TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

SADİ AYHAN EFE BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/28857)

Karar Tarihi: 2/9/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

Muhterem İNCE

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Soner GÖÇER

Başvurucu

:

Sadi Ayhan EFE

Vekili

:

Av. Meltem SARANER

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; bir yol çalışmasında patlayıcı madde kullanılması nedeniyle yaralanma meydana gelmesi ve olaya ilişkin açılan davanın yargı yolu, husumet ve zamanaşımı gerekçeleri ile kısmen reddi nedeniyle mahkemeye erişim ve yaşam hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/4/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Olay tarihinde Çatalpınar İlçe Jandarma Komutanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan başvurucu, Çatalpınar Belediye Başkanlığınca yürütülen yol çalışmasında kaya kütlelerini kırmak maksadıyla kontrollü patlatma yapılacak olan alanda güvenliği sağlamak üzere, üç kişilik bir jandarma devriye ekibi içinde görevlendirilmiştir. Başvurucu, 21/3/2007 günü yapılan çalışma sırasında patlama nedeniyle yaralanmıştır.

A. Olaya İlişkin Yürütülen Ceza Soruşturması ve Kovuşturma Süreci

6. Fatsa Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) olaya ilişkin olarak resen soruşturma işlemlerine başlamıştır.

7. Alınan adli rapor ile başvurucunun vücudunda yaşam fonksiyonlarını dördüncü derecede etkileyecek nitelikte kırık meydana geldiği, yaralanmasının organlarından birinin işlevini yitirmesine ve hayati tehlike geçirmesine sebep olduğu bildirilmiştir. Gülhane Askerî Tıp Akademisince düzenlenen raporda ise başvurucunun yaralanmasının organlarından birinin işlevini yitirmesine veya sürekli zayıflamasına sebep olacak mahiyette olup olmadığının ancak olay tarihinden 18 ay geçmesi sonrası değerlendirilebileceği mütalaa edilmiştir.

8. Yürütülen soruşturmada patlamanın sona erdiği düşüncesi ile bulunduğu yerden çıkan başvurucunun o sırada meydana gelen son patlamada bir taş kütlesinin kafasına isabet etmesi sonucu yaralandığı anlaşılmıştır.

9. Olay yeri inceleme raporuna göre çalışma için 12 delik açılmış ve içlerine patlayıcı olarak sodyum klorat ve şeker karışımı yerleştirilmiş; patlama işlemi başlatıldıktan sonra ilk 10 delikteki patlayıcı ile 12. delikteki patlayıcı sorunsuz şekilde infilak etmiş ancak 11. delikte patlama meydana gelmemiştir. Bu delik içindeki patlayıcı karışımına olay yeri inceleme ekibince el konulmuştur.

10. Patlatma işleminde ateşleyici olarak görev alan H.K. şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde ateşleyici belgesi olduğunu, olay günü belediye işçisi Y.Ç.nin kompresör ile 1,5 metrelik 12 delik açtığını, kendisinin ise göz kararı patlayıcı toz ile şekeri karıştırarak kablo döşediği deliklere yerleştirdiğini, hazırlıklar sonrası patlatma işlemine geçtiğini, her bir deliği akü vasıtasıyla tek tek patlatmaya başladığını, her patlama arasında 2 dakika olduğunu, açılan 12 delikten 11'inin patladığını, 11. patlama sonrası bağırış duyması ve başvurucunun yaralandığını görmesi üzerine son patlamayı gerçekleştirmeden olay yerinden ayrılarak hastaneye gittiğini ileri sürmüştür.

11. H.K.nın beyanlarında adı geçen Y.Ç. şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde H.K.nın beyanlarını teyit etmekle birlikte patlama işlemi başladıktan sonra 11. deliğe kadar patlamaların sorunsuz olduğunu ancak 11. delikteki malzemenin muhtemelen nem alması nedeniyle infilak etmediğini, bu nedenle 12. son deliğin patlatıldığını, hemen akabinde başvurucunun patlamada yaralandığının söylendiğini beyan etmiştir.

12. Tanık C.A. eve giderken olay yerine geldiğinde başvurucu ile karşılaştığını, ona ve diğer jandarma personeline vatandaşları uzaklaştırma konusunda yardımcı olduğunu, sonrasında hep birlikte güvenli bir uzaklığa çekildiklerini, patlama öncesi yukarıdan hazır olunduğu şeklinde bağırıldığını, kolluk kuvvetlerinin de aynı şekilde yanıt verdiğini, telsiz benzeri bir alet kullanılmadığını söylemiştir. Tanık, patlama işleminin başlaması sonrası ikişer dakika ara ile 10 patlama gerçekleştiğini, son patlamanın üzerinden beş altı dakika geçmesinin akabinde başvurucunun kendisine "Patlama bitti diye bağırıldığını duydum." dediğini, siper aldıkları yerden çıkıp yürümeye başladıklarını, 8-10 metre gitmelerinin ardından bir patlama daha yaşandığını ve başvurucunun yaralandığını ifade etmiştir.

13. Olay günü başvurucunun komutası altında olay yerinde güvenlik sağlamakla görevli olan tanık M.A. 12 patlama olacağının söylendiğini, tahminen 10. patlamanın ardından yukarıdakilerin kendi aralarında "Patlama bitti." şeklinde yüksek sesle konuştuklarını duymaları üzerine patlamaların sona erdiğini düşünerek olay yerine doğru bir iki adım yaklaşmaları sırasında bir patlama daha yaşandığını ve başvurucunun yaralandığını söylemiştir.

14. Başvurucunun komutası altında olay yerinde güvenlik sağlamakla görevli olan jandarma personeli A.B. ise 11 patlama yaşandıktan sonra yukarıdakilerin zabıta C.K.ya patlamanın bittiğini söylediklerini, patlamanın yapıldığı yukarıdaki tepede o sırada dört kişi olduğunu, bunların ateşleyici H.K., belediye çalışanı Y.Ç. mahalle muhtarı ve kepçe operatörü olduğunu ancak kimin bağırdığını bilmediğini, zabıta C.K.nın da başvurucuya seslenerek patlamanın bittiğini söylediğini, bunun üzerine geri dönmek için bir iki adım atmalarının akabinde bir patlama daha yaşandığını ve başvurucunun yaralandığını söylemiştir.

