TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

D. K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/14985)

Karar Tarihi: 18/2/2026

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Cihan BAYDERE

Başvurucu

:

Vekili

:

Av. Hidayet Elif VURAL

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, emeklilik başvurusunun karara bağlanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (Hâkimler ve Savcılar Kurulu/HSK) tarafından 16/7/2016 tarihinde görevinden uzaklaştırılmıştır. Başvurucu, bunun üzerine 18/7/2016 tarihinde emeklilik dilekçesi vermiştir. Daha sonra HSK, başvurucuyu 24/8/2016 tarihinde meslekten çıkarmış; 29/11/2016 tarihinde bu işleme karşı yaptığı itirazını kesin olarak reddetmiştir.

3. Başvurucu daha sonra 10/1/2017 tarihinde açıktan emekli edilmek için Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) emeklilik dilekçesi vermiş, SGK 20/3/2017 tarihinde başvurucunun emeklilik talebini kabul etmiştir. SGK başvurucuya 1/2/2017 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlamış ve başvurucuya emekli ikramiyesi ödemesini de yapmıştır.

4. Başvurucu 18/7/2016 tarihinde yaptığı ilk emeklilik başvurusunun kabul edilmemesi yönündeki zımni ret işleminin iptali talebiyle dava açmıştır. Konya 1. İdare Mahkemesince 21/5/2019 tarihinde verilen kararla 15/8/2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (673 sayılı KHK) "Emeklilik onayları" başlıklı 6. maddesinde yer alan emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin olağanüstü hal süresince uygulanmayacağına ilişkin düzenleme dikkate alındığında, dava konusu zımni ret işleminin oluştuğu tarihte başvurucunun görevinden çıkarıldığı ve olağanüstü hal sürecinin devam ettiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Karara ilişkin istinaf başvurusu 30/1/2020 tarihinde verilen kararla kesin olarak reddedilmiştir.

5. Başvurucu, nihai kararı 2/3/2020 tarihinde öğrendikten sonra 5/5/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanun ile COVID-19 pandemisi nedeniyle yargı alanındaki süreler 13/3/2020 tarihinden 15/6/2020 tarihine kadar durdurulduğundan başvurunun süresinde olduğu anlaşılmıştır.

6. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

7. Başvurucu 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 48. maddesine göre emeklilik işleminin bir ay içinde yapılması gerektiği, buna rağmen emeklilik talebinin ardından bir aylık süre geçtikten sonra yürürlüğe giren 673 sayılı KHK uyarınca talebinin yerine getirilmediği, kazanılmış hakkının bulunduğu, hukuki belirlilik ilkesinin ve sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

8. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, diğer hususlarla birlikte başvurucunun emeklilik işleminin yapılıp 1/2/2017 tarihinden itibaren emekli aylığının bağlandığını ve emekli ikramiyesinin ödendiğini, bu nedenle kişi bakımından yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 1/2/2017 tarihine kadarki süreçteki emekli aylıklarının ödenmediğini ifade etmiştir.

9. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

10. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

11. Başvuru konusu olayla ilgili ilkeler, daha önce Anayasa Mahkemesinin Raci Ün ([2. B.], B. No: 2020/21683, 17/7/2025) başvurusuna ilişkin kararda ortaya konulmuştur. Anılan başvuruda aynı şikâyet yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bahsedilen başvuruda, başvurucunun şikâyet ettiği emeklilik talebinin süresinde karara bağlanmaması ve bu süreçte emekli aylığından mahrum kalması iddiasının dayanağının olağanüstü hal ilanını gerekli kılan olaylarla ve bu kapsamda çıkarılan 673 sayılı KHK ile ilgili olduğu görüldüğünden, başvuru Anayasa'nın 15. ve 35. maddeleri kapsamında incelenmiştir (Raci Ün, § 41). Söz konusu kararda, 673 sayılı KHK'nın başvurucunun emeklilik talebinin üzerinden bir aylık süre geçtikten sonra yürürlüğe girdiği, bu nedenle esasen bu bir aylık sürenin geçmesiyle başvurucunun kurumuyla ilişiğinin kesildiği, bu aşamada yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre başvurucuya emekli aylığının bağlanması gerektiği, KHK'nın emekliliği hak etme koşullarında bir değişiklik yapmadığı ve ekonomik koşullar nedeniyle kişilerin emekli aylıklarının verilmemesi ya da azaltılmasını da düzenlemediği, başvurucunun belirli bir süre emekli aylığından mahrum kalmasına neden olan başvuruya konu işlemin olağanüstü halin gerektirdiği ölçüyü aşan bir müdahale niteliğinde olduğu, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki uyuşmazlığa ilişkin sonuca etkili iddialarının mahkemelerce ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmadığı tespit edilmiştir (Raci Ün, §§ 59-62). Somut olayda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.

