İstinaf denetimi yapan bölge adliye mahkemesi kararlarından hangilerinin temyiz denetimine kapalı olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 286 ncı maddesinde düzenlenmiştir.

Bilindiği üzere yasa yoluna başvurmak insan hakkı olup, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne (İHAS) Ek 7 No’lu Protokol’ün, ‘’Ceza Davalarında İki Dereceli Yargılanma Hakkı’ başlığı altında 2 nci maddesinde yer almıştır. İki dereceli yasa yolu hakkının istisnaları ise aynı 2 nci maddenin 2 inci paragrafında gösterilmiştir. Buna göre, ayrıntısı yasayla düzenlenmek durumunda olan hafif suçlar, iki dereceli yasa yolu hakkının istisnası olduğu gibi, bir kişiye karşı ilk derece yargılamasının yüksek mahkemede yapılmış olması durumu ile hakkındaki beraat hükmüne karşı gidilmiş yasa yolundan sonra bu kişi hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş olması durumu da iki dereceli yasa yolu hakkının istisnaları olarak gösterilmiştir. Bunun gibi Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14/5 inci maddesinde de yasa yoluna başvuru hakkı insan hakkı olarak kabul edilmiştir.

İHAS’ne Ek 7 Nolu Protokolün 2/2 nci maddesinde iki dereceli yasa yolu hakkının istisnaları arasında gösterilen hafif suç kavramının belirlenmesi ulusal hukuklarda yasalara bırakılmışsa da, söz konusu Ek 7 No’lu Protokol, 2 nci maddesinin gerekçesinde bu hususa açıklık getirmiş ve özgürlüğü bağlayıcı ceza yaptırımı öngörülmüş hiçbir suçun hafif suç sayılamayacağını açıklamıştır[1].

Bu bağlamda ‘’İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 7 No’lu Protokol’ün 2 nci Maddesi Hakkında Rehber’’de konuya ilişkin ayrıntılı açıklama yapılmıştır. Söz konusu Rehber’e göre: ‘’İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi bir suçun önem derecesinin hafif olup olmadığına karar verirken, suçun hapis cezası ile cezalandırılabilir olup olmadığının önemli bir ölçüt olduğunu kabul etmiştir(Grecu/Romanya,2006,§82; Zaicevs/Letonya,2007,§55; Kamburov/Bulgaristan,2009,§25;Stanchev/Bulgaristan,2009, §47; Kindhofer/Avusturya,2021, §30).Mahkeme bu değerlendirmeyi, davanın özel koşullarını dikkate alarak yapar (Kindlhofer/Avusturya, 2021, § 42) (Rehber, prg.29).

Dolayısıyla Mahkeme, kanunun, temel ceza olarak özgürlüğü kısıtlayıcı ceza öngördüğü bir suçun, söz konusu maddenin 2. fıkrası anlamında “önem derecesi hafif” olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir(Zaicevs/Letonya,2007, § 55; Kamburov/Bulgaristan, 2009,§26; Stanchev/Bulgaristan, 2009,§48; Zhelyazkov/Bulgaristan, 2012,§43) (Rehber prg.30).

Mahkeme, aşağıdaki suçların “önem derecesinin hafif” olmadığına karar vermiştir: Grecu/Romanya davasında, 2006, § 82, suç, altı aydan beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suçtu ve Zaicevs/Letonya,2007,§55; Kamburov/Bulgaristan, 2009, §26 ve Stanchev/Bulgaristan,2009,§48 davalarında suçlar azami on beş gün hapis cezasını gerektiren suçlardı’’ (Rehber prg.31).

Görüldüğü üzere İHAM -15- gün hapis cezasına mahkûmiyetin öngörüldüğü bir suçu hafif suç olarak kabul etmemiştir.

‘’Buna karşın, Luchaninova/Ukrayna,davasında, 2011, §72, başvuranın, hapis cezası gerektirmeyen hırsızlık suçundan suçlu bulunduğu davada, Mahkeme bunun söz konusu istisnaya giren önem derecesi hafif bir suç olduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca, Hükümet davanın bu yönüyle ilgili olarak herhangi bir görüş sunmamış olmasına rağmen, Mahkeme bu meseleyi incelemiştir.’’ (Rehber prg.32).