15. Zabıta olarak görev yapan C.K. jandarma personeli A.B.nin beyanlarını teyit ederek tahminen 10 kadar patlama olmasının ardından yukarıdan birilerinin "Patlama bitti." şeklinde bağırdığını, kendisinin de bunu teyit etmek için yukarıya seslendiğini, yukarıdakilerin "Tamam." şeklinde yanıt verdiğini söylemiştir.

16. Tanık olarak dinlenen Mahalle Muhtarı M.İ. işlem sırasında kendisinin ateşleyici H.K. ile ona yardım eden belediye çalışanı Y.Ç. ile birlikte üst kısımda olduğunu, patlama işleminin başlaması sonrası ilk 10 patlamanın sorunsuz şekilde meydana geldiğini, 11. deliğe sıra geldiğinde ise patlamayı gerçekleştiren ateşleyicinin "Lanet olsun, patlamadı!" diye bağırdığını duyduğunu, ateşleyicinin 12. deliğe yöneldiğini fakat bu arada dört beş dakika geçtiğini ve 12. patlamayı gerçekleştirdiğini, hemen ardından komutan yaralandı şeklinde bağırışmalar duyması üzerine aşağıya koştuklarını söylemiştir. Tanık, kendisinin veya yanındakilerin 10. patlama sonrası "Patlama bitti." şeklinde bağırmadığını, bağıran olmuşsa da duymadığını ifade etmiştir.

17. Tanık olarak dinlenen kepçe operatörü E.K. işlem öncesi H.K.nın üç kez bağırarak patlatmaya başlayacağını duyurduğunu, 12 deliğin tek tek patlamaya başlandığını, 11 patlama sonrası bir bağırış duyması üzerine saklandığı yerden çıktığında başvurucunun yaralandığını gördüğünü ifade etmiştir.

18. Başvurucu; müşteki sıfatıyla alınan beyanında uzun süredir tedavi gördüğünü, olay öncesi ve sonrasını hatırlayamadığını, olayın ne şekilde meydana geldiğini bilmediğini ifade etmiştir.

19. Soruşturma sırasında kusur durumuna ilişkin olarak alınan bilirkişi raporunda emniyetli bir patlama için manyeto kullanılması gerektiği oysa inceleme konusu olayda patlamanın elektrikli sistem ile ve bunun için de akü kullanılarak gerçekleştirildiği, ayrıca işlem sırasında koordinasyon sorunları yaşandığı bildirilmiştir. Raporda patlatma işleminde ateşleyici olarak görev alan şüpheli H.K.nın ateşlemede akü kullanması ve patlatma sırasında iyi bir koordinasyon sağlamaması nedeniyle, şüpheli belediye işçisi Y.Ç.nin güvenli bir patlatma yapılabilmesi için gerekli koordinasyonu sağlamaması nedeniyle, Belediye Başkanı M.E.nin de patlama için manyeto kullanılmasını sağlamadığı için kusurlu oldukları mütalaa edilmiştir.

20. Olay tarihinde Çatalpınar belediye başkanı olan şüpheli M.E. hakkında İçişleri Bakanlığınca olaya ilişkin başlatılan ön inceleme sonucu hazırlanan raporda 29/9/1987 tarihli ve 19589 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tekel Dışı Bırakılan Patlayıcı Maddelerle Av Malzemesi ve Benzerlerinin Üretimi İthali Taşınması Saklanması Depolanması Satışı Kullanılması Yok Edilmesi Denetlenmesi Usül Esaslarına İlişkin Tüzük'ün ilgili hükümleri gereğince Belediyece İl Valiliğinden alınması gereken patlayıcı madde satın alma ve kullanma izin belgesi alınmadan söz konusu patlamanın gerçekleştirilmesi nedeniyle bahsi geçen tüzüğe aykırı davranan belediye başkanı hakkında soruşturma izni verilmesi gerektiği mütalaa edilmiş, İçişleri Bakanlığınca ön inceleme raporu dikkate alınarak Belediye Başkanı M.E. hakkında soruşturma izni verilmiştir. Ancak ilgilinin itirazı üzerine Danıştay Birinci Dairesi 16/1/2008 tarihinde soruşturma izni verilmesine ilişkin kararın kaldırılmasına karar vermiştir. Daire kararında patlamanın yapılacağının Kaymakamlığa bildirildiği, böylece patlamadan haberdar olan Kaymakamlığın Belediyenin patlayıcı maddesi satın alma ve kullanma izin belgesi olup olmadığını araştırarak, izni yoksa gerekli izni valilikten alması gerektiği konusunda yetkilileri uyarması gerekirken patlamanın yapılacağı yere güvenlik güçlerini göndererek patlamaya bir anlamda izin verdiği gerekçelerine dayanılmıştır.

21. Yürütülen soruşturma neticesinde Başsavcılık, Çatalpınar belediye başkanı olan şüpheli M.E. hakkında soruşturma izni verilmesine ilişkin kararın Danıştay Birinci Dairesince kaldırılması nedeniyle 18/3/2009 tarihinde ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş; olay sırasında patlayıcı ekibi olarak görev yapan şüpheliler H.K. ve Y.Ç. hakkında ise 1/4/2009 tarihli iddianame ile taksirle yaralama suçundan kamu davası açmıştır. İddianamede olay günü 12 ayrı noktada gerçekleşen patlamada patlamayı gerçekleştiren ekip ile başvurucunun da aralarında olduğu, güvenliği sağlayan jandarma ekibi arasında telsiz vb. bir araç kullanılmaması nedeniyle haberleşmenin gerektiği gibi sağlanamadığı, patlamanın sona erdiğini düşünerek bulunduğu yerden çıkan başvurucunun o sırada meydana gelen son patlamada bir taş kütlesinin kafasına isabet etmesi sonucu yaralandığı, patlayıcı ekibi olarak görev yapan şüpheliler H.K. ve Y.Ç.nin ateşlemede akü kullanması ve patlatma sırasında koordinasyonu iyi sağlayamaması nedeniyle kusurlu oldukları ifade edilmiştir.