12. Olayda, başvurucu 18/7/2016 tarihinde emeklilik talebinde bulunduktan bir ay sonrasında başvurucunun kurumuyla ilişiğinin kesildiği, 673 sayılı KHK'nın ise 1/9/2016 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle başvurucuya geçmişe etkili bir müdahalede bulunulduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun geçmişe etkili olarak müdahalede bulunulduğu ve kazanılmış hakkının ihlal edildiği iddiaları yargı mercileri tarafından ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmamıştır. Başvurucunun belirli bir süre emekli aylığından mahrum kalmasına neden olan başvuruya konu işlemin olağanüstü halin gerektirdiği ölçüyü aşan bir müdahale niteliğinde olduğu görülmüştür.

13. Açıklanan gerekçelerle olağanüstü hal döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

III. GİDERİM

14. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

15. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Konya 1. İdare Mahkemesine (E.2019/455, K.2019/568) GÖNDERİLMESİNE,

D. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde karar verildi.

FARKLI GEREKÇE

1. Başvurucunun emeklilik talebinde bulunduğu tarih itibarıyla meri olan mevzuat, idareye emekliliğe sevk onayını talep tarihinden itibaren en geç bir ay içerisinde tesis etme ödevi yüklemektedir. Somut olayda, bu yasal sürenin herhangi bir idari işlem tesis edilmeksizin dolmuş olması, başvurucu lehine geri dönülemez hukuki sonuçlar doğurmuş ve emeklilik sürecini hukuk düzeni nezdinde tekemmül ettirmiştir. Bu aşamadan sonra, başvurucunun emekli aylığına hak kazanmadığının ileri sürülmesi, yürürlükteki kanun hükümlerinin bağlayıcılığının ve normatif değerinin ihlali anlamına gelmektedir.

2. Yasal bir aylık sürenin hitamı ile birlikte başvurucunun statüsü, soyut bir beklenti aşamasını aşarak, mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken somut bir hukuki menfaat ve kazanılmış hak niteliği kazanmıştır. Söz konusu durum, idarenin takdir yetkisiyle bertaraf edilebilecek bir ihtimal değil; doğrudan doğruya kanunun emredici hükmünün bir sonucu olarak ortaya çıkan kesin bir hukuki statüdür.

3. Olağanüstü hâl koşullarında kabul edilen ve emeklilik sürelerine ilişkin usulü güvenceleri askıya alan düzenlemelerin, Anayasa’nın 15. maddesi çerçevesinde ve ölçülülük ilkesine sadık kalınarak ileriye dönük olarak uygulanması hukuken mümkün görülebilir. Ancak, bu düzenlemelerin yürürlüğe girmesinden önce tamamlanmış ve hüküm doğurmuş bir hukuki sürece geriye etkili biçimde sirayet ettirilmesi, hukuk devleti ilkesinin en temel güvencesi olan hukuki güvenlik ilkesini zedeler. Bu tür bir geriye yürüme, Anayasa’nın 15. maddesindeki olağanüstü hâl rejiminin dahi izin vermediği bir durumdur.

4. Olağanüstü hâl rejimi, doğası gereği idareye henüz doğmamış hakları erteleme veya usulü yükümlülükleri askıya alma yetkisi verebilir; fakat bu yetki, yürürlükteki mevzuat uyarınca kesinleşmiş statüleri sonradan ortadan kaldırma veya etkisiz kılma gücü bahşetmez. Aksinin kabulü, olağanüstü hâl düzenlemelerini hukuk güvenliğini tamamen ortadan kaldıran sınırsız bir müdahale aracına dönüştürür ki bu durum "hukuk devleti" vasfıyla bağdaşmaz.

5. Başvurucunun 18/07/2016 tarihinde emeklilik talebinde bulunduğu; 01/09/2016 tarihinde yürürlüğe giren 673 sayılı KHK’daki bir düzenlemeye dayanarak aylık bağlama işleminin ileri bir tarihe ötelenmesi, "kanunların geriye yürümezliği" ilkesinin fiilen ilga edilmesidir. Bu yaklaşım, olağanüstü hâl dönemlerinde dahi dokunulamaz olan "hukuki belirlilik" ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

6. Başvurucunun emekli aylığının, hak kazandığı tarihten itibaren değil de aylar sonra bağlanmış olması, mülkiyet hakkı kapsamında korunan meşru menfaatine yönelik ağır ve orantısız bir müdahaledir. İlgili düzenleme emeklilik hakkının özünü değiştirmemesine rağmen, ödeme sürecini geciktirerek başvurucuya "kişiye özgü, ölçüsüz ve katlanılması zor bir külfet" yüklemiştir.

7. İhlal değerlendirmesinin odağında, OHAL düzenlemesinin kendisinden ziyade; bu düzenlemenin, yürürlüğünden önce sübut bulmuş bir hukuki duruma tatbik edilerek mülkiyet hakkının kullanımının engellenmesi yer almalıdır. Bu yönüyle, belirli bir süre için mülkiyet hakkının ihlal edildiği açıktır.

8. Bu itibarla, çoğunluk görüşünün benimsediği yaklaşım, olağanüstü hâl düzenlemelerinin geriye etkili uygulanmasına dolaylı bir meşruiyet kazandırmakta ve Anayasa’nın 15. maddesinin istisnai karakterini sınırlarını aşacak şekilde genişletmektedir. Belirtilen bu nedenlerle, çoğunluğun ulaştığı ihlal sonucuna farklı bir gerekçe ile iştirak ediyorum.

