GİRİŞ

Türk Medeni Kanunu (TMK) kapsamında düzenlenen miras hukuku, bireyin ölümü veya gaipliği hâlinde malvarlığının akıbetini tayin eden temel kuralları ihtiva eder. Murisin irade serbestisi ile aile fertlerinin ve saklı paylı mirasçıların ekonomik menfaatlerinin korunması arasındaki hassas denge, miras hukukunun omurgasını oluşturmaktadır. Uygulamada, mirasbırakanın sağlığında gerçekleştirdiği tasarruflar ile ölüme bağlı tasarrufların mirasçıların yasal haklarını zedelemesi yahut miras ortaklığının yönetilememesi neticesinde muhtelif uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır.

İşbu çalışma; adli yargı uygulamasında ve miras hukuku pratiğinde en sık karşılaşılan muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil, tenkis, mirasta iade (denkleştirme), vasiyetnamenin iptali ve ortaklığın giderilmesi davalarını mevzuat hükümleri, doktrindeki hâkim görüşler ve yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır.

MURİS MUVAZAASI NEDENİYLE TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI

Mirasbırakan muvazaası (muris muvazaası), mirasbırakanın yasal veya iradi mirasçılarını miras paylarından yoksun bırakmak gayesiyle yaptığı, görünürde satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı; gerçekte ise bağışlama niteliği taşıyan karmaşık bir nispi muvazaa türüdür.

Hukuki Dayanak ve Unsurlar

Muris muvazaasının temel dayanağı pozitif bir kanun hükmünden ziyade, yargısal içtihatlarla şekillenmiş ve Türk hukukuna 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile kazandırılmıştır. Doktrinde hâkim görüş (Kocayusufpaşaoğlu, Antalya, Eren) ile Yargıtay uygulaması paralelinde; mirasbırakanın yasal veya atanmış mirasçılarını terekeden mahrum etmek amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi şeklinde temlik etmesi hâlinde ikili bir geçersizlik rejimi doğar. Görünürdeki ivazlı sözleşme tarafların gerçek iradesini yansıtmaması (TBK m. 19 muvazaa) sebebiyle mutlak butlanla; gizli işlem olan bağışlama sözleşmesi ise TMK m. 706, TBK m. 237 ve Tapu Kanunu m. 26 gereğince zorunlu resmi şekil şartına uyulmadığından şekil noksanlığı sebebiyle kesin hükümsüzdür. Doktrinde bir kısım yazarlar bu durumu karmaşık nispi muvazaa olarak nitelendirirken, işlemin baştan itibaren hüküm ifade etmediği ve yolsuz tescil yarattığı hususunda görüş birliği mevcuttur.

Muris muvazaasının varlığından söz edebilmek için dört temel unsurun bir arada bulunması şarttır:

1. Görünürdeki Sözleşme: Muris ile lehtar arasında haricen bağış niteliğinde olan ancak tapuda resmi memur huzurunda genellikle "satış" veya "ölünceye kadar bakma vaadi" şeklinde gösterilen ivazlı sözleşmedir.

2. Muvazaa Anlaşması: Tarafların görünürdeki işlemin hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacağına dair zımni veya sarih mutabakatıdır.

3. Mirasçıları Aldatma Kastı: Murisin asıl gayesinin diğer mirasçıları terekeden mahrum bırakmak olması gerekir.

4. Gizli Sözleşme: Tarafların gerçek iradelerine uyan bağışlama sözleşmesidir; ne var ki bu işlem TMK m. 706, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 237 ve Tapu Kanunu m. 26 gereğince zorunlu olan resmi şekil şartına uyulmadığından geçersizdir.

Dava Hakkı, İspat Yükü ve Deliller

01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde; muris muvazaası davasını saklı pay sahibi olsun ya da olmasın __tüm yasal mirasçılar, atanmış mirasçılar ve evlatlıklar__ açabilir. Davacı mirasçılar, murisin halefi sıfatıyla değil, kendi mirasçılık haklarına dayanan "üçüncü kişi" sıfatıyla hareket ettiklerinden, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca muvazaa iddiasını tanık dahil her türlü hukuki delille ispatlayabilirler; senetle ispat kuralı (HMK m. 200) bu uyuşmazlıklarda uygulanmaz.