22. Fatsa Sulh Ceza Mahkemesince (Ceza Mahkemesi) yürütülen kovuşturma sırasında mahallinde iş güvenliği uzmanı ve olay yeri inceleme uzmanı bilirkişi eşliğinde keşif yapılmış; keşif sonunda düzenlenen bilirkişi raporlarında patlamaların dinamit veya benzeri bir malzeme ile yapılması gerekirken olayda kimyasalların göz kararı karıştırılması ile hazırlanan ve homojen olmayan bir malzemenin kullanıldığı, ateşlemenin sabit zaman aralıkları ve sisteme bağlı elektrikli fünye ve benzeri bir alet ile yapılması gerekirken ince elektrik telleri kullanılarak ve ısıtma yöntemi ile yapıldığı ifade edilmiştir. Raporlarda olayın yaşanmasında sanık H.K.nın patlayıcı miktarını doğru ayarlayamaması, ateşlemede manyeto kullanmaması, olay yerindekileri gereğince uyarmaması nedeniyle, sanık Y.Ç.nin güvenli bir patlatma yapılabilmesi için gerekli iletişimi sağlayamaması nedeniyle, hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen Çatalpınar Belediye Başkanı M.E.nin ise yapılan işlerle ilgili planlama yapmaması, patlatma sahasındaki kişileri kendi inisiyatifine bırakması nedeniyle kusurlu oldukları mütalaa edilmiştir.

23. Yargılama sırasında Mersin Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan raporda başvurucunun yaralanmasının organlarından birisinin işlevinin sürekli zayıflamasına sebep olacak mahiyette olduğu ancak çehrede sabit eser oluşturmadığı belirtilmiştir.

24. Yargılama sonunda Ceza Mahkemesi 17/5/2010 tarihli kararla sanıklar H.K. ve Y.Ç.nin taksirle yaralama suçundan neticeten 3 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, verilen hapis cezalarının ertelenmesine, hapis cezası ertelenen sanıkların 1 yıl süreyle denetim altına alınmalarına hükmetmiş; kararda patlatma işleminde ateşleyici olarak görev yapan sanık H.K.nın belediye çalışanı sanık Y.Ç. ile birlikte 12 lağım deliği hazırladığı ve içine patlayıcı madde doldurduğu, akü vasıtası ile patlama yapılırken 11. lağımın patlamadığı, 12. lağım ateşlendiği sırada kim olduğu tespit edilemeyen bir kişinin "Patlama bitti." diye bağırması üzerine patlama yerinden 500 metre kadar uzakta bekleyen başvurucunun da aralarında olduğu jandarma personelinin 70-80 metre kadar yürüyerek yaklaştığı, bu sırada daha önce patlamayan 11. lağımda patlama meydana geldiği ve fırlayan bir taşın başvurucunun kafasına isabet ederek yaralanmasına sebep olduğu, oluş ile soruşturma ve kovuşturma sırasında alınan bilirkişi raporları dikkate alındığında meydana gelen yaralanmada sanıkların kusurlu olduklarını kabul etmiştir.

25. Başvurucu ve sanıklar karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 13/03/2013 tarihli ilamı ile temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar vermiştir.

B. Başvurucunun Açtığı Tazminat ve Tam Yargı Davası Süreçleri

26. Başvurucu 8/9/2008 tarihinde, Çatalpınar Belediye Başkanlığı, Belediye Başkanı M.E. ve patlatma işleminde ateşleyici olarak görev alan H.K.ya karşı maddi ve manevi zararlarının tazmini talebi ile Fatsa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Hukuk Mahkemesi) nezdinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde, 1.000 TL maddi ve 150.000 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talep edilmiştir.

27. Yargılama sırasında iş güvenliği uzmanı iki inşaat ve bir maden mühendisi bilirkişiden oluşan heyetten alınan 10/7/2014 tarihli bilirkişi raporunda;

i. Ateşleyici H.K.nın dinamit veya benzeri bir malzeme kullanmak yerine kimyasalların göz kararı karıştırılması ile hazırlanan ve homojen olmayan bir malzeme kullanması, ateşlemeyi sabit zaman aralıkları ve sisteme bağlı elektrikli fünye ve benzeri bir alet ile yapması gerekirken ince elektrik telleri kullanarak ve ısıtma yöntemi ile yapması, güvenli bir iletişim ve çalışma ortamı kurmaması, delikler arasında ateşleme zamanından kaynaklanan farklar ve iletişim eksikliği nedeniyle kişilerin güvenli alanları terk etmesine sebep olması dolayısıyla %65 oranında kusurlu olduğu,

ii. Belediye Başkanı M.E.nin güvenli bir ateşleme aracı olan manyeto kullanılmasını takip etmemesi, ilgili tüzük gereğince patlayıcı madde satın alma ve kullanma izin belgesi alınmadan söz konusu patlamanın gerçekleştirilmesine izin vermesi ve inisiyatifi tamamen patlama sahasındaki kişilere bırakması nedeniyle %12,5 oranında kusurlu olduğu,

iii. Belediye çalışanı Y.Ç.nin koordinasyon sağlamakta zafiyet göstermesi nedeniyle %12,5 oranında kusurlu olduğu,

iv. Başvurucunun ise mesleği gereği aldığı eğitim ile olay yerindeki görevi gözönüne alındığında kendi güvenliğini sağlama hususunda gerekli özen ve itinayı göstermemesi nedeniyle %10 oranında kusurlu olduğu mütalaa edilmiştir.