’Kindlhofer/Avusturya davasında,2021,§§ 38-42, Mahkeme ilk kez, kanunun borçlunun ödemeye zorlanması için iki haftaya kadar hapis cezası öngördüğü bir suçun “önem derecesi hafif” olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği sorununu incelemiştir. Bu davada, başvuran, bir trafik suçu nedeniyle 200 avro para cezasına ve borçlunun ödemeye zorlanması için dört günlük hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkeme, temel sorunun, borçlunun ödemeye zorlanması için hapsedilmesinin gerçekten uygulanıp uygulanmayacağı olduğu ve bunun da iç hukuk düzeninde söz konusu tedbirin uygulanmasına ilişkin yasal rejimi incelemesini gerektirdiği değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu davada Mahkeme, borçlunun ödemeye zorlanması için hapsedilmesinin iç hukukta istisnai bir tedbir olduğu ve bunun infazının bir dizi usuli güvenceye tabi olduğu kanaatine varmıştır (mahkûm edilen kişi bu risk hakkında açıkça bilgilendirilmeli ve bundan kaçınmak için uygun araçlara sahip olmalıdır). Bu koşullar altında, söz konusu tedbirin, esas ceza olarak hapis cezasından açıkça farklı olduğuna ve bu nedenle, başvuranın suçlu bulunduğu suçun, 7 No’lu Protokol’ün 2. maddesinin 2. fıkrası anlamında önem derecesi hafif bir suç olarak nitelendirilmesini engellemediğine karar vermiştir. Ayrıca, fiilen verilen para cezasının miktarının ve de başvuranın sorumlu olduğu para cezasının azami miktarının, suçun önem derecesi hafif olarak nitelendirilememesi için yeterince yüksek görünmediğini; ulusal cezai-idari sistemde asıl suçun ağır olarak nitelendirilmediğini ve başvuranın, para cezasını ödeyemeyeceği veya verilen para cezasının miktarının mali durumunu yeterince dikkate almadığı iddialarında bulunmadığını kaydetmiştir. Mahkeme bu kararda, mahkûmiyet kararına karşı iki dereceli yargılanma hakkı olmamasına rağmen, Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.’’ (Rehber, prg.33).

’Saquetti Iglesias/İspanya davasında 2020, §§36-45, Mahkeme, hapis cezası bulunmamasının, bir suçun önem derecesi hafif bir nitelikte olup olmadığının belirlenmesinde belirleyici bir unsur ve de dikkate alınması gereken tek ölçüt olmadığını ifade etmiştir. Mahkemeye göre, cezanın nispeten hafif olması, bir suçu kendiliğinden cezai niteliğinden yoksun bırakamaz. Başvuran, havaalanında gümrükten geçerken bir miktar parayı beyan etmediği gerekçesiyle, 600 avro ile kullanılan ödeme yönteminin değerinin iki katı arasında para cezasına çarptırılmış ve nihayetinde el konulan miktarın tamamını ödemeye mahkûm edilmiştir (153 800 avro). Mahkeme, davanın koşullarını göz önünde bulundurarak (keşfedilen meblağların neredeyse tamamının müsadere edilmesi, başvuranın kara para aklama uygulamalarından elde edilmeyen kişisel birikimlerinin tamamına eşdeğerdir; zira İspanya’ya dönüşünde meblağları beyan etmiş olup sabıka kaydı bulunmamaktadır) ve cezanın tespit edilen suçun ağırlığına (beyan yükümlülüğüne uymama) uygun olması gerektiğini hatırlatarak, suçun, 7 No’lu Protokol’ün 2. maddesi anlamında “önem derecesi hafif” olarak değerlendirilmemesi gerektiği, dolayısıyla istisnanın uygulanamayacağı sonucuna varmıştır. Mahkeme ayrıca, iç hukukun böyle bir inceleme gerektirmesine rağmen, ulusal makamların herhangi bir orantılılık incelemesi yapmadıklarını da kaydetmiştir.’’ (Rehber, prg.34).