Yargıtay yerleşik uygulamasında muvazaa olgusunun tespiti için birtakım fiili karineleri ve somut olguları aramaktadır:

• Yöre gelenek ve görenekleri,

• Toplumsal ve ailevi eğilimler (örneğin erkek çocuklara mal kaçırma saiki),

• Murisin sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı,

• Davalının alım gücünün olup olmadığı,

• Taşınmazın tapudaki resmi devir bedeli ile devir tarihindeki gerçek rayiç değeri arasındaki fahiş fark,

• Murisin satıştan elde ettiği semenin banka hesaplarına girip girmediği yahut bu bedelle yeni bir tasarruf yapılıp yapılmadığı.

Muvazaa ile illetli temliklerde mülkiyet alıcıya hukuken hiç geçmediğinden, yolsuz tescile dayanan tapu iptal ve tescil davası ayni hakka dayalı olarak herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman ikame edilebilir. Nitekim Yargıtay 1. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere; mirasbırakanın yaptığı temlikte 'mirasçıdan mal kaçırma' (muris muvazaası) kastının bulunup bulunmadığı araştırılırken yalnızca devir tarihindeki bedel farkına bakılmamalı; murisin ekonomik durumu, taşınmaz satma ihtiyacının bulunup bulunmadığı, taşınmazın bakım, gözetim veya minnet duygusuyla devredilip devredilmediği bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Şayet mirasbırakan taşınmazı kendisiyle ilgilenen, bakımını üstlenen çocuğuna ya da üçüncü kişiye minnet veya bakım borcunu ifa gayesiyle temlik etmişse, Yargıtay yerleşik içtihatları uyarınca mirasçıları aldatma kastının bulunmadığı kabul edilmekte ve davanın reddi gerekmektedir.

SAKLI PAYIN KORUNMASI VE TENKİS DAVASI

Mirasbırakan, terekesi üzerinde tasarruf özgürlüğüne sahip olmakla birlikte bu yetki sınırsız değildir. Kanun koyucu, mirasbırakanın belirli yakınlarını korumak amacıyla saklı pay müessesesini tesis etmiştir.

Saklı Pay ve Tasarruf Oranları

TMK m. 505 uyarınca, mirasbırakanın tasarruf nisabı, saklı paylı mirasçıların saklı payları mahsup edildikten sonra kalan kısımdır. TMK m. 506 hükmüne göre saklı pay oranları şu şekildedir:

• Altsoy için: Yasal miras payının yarısı (1/2),

• Ana ve babadan her biri için: Yasal miras payının dörtte biri (1/4),

• Sağ kalan eş için: Altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı (1/1); diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü (3/4).

(Not: Mülga 5650 sayılı Kanun ile 10.05.2007 tarihinden itibaren kardeşlerin saklı payı yürürlükten kaldırılmıştır.)

Tenkis Davasının Hukuki Niteliği ve Şartları

Tenkis davası, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğü sınırlarını aşarak saklı payları zedelemesi hâlinde, saklı pay sahibi mirasçılar tarafından açılan ve tasarruf edilebilir kısmı aşan tasarrufların kanuni sınıra çekilmesini sağlayan yenilik doğuran (inşai) nitelikte bir davadır (TMK m. 560 vd.).

Tenkise tabi tasarruflar iki ana grupta toplanır:

1. Ölüme bağlı tasarruflar: Mirasbırakanın vasiyetname veya miras sözleşmesi ile yaptığı karşılıksız kazandırmalar (TMK m. 563).

2. Sağlararası karşılıksız kazandırmalar: TMK m. 565'te sınırlı sayıda sayılan; serbestçe dönülebilecek bağışlamalar, murisin ölümünden önceki bir yıl içinde yaptığı olağan hediyeler dışındaki kazandırmalar, saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapılan kazandırmalar ile tasfiye maksatlı devirler.