28. Hukuk Mahkemesi, iş güvenliği uzmanı, iki maden mühendisi, bir inşaat mühendisi ve bir hukukçu bilirkişiden oluşan heyetten de kusur durumuna ilişkin rapor almıştır. 28/1/2015 tarihli bilirkişi raporunda Belediyenin patlayıcı ruhsatı için Valiliğe başvurmadığı, yargılama konusu olayda patlamayı sağlamak için potasyum klorat ya da sodyum klorat ile toz şekerin karıştırılmasıyla elde edilen karışımın kullanıldığı, öncelikle ateşleyici H.K.nın ateşleyici yeterlik belgesi bulunmakla birlikte patlayıcı madde imal ruhsatı olmadığı, kaldı ki olayda kullanılan karışımın meri mevzuata göre ruhsatlandırılabilmesinin dahi mümkün olmadığı, kullanılan karışımın stabil olmadığı, başvurucunun ise ekipler arasındaki haberleşmeyi sağlayacak telsiz ve benzeri bir alet kullanmadığı gibi çelik başlık, miğfer benzeri koruyucu bir ekipman da kullanmadığı tespit edilmiştir. Buna göre olayda Belediye Başkanlığı %70 oranında, Belediye Başkanı M.E.%10 oranında, ateşleyici H.K. %10 oranında, başvurucu ise %10 oranında kusurludur. Her ne kadar belediye çalışanı Y.Ç. yapılan ceza yargılaması sonrasında ceza almış ise de adı geçenin yalnızca patlayıcıların yerleştirileceği delikleri açtığı, ateşleme işinin nasıl yapılacağına müdahil olmadığı gözetildiğinde yaşanan kazada kusuru olmadığı mütalaa edilmiştir.

29. Adli Tıp Kurumu 3. İhtsas Dairesi tarafından ibraz edilen 17/2/2014 havale tarihli raporda meydana gelen kaza sonrasında başvurucunun %26,2 oranında meslekte kazanma gücünden yoksun kaldığı, iyileşme süresinin ise kaza tarihi olan 21/3/2007'den itibaren 12 aya kadar uzayabileceği bildirilmiştir.

30. Devam eden süreçte dosyanın hesap bilirkişisine gönderilerek başvurucunun meslekte kazanma iş gücü kaybının hesap edilmesi istenmiştir. Aktüerya hesap bilirkişisince tanzim edilen 9/11/2015 tarihli bilirkişi raporunda başvurucunun (geçici iş göremezlik, işlemiş dönem, işleyecek dönem ve pasif dönem yönünden) uğradığı maddi zararın toplam 310.786,65 TL olduğu bildirilmiştir. Davalıların rapora itirazı üzerine tanzim edilen 20/1/2016 tarihli ek bilirkişi raporunda ise başvurucunun zararı (13.921,44 TL geçici iş görmezlik dönemi+56.562,39 TL işlemiş dönem+215.700 TL işleyecek dönem+21.680,36 TL pasif dönem olmak üzere) toplam 307.864,19 TL olarak hesaplanmıştır.

31. Başvurucu 27/1/2016 havale tarihli dilekçesi ile davasını maddi tazminat talebi yönünden ıslah etmiş; bilirkişi raporu yönünde talebini 306.864,19 TL artırarak toplam 307.864,19 TL'nin davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davalılar ıslah dilekçesine karşı sundukları beyan dilekçesinde alacağın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür.

32. Hukuk Mahkemesi icra ettiği 31 duruşmanın akabinde 31/3/2016 günü kısa kararını açıklamıştır. Buna göre başvurucunun maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile 293.942,75 TL maddi tazminat ile 15.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 21/3/2007 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, bu kalemler yönünden fazlaya ilişkin talep ile tedavi giderine ilişkin talebin reddine karar vermiştir. 20/4/2016 tarihinde açıklanan gerekçeli kararda şu tespitlere yer verilmiştir:

i. Yargılama sırasında kusur durumuna dair alınan bilirkişi raporları gözönünde bulundurulduğunda başvurucunun yaralanmasında davalı Belediye Başkanlığı %70, davalı Belediye Başkanı M.E. %10, davalı ateşleyici H.K. %10 ve başvurucu %10 oranında kusurludur.

ii. Adli Tıp Kurumu raporu dikkate alındığında yaşanan kaza sonrasında başvurucunun %26,2 oranında meslekte kazanma gücünden yoksun kaldığı, iyileşme süresinin kaza tarihi olan 21/3/2007'den itibaren 12 aya kadar uzayabileceği anlaşılmıştır.

iii. Aktüerya hesap bilirkişisince tanzim edilen asıl ve ek raporlarda başvurucunun maddi zararı 307.864,19 TL olarak hesaplanmış olup zarar kalemleri arasında geçici iş göremezlik zararı da dikkate alınmıştır. Oysa başvurucu açtığı davada geçici iş göremezlik yönünden bir talep dile getirmemiştir. Bu sebeple maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 293.942,75 TL maddi tazminata hükmedilmesi gerekir.

iv. Her ne kadar davalılar ıslaha karşı zamanaşımı definde bulunmuşlarsa da haksız fiilden zarar görenin açacağı dava, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren bir ve her hâlde haksız fiil tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ayrıca dava cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş ve ceza kanununda bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise bu süre geçerli olacaktır. Dava konusu olayda haksız fiil 21/3/2007 günü gerçekleşmiş, dava ise 8/9/2008 günü açılmıştır. Davanın açıldığı tarih itibarıyla Ceza Kanunu'nda taksirle yaralama eylemi için düzenlenen zamanaşımı süresi dolmamıştır. Ayrıca haksız fiilden zarar görenin dava açması için öngörülen zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarih itibarıyla işlemeye başlar. Her ne kadar maluliyet oranı Adli Tıp Kurumu raporunun tebliği ile öğrenilmiş sayılabilir ise de zararın kapsamı zarar hesabının özel uzmanlık gerektirmesi nedeniyle ancak aktüerya alanında uzman bilirkişi aracılığı ile yapılan hesap neticesinde öğrenilmiş kabul edilmelidir. Buna göre somut yargılamada aktüerya bilirkişisinin hesap raporunun dava dosyasına 20/1/2016 tarihinde ibraz edildiği ve başvurucu vekilinin 27/1/2016 tarihinde talebini ıslah ettiği gözetildiğinde dava ve ıslah ile artırılan miktar zamanaşımına uğramamıştır.

v. Dava konusu olayda fiilin meydana geliş şekli, tarafların kusur oranları, sonraki gelişmeler, başvurucunun yaralanma şekli ve maluliyet durumu ile tarafların sosyal durumu da gözetilerek 15.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir.