Anayasa Mahkememizin de 1961 Anayasası döneminde özgürlüğü bağlayıcı cezaya kesin olarak hükmedilmesini, savunma hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırı bulan 1968/61 Esas, 1969/23 Karar ve 29/04/1969 tarihli kararı da vardır (RG.15/12/1970).

Yine Anayasa Mahkemesi’nin aşağıda da değineceğimiz 2018/71 Esas, 2018/118 Karar ve 27/12/2018 tarihli kararına göre de ‘’hafif nitelikteki suçlara ilişkin mahkûmiyetlerin kesin olması hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantılı bir sınırlandırma olarak nitelendirilebilir. Ancak hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımını içeren suçların hafif nitelikte olduğu söylenemez... Bölge Adliye Mahkemesince ilk defa verilen ve hürriyeti bağlayıcı ceza içeren mahkûmiyet hükümlerine karşı denetim imkânının bulunmamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantısız bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmaktadır.’’(prg.32,33)

Türk Hukukunda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/(2),d maddesinin ilk düzenlemesi, maddenin ‘’c’’ bendi olarak:

‘’c ) Sulh ceza mahkemesinin görevine giren suçlarla ilgili olarak ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,’’ idi.

Sulh ceza mahkemelerinin görev alanına ise 5235 sayılı Kanun’un eski 10 uncu maddesine göre ‘’ iki yıla kadar (dâhil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adlî para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine ilişkin’’ ceza yaptırımı öngören suçlar girmekteydi.

Dolayısıyla 286/(2),d bendinin ilk şeklinin yer aldığı eski ‘’c’’ bendi kapsamına iki yıla kadar hapis cezaları ve bu hapis cezalarına bağlı adli para cezalarına ilişkin her ‘’hüküm’’ hakkında BAM tarafından verilecek ‘’her türlü’’ BAM kararı temyize kapalıydı.

28/06/2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'la Türk Hukukunda sulh ceza mahkemeleri kaldırılınca söz konusu ‘’c bendi yeniden düzenlenmiş ve yeni ‘’d’’ bendi olarak:

‘’d ) ( Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md. ) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar ( iki yıl dâhil ) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları’’ şeklini almıştır.

Dikkat edileceği üzere, ilk düzenlemede ‘’iki yıla kadar hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ve bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezaları’’ ayırımı yapılmıştı. Yeni düzenlemede ise daha doğru ifadeyle ‘’…iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezaları’’ denilmiştir. Sadece "adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları"nın temyiz edilemeyecek olması durumu ise CMK’nın 286/(2) maddesinin ‘’e’’ bendinde yer almıştır.

5271 s. CMK’nın 286/(2) maddesinin eski ‘’c’’ bendi, maddeye sonradan yapılan eklemelerle de 2014 yılında ‘’d’’ bendi olarak yeniden düzenlendikten sonra, TC Anayasa Mahkemesi, 27/12/2018 tarihli ve 2018/71 Esas ve 2018/118 Karar sayılı kararıyla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286 ncı maddesinin 2 nci fıkrasının ( d ) bendinin, ‘’…Bölge Adliye Mahkemesince ilk defa verilen ve hürriyeti bağlayıcı ceza içeren mahkûmiyet hükümlerine karşı denetim imkânının bulunmamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantısız bir sınırlama getirdiği...’’ sonucuyla’’ (prg.32,33)Anayasa'ya aykırılığıyla iptaline karar vermiş ve iptal kararı 15/02/2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu iptal kararından sonra 20/02/2019 tarihli 7165 sayılı değişiklik yasasının 7 nci maddesiyle, ‘’d’’ bendindeki düzenlemenin başına "İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere,’’ hükmü eklenmiştir.

2019 yılında 7165 sayılı Yasayla yeniden düzenlenmiş ve halen de yürürlükte bulunan CMK’nın 286/(2),d maddesi hükmü şöyledir:

‘’d) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar ( iki yıl dâhil ) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları " …temyiz edilemez.