Tenkis davasında tenkis hesabı (net terekenin tespiti) teknik ve usuli titizlik gerektirir. Murisin ölüm tarihindeki aktif malvarlığı tespit edilir; borçlar, cenaze masrafları, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri ile murisle birlikte yaşayanların üç aylık geçim giderleri (TMK m. 507) düşüldükten sonra net tereke bulunur. Bu meblağa tenkise tabi sağlararası kazandırmalar eklenerek tasarruf edilebilir oran ve zedelenen saklı pay miktarı matematiksel olarak hesaplanır.

Hak Düşürücü Süreler

TMK m. 571 uyarınca tenkis davası;

• Saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve

• Her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda ise mirasın açılması (ölüm) tarihinden başlayarak on yıl geçmekle düşer.

Buna mukabil, tenkis iddiası def'i yoluyla ileri sürüldüğünde herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir; saklı paylı mirasçılar kendilerinden tenkise tabi tasarrufun ifası talep edildiği her aşamada def'i hakkını ileri sürebilirler (TMK m. 571/3). Doktrinde (Dural/Öz, İnan/Ertaş/Albayrak) ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin istikrarlı kararlarında belirtildiği üzere; tenkis davasında hâkim, net tereke tutarını murisin ölüm tarihindeki rayiçler üzerinden hesaplamalı, saklı pay zedelenmesini matematiksel olarak netleştirmelidir. Özellikle TMK m. 564 kapsamında bölünmesi kabil olmayan bir malın tenkisi söz konusu olduğunda, tasarruf lehine yapılan davalıya 'bedelini ödeyerek malı muhafaza etme' veya 'malı terekeye vererek tasarruf edilebilir kısmın bedelini nakden alma' hakkı tanıyan tercih hakkı prosedürü mahkemece re'sen gözetilmek zorundadır.

MİRASTA İADE (DENKLEŞTİRME) DAVASI

Mirasta iade veya denkleştirme müessesesi, mirasbırakanın sağlığında yasal mirasçılarına karşılıksız olarak yaptığı bazı kazandırmaların, terekenin mirasçılar arasında eşit ve adil biçimde paylaştırılmasını temin etmek üzere terekeye geri verilmesini veya paylarına mahsup edilmesini düzenler (TMK m. 669 vd.).

Hukuki Niteliği ve Kapsamı

Denkleştirme, murisin hayatta iken mirasçılarına yaptığı kazandırmaların bir 'miras payına mahsuben avans' niteliğinde olduğu kanuni varsayımına dayanır. Doktrinde (İmre, Dural/Öz) mirasbırakanın asıl iradesinin mirasçıları arasında dengeyi korumak olduğu, bu nedenle altsoya yapılan kazandırmalarda ivazsızlığın asıl, bağışlamadan muaf tutmanın ise istisna teşkil ettiği kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere; miras ortaklığının tasfiyesinde veya paylaşma davasında öncelikle denkleştirmeye tabi bir kazandırmanın bulunup bulunmadığı saptanmalı, tereke aktifine dahil edilecek bu değerler üzerinden miras payları belirlenmelidir. Denkleştirme borçlusu mirasçı, dilerse aldığını aynen iade eder, dilerse payından fazlasını terekeye nakden ödeyerek malı muhafaza eder (TMK m. 671).

Kanun koyucu denkleştirmede ikili bir ayrım benimsemiştir:

1. Altsoy Bakımından (TMK m. 669/2): Altsoy lehine yapılan kuruluş sermayesi, çeyiz, malvarlığının devri, borçtan kurtarma gibi tasarrufların miras payına mahsuben yapıldığı kanuni karinedir. Mirasbırakan bu kazandırmanın denkleştirmeden muaf olduğunu açıkça belirtmediği müddetçe __iade zorunludur__.

2. Diğer Yasal Mirasçılar Bakımından (TMK m. 669/1): Altsoy dışındaki yasal mirasçılar bakımından ise kural tersinedir. Karşılıksız bir kazandırmanın denkleştirmeye tabi tutulabilmesi için mirasbırakanın bu yönde açık bir irade beyanı bulunmalıdır.

