğunu belirterek kararın bir örneğinin Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesine hükmetmiştir.
Ford kararının hukuka aykırı delil bakımından sınırı burada ortaya çıkmaktadır. AYM, yerinde incelemenin Anayasa'nın 21. maddesini ihlal ettiğini açıkça tespit etmiş; inceleme sırasında elde edilen elektronik yazışmaların hukuka aykırı delil sayılıp sayılmayacağı ve Rekabet Kurulu tarafından kullanılıp kullanılamayacağı konusunda ise ayrıca karar vermemiştir.
Ford kararından, hakim kararı bulunmadan elde edilen bütün delillerin geçersiz olduğu sonucu çıkarılamaz. Ancak AYM'nin tespit ettiği ihlal doğrudan delilin elde ediliş yöntemine ilişkindir. İnceleme sırasında alınan e-postalar ve diğer dijital veriler, Anayasa'nın 21. maddesine aykırı olduğu tespit edilen müdahale sırasında elde edilmiştir. Bu nedenle söz konusu delillerin Anayasa m.38/6 karşısındaki durumu ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu sorun daha sonra Altıparmak Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. hakkında yürütülen soruşturmada doğrudan Rekabet Kurulunun önüne gelmiştir. Şirket, 31.01.2023 tarihinde gerçekleştirilen yerinde incelemenin hakim kararına dayanmadığını; Ford kararı uyarınca Anayasa'nın 21. maddesinin ihlal edildiğini ve bu incelemede elde edilen belgelerin Anayasa'nın 38. maddesi gereğince hukuka aykırı delil sayılarak kullanılmaması gerektiğini ileri sürmüştür.
Rekabet Kurulu, 29.02.2024 tarihli ve 24-11/193-77 sayılı kararında bu savunmayı kabul etmemiştir. Kurul, yerinde incelemenin yürürlükte bulunan 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine dayanılarak gerçekleştirildiğini; ayrıca Ford kararında konut dokunulmazlığının ihlal edildiğine karar verilmiş olmakla birlikte incelemede elde edilen belgelerin delil niteliği hakkında bir değerlendirme yapılmadığını belirtmiştir. Kurul soruşturma sonucunda Altıparmak Gıda'nın 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiğine karar vermiş ve şirkete idari para cezası uygulamıştır (Rekabet Kurulu, 29.02.2024, 24-11/193-77).
Kurulun bu yaklaşımında iki ayrı hukuka uygunluk sorunu bulunmaktadır. Yerinde incelemenin yürürlükteki 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine dayanması işlemin kanuni dayanağını açıklar. Yetkinin Anayasa'nın temel haklara ilişkin güvencelerine uygun kullanılıp kullanılmadığı ise bundan farklıdır. Ford kararında AYM'nin tespit ettiği sorun da bu noktadadır.
Bu bakımdan, “4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi yürürlüktedir” gerekçesi Kurumun inceleme yetkisinin kanuni dayanağını açıklasa da Anayasa'ya aykırı yöntemle elde edilen delilin Anayasa m.38/6 karşısındaki durumunu tek başına çözmemektedir.
4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine ilişkin anayasal tartışma Ford kararından sonra norm denetimine de taşınmıştır. Danıştay 13. Dairesi, 19.09.2023 tarihli ve E.2023/2464 sayılı kararıyla maddenin birinci fıkrasındaki “gerekli gördüğü hallerde” ibaresi ile üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin Anayasa'nın 2., 13. ve 21. maddelerine aykırı olduğu kanaatine ulaşarak AYM'ye başvurmuştur.
AYM, 06.11.2025 tarihli ve E.2023/174, K.2025/224 sayılı kararında “gerekli gördüğü hallerde” ibaresini Anayasa'ya aykırı bulmamış ve itirazı reddetmiştir. Ancak hakim kararını yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığına bağlayan üçüncü fıkranın ikinci cümlesi hakkında esasa ilişkin bir Anayasa'ya uygunluk kararı vermemiş; bu kural yönünden itiraz başvurusunu Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddetmiştir.