33. Taraflar, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (Yargıtay) 4/5/2017 tarihli ilamıyla kararın bozulmasına karar vermiştir. Davalıların temyiz istekleri;

i. Davalı Çatalpınar Belediye Başkanlığı yönünden kamu tüzel kişisi olan belediyelerin işlem ve eylemlerinin kural olarak kamusal nitelik taşıdığı, dava konusu olayda alınan encümen kararı doğrultusunda davalı Belediye Başkanlığınca yapılan yol çalışması sırasında zarara uğranıldığı savunulduğuna göre istemin idare hukuku kuralları çerçevesinde ve idari yargı yerinde değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle adı geçen kurum yönünden yargı yolu bakımından davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği,

ii. Davalı Belediye Başkanı M.E. yönünden kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davalarının kendilerine rücu edilmek kaydıyla idare aleyhine açılabileceği, bu nedenle adı geçen davalı yönünden davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği,

iii. Davalı ateşçi H.K. yönünden başvurucunun bedensel zarara uğramasına yol açan eyleminin suç teşkil etmesi nedeniyle uzamış ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği, dava konusu eylem bakımından uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, diğer yandan gelişen zararın olması durumunda bu gelişmenin son bulduğu tarihte başvurucunun zararını öğrenmiş sayılacağı, bu tarihin ise sürekli iş gücü kaybı oranının belirlendiği raporun tarihi olduğu, somut olayın 21/3/2007 tarihinde meydana geldiği, 27/1/2016 ıslah tarihi itibarıyla 8 yıllık (uzamış) ceza zamanaşımı süresinin dolduğu, başvurucunun sürekli iş gücü kaybına ilişkin raporu 21/2/2014 günü tebliğ aldığı gözetildiğinde bu tarihten itibaren öngörülen haksız eylem zamanaşımı süresi olan bir yılın da dolmasından sonra ıslah dilekçesi verdiği, açıklanan nedenlerle ıslahla istenen miktarın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği gerekçeleri ile kabul edilmiştir. Başvurucunun temyiz talebi ise yalnızca başvurucunun yaralanma derecesi, olayın gelişim biçimi ve tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alındığında başvurucu lehine hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğu gerekçesi ile kabul edilmiştir.

34. Başvurucu, karara karşı karar düzeltme yoluna başvurmuş ancak talebi Yargıtayın 16/5/2018 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

35. Bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde Hukuk Mahkemesince, 22/11/2018 tarihinde; davalı Çatalpınar Belediye Başkanlığı aleyhine açılan davanın yargı yolu bakımından usulden reddine, davalı belediye başkanı M.E. aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ateşçi H.K. aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile 1.000 TL maddi tazminat ile 30.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 21/3/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte adı geçen davalıdan tahsiline, ıslahla istenen miktarın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Mahkeme, Yargıtay bozma ilamındaki gerekçeleri esas almıştır.

36. Taraflar, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 24/6/2020 tarihli ilamı ile temyiz taleplerinin reddi ile kararın onanmasına karar vermiştir.

37. Başvurucu, karara karşı karar düzeltme yoluna başvurmuş ancak talebi Yargıtayın 4/3/2021 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

38. Başvurucu, Yargıtay ilamını öğrenmesinin akabinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

39. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan inceleme neticesinde başvurucunun adli yargı yerlerinin Çatalpınar Belediye Başkanlığı yönünden davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği şeklindeki kararlarına uygun olarak 26/8/2020 tarihinde adı geçen Belediye aleyhine Ordu İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde maddi tazminat istemiyle tam yargı davası açtığı anlaşılmıştır.

40. İdare Mahkemesi Jandarma Genel Komutanlığının da davalı Belediye yanında hasım mevkiine alınmasına karar vermek suretiyle yürüttüğü yargılama neticesinde üretimi ve kullanımı mevzuatta sıkı kurallara bağlanmasına rağmen dava konusu olayda kullanılan patlayıcı maddenin sadece ateşleyici belgesi bulunan belediye çalışanı tarafından, sodyum klorat ve toz şekeri göz kararı karıştırarak elde edildiği, dolayısıyla bu karışımın homojenliğinin sağlanamayıp her delikte farklı şiddette patlamaya ve ateşleme zamanının farklı olmasına sebep olduğu, ayrıca emniyetli bir patlama için elektrikli ateşlemelerin manyeto ile yapılması gerekirken ateşlemede manyeto yerine akü kullanıldığı, patlama sırasında patlayıcı işinde görevli belediye çalışanları ile çevre güvenliğini sağlamakla görevlendirilen jandarma personeli arasında telefon, telsiz gibi haberleşme aracı ile iletişim kurulmadığı, iletişimin sadece sesli uyarı ile sağlandığı, dahası iş güvenliğinin sağlanması amacıyla baret, koruyucu gözlük ve kulaklık kullanılmadığı gibi koruyucu giysiler giyilmediği, olayda hem ekipman hem de personel donanımı yönünden eksiklikler olduğu, tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde olayda davalı Çatalpınar Belediye Başkanlığının %80, davalı Jandarma Genel Komutanlığının %10 ve başvurucunun ise %10 oranında kusuru bulunduğu sonucuna ulaşmıştır. İdare Mahkemesi 17/9/2025 tarihli kararıyla davanın kabulüne, 2.818.001,80 TL maddi tazminatın adli yargı yerinde davanın açıldığı 8/9/2008 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerin kusurları oranında tahsiline karar vermiştir.