Denkleştirmenin İstisnaları

TMK m. 674 ve m. 675 hükümleri gereğince;

• Çocukların eğitimi ve öğrenimi için yapılan olağan giderler (aşırı olmamak şartıyla),

• Evlenme sırasında yapılan mutat çeyiz ve düğün harcamaları,

• Örf ve âdete uygun mutat hediyeler denkleştirmeye tabi tutulamaz.

Tenkis ile Denkleştirme Arasındaki Temel Farklar

Doktrin ve yargı uygulamasında tenkis ile denkleştirme sıklıkla karıştırılsa da iki kurum mahiyetleri ve uygulama alanları itibarıyla kesin sınırlarla birbirinden ayrılır: Yargıtay uygulamasında kabul edildiği üzere, mirasçı dava dilekçesinde öncelikle denkleştirme (mirasta iade), bunun kabul görmemesi hâlinde kademeli (terditli) olarak tenkis talebinde bulunabilir.

• Tenkis, saklı payın ihlali hâlinde hem yasal hem atanmış mirasçılar yahut üçüncü kişiler aleyhine açılabilirken; denkleştirme kural olarak yalnızca __yasal mirasçılar__ arasında cereyan eder.

• Tenkis talebinde bulunabilmek için saklı payın ihlal edilmiş olması zaruridir; denkleştirmede ise saklı pay zedelenmese dahi miras paylarının kanuni eşitliğini sağlamak üzere kazandırmanın terekeye iadesi talep edilir.

ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLARIN İPTALİ: VASİYETNAMENİN İPTALİ DAVASI

Vasiyetname, mirasbırakanın son arzularını içeren, tek taraflı ve ölümünden sonra hüküm ifade eden şekle bağlı bir hukuki işlemdir. Murisin serbest iradesini yansıtmayan veya kanunun öngördüğü emredici kurallara aykırı olarak tanzim edilen vasiyetnameler iptal davasına konu teşkil eder.

İptal Sebepleri (TMK m. 557)

Kanunda öngörülen iptal sebepleri tahdidi (sayılı) nitelikte olup şunlardır:

1. Ehliyetsizlik (TMK m. 557/1): Vasiyetçinin tanzim tarihinde fiil ehliyetine, bilhassa ayırt etme gücüne sahip olmaması durumudur. TMK m. 502 uyarınca vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak ve on beş yaşını doldurmuş bulunmak şarttır.

2. İrade Sakatlıkları (TMK m. 557/2): Tasarrufun yanılma (hata), aldatma (hile), korkutma (ikrah) veya cebir etkisi altında yapılmış olmasıdır.

3. Hukuka ve Ahlaka Aykırılık (TMK m. 557/3): Tasarrufun içeriğinin, bağlanan koşulların veya yüklemelerin hukuka ya da ahlaka aykırı olmasıdır.

4. Şekil Noksanlığı (TMK m. 557/4): Vasiyetnamenin kanunda öngörülen resmi (TMK m. 532-537), el yazılı (TMK m. 538) veya sözlü (TMK m. 539-541) şekil şartlarına riayet edilmeksizin düzenlenmesidir. Özellikle el yazılı vasiyetnamelerde metnin tamamının, tanzim tarihinin (gün, ay, yıl) ve imzanın murisin bizzat el yazısıyla olması mutlak geçerlilik koşuludur.

Dava Açma Süresi ve Hukuki Sonuçları

Vasiyetnamenin iptali davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılır. TMK m. 559 uyarınca hak düşürücü süreler:

• Davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl,

• Her hâlde vasiyetnamelerin açılması tarihinden başlayarak iyi niyetli davalılara karşı on yıl, iyi niyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıldır.

Mahkemece verilen iptal kararı geçmişe etkili (makabline şamil) olarak tasarrufu tanzim tarihinden itibaren hükümsüz kılar. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları uyarınca; ehliyetsizlik iddiasına dayalı vasiyetnamenin iptali davalarında, murisin tasarruf tarihindeki tüm tıbbi evrak, hasta tabelası ve raporları celbedilerek dosyanın Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kuruluna sevk edilmesi ve fiil ehliyetinin tasarruf anında bulunup bulunmadığının tereddütsüz tespiti zorunludur; tanık beyanlarıyla ehliyetsizlik raporu aşılamaz. Benzer şekilde el yazılı vasiyetnamelerde tanzim tarihinin (gün, ay, yıl) bulunmaması veya murisin el yazısıyla yazılmamış olması mutlak butlan sebebi sayılmakta, tarih içermeyen vasiyetnameler Yargıtay denetiminde doğrudan iptal edilmektedir.