Önceki ‘’d’’ bendindeki düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’nce 2018 yılında iptali kararına götüren süreç, ilk derece mahkemesi olan asliye ceza mahkemesinin sanık hakkındaki beraat kararını Cumhuriyet Savcısının istinafı üzerine bölge adliye mahkemesince ilk defa verilen mahkûmiyet kararını sanığın temyiz etmesiyle başlamıştır. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına göre de ‘’…hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımını içeren suçların hafif nitelikte olduğu söylenemez.’’ Dolayısıyla yasa yolu hakkının istisnası olarak kabul edilemez.

Tüm bu yukarıdaki açıklamalarımız bağlamında özgürlüğü kısıtlayıcı ceza içeren suçlardan verilen özgürlüğü bağlayıcı cezalara karşı yasa yolunun kapalı tutulamayacağını içeren hukukun bu genel ilkesi çerçevesinde 5271 sayılı CMK’nın yürürlükteki 286/(2),d maddesini inceleyecek olursak:

CMK’nın 272 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararlarına karşı istinaf yasa yolu açık olduğu için, bu tür kararlar ilk defa bölge adliye mahkemesi tarafından verildiğinde temyize de açık tutulmuştur. Bu husus CMK md. 286/(2),d maddesinde; ‘’İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere…temyiz edilemez’’ şeklinde dile getirilmiştir.

İstinaf yasa yolunun kapalı tutulduğu, dolayısıyla verildiğinde kesin hüküm niteliği taşıyan CMK’nın 272 nci maddesinin (3) üncü fıkrası kapsamında kalan mahkûmiyet kararları nasıl ki ilk derecede verildiğinde yasa yoluna kapalı tutulmuşsa, ilk defa BAM tarafından verildiğinde de yasa yoluna kapalı olacaktır. CMK’nın 272 nci maddesinin (3) üncü fıkrası kapsamında kalan mahkûmiyet kararları ise hapis cezasından çevrilen hariç olmak üzere yalnızca onbeşbin TL adli para cezasına veya daha azına mahkûmiyettir; bağımsız olarak onbeşbin TL veya daha azı adli para cezasına mahkûmiyet her türlü yasa yoluna kapalıdır.

İstinaf yasa yolunun açık olduğu, CMK’nın 272 nci maddesinin (3) üncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet ise:

- hapis cezasından çevrilen her miktarda adli para cezasına mahkûmiyet;

- onbeşbin TL adli para cezasından fazla adli para cezasına mahkûmiyet;

- isterse bir gün hapis olsun hapis cezasına mahkûmiyettir ve

ilk derecede istinafa tabi olduğu gibi, ilk defa bölge adliye mahkemesince verildiğinde temyize de açık olacaktır.

Beraat kararı bakımından ise CMK’nın 272/(3) kapsamında kalan, üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümleridir; bu beraat hükümleri nasıl istinafa kapalıysa, ilk defa BAM’da verilecek olduğunda temyize de kapalıdır. Dolayısıyla kapsam dışında kalan, üst sınırı beşyüz günü geçen adli para cezasını gerektiren bir suçtan beraat nasıl istinafa açıksa, ilk defa BAM’da verilecek olduğunda temyize de açıktır.

CMK’nın 286 ncı maddesinin 2 nci fıkrasının ‘’d’’ bendini, maddenin ‘e’’ bendi tamamlamakta ve ‘’e’’ bendinde sadece ‘’adli para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları’’ temyize kapalı tutulmuş; yetmemiş bir de ‘’g’’ bendinde ’…adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları’’nın temyize kapalı olduğu düzenlenmiştir. Maddenin ‘’e’’ bendinde, adli para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen ‘’hüküm’’ler arasında, CMK’nın 223 üncü maddesine göre ‘’hüküm’’ niteliğindeki kararlardan beraat kararları da esasen yer almaktadır. Maddenin ‘’g’’ maddesinde adli para cezalarını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen beraat kararları da hüküm niteliğiyle aslında ‘’e’’ bendi kapsamına girdiği gibi, yine ‘’g’’ bendindeki ‘’istinaf başvurusunun esastan reddi’’ kararı da ‘’e’’ bendindeki ‘’her türlü bölge adliyesi mahkemesi kararları’’ kapsamına girmektedir.