2025 tarihli norm denetimi kararı, Ford kararında ortaya konulan hakim güvencesi sorununu ortadan kaldırmamıştır. Ford kararında hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilen somut müdahalenin Anayasa'nın 21. maddesini ihlal ettiği yönündeki tespit varlığını korumaktadır.
5. Danıştay İçtihadı ve Hukuka Aykırı Delillerin Rekabet Kurulu Kararına Etkisi
Ford kararından sonra yerinde incelemede elde edilen delillerin akıbeti bakımından Danıştay 13. Dairesinin 09.10.2025 tarihli, E.2020/1736, K.2025/3035 sayılı kararı özellikle önemlidir.
Daire önce Ford kararına değinmiş ve AYM'nin 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde hakim kararı olmaksızın Kurul kararıyla yerinde inceleme yapılmasına imkan veren sistemin Anayasa'nın 21. maddesindeki güvencelere uygun olmadığı yönündeki değerlendirmesini aktarmıştır. Ardından 19.09.2023 tarihli E.2023/2464 sayılı kararıyla yaptığı norm denetimi başvurusuna yer vermiştir.
Danıştay, AYM'nin başvuruyu Anayasa'nın 152. maddesinde öngörülen beş aylık süre içinde sonuçlandırmamış olması nedeniyle, önündeki uyuşmazlığı yürürlükte bulunan 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine göre incelemeye devam etmiştir. Daire bunu, makul sürede yargılanma hakkı bakımından doğabilecek sorunun da önüne geçilmesi gerektiğini belirterek açıklamıştır (Danıştay 13. D., E.2020/1736, K.2025/3035, 09.10.2025).
Daire, rekabet ihlalinin varlığını değerlendirirken pişmanlık başvurusu kapsamında sunulan bilgi ve belgeleri, ön araştırma ve ek inceleme sırasında elde edilen verileri, taraf teşebbüslerden talep edilen belgeleri, BDDK ve TCMB'den edinilen bilgileri ve yerinde inceleme sonucunda elde edilen e-posta yazışmaları dahil bilgi, belge, bulgu ve tespitleri bir bütün olarak dikkate almış ve rekabete aykırı bilgi değişiminin gerçekleştiği sonucuna ulaşmıştır.
Danıştay bu kararda, Ford'a rağmen hakim kararı bulunmaksızın yapılan yerinde incelemede elde edilen delilleri değerlendirme dışında bırakmamıştır. Ancak Dairenin, yerinde incelemeden elde edilen e-postaların Anayasa m.38/6 bakımından hukuka uygun olduğuna karar verdiği de söylenemez. Kararda bu konu bağımsız bir hukuki sorun olarak incelenmemiştir.
Soruşturma dosyasında, şirket yöneticileri arasında yapılan ve açık rıza bulunmaksızın kaydedildiği ileri sürülen telefon görüşmeleri de bulunmaktadır. Danıştay bu kayıtların delil olarak kullanılıp kullanılamayacağını ayrıca incelemiştir. Daire, açık veya zımni rızanın bulunmadığı kabul edilse dahi kayıtların tek ve esaslı delil olup olmadığının, güvenilirliklerine ilişkin itirazların değerlendirilip değerlendirilmediğinin ve teşebbüse etkili savunma imkanı verilip verilmediğinin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda telefon kayıtlarının tek ve esaslı delil olmadığını; aynı dönemde banka yöneticileri arasında rekabete hassas bilgilerin paylaşıldığını gösteren çok sayıda e-posta yazışmasının bulunduğunu belirterek telefon kayıtlarına ilişkin itirazın Kurul kararını hukuka aykırı hale getirmediği sonucuna ulaşmıştır.
Danıştay'ın telefon kayıtlarına ilişkin bu değerlendirmesi, yerinde incelemede elde edilen deliller hakkında verilmiş doğrudan bir hukuka aykırı delil kararı değildir. Yine de Dairenin, hukuka aykırılığı ileri sürülen bir delilin Kurul kararına etkisini değerlendirirken o delilin tek veya esaslı delil olup olmadığına bakması, yerinde incelemede elde edilen deliller bakımından da dikkate alınabilecek bir ölçüt ortaya koymaktadır.
