TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

S. A. BAŞVURUSU (3)

(Başvuru Numarası: 2021/36382)

Karar Tarihi: 12/3/2026

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Metin KIRATLI

Raportörler

:

Sinan ARMAĞAN

Hasan HÜZMELİ

Başvurucu

:

Vekili

:

Av. Erhan ÜRKÜT

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; gösteri yürüyüşüne ilişkin kollukla yapılan müzakere sırasında kişinin kolluğun fiziksel şiddetine maruz kalması ve bu olayla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. 2018 yılı Kasım ayında, PKK silahlı terör örgütü lideri A.Ö.nün ceza infaz kurumunda tecrit edildiği (avukatları ve aile bireyleriyle düzenli olarak görüştürülmediği) iddiasıyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili L.G. açlık grevine başlamıştır. Akabinde birçok ceza infaz kurumundaki tutuklu ve hükümlüler de bu greve ve L.G.ye destek vermek amacıyla açlık grevine katılmış, söz konusu eylem 2019 yılı Mayıs ayında sona ermiştir.

3. Van Valiliği (Valilik) açlık grevinin 100. gününde, farklı illerden milletvekillerinin de katılımıyla 15 Şubat günü saat 12.00'de L.G.nin evinin önünde bir basın açıklaması ve yürüyüş yapılmasının planlandığını öğrenmiştir. Ayrıca yürüyüşün il merkezlerinden müzahir kitlenin katılımıyla başlayacağı, yürüyüşe engel olunması hâlinde milletvekillerinin tek başlarına yürümeye devam edecekleri ve yürüyüş sırasında L.G.nin fotoğrafını taşıyacakları, üzerinde “100. Gününde Leyla’ya Tecridi Kırmaya” sloganı yazılı önlükler giyecekleri, yürüyüşün il ve ilçe merkezlerinde yapılacağı, kalan mesafenin ise araçla gidileceği bilgisini edinmiştir. Valilik anılan gelişmeler üzerine 11/2/2019 tarihinde il genelinde yapılacak her türlü eylem ve etkinliği dört gün süreyle yasaklamıştır. Yasaklama kararında, planlanan etkinliklerin terör örgütleri ve marjinal gruplar tarafından -kargaşa çıkarmak suretiyle- istismar edilebileceği, kamu düzenini bozacak provokatif eylemler gerçekleştirilebileceği, eylemlerin konusu ve içeriği itibarıyla kamu düzenini olumsuz etkileyebileceği, toplumun huzurunu tehdit edebileceği, terör örgütlerinin karşıt gruplara yönelik şiddet içeren eylemler gerçekleştirebileceği, bu durumun başkalarının hak ve özgürlüklerini ciddi şekilde ihlal edebileceği ve halk arasında infial yaratabilecek terör suçlarının işlenmesine açık ve yakın tehlike bulunduğu gerekçelerine yer verilmiştir.

4. Kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre olayların gelişimi şöyledir:

i. L.G. tarafından başlatılan açlık grevinin 100. gününe tekabül eden 15/2/2019 tarihinde, L.G.nin ikametgâhı önünde milletvekillerinin de katılımıyla bir basın açıklamasının ve yürüyüşün gerçekleştirilmesinin planlandığı kolluk kuvvetlerince tespit edilmiştir. Bu doğrultuda Valilik tarafından L.G.ye destek olmak amacıyla açık ve kapalı alanlarda düzenlenmesi planlanan toplantı, basın açıklaması, oturma eylemi ve benzeri her türlü etkinliğin engellenmesi amacıyla 12/2/2019-15/2/2019 tarihleri arasında il genelinde yasaklama kararı alınmış ve söz konusu karar Valiliğin resmî internet sitesinde yayımlanarak kamuoyuna duyurulmuştur.