Fakat salt adli para cezasına mahkûmiyet hükmü, ilk derecenin hükmü ortadan kaldırılıp, ilk defa bölge adliye mahkemesince verildiğinde, onbeşbin TL’den fazla adli para cezasına mahkûmiyet ise temyize açıktır.

CMK’nın 286/(2) nci maddesine Anayasa Mahkemesi’nin 2018 yılına tarihli iptal kararından sonra 2019 yılında eklenen ‘’İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere…’’ cümlesini inceledikten sonra, devamındaki,

’ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,’’ temyiz edilemez, kısmına 2019 yılında eklenen baş cümleyle birlikte gelecek olursak:

Bir kere bu hüküm ilk defa bölge adliye mahkemesi tarafından verilmiş bir hüküm olmak durumundadır. Bu hüküm iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suça ilişkin olsa dahi verilen hüküm bir gün hapis bile olsa temyize açık olduğu gibi, onbeşbin TL adli para cezasından fazla adli para cezasına mahkûmiyet olduğunda da temyize açıktır.

CMK’nın 286/(2),d maddesini, ‘’b’’ bendinde düzenlenen ‘’b)İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemeyeceğine’’ dair hükmüyle birlikte değerlendirmek de gerekir. Maddenin ‘’b’’ bendine göre ilk derecede verilen hüküm mahkûmiyet hükmü olmakla birlikte, istinaf yargılaması sonucunda yine mahkûmiyet hükmü verilse dahi, ilk derecedeki mahkûmiyet hükmünde artırım söz konusu ise bu mahkûmiyet hükmü beş yıldan az olsa bile temyize tabi olacaktır.

Çünkü zaten maddenin ‘’a’’ bendine göre:

- beş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûmiyetin istinafını reddeden BAM kararı temyize kapalı olup,

- beş yıldan fazla hapse mahkûmiyetin istinafını reddeden BAM kararı ise temyize açık olduğu gibi;

- Maddenin ‘’b’’ bendinde ‘’beş yıl’’ hapis cezasını artıran BAM kararı da temyize açık tutulduğu gibi, beş yıldan daha az süreli hapis cezasına mahkûmiyette de hapis cezasını artıran BAM kararı da temyize açık tutulmuştur.

- Yine söz konusu ‘’b’’ bendine göre beş yıldan fazla hapse mahkûmiyette, hapis cezasının süresini artırmayan BAM Kararı da temyize açıktır.

Bu bağlamda ‘’b’’ bendindeki ‘’ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları cümlesinden’’, ilk derecedeki 3 yıl hapis, BAM’da 4 yıl olursa, bu artık yeni bir mahkûmiyet hükmü niteliğindedir ve ‘’b’’ bendi gereğince temyize açıktır.

Nitekim Yargıtay (11) Ceza Dairesi’nin bizim de tamamen katıldığımız 2024/6215 Esas, 2025/5594 Karar sayılı ve 06/05/2025 tarihli Kararına göre de ‘Bölge Adliye Mahkemesince usulüne uygun olarak duruşma açılıp, ilk hükmün niteliğinin değiştirilerek ya da ceza miktarının artırılarak karar verilmesi durumunda, hükmün, 5271 Sayılı CMK'nın 286/2-a maddesinde belirtilen 5 yıllık ceza sınırının altında dahi kalsa, temyiz kanun yoluna tabi olacağına’’ karar verilmiştir.