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

KARŞIOY

Başvurucu, emeklilik talebinin süresinde karara bağlanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;

Başvurucu 18.07.2016 tarihinde emeklilik dilekçesi verdiğini, ancak bir aylık süre zarfında emeklilik işleminin yapılmadığını belirtmiştir. İdare Mahkemesince verilen kararda 15.08.2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 6. maddesi kapsamında bir aylık sürenin OHAL süresince uygulanmayacağının öngörüldüğü, zımni ret işleminin gerçekleştiği tarihte davacının görevinden çıkarıldığı ve OHAL’in devam ettiği, bu nedenlerle davanın reddedildiği belirtilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi de başvurucunun istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 26.10.2022 tarihli, 2018/76 E. ve 2022/125 K. sayılı (R.G.Tarih-Sayı : 2/3/2023-32120) kararı ile 6/2/2018 tarihli ve 7081 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesinin iptaline ilişkin başvuruyu reddetmiştir. Söz konusu maddeye göre, “MADDE 6- (1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilen olağanüstü halin yürürlüğe girdiği 21/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre olağanüstü hal süresince uygulanmaz”.

Anayasa Mahkemesi’nin 2022/125 K. sayılı iptal talebinin reddine ilişkin kararının gerekçesinde; kamu görevlilerinin emeklilik işlemlerinin tekemmülü bakımından gerekli olan yetkili amirin emekliye sevk onayı vermesi için öngörülen bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğunun kaldırılmasına ilişkin kural, olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olarak bu dönemde uygulandığı, bu nedenle kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği, darbe teşebbüsü ve FETÖ/PDY kapsamında on binlerce kamu görevlisi hakkında kamu görevinden çıkarma, görevden uzaklaştırma ve bunlarla bağlantılı farklı nitelikte tedbirler uygulandığı, bütün bu olgular karşısında özellikle darbe teşebbüsü, FETÖ/PDY üyeliği ve terör ile ilgili suçlardan dolayı kamu görevlileri hakkında uygulanan adli ve idari tedbirler nedeniyle emeklilik işlemlerinin yürütülmesi sırasında aksaklıklar olması doğal olduğu, bu bağlamda söz konusu tedbirlerin yoğun bir şekilde uygulandığı dönemde kamu personelinin durumlarındaki belirsizliklerden dolayı emeklilik başvurusu yapan çalışanların özlük dosyalarındaki bilgiler değerlendirilmek suretiyle emeklilik hakkı kazanıp kazanamadıklarının tespiti sırasında gecikme ve zorluklar yaşanabildiği, ayrıca kamu görevlileri hakkında uygulanan tedbirler nedeniyle ortaya çıkan personel eksikliği de dikkate alındığında olağanüstü hâl döneminde emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin ortadan kaldırılmasının sosyal güvenlik sisteminin düzgün ve sağlıklı bir şekilde işlemesi amacı bakımından elverişli ve gerekli bir tedbir olmadığı söylenemeyeceği belirtilmiştir.

Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının (2022/125 K.) gerekçesinde, memurlar ve kamu görevlileri için emeklilik işleminin tamamlanabilmesi ve emeklilik aylığının bağlanabilmesi için yaş ve sigortalılık süresi koşullarının gerçekleşmesi gerekmekte, başkaca bir şart aranmadığı, kuralın, memurların veya kamu görevlilerinin emeklilik hakkından yararlanabilmesi için yeni bir şart öngörmediği, dolayısıyla belirtilen düzenleme dışında olağanüstü hâl nedeniyle kamu görevinden çıkarılanlarla ilgili olarak emekliliğe hak kazanma koşulları, emeklilik başvurusu, emekli aylığı ve emekli ikramiyesi hesaplanma yöntemi ve benzeri unsurlar yönünden diğer kamu görevlilerinden farklı bir uygulama geliştirilmediği ve bu kişiler sosyal güvenlik hukuku genel hükümleri çerçevesinde olağan işleme tabi tutulmaya devam edildiği, bunun yanı sıra kuralın, olağanüstü hâl süresince emeklilik talebinde bulunulamayacağı veya emeklilik işlemlerinin yapılmayacağı anlamına gelmemekte olup sadece bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğu kaldırıldığı, bir kamu görevlisi tarafından emeklilik talebinde bulunulması durumunda yetkili amir tarafından emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre içinde veya bu süreden sonra emekliye sevk onayı verilmesi mümkün olduğu belirtilmiştir.

Somut olayda, yasal düzenleme bir aylık süreden sonra çıkmış olsa bile yürürlük tarihi geçmişe dönük olarak 21.07. 2016 olarak belirlenmiş olduğundan, başvurucunun dilekçesi ise 18.07.2016 tarihli olduğundan bir aylık sürenin geçtiği kabul edilemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin norm denetiminde ortaya koyduğu gerekçe ve ulaştığı sonuç somut başvuru açısından da geçerlidir.

Yukarıda belirttiğimiz nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Ömer ÇINAR