ii. 13/2/2019 tarihinde HDP Van İl Başkanlığı tarafından organize edilen bir yürüyüşün yapılacağına ilişkin istihbari bilgilere ulaşılması üzerine kolluk güçlerince gerekli güvenlik tedbirleri alınmıştır. Anılan tarihte, açlık grevine destek vermek amacıyla aralarında başvurucu milletvekilinin de bulunduğu yaklaşık 120 kişilik bir grup HDP Van İl Başkanlığı binasının bahçesinde toplanmış ve L.G.nin fotoğrafının yer aldığı yelekleri giyerek yürüyüşe geçmek üzere bina dışına çıkmak istemiştir.

iii. Bina çevresinde önlem alan kolluk görevlileri, Valiliğin yasaklama kararını gerekçe göstererek grubun dışarı çıkmasına izin vermemiştir. Tutanağa göre uyarılara rağmen göstericiler, bina bahçesinin kapısından fiziki güç kullanarak çıkmaya çalışmış; bu girişime karşılık olarak kolluk kuvvetleri orantılı güç kullanarak göstericilerin çıkışını engellemiştir. Bu müdahale sırasında gruba toplumsal olaylara müdahale aracı (TOMA) ile yağmurlama şeklinde su sıkılmıştır. Müdahaleye rağmen aralarında başvurucu milletvekilinin de bulunduğu bazı katılımcılar saat 11.35 sıralarında binanın bahçesinden çıkarak “Yaşasın Leyla’nın direnişi” şeklindeki sloganlar eşliğinde Kazım Karabekir Bulvarı'na doğru, akabinde de farklı bir istikamete slogan atarak ve yolu trafiğe kapatmaya çalışarak yürümüştür. Saat 12.00 sıralarında mağaza önünde toplanan grubun aynı içerikte sloganlarıyla çevredeki bazı kişilerin toplanmaya başlaması üzerine kolluk, gruba yeniden dağılmaları yönünde uyarıda bulunmuştur. Bu sırada attıkları sloganların ardından kaçmaya başlayan üç kişi terör örgütünün propagandasını yapma suçundan gözaltına alınmıştır.

iv. Saat 13.00'te başvurucu ve beraberindeki milletvekili, bulvarda bulunan bir mağaza önünde oturma eylemine başlamıştır. Kolluk görevlileri, idarenin yasaklama kararını hatırlatarak milletvekillerinden eylemi sonlandırmalarını istemiştir. Müzakereler sırasında yaşanan arbedede başvurucu, bir polis memurunu sol kolunu ısırmak ve sağ kolunu tırmalamak suretiyle yaralamıştır. Bu nedenle Cumhuriyet savcısı, başvurucunun ifadesi alınmaksızın kamu görevlisine direnme suçundan hakkında adli işlem başlatılması yönünde talimat vermiştir. Saat 15.00 sıralarında milletvekilleri oturma eylemini yaptıkları mağazanın yanındaki bir pastaneye girmiş ve yaklaşık yarım saat sonra araçlarına binerek alandan ayrılmıştır.

5. Başvurucu 21/2/2019 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla Van Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyet dilekçesi göndermiştir. Dilekçede başvurucu 13/2/2019 tarihinde Kazım Karabekir Caddesi'ndeki bir açık hava toplantısına katıldığını, kolluk görevlileri ile arasında çıkan tartışma sonrasında H. isimli bir polisin ve diğer polislerin saçını çekip kendisini yere düşürdüklerini iddia etmiştir. Başvurucu, internet bağlantı adresini bildirdiği bir haber sitesinde bu görüntülerin olduğunu, Y. isimli sosyal medya kanalında da bu görüntülerin yüklendiğini söylese de bağlantı adresinden bahsetmemiş; olayla ilgili görüntülerin dilekçe ekinde olduğunu belirtmiştir. Şikâyet dilekçesi ertesi gün Başsavcılığa bir üst yazıyla gönderilmiştir.

