|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
İBRAHİM HALİL BEYHAN BAŞVURUSU (2) |
|
(Başvuru Numarası: 2021/44582) |
|
Karar Tarihi: 10/2/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Yıldız SEFERİNOĞLU Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Saliha AKSOY |
|
Başvurucu |
: |
İbrahim Halil BEYHAN |
|
Vekili |
: |
Av. İpek KADİRHAN PEKER |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tazminat davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/9/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucunun oğlu V.B. 2/12/2006 tarihinde gerçekleşen trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.
6. Başvurucunun da aralarında olduğu beş kişi, çocukları/kardeşleri olan V.B.nin 2/12/2006 tarihinde hayatını kaybetmesine neden olan trafik kazasının meydana gelmesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle 23/6/2017 tarihinde adli yargıda tazminat davası açmıştır.
7. İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Hukuk Mahkemesi) 15/10/2020 tarihinde davaya bakmakla idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. Kararın hüküm fıkrasında "Karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli İstanbul İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, (...) HMK 20. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde taraflarca herhangi bir başvuruda bulunulmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ve taraflarca talep edilmesi halinde dosya ele alınarak davanın açılmamış sayılması kararı ile birlikte yargılama giderleri harç ve vekalet ücreti hususunda ayrıca karar verileceğinin taraflara ihtarına" karar verildiği belirtilmiştir.
8. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı başvurucu vekiline 19/1/2021 tarihinde elektronik tebligatla tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili 22/1/2021 tarihli dilekçeyle dava dosyasının görevli İstanbul İdare Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesini talep etmiş ve aynı tarihli dilekçeyle istinaf kanun yolundan feragat ettiğini beyan etmiştir. Tarafların karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmaması üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi kararı 8/2/2021 tarihinde kesinleşmiştir.
9. Başvurucu bunun üzerine 26/6/2021 tarihinde idare mahkemesi nezdinde tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde; Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararı uyarınca dosyanın görevli İstanbul İdare Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesi için iki ayrı dilekçe ile talepte bulunduğunu ancak dava dosyasının aradan geçen süre içinde görevli idare mahkemesine gönderilmediğini vurgulamış, bu nedenle Asliye Hukuk Mahkemesine süresi içinde verdiği gönderme talebine ilişkin 22/1/2021 tarihli dilekçenin idari yargı yerine başvuru tarihi olarak kabulü gerektiğini ifade etmiştir.
10. İstanbul 10. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 2/7/2021 tarihli kararıyla davanın süre aşımı gerekçesiyle reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
2577 sayılı Kanunun 13. maddesi ikinci fıkrası uyarınca idareye başvurularak bir ön karar alınması gerekmiyor ise de dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden 02/12/2006 tarihinde meydana gelen trafik kazasında söz konusu idari eylemi aynı tarihte öğrenen davacıların bu tarihten itibaren 1 yıllık süre geçirildikten sonra 23/06/2017 tarihinde İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde E:2017/277 sayılı dava dosyası ile davalı idare aleyhine de tazminat davası açtıkları, İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2017/277 sayılı dosyasından davalı idare yönünden tefrik edilerek İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/228 esasına kaydedildiği ve Mahkemenin 15/10/2020 tarih ve K:2020/281 sayılı kararıyla görevsizlik kararı verildiği ve bu kararın da 08/02/2021 tarihinde kesinleştiği görüldüğünden, bu tarihten itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açmayan davacıların bu süre geçirildikten sonra 26/06/2021 tarihinde açtıkları işbu davanın süresinde olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, davacılar tarafından, asliye hukuk mahkemesinden dosyanın idare mahkemesine gönderilmesine yönelik talepte bulunmalarına karşın asliye hukuk mahkemesinin dava dosyasını idare mahkemesine göndermediği, bu nedenle, asliye hukuk mahkemesine verilen dilekçe tarihinde idare mahkemesinde dava açılmış sayılmasının kabul edilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, adli yargıda görülen bir davanın, idari yargının görevli olması nedeniyle görev noktasından reddi halinde dosyanın re'sen yahut talep üzerine idari yargıya gönderilmesine yönelik bir usul öngörülmediği, bu durumda, 2577 sayılı Kanunun 9. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, 2577 sayılı Kanuna uygun olarak idare mahkemesine hitaben düzenlenmiş dava dilekçesiyle dava açılmasının zorunlu olduğu gözetildiğinde davacılar tarafından asliye hukuk mahkemesine verilen dilekçenin, idare mahkemesinde dava açılması yolunda sonuç doğurmasına hukuken imkân bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
..."