41. Davalı Belediye karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş olup dosya bireysel başvurunun incelendiği tarihi itibarıyla derdesttir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Anayasa Mahkemesinin 2/9/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu, olaya ilişkin adli yargıda Belediye, Belediye Başkanı ve patlamayı gerçekleştiren ateşçi aleyhine tazminat davası açtığını, yargılama neticesinde davanın haksız bir şekilde, Belediye ve Belediye Başkanı yönünden yargı yolu ve husumet noktasında usulden, ateşçi yönünden ise zamanaşımı gerekçesiyle kısmen reddedildiğini ileri sürmüş; bu suretle adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakları ile hukuk güvenlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, ihlal iddialarını şu gerekçelere dayandırmıştır:

i. Davanın ilgili kamu kurumu ve kurum idarecisinin eylemlerinin idari eylem niteliğinde olmaması, haksız fiil mahiyetinde olması nedeniyle adli yargı yerinde açıldığını öne sürmüştür. Başvurucuya göre kusur o kadar ağırdır ki eylemlerin idari niteliği ortadan kalmıştır. Belediyenin patlatma işlemi yapma ruhsatı yoktur. Patlamayı yaptırdığı kişi patlayıcı madde imal belgesine sahip değildir. Patlamada kullanılan karışım, tesisat ve patlatma sahası mevzuata uygun seçilmemiştir. Patlatma sahasında lüzumlu teçhizat bulundurulmamış, gerekli güvenlik önlemleri alınmamıştır. Tüm bunlar haksız fiil mahiyetinde eylemler olup eylemlerin idariliği ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla Belediye ve Belediye Başkanı aleyhine adli yargıda tazminat davası açılması mümkün olup adı geçenler yönünden yargı yolu ve husumet gerekçeleriyle davanın usulden reddi haksızdır.

ii. Üçüncü davalı olan ateşçi H.K. yönünden ise davanın ıslah edilen miktar bakımından kısmen reddedilmesi de haksızdır. Dava konusu eylem aynı zamanda suç mahiyetinde olması nedeniyle dava zamanaşımı 1 yıl değil 8 yıldır. Dahası zamanaşımının başlangıcı zararı tam olarak öğrendiği tarih olan aktüerya bilirkişisinin raporunun tebliği tarihi olup ıslah talebini zamanaşımı süresi içinde dile getirmiştir. Böyle olmasına rağmen Yargıtay ve onu takip eden Hukuk Mahkemesi 1 yıllık zamanaşımının Adli Tıp Kurumunun iş gücü kaybı oranını %26,2 olarak tespit ettiği raporun öğrenilmesi tarihinden itibaren başladığını kabul etmiştir. Oysa bu raporda tespit edilen iş gücü kaybı üzerinden parasal bir hesap yaparak zararının öğrenilmesi oldukça teknik bir iş olup bu rapor üzerine zararını öğrendiği kabul edilemez.

2. Değerlendirme

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun bu başlık altında dile getirdiği yakınmalar, açılan tazminat davasının davalılar Belediye ve Belediye Başkanı yönünden yargı yolu ve husumet noktasında usulden, davalı ateşçi yönünden ise zamanaşımı gerekçesiyle kısmen reddedilmesine ilişkindir. Yakınmaların bir bütün hâlinde mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekir. Hakkındaki davalar yargı yolu ve husumet noktasında usulden reddedilen davalılar ile hakkındaki dava zamanaşımı gerekçesiyle kısmen reddedilen davalı yönünden inceleme ayrı yapılmalıdır.

a. Tazminat Davasının Yargı Yolunun Caiz Olmaması ve Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddedilen Kısmı Yönünden

45. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Hukuki konularda mahkemelerde dava açma hakkı anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı mahkemeye gitme hakkını da kapsamaktadır (Hüseyin Sezen [2. B.], B. No: 2013/1793, 18/9/2014, § 47).

46. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığın belli bir yargı merci tarafından çözümlenmesini isteme hakkını güvenceye bağlamamaktadır. İlgili uyuşmazlığın hangi yargı yeri tarafından çözümleneceğini belirlemek Anayasa ve adaletin iyi yönetimi ilkesi gözetilerek kanun koyucunun takdirindedir. Bu itibarla görevli ve yetkili olduğu düşünülerek açılan bir davaya bakan yargı merciinin başka bir yargı organının görevli olduğuna işaret ederek davaya bakmayı reddetmesi -işaret ettiği yolun açık ve erişilebilir olması kaydıyla- mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil etmez (Ali Galip Baltaoğlu [1. B.], B. No: 2014/5676, 8/3/2018, § 33).

47. Başvuru konusu olayda açılan tazminat davası adli yargı yerlerince davalı Belediye Başkanlığı yönünden yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle, davalı Belediye Başkanı M.E. yönünden ise husumet yokluğu nedeniyle reddedilmiştir. Adli yargı yerleri, dava konusu olayda alınan encümen kararı doğrultusunda davalı Belediye Başkanlığınca yapılan yol çalışması sırasında zarara uğranıldığı savunulduğuna göre istemin idari yargı yerinde değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının kamu görevlileri aleyhine değil ancak kamu idaresi aleyhine açılabileceği gerekçelerine dayanmıştır.

48. Bu durumda başvurucunun dava konusu uyuşmazlığı idari yargı önüne taşıma imkânı olup olmadığı incelenmelidir.

49. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği hâlde adli yargı yerlerine açılan davaların görev noktasından reddi durumunda bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir. Ayrıca 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir. Danıştay, kamu görevlilerinin kamu hizmetini yürütürken üçüncü kişilere verdikleri zararlar nedeniyle kamu görevlileri aleyhine adli yargıda açılan tazminat davalarında adli yargı mercilerince davalının hasım sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle verilen ret kararlarında eylemin idariliğinin adli yargı mercilerince husumet yokluğu nedeniyle verilen ret kararının kesinleşmesiyle birlikte ortaya çıktığını, bu durumlarda husumet yokluğu nedeniyle verilen ret kararlarının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca tam yargı davası açılabileceğini kabul etmiştir (Ali Galip Baltaoğlu, §§ 22-25).