6. Başsavcılık, başlattığı soruşturma kapsamında 1/4/2019 tarihli yazıyla Van İl Emniyet Müdürlüğünden (Emniyet Müdürlüğü) olayla ilgili kamera görüntülerinin tespit edilmesini ve bununla ilgili düzenlenecek raporun gönderilmesini talep etmiştir. Emniyet Müdürlüğü 29/4/2019 tarihli cevap yazısıyla, başvurucu hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan yapılan adli işlemin Başsavcılığa gönderildiğini bildirmiş, ayrıca Güvenlik Şube Müdürlüğünün hazırladığı -MOBESE görüntülerine ilişkin- izleme tutanağını göndermiştir. 17/2/2019 tarihinde iki polis memuru tarafından düzenlenen tutanakta, gösterici grubun bulvar üzerindeki iki fotoğrafına yer verilmiş; olayın gerçekleştiği yerin kameralara uzak olduğu, kameraların dönen yapıda olması nedeniyle sağlıklı görüntü elde edilemediği bildirilmiştir.

7. Başsavcılık, olayla ilgili olarak 9/6/2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Verilen karar; başvurucunun yaralandığına ilişkin doktor raporu bulunmadığı, olayın üzerinden zaman geçmesi nedeniyle doktor raporu alınmasının mümkün olmadığı ayrıca olay anını ve olay yerini gösterir kamera kayıtlarının incelenmesi neticesinde başvurucunun iddialarına konu olaya ilişkin somut delil elde edilemediği, başka delillerle desteklenip temellendirilemeyen iddianın soyut olduğu şeklinde gerekçelendirilmiştir.

8. Başvurucu; Başsavcılığın kararına itiraz ederken barışçıl nitelikteki gösteriye müdahale eden polislerin orantısız güç kullanarak yaralanmasına sebep olduğunu, olayın faillerinin belirlenmesi için çaba sarf edilmediğini, yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğunu ileri sürmüştür. Van 3. Sulh Ceza Hâkimliği 12/8/2021 tarihli kararıyla itirazı kesin olarak reddetmiştir. 18/8/2021 tarihinde kararı tebliğ alan başvurucu 8/9/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

10. Bireysel başvuru formu ekinde başvurucunun sunduğu ve olayla ilgili olduğunu bildirdiği CD'deki görüntüler izlenmiştir. Buna göre yakın çekim yapılan, 1 dakika 7 saniye süren ve tarih bilgisi içermeyen video kaydında bir giyim mağazasının önünde kalkanlı polis grubunun arasında kaldırımda oturan iki kadından birinin başvurucu -diğerinin ise yukarıda anılan ikinci milletvekili- olduğunun değerlendirildiği, başvurucunun oturmaktayken gösteride kullanılan yeleği önüne serdiği, polislerin bunu almak istemesi üzerine başvurucu ve yanındakilerin yeleği vermek istemediği, sivil giyimli siyah bere takan bir kadının (Polis olduğu değerlendirilmektedir.) yere serili yeleğe uzandığı sırada başvurucunun yanındaki milletvekilinin kadın polisin sağ kolunu ve bileğini çekerek ona müdahale ettiği, başvurucunun ise polisin sağ bileğine doğru başıyla hamle yaptığı, bu anlarda bir kişinin elini kameranın önüne koyması nedeniyle görüntü alanının azaldığı, bağrışmalar duyulduğu, araya giren diğer polislerin kadın polisi başvurucudan ayırdığı, kadın polisin sağ bileğini yanındakilere gösterdiği, bu anlarda "Saçımı çektin." diyerek bir kadının bağırdığı fakat başvurucunun saçının çekildiğine veya yere düştüğüne ilişkin görüntü bulunmadığı, birkaç saniye sonra ise kaydın sonlandığı görülmüştür.

11. Bireysel başvuru formu ekinde başvurucu ayrıca bir fotoğraf fotokopisi sunmuştur. Fotoğrafta başvurucu olduğu değerlendirilen kişinin kasklı ve üniformalı 15-20 kadar polis ve sivil giyimli 5-10 kişinin arasında ayakta durduğu, üzerinde yelek bulunduğu görülmektedir.

12. Başvurucunun şikâyet dilekçesinde belirttiği ve bağlantı adresini verdiği haber sitesinde yer alan görüntüler ise başvurucunun yaralanmasıyla ilgili değil gösterici grubun HDP il binasının bahçesinden çıkmaya çalışırken polis müdahalesiyle karşılaştığı anlara ilişkindir.