11. Karar hakkında istinaf talebinde bulunulması üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesinin 7/9/2021 tarihli kararıyla istinaf talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir.
12. Nihai karar başvurucu tarafından 15/9/2021 tarihinde öğrenilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
13. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari davaların açılması" başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"1. (Değişik: 10/6/1994-4001/2 md.) İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır."
14. 2577 sayılı Kanun'un "Görevli olmayan yerlere başvurma" başlıklı 9. maddesi şöyledir:
"1. (Değişik: 5/4/1990-3622/2 md.) Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli (…) yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.
2. Adli (…) yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir."
15. 2577 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte olan hâliyle "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.
2. Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz."
16. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler" başlıklı 20. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, (...) süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verilir."
2. Danıştay Kararları
17. Danıştay Sekizinci Dairesinin 10/9/2025 tarihli ve E.2023/5760, K.2025/6661 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... ceza yargılaması sırasında eylemin idariliğinin öğrenildiği tarihten itibaren idari dava açma süresi içerisinde adli yargıda dava açılmış ve Asliye Hukuk Mahkemesinin uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargı mercilerine ait olduğu gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararının onanmasına dair kararın tebliği üzerine davacılar vekili tarafından, dosyanın görevli İdare Mahkemesine gönderilmesi talebini içeren dilekçenin otuz günlük dava süresi içinde anılan Mahkemeye verilmiş olması karşısında, dava dosyasının görevli İdare Mahkemesine gönderilmesi için davacının Asliye Hukuk Mahkemesine yaptığı başvuru tarihinin İdare Mahkemesine başvurma tarihi olarak kabulü gerektiği, bu nedenle, davanın süre aşımı yönünden reddine ilişkin kararda hukuki isabet bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır..."
18. Danıştay Sekizinci Dairesinin 19/12/2024 tarihli ve E.2021/2836, K.2024/7211 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından dava konusu olan, 3213 sayılı Maden Kanununun ilgili maddeleri gereğince toplamda 209.656,83 TL para cezası verilmesine yönelik Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün 31/01/2019 tarih ve E.405950 sayılı işleminin tesis edildiği, davacı şirket tarafından dava konusu para cezası işlemine karşı ilk olarak 14/02/2019 tarihinde Lice Sulh Ceza Hakimliği 2019/627 D.İş sayılı dosyasında dava açıldığı, söz konusu davada "davanın idari yargının görev alanına girdiğinden bahisle görevsizliğine ve dosyanın resen Diyarbakır Nöbetçi İdare Mahkemesine gönderilmesine" karar verilerek, bu kararın 19/08/2019 tarihinde tebliğ edildiği, verilen bu karara karşı itiraz edilmemesi üzerine 09/09/2019 tarihinde kesinleştiği, daha sonra Lice Sulh Ceza Hakimliği'nin 2019/627 D.İş sayılı ve 17/07/2020 tarihli işlemiyle, Lice Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2019/627 D.İş sayılı dava dosyasının Diyarbakır 3. İdare Mahkemesine gönderilerek 2020/943 sayılı dosyasında kayıt aldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta; dava konusu işleme karşı başvurulan adli yargı hakimliğince başvurulacak mercinin neresi olduğu ayrıca başvuru süresinin de belirtilmediği gibi resen görevli Diyarbakır Nöbetçi İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bu durumda, dava konusu işlemin tesisini müteakiben davanın süresi içerisinde açıldığı, dava Lice Sulh Ceza Hakimliğinde görülmekte iken değişen yasa maddesi uyarınca anılan hakimlikçe görevsizlik kararı verildiği ve kararda davacının başvurması gereken görevli ve yetkili mercin belirtilmediği, Lice Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2019/627 D.İş sayılı dava dosyasının Diyarbakır 3. İdare Mahkemesine gönderilerek 2020/943 sayılı dosyasına kaydedildiği tespit edildiğinden, Anayasanın 40. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." amir hükmüne aykırı olarak, verilen karar sonrasında davacı hakkında, 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yer alan süreye ilişkin hükümlerin de uygulanamayacağı açık olup, davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmesi yönündeki Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır..."