50. Nitekim başvuru konusu olayda adli yargı yerlerince verilen kararın kesinleşmesi akabinde İdare Mahkemesinde Belediye Başkanlığı aleyhine tam yargı davası açılmış ve dava başvurucu lehine sonuçlanmıştır. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dava istinaf aşamasında derdesttir. İdari yargı yerlerince verilecek kararın kesinleşmesinin akabinde yeni bir bireysel başvuruya konu edilebileceği izahtan varestedir.

51. 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre adli yargı yerlerine açılan davaların görev noktasından reddi hâlinde görevli idari yargı yerinde dava açılabileceği, yine Danıştay içtihatlarına göre adli yargı mercilerince husumet yokluğu nedeniyle verilen ret kararlarının kesinleşmesinden itibaren 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca idari yargıda dava açılmasının mümkün olduğu, nitekim başvurucunun Belediye Başkanlığı aleyhine tam yargı davası açtığı gözetildiğinde somut başvuruda açılan tazminat davasının yargı yolunun caiz olmaması ve husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi bakımından mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle tazminat davasının yargı yolunun caiz olmaması ve husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Tazminat Davasının Islaha Konu Edilen Kısmının Zamanaşımı Gerekçesiyle Reddedilmesi Yönünden

53. Başvuru konusu olayda açılan tazminat davası adli yargı yerlerince davalı ateşçi H.K. yönünden kısmen kabul edilmiş, ıslahla istenen miktarın ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Başvurucu; dava konusu eylemin aynı zamanda suç mahiyetinde olması nedeniyle dava zamanaşımının 8 yıl olduğunu, dahası zamanaşımının başlangıcının zararı tam olarak öğrendiği tarih olan aktüerya bilirkişisinin raporunun tebliği tarihi olduğunu ileri sürmüştür.

54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan, bu başlık altında dile getirilen mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

55. Anayasa Mahkemesi Çetin Akboğa ([GK], B. No: 2019/430, 23/3/2023) kararında, başvurucunun açtığı davada ıslah edilen alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının olduğu tespitini yapmıştır (Çetin Akboğa, § 53). Somut olayda da 2/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 60. maddesi hükmüne göre verilen zamanaşımından ret kararının kanuni dayanağının olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında dava açılmasının veya ıslah talebinin süre şartına bağlanmasının meşru bir amacı olduğu da belirtilmiştir (Çetin Akboğa, § 54). Ölçülülük yönünden yapılan değerlendirmede ise zamanaşımı süresinin bu şekilde uygulanmasının başvurucuyu tazminatın tamamını talep edebilme imkânından mahrum bıraktığına dikkat çekilmiştir. Davaya konu söz konusu zararın tespit edilmesinin teknik değerlendirmeler içerdiği, dolayısıyla belli bir uzmanlık gerektirdiğine işaret eden Anayasa Mahkemesi bu nedenle başvurucunun zararının boyutunun belirlenebilmesi için bilirkişi raporu hazırlanmasına karar verildiğini vurgulamıştır. Dolayısıyla davanın niteliği ve meselenin karmaşıklığı gözönüne alındığında bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmeler ile açığa çıkarılan zararının tamamını yargılamanın başlangıcında bilmesinin başvurucudan beklenemeyeceğini belirtmiş, sonuç olarak mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu kanaatine varmıştır (Çetin Akboğa, §§ 38-69).

56. Başvuru konusu olayda başvurucu, meslekte kazanma gücü kaybı oranı ile zarar miktarını bilirkişi raporu ile öğrenmiştir. Somut başvuruda 21/3/2007 günü yaşanan olaya ilişkin tazminat davası 8/9/2008 günü açılmıştır. Yargılama sırasında alınan 17/2/2014 tarihli maluliyet raporu başvurucu vekiline 21/2/2014 günü, maluliyet raporu esas alınarak aktüerya bilirkişi tarafından hazırlanan zarar miktarına ilişkin 20/1/2016 tarihli rapor ise 21/1/2016 günü tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili bunun üzerine 27/1/2016 günü ıslah dilekçesini Mahkemeye sunmuştur. Meslekte kazanma gücü kaybına dair raporun dava tarihinden yaklaşık 5,5 yıl sonra, zarar miktarının tespitine ilişkin raporun ise yaklaşık 7,5 yıl sonra düzenlendiği görülmüştür. Adli yargı yerlerince 27/1/2016 ıslah tarihi itibarıyla 21/3/2007 tarihinde meydana gelen olaya ilişkin 8 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresinin dolduğu, ayrıca maluliyet raporunun tebliği tarihi olan 21/2/2014'ün zararın öğrenildiği tarih olarak kabul edilerek bir yıllık haksız eylem zamanaşımı süresinin de dolmasından sonra 27/1/2016 günü ıslah dilekçesi verildiği kabul edilmiştir. Başvuru konusu davaya özgü şartlar dikkate alındığında zamanaşımı süresinin bu şekilde uygulanması başvurucuyu tazminatın tamamını talep edebilme imkânından mahrum bırakmıştır.

57. Söz konusu uyuşmazlıkta başvurucunun dava tarihi itibarıyla davaya konu tazminat miktarını tespit edebilmesinin mümkün olmadığı, tazminat tutarının ancak bilirkişi raporuyla belirlenebildiği, bu raporun ise 8 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresinin geçmesine yol açacak şekilde olay tarihinden yaklaşık 9 yıl sonra alınabildiği gözetilmelidir. Üstelik başvurucunun bu sürenin uzamasına yönelik bir kusuru da gözlenmemiştir. Başvurucunun zamanaşımı süresi dolmadan önce talep edeceği tazminat tutarını gerekirse uzman görüşü de alarak yaklaşık olarak belirleyebileceği şeklindeki bir yorum ise davanın sonunda aleyhe hükmedilebilecek yargılama giderleri de dikkate alındığında adaletin iyi yönetimi ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi böylesine bir kabul, Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında öngörülen "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." şeklindeki hükümle de bağdaşmamaktadır. Neticede adli yargı yerlerinin zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden zararın öğrenilmesi kavramını dar yorumlamak suretiyle başvurucunun zararının miktarını dava açtığı tarihte bilebilmesinin mümkün olmadığı hususunu dikkate almaması başvurucunun bilirkişi raporuyla belirlenen tazminat tutarının tamamını talep edebilme imkânını ortadan kaldırmıştır (benzer yönde bkz. Çetin Akboğa, § 73).