13. Emniyet Müdürlüğünün yazısında bahsi geçen (bkz. § 6) adli soruşturma kapsamında Başsavcılık 20/2/2019 tarihinde görevsizlik kararı vermiş; kararda, basın açıklaması ve yürüyüşle ilgili müzakereler sırasında başvurucunun polis memuru N.N.nin kolunu ısırarak yaralaması, diğer milletvekilinin ise görevli polislere direnip slogan atması olayında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma yapmakla görevli olduğunu belirtmiştir.

14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde yer alan belgelerde polis memuru N.N. hakkında Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 13/2/2019 tarihinde düzenlenen sağlık raporu da bulunmaktadır. Raporda "Sağ el bileği volar yüzde yaklaşık 0.5x0.5 ve 1x0.5 cm lik alanda [Okunamadı.], sol el bileğinde yaklaşık 2x3 cm alanda ve 1x2 cm alanda [Okunamadı.] ve ısırık izi" şeklindeki bulgulara yer verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

15. Başvurucu; katıldığı protesto eylemi sırasında kolluk görevlileriyle arasında bir tartışma çıktığını, tartışma sırasında H. isimli bir polis memuru ile diğer polislerin saçından çekerek kendisini yere düşürdüklerini, yaptığı şikâyet üzerine başlatılan soruşturmada sunduğu delil ve görüntülerin tartışılmadığını, Başsavcılığın etkili bir soruşturma yürütmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bakanlık görüşünde; Başsavcılığın yapılan şikâyet üzerine soruşturma başlattığı, dosya kapsamına göre kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği, başvurucunun usulü garantilerden yararlandığı bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

16. Olay günü başvurucu ve yanındaki milletvekili, gösteri yürüyüşüne müdahale edilmesi üzerine bulundukları bulvarda bir mağazanın önünde yere oturmuş ve beklemeye başlamıştır. Başvurucu bu sırada çıkan tartışmada polisler tarafından saçından çekilerek yere düşürüldüğünü iddia ederek olaydan sekiz gün sonra sunduğu dilekçeyle olayın faillerinden şikâyetçi olmuştur. Başvurucu olaydan sonra sağlık raporu aldığına ilişkin olarak şikâyet dilekçesinde herhangi bir beyanda bulunmamış yahut böyle bir raporu dilekçesine eklememiştir. Öte yandan yaşadığı olay nedeniyle bedeninde bir yaralanma meydana geldiğinden veya hala vücudunda bu izleri taşıdığından da bahsetmemiştir.

17. Başvurucu sunduğu görüntülerde iddia ettiği olayın görüldüğünü, buna rağmen etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini ileri sürmüştür. Olayla ilgili video kaydı izlendiğinde başvurucunun saçının çekildiğine veya yere düşürüldüğüne ilişkin bir görüntü olmadığı anlaşılmıştır (bkz. § 10). Yaşanan arbede esnasında "Saçımı çektin." şeklinde bir kadın sesi duyulmakta ise de bu sesin başvurucuya ait olup olmadığı, bu kişinin gerçekten saçının çekilip çekilmediği, çekilmiş ise kim tarafından hangi saikle çekildiği muğlaktır.

18. İspat külfetinin devlete geçtiği durumların söz konusu olmadığı hâllerde kötü muameleye uğramaları nedeniyle mağdur olduklarını ileri süren kişiler, kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele görmüş olabileceklerini gösteren emare ve delilleri -haklı bir gerekçeleri olmadığı sürece- zamanında yetkili makamlara sunma konusunda özenli davranmakla yükümlüdür. Olgulara dayanmayan yetersiz açıklamalar, iddiaların deliller ile desteklenmemesi hatta kimi zaman delillerin uyumsuzluğu veya kötü muamelenin yapıldığı yer, zaman ve diğer konulardaki çelişkili ifadeler gibi hususlar kötü muamelenin gerçekliğini şüpheye düşürür. Bu durumda iddianın savunabilir olduğundan, dolayısıyla bu iddialara ilişkin derhâl resmî bir soruşturma başlatılması gerekliliğinden söz edilemez. Kaldı ki iddialarını güçlü bir dayanakla birlikte yetkili merciler nezdinde dile getirmemeleri hâlinde mağdur olduğunu ileri süren kişilerin etkili bir soruşturma yürütülmesine ilişkin meşru (haklı) bir beklentiye girebileceklerinin söylenebilmesi mümkün değildir (Beyza Metin [1. B.], B. No: 2014/19426, 12/12/2018, §§ 45-47).