Danıştay'ın bu yaklaşımından yola çıkıldığında, yerinde incelemede elde edilen deliller bakımından iki farklı durum ortaya çıkmaktadır.
Hakim kararı bulunmaksızın yapılan yerinde incelemede elde edilen delil çıkarıldığında rekabet ihlali hukuka uygun, bağımsız ve yeterli başka delillerle ortaya konulabiliyorsa, bu delilin dosyada bulunmasının nihai Kurul kararını mutlaka sakatlayacağı söylenemez. Danıştay'ın 2025 tarihli kararında hukuka aykırılığı ileri sürülen telefon kayıtları bakımından benimsediği yaklaşım da bu yöndedir.
Buna karşılık Kurulun ihlal tespiti ve idari para cezası esas veya belirleyici ölçüde hakim kararı bulunmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemede ele geçirilen e-postalara, mesajlara veya diğer dijital verilere dayanıyorsa sorun farklıdır. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası hukuka aykırı bulgunun ispat değerinin azaltılmasını değil, delil olarak kabul edilmemesini öngörmektedir. Temel hak ihlali suretiyle elde edilmiş bir bulgu yaptırım kararının esaslı dayanağı ise hukuka aykırı delil itirazı artık tali bir usul itirazı olmaktan çıkar ve nihai idari işlemin hukuka uygunluğunu doğrudan etkiler.
Hakim kararı olmaksızın yapılan ve Anayasa m.21'e aykırılığı ileri sürülen yerinde incelemelerde, elde edilen delillere karşı m.38/6'ya dayanılması mümkündür. Ancak mevcut içtihat, bu itirazın tek başına delilin değerlendirme dışı bırakılması veya Kurul kararının iptali sonucunu doğurduğunu söylemeye henüz imkan vermemektedir.
Teşebbüsün inceleme sırasındaki hareket tarzı ise ayrı bir konudur. Ford kararı, yerinde incelemeyi yaptırımsız biçimde engelleme hakkı vermemektedir. Yerinde incelemenin engellenmesi 4054 sayılı Kanun kapsamında ayrıca idari para cezasına yol açabildiğinden, yalnızca hakim kararı bulunmadığı gerekçesiyle incelemeyi fiilen engellemek güvenli bir yöntem değildir.
Daha doğru yol; hakim kararı bulunmadığına, incelemeye hukuken rıza gösterilmediğine ve anayasal haklara ilişkin itirazların saklı tutulduğuna ilişkin beyanın yerinde inceleme tutanağına geçirilmesini istemek, incelemeyi fiilen engellememek ve elde edilen deliller teşebbüs aleyhine kullanıldığında hukuka aykırı delil itirazını soruşturma ve dava aşamasında açıkça ileri sürmektir. Özellikle nihai Kurul kararının belirleyici ölçüde bu delillere dayanması halinde, yerinde incelemenin hukuka aykırılığının yanı sıra, elde edilen delillerin Anayasa m.38/6 gereğince yaptırım kararına esas alınamayacağı da ayrıca ileri sürülmelidir.
6. Sonuç
Mevcut hukuk bakımından hakim kararı bulunmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemede elde edilen delillerin her durumda geçersiz sayıldığı söylenemez. Ford kararının sonucu bu değildir; Ford sonrasındaki Rekabet Kurulu ve Danıştay uygulaması da bu yönde gelişmemiştir. Ancak bu durum, söz konusu delillerin hukuka uygun olduğu veya teşebbüs aleyhine herhangi bir sınırlama olmaksızın kullanılabileceği anlamına da gelmez.
AYM, Ford kararında Rekabet Kurumunun hakim kararı olmaksızın korunan işyeri alanlarına girerek bilgisayarlarda inceleme yapmasını Anayasa'nın 21. maddesine aykırı bulmuştur. Buradaki hukuka aykırılık basit bir usul eksikliği değil, temel hak ihlalidir. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini açıkça düzenlemektedir.
Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, temel hak ihlali suretiyle elde edilen bir bulgunun Rekabet Kurulunun yaptırım kararının tek, esaslı veya belirleyici delili olarak kullanılmaması gerektiği kanaatindeyiz. Aksi halde Ford kararında ortaya konulan hakim güvencesi, yaptırım süreci bakımından önemli ölçüde etkisiz kalacaktır. İdarenin Anayasa'ya aykırı bir müdahaleyle elde ettiği delili daha sonra idari para cezasının belirleyici dayanağı olarak kullanabilmesi, Anayasa m.38/6'daki yasakla bağdaşmaz.
Hukuka aykırı bir delilin soruşturma dosyasında bulunması ise Kurul kararının her durumda iptalini gerektirmez. Danıştay'ın 09.10.2025 tarihli kararındaki yaklaşım da dikkate alındığında, delilin nihai karar içindeki ağırlığı önem taşımaktadır. Söz konusu delil çıkarıldığında ihlal hukuka uygun, bağımsız ve yeterli başka delillerle ortaya konulabiliyorsa Kurul kararının hukuki durumu ayrıca değerlendirilmelidir. Buna karşılık delil olmaksızın ihlal tespiti kurulamıyor veya bu delil yaptırım kararının esaslı ve belirleyici dayanağını oluşturuyorsa Anayasa m.38/6'ya dayalı iptal gerekçesi çok daha güçlü hale gelir.
İnceleme anında ise Ford kararına dayanarak yerinde incelemenin fiilen engellenmesi, mevcut 4054 sayılı Kanun karşısında yaptırım riski taşımaktadır. Bu nedenle daha güvenli yol; hakim kararı bulunmadığına ilişkin itirazı tutanağa geçirmek, incelemeye hukuken rıza gösterildiği anlamına gelebilecek beyanlardan kaçınmak ve incelemeyi fiilen engellemeden hukuki itirazları saklı tutmaktır. İncelemede elde edilen veriler daha sonra teşebbüs aleyhine kullanıldığında Anayasa m.21 ve m.38/6 birlikte ileri sürülmeli; özellikle hangi delilin ihlal tespitinde ne ölçüde belirleyici olduğu somut olarak ortaya konulmalıdır.
Türk hukukunda bu sorunun henüz kesinleşmiş bir içtihatla çözüldüğünü söylemek mümkün değildir. Ancak mevcut anayasal düzenleme ve içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde, hakim kararı bulunmaksızın ve Anayasa m.21'deki güvencelere aykırı şekilde yapılan yerinde incelemede elde edilen delillerin hukuka uygunluğunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Bu delillerin temel hak ihlali suretiyle elde edilmiş olması ve rekabet ihlalinin tek, esaslı veya belirleyici dayanağını oluşturması halinde ise Anayasa m.38/6 uyarınca yaptırıma esas alınmaması gerektiği kanaatindeyiz.
Kaynakça
Mevzuat
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.11, m.21, m.36, m.38 ve m.152.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, m.15 ve m.16.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m.206 ve m.217.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu.
Anayasa Mahkemesi Kararları
Anayasa Mahkemesi, Helin Yusuf Başvuru No: 2020/14678, 14.01.2025.
Anayasa Mahkemesi, E.2023/174, K.2025/224, 06.11.2025, RG 17.02.2026, S.33171.
Danıştay Kararları
Danıştay 13. Dairesi, E.2023/2464, 19.09.2023 (Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusu).
Danıştay 13. Dairesi, E.2020/1736, K.2025/3035, 09.10.2025.
Rekabet Kurulu Kararları
Rekabet Kurulu, Altıparmak Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., 29.02.2024 tarihli ve 24-11/193-77 sayılı karar.
Akademik Kaynaklar
Şahan, Ali Mert / Ünal, Orhan, “Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delil Kavramına İlişkin Tartışmalar”, Rekabet Hukukunda Güncel Gelişmeler Sempozyumu – XII, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2025, s. 395-436.
Yalçın, Ahmet, AB ve Türk Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delillerin Kabul Edilebilirliği, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No: 190, Yayın No: 373, Rekabet Kurumu, Ankara, Temmuz 2022.
Next