19. Danıştay Onüçüncü Dairesinin 1/3/2024 tarihli ve E.2020/2424, K.2024/1074 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Somut olayda, davacının adli yargı merciinin dosyayı İdare Mahkemesi'ne göndermesi üzerine davanın İdare Mahkemesi önünde görülmesi iradesi gösterir bir şekilde eksik olduğu kendisine tebliğ edilen harçları tamamladığı hususu ve mahkemeye erişim hakkına ilişkin yargısal içtihatlar göz önünde bulundurulduğunda, adli yargı mercine verilmiş dava dilekçesinin reddine karar verilmesi yerine dosyanın esas kaydı kapatılarak dosyanın adli yargı mercine iade edilmesine ilişkin Mahkeme kararının İdare Mahkemesi'nde dava açma iradesini ortaya koyan davacının hak kaybına yol açmasına neden olabilecek şekilde usul kurallarının aşırı katı ve şekilci uygulanması niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, usul hükümlerinin aşırı katı ve şekilci yorumlanmasına sebep olunmaksızın dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken dosya esas kaydının kapatılması yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır..."
20. Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/3/2022 tarihli ve E.2021/257, K.2022/2192 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Uyuşmazlıkta; Bakırköy 10. İş Mahkemesi'nin 17/07/2019 tarihli ve E:2018/281, K:2019/375 sayılı kararının hüküm fıkrasında, "Mahkememiz görevsiz olduğundan görevli idare mahkemesi olduğundan dilekçenin usulden reddine, davacı vekiline idare mahkemesinde dava açmakta muhtariyetine" ifadelerine yer verilmiş olup; kararın tebliğ tarihinden itibaren kaç gün içerisinde idare mahkemesine başvurulması gerektiği belirtilmemiştir.
Bu itibarla; her ne kadar 2577 sayılı Kanunun "Görevli olmayan yerlere başvurma başlıklı" 9. maddesinde; "Çözümlenmesi Danıştay'ın idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içerisinde görevli mahkemede dava açılabilir." kuralı yer almakta ise de; bu sürenin Bakırköy 10. İş Mahkemesi'nin 17/07/2019 tarihli ve E:2018/281, K:2019/375 sayılı kararınında gösterilmemiş olması nedeniyle Kanun'un 9. maddesi uyarınca 30 günlük özel sürenin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği sonucuna varılmakla, iş bu davada adli yargı yerlerine açılmış bulunan davanın görev noktasından reddi üzerine, bu husustaki kararların kesinleşmesini (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi'nin 25/09/2019 tarihli ve E:2019/2821, K:2019/2672 sayılı kararın 30/10/2019 tarihli tebliğini) izleyen günden itibaren 60 günlük genel dava açma süresi esas alınmıştır..."
21. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 22/12/2011 tarihli ve E.2007/321, K.2011/1643 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...2577 sayılı Yasa'nın anılan 9/1. maddesinde, adli veya askeri yargı yerlerine açılan ancak bu yargı yerlerince idari yargı yerlerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi üzerine ilgililerin otuz gün içinde görevli idari yargı yerlerine dava açmaları öngörülmüş, dolayısıyla görevsizlik kararını veren adli veya askeri yargı yerlerince tarafların talebi üzerine veya mahkemelerce kendiliğinden dosyanın görevli idari yargı yerine gönderileceğine ilişkin bir usul hükmüne yer verilmemiştir. Aynı şekilde olay tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda da bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır.
Buna rağmen, görevsizlik kararı veren adliye mahkemelerince tarafların talebi üzerine veya kendiliğinden dosyanın görevli idari yargı merciine gönderildiğine uygulamada rastlanılmaktadır.
Bu tür uygulamalarla sıkça karşılaşılması ve bu uygulamaların hak arama özgürlüğüne engel oluşturarak adil yargılanma ilkesini zedelemesi nedeniyle bu sorun, usul kuralları çerçevesinde yargı kararları ile çözüme kavuşturulmuştur.
Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 31.5.2007 günlü, E:2006/4773, K:2007/1302 sayılı kararıyla; adli yargı yerinde açılan bir davanın görev yönünden reddi halinde idari yargıdaki dava türlerinin de niteliği gereği 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun olarak hazırlanmış dilekçelerle görevli ve yetkili idari yargı yerinde yeniden dava açılması gerektiği, ilgililerin süresi içinde adli yargı yerine verdikleri dosyanın idari yargı merciine gönderilmesi istemini içeren dilekçelerin "dilekçenin reddi" kararı verilerek dava dilekçesi getirilmek suretiyle işin esasının incelenmesinin hukuken olanaklı olduğuna; diğer taraftan, görevsizlik kararını veren yargı yerinin kendiliğinden dava dosyasını idari yargı yerine göndermesi halinde dosyanın mahkemenin esasına kaydedilmeyerek, dosya sehven esasa kaydedilmiş ise dosya kaydının kapatılarak mahkemesine iadesi gerektiğine karar verilmiştir.
İncelenen olayda; ... Davacının Eceabat Asliye Hukuk Mahkemesine işlemin tebliği üzerine idari dava açma süresi içinde dava açması, anılan Mahkemenin uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargı mercilerine ait olduğu gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararı üzerine davacının dosyanın görevli İdare Mahkemesine gönderilmesi talebini içeren dilekçeyi otuz günlük süre içinde Mahkemesine vermesi, dosyanın İdare Mahkemesine intikali üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda verdiği kararlara uygun olarak İdare Mahkemesince dilekçenin reddine karar verilmesini takiben, süresi içinde usulune uygun olarak düzenlenmiş dilekçe ile dava açılmış olması karşısında, bakılan davanın süresinde olduğu anlaşıldığından, İdare Mahkemesince dosyanın tekemmül ettirilerek işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu itibarla; davanın süreaşımı nedeniyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet görülmemiştir...."
22. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/6/2022 tarihli ve E.2021/4-902, K.2022/1049 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Böylece, görevsizliğe ilişkin bir kararın, iş bölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olmasının, yargı kollarına göre farklı sonuçlar doğurmasının önüne geçilerek, anayasal nitelikteki hak arama özgürlüğü zedelenmemiş olacaktır..."
B. Uluslararası Hukuk
23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes ..., medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."
24. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansa da mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasına halel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan usul kurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmaları gerekir (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29). Yapılan düzenlemelerin hukuk güvenliği ilkesi ve adaletin iyi bir şekilde tecelli etmesi amaçlarına hizmet etmediği, dava açmak isteyen kişinin önünde davasının esasını yetkili ve görevli mahkeme önünde inceletmek bakımından bir engel oluşturduğu durumlarda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur (Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02, 27/7/2006, § 24).
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte, rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 20).
26. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi olmaması gerekir (Běleš ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51).