19. Olayla ilgili başlatılan ceza soruşturması sonucunda Başsavcılık başvurucunun beyanlarının soyut nitelikte olduğunu, iddialarını destekleyen delil bulunmadığını kabul etmiştir. Kolluk tarafından düzenlenen belgelerde başvurucunun saçının çekildiğine, yere düşürüldüğüne veya kendisine karşı güç kullanıldığına ilişkin bir tespite de yer verilmemiştir. Sonuç olarak başvurucunun iddialarının doktor raporuyla desteklenmediği ve sunduğu video kaydının -beyanının aksine- iddialarını doğrular nitelikte görüntüler içermediği görülmüştür. Olayın ardından neden sağlık raporu almadığını açıklamayan ve sekiz gün sonra şikâyet dilekçesi sunan başvurucunun adli delilleri zamanında sunması konusunda üzerine düşen özen yükümlülüğüne uygun davranmadığı anlaşılmıştır. Dosyadaki deliller karşısında başvurucunun iddiasının savunulabilir olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

20. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucu, kolluk görevlilerinin herhangi bir uyarıda bulunmaksızın ve orantısız güç kullanarak toplantı ve yürüyüşe müdahale etmesinin, olayda sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında yaptığı şikâyetin gerekçesiz şekilde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçsuz bırakılmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğinden yakınmıştır.

22. Bakanlık görüşünde; toplanma özgürlüğünün kullanımından kaynaklanabilecek kamu düzenine yönelik tehditlerin gerçeklik taşıması hâlinde yetkili makamların bu tehditleri bertaraf etmek için tedbir alabilecekleri, idarenin yasaklama kararı olması nedeniyle etkinliğin kanuna aykırı olduğu, bu durum bildirilmesine rağmen grubun yürüyüşte ısrar ettiği, başvurucunun da aralarında olduğu kişilerin oturma eylemi gerçekleştirdiği ve başvurucu hakkında direnme suçundan işlem yapıldığı belirtilerek kolluk kuvvetlerinin müdahalesinin değerlendirilmesinde anılan hususların dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

24. Mevcut olayda başvurucunun da içinde bulunduğu grubun düzenlemek istediği toplantıya ve gösteri yürüyüşüne engel olunmasının anılan hakka müdahale teşkil ettiği kabul edilmelidir. Müdahalenin dayanağı olan 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinin (A) ve (C) bentleri ile 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 17. maddesinin kanunilik ölçütünü karşıladığı kabul edilmiştir. Müdahalenin Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla yapıldığı anlaşılmıştır.

25. Olayda PKK terör örgütü liderine ceza infaz kurumunda tecrit uygulandığı iddiasıyla L.G. tarafından başlatılan açlık grevine destek olmak amacıyla toplanma ve yürüyüş çağrısı yapıldığının tespit edilmesi üzerine Valilik, kamu düzeni ve güvenliği ile suç işlenmesinin önlenmesine ilişkin bazı gerekçelerle il genelinde tüm etkinlikleri yasaklamıştır. Kolluk görevlileri, Valiliğin yasaklama kararı olduğu gerekçesiyle etkinlik henüz başlamadan önce bir siyasi partinin il başkanlığı binasının bahçesinde güvenlik önlemleri almıştır. Ayrıca yürüyüşe geçmeye hazırlanan ve aralarında başvurucu milletvekilinin de yer aldığı katılımcıların bina bahçesinden çıkışları aynı gerekçeyle kolluk kuvvetleri tarafından fiziksel güç kullanılarak engellenmiş, akabinde gruba TOMA ile su sıkılmıştır. Başvurucunun da yer aldığı grup, bahçeden çıkarak sloganlar atarak belirli bir mesafeye kadar yürümüş; çevredeki kişilerin toplanmaya başlaması üzerine kolluk kuvvetleri gruba dağılmaları yönünde uyarıda bulunmuştur. Kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta yürüyüş esnasında trafiğin engellenmeye çalışıldığı da belirtilmiştir. Akabinde başvurucu ile beraberindeki milletvekilinin bulvar üzerindeki bir mağazanın önünde oturma eylemi yapması dolayısıyla kolluk kuvvetleri, aynı gerekçeyle bu eylemin de sonlandırılmasını talep etmiştir. Yaşanan arbede sırasında başvurucu, bir polis memurunu yaralamış; bir süre sonra eylem kendiliğinden sona ermiştir (bkz. §§ 4/ii-iv).