MİRAS ORTAKLIĞININ TASFİYESİ: ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ (İZALE-İ ŞÜYU) DAVASI

Mirasbırakanın ölümüyle birlikte terekede yer alan bütün hak ve borçlar, mirasın taksimine kadar mirasçılara kendiliğinden geçer ve tereke üzerinde elbirliği mülkiyeti (iştirak hâlinde mülkiyet) kurulur (TMK m. 640). Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların münferit tasarruf yetkisi bulunmayıp kararlar oy birliğiyle alınır.

Ortaklığın Giderilmesi Yolları (TMK m. 642)

Mirasçılardan her biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman miras ortaklığının giderilmesini talep edebilir. HMK m. 4 uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinin görev alanına giren işbu davada paylaşma iki şekilde gerçekleşir; ancak Yargıtay (kapatılan) 14. Hukuk Dairesi ve güncel temyiz mercii kararlarında istikrarlı şekilde belirtildiği üzere, öncelik daima aynen taksimdedir. Taşınmazın aynen taksimi mümkün iken doğrudan satışa karar verilemez. Satış kararı verilmesi zorunlu hâllerde ise satışın yalnızca paydaşlar arasında yapılması, istisnasız tüm paydaşların oy birliğiyle bu yönde muvafakat bildirmesine bağlıdır; paydaşlardan birinin dahi rıza göstermemesi durumunda açık artırma kamuya açık olarak icra edilir.

1. Aynen Taksim Suretiyle Giderme: Taşınmaz veya malvarlığı unsurlarının fiziksel, imar mevzuatına ve ekonomik bütünlüğüne halel gelmeksizin mirasçılar arasında payları oranında aynen bölüştürülmesidir. Kat mülkiyeti kurulması mümkün olan yapılarda kat mülkiyeti tesisi yoluyla da aynen taksim sağlanabilir.

2. Satış Suretiyle Giderme: Taşınmazın aynen taksiminin fiilen veya hukuken mümkün olmaması ya da tarafların anlaşamaması hâlinde, mahkemece tereke unsurunun icra dairesi vasıtasıyla açık artırma yoluyla satılarak bedelinin mirasçılara hisseleri nispetinde dağıtılmasıdır.

SONUÇ

Türk Miras Hukuku, murisin tasarruf hürriyeti ile ailevi dayanışma ve hakkaniyet ilkeleri arasında hassas bir denge üzerine inşa edilmiştir. Uygulamada görüldüğü üzere;

1. Muris muvazaası davaları, zamanaşımına tabi olmaksızın 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda görünürdeki işlemin geçersizliğine dayanırken;

2. Tenkis davaları, mirasbırakanın tasarruf sınırını aşarak saklı payı zedelemesini konu alan ve TMK m. 571'deki katı hak düşürücü sürelere tabi olan tasarruflardır.

3. Mirasta iade davaları, yasal mirasçılar arasındaki adalet ve eşitliği hedefleyen mahsup mekanizmasıdır.

4. Vasiyetnamenin iptali davası, ölüme bağlı tasarrufların geçerlilik şartlarına aykırılığını denetlerken;

5. Ortaklığın giderilmesi davası, elbirliği mülkiyetinin yarattığı tıkanıklığı çözerek terekenin tasfiyesini nihayete erdirir.

Miras uyuşmazlıklarında hak kayıplarının önlenmesi; uyuşmazlığın niteliğinin doğru teşhis edilmesine, tenkis ile muvazaa taleplerinin terditli olarak ileri sürülmesindeki usuli ayrımların gözetilmesine ve kanuni hak düşürücü sürelerin titizlikle takip edilmesine bağlıdır.