27. AİHM, Mesutoğlu/Türkiye (B. No: 36533/04, 14/10/2008) başvurusunda, asliye hukuk mahkemesinde açılan davada verilen görevsizlik kararı sonucu idari yargıya taşınan davada verilen usulden ret kararını mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelemiştir. AİHM, anılan uyuşmazlıkta davanın idare mahkemesi tarafından görülmesine karar verenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu belirtmiş; dava dosyasının görevsizlik kararı veren asliye hukuk mahkemesi tarafından idare mahkemesine gönderilmesi ile 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile öngörülen ayrıntı ve usullere sıkı sıkıya bağlı kalarak başvurucuların idare mahkemesine başvurması arasında alınacak sonuç açısından hiçbir fark bulunmadığını, hangi yöntem aracılığı ile olursa olsun, mevcut davada ulaşılmak istenen amacın davanın yetkili bir mahkemede görülmesi olduğunu belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Mesutoğlu/Türkiye, §§ 23, 24).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Anayasa Mahkemesinin 10/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi
29. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur.
30. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu; oğlunun ölümüyle sonuçlanan kazanın olay yerindeki derenin ıslah çalışmaları sırasında meydana geldiğini, davalı idarenin bölgedeki denetimsiz ve usulsüz işlemleri nedeniyle olayda hizmet kusuru olduğunu, ölüm olayında idarenin sorumluluğunu ve zararın nedenlerini yıllar sonra öğrenebildiğini vurgulamıştır. Diğer yandan Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada verilen görevsizlik kararı üzerine süresinde gönderme talebiyle dilekçe verdiğini, buna karşın mahkemece dosyanın gönderilmemesi sebebiyle idari yargıda dava açtığını belirterek İdare Mahkemesince davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
33. Anayasa'nın 40. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
..."
34. Başvurucunun şikâyeti, İdare Mahkemesinin dava açma süresine dair hukuk kurallarını katı bir yorumla hatalı değerlendirdiği iddiasına ilişkin olduğundan başvuru mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı
36. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
37. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
38. Başvurucu tarafından idarenin hizmet kusuru nedeniyle açılan tam yargı davasında, süre aşımı gerekçesiyle davanın reddedilmesi suretiyle davanın esasının incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
39. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
41. Başvuru konusu olayda başvurucunun tam yargı davasını 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülen sürede açmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Buna göre İdare Mahkemesi tarafından verilen süreden ret kararı ile yapılan müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
(2) Meşru Amaç
42. Kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesinin meşru amacının ne olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu incelemelerinde süre koşulu öngörülmesinin en genel ifadesiyle hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. (Ertuğrul Dalbaş [1. B.], B. No: 2014/7805, 25/10/2017, § 59; S.K. [2. B.], B. No: 2015/2438, 19/4/2018, § 34).
(3) Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
43. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
44. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
45. Somut olayda elverişlilik ve gereklilik ilkeleri yönünden tartışılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde durulması gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.
46. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki belirlilik ilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak mevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., § 38).
47. Hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011).
48. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği yargı makamlarının yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda yargı makamlarınca benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya yargı makamlarının yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Mehmet Arif Madenci [2. B.], B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).
49. Vurgulamak gerekir ki dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasen yargılama mercilerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili yargı mercilerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet Yıldırım [1. B.], B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46).
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
50. Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Kanun koyucu, devlet organlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı şekilde kullanmalarını amaçlamıştır (Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/7114, 20/1/2016, § 50).