26. Her ne kadar kolluk müdahalesinin ardından kamu düzenini bozucu nitelikte bazı eylemler meydana geldiği belirtilmiş ise de somut başvuruda esas olarak değerlendirilmesi gereken husus, kolluk güçlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşüne yönelik müdahalesine dayanak oluşturan asıl gerekçedir. Bu çerçevede kolluk görevlilerinin toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahalesine dayanak olan yasaklama kararının ve bu karara dayanarak yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir.

27. İdare tarafından gerçekleştirilen müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının ve orantılı olduğunun ispatı kural olarak müdahale eden kamu makamları ve müdahaleyi denetleyen yargı mercine düşmektedir (zorunlu sosyal ihtiyaç ve orantılılığa ilişkin genel ilkeler için bkz. Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 32; Sevinç Hocaoğulları [2. B.], B. No: 2015/271, 15/11/2018, §§ 37-46). Bu çerçevede yasaklama kararının ve bu karara dayanarak toplantı ve gösteri yürüyüşüne yönelik müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir (kanunda öngörülen usullere uyulmadan yapılan toplantının tek başına toplantının barışçıllığını ortadan kaldırmadığına ve müdahale için yeterli olmadığına ilişkin kararlar için bkz. Abdulmecit Yıldırım ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/32660, 17/9/2024, § 89; Filiz Kerestecioğlu Demir (3) [2. B.], B. No: 2020/11218, 19/10/2022, § 77; barışçıl toplantıya devletin sabır ve hoşgörü göstermesine yönelik kararlar için bkz. Osman Erbil [2. B.], B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 54; Rıza Gökçen Erus ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/17391, 19/4/2018, § 54; toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale için yapılması gereken değerlendirmeler için bkz. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Disk) ve diğerleri (2) [GK], B. No: 2016/14518, 12/10/2023, § 78). Ayrıca başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kamu düzeni arasında adil bir denge kurulmalı, buna ilişkin hususlar ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulmalıdır (İsmail Sarıkabadayı ve diğerleri [2. B.], B. No: 2016/23696, 8/6/2021, § 45).

28. İncelenen olayda Valilik, yapılması planlanan etkinliğin terör örgütleri ve marjinal gruplar tarafından istismar edilebileceği, kamu düzenini bozacak provokatif eylemlere zemin hazırlayabileceği, etkinliğin konusu itibarıyla kamu düzenini olumsuz etkileyebileceği, terör örgütlerinin karşıt gruplara yönelik şiddet içeren eylemler gerçekleştirebileceği ve halk arasında infial yaratabilecek nitelikteki terör suçlarının işlenmesine açık ve yakın bir tehlike oluşturabileceği yönündeki değerlendirmelere dayanarak il genelinde tüm etkinlikleri yasaklamıştır (bkz. § 3).