58. Somut başvuruda Çetin Akboğa kararındaki ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Başvurucunun açtığı davada ıslah ile artırdığı tazminat talebinin zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin yorumun başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfet ile hedeflenen meşru amaç karşılaştırıldığında külfetin orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (benzer yönde bkz. Ahmet Kartalkuş [2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, § 23).

59. Açıklanan gerekçelerle tazminat davasının ıslaha konu edilen kısmının zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

60. Başvurucu; yargılamanın uzun sürdüğünü, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

61. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun’da değişiklik yapan 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun uyarınca üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine makul süre şikâyetlerinin Tazminat Komisyonu tarafından inceleneceği düzenlenmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Ahmet Kartalkuş kararında ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

62. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

63. Başvurucu; Belediye Başkanlığının yürüttüğü yol yapım çalışması sırasında mevzuata aykırı bir şekilde, ruhsat bulunmamasına rağmen ve gerekli güvenlik önlemleri alınmadan patlatma işlemi gerçekleştirildiğini, jandarma sıfatıyla ateşleme sahasının güvenliğini sağlamakla görevlendirildiğini, patlama esnasında fırlayan bir taşın başına isabet etmesi üzerine ağır şekilde yaralandığını ileri sürmüştür. Başvurucuya göre hem yürütülen ceza soruşturmasında hem yapılan tazminat yargılamasında alınan raporlardan teçhizatı ve düzeneği hazırlayıp patlamayı gerçekleştiren ateşçi H.K.nın, ona yardım eden belediye çalışanı Y.Ç.nin, ayrıca ruhsat almaksızın patlatma işlemi yaptırıp dahası patlama sahasındaki personeli kendi inisiyatifine bırakan Belediye Başkanı'nın kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Nitekim H.K. ve Y.Ç. yapılan ceza yargılaması neticesinde mahkûm edilmiş, Belediye Başkanı hakkında ise verilen soruşturma izni haksız şekilde kaldırılmıştır. Böyle olmasına rağmen açılan tazminat davası kısmen reddedilmiştir. Başvurucu, bu süreç dolayısıyla maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

a. Uygulanabilirlik ve Vasıflandırma Yönünden

64. Ölümün gerçekleşmediği bazı hâllerde de başvuru; kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ile türü, güç kullanımının ardında yatan niyet ve amaç ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gibi hususlar birlikte değerlendirilerek yaşam hakkı kapsamında incelenebilir (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20; Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69; Yasin Ağca [1. B.], B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 110). Başvuru konusu olay örgüsü, yaralanmanın patlayıcı madde sebebiyle meydana gelmesi, başvurucunun yaralanmasının organlarından birisinin işlevini yitirmesine ve hayati tehlike geçirmesine sebep olması birlikte dikkate alındığında başvurucunun iddialarının yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerekli ve yeterlidir.

65. Başvurucunun bireysel başvuru konusu yaptığı ve adli yargı yolunda görülen tazminat davasında üç davalı bulunduğu, iki davalı bakımından işin esasına girilmeden usulden ret kararı verildiği gözetilerek incelemenin davalılar bakımından ayrı ayrı yapılması gerektiğine karar verilmiştir.

b. Davalılar Çatalpınar Belediye Başkanlığı ve Belediye Başkanı M.E. Bakımından Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

66. Adli yargı kolunda açılan tazminat davası, davalı Belediye Başkanlığı yönünden davanın idari yargı yolunda görülmesi gerektiği gerekçesiyle usulden reddedilmiş; davalı Belediye Başkanı yönünden ise kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davalarının kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabileceği gerekçesiyle husumet yokluğundan reddedilmiştir.

67. Başvurucunun bahsi geçen karar doğrultusunda idari yargı kolunda adı geçen Belediye aleyhine maddi tazminat istemi ile tam yargı davası açtığı, İdare Mahkemesince Jandarma Genel Komutanlığının da davalı Belediye yanında hasım mevkiine alınması suretiyle görülen dava neticesinde davanın kabulüne karar verildiği, yargılamanın istinaf kanun yolu incelemesi safhasında olduğu anlaşılmıştır.

68. Adı geçen Belediye Başkanlığı ve Belediye Başkanı yönünden bireysel başvuru öncesi tüketilmesi gereken olağan kanun yolları tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulmuştur. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği, temel hak ve hürriyetlerle ilgili hukuk sisteminin sahip olduğu koruma mekanizmalarının öncelikle işletilmesi, olağan kanun yollarının tüketilmesi şarttır (daha ayrıntılı izahat için bkz. T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021; Necla Kara ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/5075, 15/3/2022).

69. Açıklanan gerekçelerle Çatalpınar Belediye Başkanlığı ve Belediye Başkanı M.E. yönünden yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

c. Davalı H.K. Bakımından Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

70. Adli yargı kolunda açılan tazminat davası, davalı ateşçi H.K. yönünden kısmen kabul edilmiş ve 1.000 TL maddi tazminat ile 30.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 21/3/2007 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte adı geçen davalıdan tahsiline, ıslahla istenen miktarın ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

71. Adı geçen davalı yönünden verilen kararın başvurucunun mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşıldığı ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerekeceği gözetilerek H.K. yönünden yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına karar verilmiştir.

V. GİDERİM

72. Başvurucu; ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması ile 700.000 TL maddi, 350.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

73. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

74. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talepleri kabul edilmemiştir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın tazminat davasının yargı yolunun caiz olmaması ve husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın tazminat davasının ıslaha konu edilen kısmının zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yaşam hakkının Çatalpınar Belediye Başkanlığı ve Belediye Başkanı M.E. yönünden ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının tazminat davasının ıslaha konu edilen kısmının zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Yaşam hakkının H.K. yönünden ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

Ç. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Fatsa 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2018/246, K.2018/452) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 2/9/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.