51. Olayda başvurucu, oğlunun ölümü ile sonuçlanan kazada idarenin hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek adli yargıda tam yargı davası açmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi davaya bakmakla idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Ancak mahkeme kararının hüküm fıkrasında karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde dosyanın görevli idare mahkemesine gönderileceği ve kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki haftalık yasal süre içinde taraflarca herhangi bir başvuruda bulunulmaması hâlinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği vurgulanmıştır (bkz. § 7). Başvurucu anılan kararın kendisine tebliğ edilmesi üzerine kararda belirtildiği şekilde iki hafta içinde Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği dilekçe ile dosyanın İstanbul İdare Mahkemesine gönderilmesini talep etmiş ancak Asliye Hukuk Mahkemesince dosya idare mahkemesine gönderilmemiştir. Başvurucu bunun üzerine 26/6/2021 tarihli dilekçeyle idare mahkemesi nezdinde tam yargı davası açmıştır. İdare Mahkemesi, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının 8/2/2021 tarihinde kesinleştiğini belirterek 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca görevsizlik kararının kesinleştiği tarihten itibaren otuz gün içinde görevli idare mahkemesinde dava açılması gerektiğini belirtmiş ve bu süre geçtikten sonra 26/6/2021 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir (bkz. § 10).
52. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Özkan Şen, Cemile Akyıldız ([2. B.], B. No: 2014/1382, 22/9/2016), Hasan İşten ([2. B.], B. No: 2015/1950, 22/2/2018), S.K., Nihal Uslukol ([2. B.], B. No: 2016/73086, 25/9/2019) ve İnta Mühendislik Mimarlık İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. ([2. B.], B. No: 2017/34763, 11/2/2021) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi; hâkimin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü altında olduğunu, başvurucuların mahkeme kararında belirtilen süreye güvenerek hareket ettiğini, kararda belirtilen sürenin başvurucuları yanılttığını ve hukuki belirsizlik yarattığını, mahkemenin yanıltması sonucu ortaya çıkan belirsizliğe başvurucuların katlanmak zorunda bırakılmasının ölçülü olmadığını belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
53. Kanun yoluna başvuru kapsamında yargısal sistem açısından olaya bakıldığında başvurucunun Asliye Hukuk Mahkemesinin kararında kendisine tanınan iki haftalık süreye güvenerek hareket ettiği anlaşılmaktadır (bkz. § 9). Diğer yandan anılan mahkemece verilen görevsizlik kararında 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca başvurulacak mercin idare mahkemesi olduğu ve kararın kesinleşmesinden itibaren 30 günlük başvuru süresinin bulunduğu hususlarına yer verilmemiştir. Bunun yerine talep hâlinde dosyanın görevli idare mahkemesine gönderileceği ifade edilmiştir. Başvurucunun da bu kapsamda kararda belirtilen sürede dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talebinde bulunduğu görülmüştür.
54. Yargı kararlarına karşı başvuru yollarının ayrıntılı düzenlemelerde yer alması, başvuru süresinin kısa olması veya olağan başvuru yollarına istisna getirilmesi hâlinde başvuru yollarının yargı organlarınca kararlarda belirtilmesi hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir. İncelenen olayda Asliye Hukuk Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca verilen görevsizlik kararında başvurucunun talebi hâlinde dosyanın görevli idare mahkemesine gönderileceği belirtilmiş, diğer yandan 2577 sayılı Kanun'da ise görevsizlik kararı üzerine uygulanacak farklı usul hükümleri düzenlenmiştir. Bu kapsamda Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararında idari yargı yoluna başvurma süresinin gösterilmemesi üzerine başvurucunun kararda belirtilen usul doğrultusunda talepte bulunduğu ve bu talepten sonuç alamaması nedeniyle İdare Mahkemesinde açtığı davanın süre yönünden reddedildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla İdare Mahkemesince bu doğrultuda bir değerlendirme yapılmaksızın dava açma süresinin başladığı tarihin belirlenmesine ilişkin öngörülebilir olmayan yorumunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu, bu yorumun başvurucu üzerinde ağır bir külfete sebebiyet verdiği, bu suretle başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlarla karşılaştırıldığında orantısız olduğu değerlendirilmiştir.
55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
56. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 25.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
57. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
58. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 10. İdare Mahkemesine (E.2021/1085, K.2021/984) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.