29. Buna göre idarenin ilk olarak eylemlerin içeriği ve konusu itibarıyla kamu düzenini olumsuz etkileyebileceği gerekçesiyle yasaklama kararı verdiği anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi birçok kararında toplumun genelinin ya da devlet politikasını benimseyen bazı kişilerin düşünceleriyle çelişse veya onları inciten ya da endişelendiren sonuç ve öneriler içerse bile -bu kadarla sınırlı kaldığı sürece- ifade edilmek istenen düşüncenin kolektif şekilde ifade edilmesine imkân tanınması gerektiğini vurgulamıştır (sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil kaba, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşüncelere de imkân tanınması gerektiğine ilişkin bir değerlendirme için bkz. Emin Aydın (2) [2. B.], B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35; şok edici ve rahatsızlık verici ifadeler bağlamında yapılan değerlendirme için bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, §§ 102, 103). Buna göre yapılması planlanan bir etkinliğin ve bu kapsamda açıklanacak düşüncenin salt ağır olması, devlet yetkilileri veya toplumun genelinin düşünceleriyle çelişmesi, onları endişelendiren sonuç ve öneriler içermesi, keskin bir dil kullanılarak ifade edilmesi hatta tek taraflı, çelişkili ve subjektif olması şiddete tahrik ettiği, topluma, devlete ve demokratik siyasal düzene yönelik olarak bir tehlike ortaya çıkardığı, buna bağlı olarak da toplumda karışıklığa neden olacağı anlamına gelmez (karşılaştırmak için bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 128). Olayda ise eylemin içeriği ve konusu itibarıyla yukarıda yer verilen anayasal ilkelerle bağdaşmayacak nitelikte bir tehdit veya tehlike doğurduğuna, bu nedenle toplantının yasaklanmasının zorunlu ve orantılı olduğuna ilişkin ikna edici bir gerekçeye yer verilmediği görülmüştür.

30. Müdahaleye dayanak olan yasaklama kararında belirtilen bir diğer gerekçe ise etkinliğin terör örgütleri veya marjinal gruplar tarafından provoke edilerek kamu düzenini bozacak şekilde istismar edilebileceği, terör örgütlerinin karşıt gruplara yönelik şiddet içeren eylemler gerçekleştirebileceği, bu durumun da başkalarının hak ve özgürlüklerini ciddi şekilde ihlal edebileceği, terör suçlarının işlenmesine açık ve yakın bir tehlike teşkil edebileceği yönündeki değerlendirmelerdir.

31. Her ne kadar toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde kamu düzeninin, genel güvenliğin ve başkalarının haklarının korunmasına yönelik tedbirler almak yetkili idari makamların görev ve sorumluluğunda olsa da Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihadında idarenin yalnızca muhtemel güvenlik risklerine dayanarak tüm toplantı ve gösterileri yasaklamasını ya da genel güvenlik kaygılarının tek başına temel hakka yönelik bir müdahaleyi haklı göstermek için yeterli kabul edilemeyeceğini açıkça belirtmiştir. Bu kapsamda kararlarda, bir müdahalenin demokratik toplum düzeninde zorunlu olarak kabul edilebilmesi için kamu düzenini bozabilecek nitelikte açık ve yakın bir tehlikenin somut olarak ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır (farklı bağlamlarda ama benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Ramazan Sümer [2. B.], B. No: 2018/15924, 11/5/2022, § 57; Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Disk) ve diğerleri (2), § 70; Ali Bozan [2. B.], B. No: 2021/27262, 10/1/2024, §§ 37, 38).

32. Şüphesiz idarenin gerekçe sunma yükümlülüğü, kararında kamu düzeni ve güvenliğine ilişkin her türlü ayrıntıya yer vermesi anlamına gelmemektedir ancak bu durumda idarenin hakkı kullanmasını temin etme şeklindeki pozitif yükümlülüğünün ortadan kalktığının ve müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması gerekmektedir. Aksi hâlde soyut mülahazalarla kamu düzeni ve güvenliği gerekçesiyle hakka müdahale edilebilir ki bu durum, hakkın öngörülemez biçimde sınırlanmasına yol açabilir (Hrant Dink Vakfı [2. B.], B. No: 2021/29443, 12/6/2024, § 46).