Ancak Yargıtay (6) Ceza Dairesi’nin 2024/6182 Esas, 2025/284 Karar ve 08/01/2025 tarihli; Yargıtay C. Başsavcılığı İtirazı üzerine değiştirdiği anlaşılan kararına katılmak mümkün değildir. Bu karara konu dosyada ilk derecede asliye ceza mahkemesince sanık hakkında tehdit suçundan 5237 sayılı TCK’nun 106/(1),cümle 1, maddesinden 5 (beş) ay hapis cezasına mahkûmiyet hükmü verilmiş; hüküm aleyhe istinaf edilmiş; bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, 5 ay mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırıp, yeni bir mahkûmiyet hükmü kurmuş ve bu hükmünde sanığı 8 ay 10 gün hapse mahkûm ederek, ceza süresinde artırım yapmıştır. BAM tarafından verilen bu hüküm de bu kez hem sanık hem de yine katılan tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Tebliğnamesi’nde, temyizin reddini istemiş; Yargıtay (6) CD ise temyiz başvurusunu kabul ederek BAM Kararını bozmuştur. Bunun üzerine Yargıtay C. Başsavcılığı, itiraz yoluna gitmiş ve Yargıtay (6) CD bu kez, Yargıtay C. Başsavcılığının görüşünü aynen kabulle temyiz başvurusunu reddetmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığının İtirazına göre dosyaya konu tehdit suçunun cezası ‘’6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suç’’ olmakla, 5271 sayılı CMK’nın 286/(2),d maddesi gereğince temyize kapalı olup, verildiğinde kesin hüküm niteliğindedir.

Yargıtay C. Başsavcılığının İtiraz sebebi ve Yargıtay (6) CD’nin 2024/6182 Esas, 2025/284 Karar ve 08/01/2025 tarihli bu sebebi aynen kabul eden kararı, CMK’nın 286/(2),b ve CMK’nın 286/(2),d maddelerine, yukarıdaki açıklamalarımız doğrultusunda aykırı olup, hukuka aykırıdır.

Öncelikle; ilk derece mahkemesindeki 5 ay hapis cezasına mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırıldıktan sonra BAM tarafından kurulan 8 ay 10 gün hapis cezasına mahkûmiyet hükmü, içerdiği ceza miktarıyla ilk defa bölge adliye mahkemesince kurulan bir mahkûmiyet hükmüdür. Bu bakımdan, ilk derecede verilmiş beraat hükmünü ortadan kaldırıp, ilk defa BAM’da hapse mahkûmiyet hükmü kurulması ile ilk derecedeki hapis cezasına mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırıp, BAM kararı olarak yeni hapse mahkûmiyette cezada artırım yapan BAM kararı arasında, yasa yoluna başvuru hakkı bakımından fark gözetilemez; BAM’ın mahkûmiyetine konu suçun üst sınırı yasada iki yıl hapis olsa bile yasa yolu (temyiz) hakkı ortadan kaldırılamaz. Nitekim BAM’da verilen mahkûmiyet hükmünün yasa yoluna (temyize) kapalı olabilmesi için, ilk derecede verilmiş beş yıldan az hapis cezası niteliğindeki, somut dosyada beş ay hapis cezasını artırmayan BAM kararı olması, CMK’nın 286/(2),b maddesindeki diğer bir amir hükümdür.

Bu bakımdan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı doğrultusundaki Yargıtay (6) Ceza Dairesi’nin söz konusu, suçun yasadaki cezasının üst sınırının iki yıl hapis cezasına mahkûmiyet olması durumunda BAM’da verilen her hapse mahkûmiyet hükmünün kesin hüküm olduğu içtihadı, İHAS’ne Ek 7 No’lu Protokol’ün (2) nci maddesine ve bu maddeye ilişkin İHAM’nin Rehber kitabındaki içtihadına aykırı olduğu gibi, hem Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda açıkladığımız 2018 yılındaki iptal kararına aykırı hem de bizatihi CMK’nın 286 ncı maddesinin 2 nci fıkrasının bütününe aykırıdır.

Prof. Dr. Serap KESKİN KİZİROĞLU*

-------------

[*] İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı(E ) Öğretim Üyesi; İstanbul Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Önceki Öğretim Üyelerinden (2010-2025) ve Dekanlarından (2018-2021); Kıbrıs Ada Kent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı

[1] Bkz. Kunter, Nurullah Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Bası, İstanbul 1989, No.510/VI