33. Ancak olayda müdahaleye dayanak olarak gösterilen yasaklama kararı incelendiğinde söz konusu etkinliğin kamu düzenine yönelik açık ve yakın bir tehlike oluşturduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadığı, bu yöndeki değerlendirmenin dayanağını oluşturan gerekçelere yer verilmediği görülmüştür. Ayrıca kolluk görevlileri de Valilik tarafından alınan yasaklama kararı dışında toplantıya müdahaleyi haklı kılabilecek başka herhangi bir gerekçe sunmaksızın, gösteri yürüyüşü henüz başlamadan müdahalede bulunmuştur. Bu bağlamda etkinliğin konu ve içeriğine ve yalnızca genel bir risk varsayımına dayanılarak yasaklandığı, kolluk kuvvetlerinin de herhangi bir şiddet unsuru, şiddete teşvik veya demokratik düzenin ortadan kaldırılmasına yönelik bir amaç ya da kamu düzenine ilişkin açık ve yakın bir tehdit ortaya koymaksızın toplantıya müdahale ettiği anlaşılmıştır.

34. Öte yandan bir etkinliğin kamu düzenini bozma ihtimali olması, devletin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. Aksine kamu otoritelerinden talep edilen etkinliğin gündelik yaşama en az müdahale ile gerçekleştirilebilecek şekilde alternatif yolları değerlendirmesi ve etkinliğin barışçıl şekilde icrasını mümkün kılacak koruyucu önlemleri alması beklenir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Nizamettin Öztürk (2) [1. B.], B. No: 2019/18668, 21/9/2023, § 15). Ne var ki olayda kolluk görevlileri, koruyucu önlem alma yönündeki pozitif yükümlülüklerini gözardı ederek yalnızca yasaklama kararı bulunduğu gerekçesiyle etkinliğe müdahale etmiş; bu doğrultuda alınabilecek önlemler olup olmadığını değerlendirmemiştir. Bu tespitlerle uyumlu olarak kamu makamlarının başvuruya konu müdahale ile giderilmek istenen güvenlik endişelerini somut, spesifik ve yeterli biçimde ortaya koyamadığı ve bu müdahaleyle çatışan hak ve menfaatler arasında adil bir denge kuramadığı anlaşılmıştır. Ayrıca olayda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesini engelleyen herhangi bir istisnai hâlin mevcut olduğu da ileri sürülmemiştir.

35. Dosyaya sunulan bilgi ve belgelere göre başvurucunun polise yönelik yaralayıcı nitelikteki fiziki müdahalesinin ve trafiği engellediği belirtilen yürüyüşün polisin gerekli olmadığı hâlde toplantıya müdahalesi sonrası gerçekleştiği ve bu eylemlerin başvuruya konu müdahaleye dayanak gerekçeler olmadığı anlaşılmıştır (bkz. § 4/iv). Toplantıya müdahale esnasında katılımcıların gerçekleştirdiği hukuka aykırı eylemlere yönelik bazı yaptırımlar uygulanabilir ise de bu durum, toplantıya kolluk görevlilerince yapılan hukuka aykırı müdahaleyi hukuka uygun hâle getirmez (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Veli Saçılık ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçiler Sendikası (Ses) [2. B.], B. No: 2018/5878, 19/12/2023, § 28; Maside Ocak Kışlakçı [1. B.], B. No: 2019/21721, 16/11/2022, § 26).

36. Sonuç olarak idarenin ileri sürdüğü ciddi iddiaları somutlaştırmadığı, varsa elindeki bilgi ve bulguları ortaya koymadığı, kamu düzenini bozabilecek nitelikte açık ve yakın bir tehlikenin varlığını somut ve ikna edici şekilde temellendirmediği anlaşılmıştır. Ayrıca kolluk kuvvetlerinin de -yasaklama kararı dışında- başvurucunun katıldığı toplantı ve yürüyüşe yönelik müdahaleyi haklı gösterecek somut gerekçelere dayanmadığı ve çatışan haklar arasında adil bir denge kurulduğuna dair ilgili ve yeterli bir açıklamaya yer verilmediği görülmüştür. Bu nedenlerle başvuruya konu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

37. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

38. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

39. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Van Cumhuriyet Başsavcılığına (E.2019/5637, K.2021/4536) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.