Genel Olarak
Mirasbırakanın, malvarlığında yer alan bir mal veya hakla ilgili vasiyetname yapmış olması onun söz konu malvarlığı değerleri ile ilgili sağlararası tasarrufta bulunma özgürlüğünü sınırlandırmaz ya da ortadan kaldırmaz. Şu hâlde, miras bırakan, vasiyet ettiği mal varlığı değerlerine ilişkin, kısmen veya tamamen vasiyetle çelişecek şekilde sağlığında tasarrufta bulunmuş olabilir. Böylece miras bırakan, vasiyetnamesinde belirli bir mala ilişkin vasiyette bulunabilmekte, ancak sağlığında bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarruf gerçekleştirerek geri alma iradesini kullanabilmektedir.
İşte, ifade etmiş olduğumuz duruma ilişkin Kanun koyucu TMK m. 544/II hükmünde bir karine kabul etmektedir. Buna göre, miras bırakan, belirli bir malı üzerinde ölüme bağlı tasarrufta bulunduktan sonra, aynı mala ilişkin sağlararası bir tasarrufta bulunmuşsa, ölüme bağlı tasarruf geri alınmış sayılır.
Vasiyetname ile çelişen tasarruf işlemi vasiyetten rücu sonucunu doğurur
Yukarıda ifade edildiği gibi, TMK m. 544/II hükmü esasen vasiyetle çelişen sağlararası tasarrufla mirasbırakanın vasiyeti geri aldığı şeklinde bir adi karineye yer vermektedir. Burada vasiyetnamenin hükümsüz hale gelmesi için mirasbırakanın ayrıca beyanda bulunmasına da gerek yoktur.[1] Örneğin, miras bırakanın bir taşınmazını A’ya vasiyet ettikten sonra aynı taşınmaz üzerinde B ile ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparak yeni bir tasarrufta bulunmuşsa ya da vasiyete konu taşınmazı C’ye satıp devretmişse sonraki tasarrufla bağdaşmayan önceki vasiyetname TMK m.544 uyarınca kendiliğinden hükümsüz hale gelecektir.
Örneğin Yargıtay vermiş olduğu bir kararında belirttiğimiz husus şu şekilde ifade edilmiştir: “…davacı davalılar C.ve H.'ya yapılan vasiyetin iptalini istemiş ise de vasiyetnameye konu olan taşınmazlar vasiyetten sonra davalı C. ve H.'ye tapuda satış göstermek suretiyle davadan önce intikal ettirilmiş olduğundan, hukuki geçerliliğini kanun gereğince yitireceğinden (TMK. 544.md.) vasiyetnamenin iptali konusunda ayrıca bir karar verilmesine gerek bulunmadığı gözardı edilerek bu istekle ilgili davanın reddine karar verilmesi gerekirken, konusu kalmadığından bahisle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulması da doğru değildir.” Şeklindeki gerekçe ile bu hususu açıkça ifade etmiştir (Bkz. Y. 1. HD., E. 2008/12458 K. 2009/2623 T. 2.3.2009).
Yargıtay vermiş olduğu bir başka kararında ise kızına vasiyet ettiği taşınmazı sağlığında yine aynı kızına satmış olmasını, yine mirasbırakanın vasiyetnameyi geri aldığı şeklinde yorumlamıştır. Söz konu karar şu şekildedir: “Olayda mirasbırakan 1.10.1986 günlü vasiyetnamede, taşınmazını kızı Rahmiye’ye vasiyet ettikten sonra, aynı taşınmazı 24.2.1987 gününde yine kızı Rahmiye’ye satmış, tapuda mülkiyeti ona devir etmiştir. Miras bırakan bu davranışı ile, ölümü halinde bu malın, terekesinde bulunması imkanını ortadan kaldırmıştır. Yararına vasiyet yapılan kişinin, ölenin mirasçısı olması, fiili rücu (dönüş) kuralını etkilemez. Mahkemece aksine düşünce ile ve ölüme bağlı tasarrufların hukukî niteliği ile çelişerek ve Medeni Kanun’un 491. maddesi ile bağdaşmayan bir düşünce biçimiyle davanın red edilmesi yanlıştır. Oysa yapılacak iş, vasiyetnamenin geçerliğini yitirdiğinin tesbitinden ibarettir. Bu yönün gözetilmemiş olması usul ve kanuna aykırıdır.” (Bkz. Yargıtay 2. HD, E. 1989/3178, K. 1989/4929, T. 22.05.1989).
Belirtelim ki ifade ettiğimiz TMK m. 544 hükmü çerçevesinde mirasbırakanın malvarlığı değeri üzerindeki tasarrufun geri alma sonucunu doğurabilmesi için sadece borçlandırıcı işlem yapılması yeterli olmayıp, tasarruf işleminin de gerçekleşmiş olması, diğer bir anlatımla vasiyete konu malvarlığı değerinin mirasbırakanın malvarlığından çıkıp üçüncü kişinin malvarlığına girmiş olması şarttır.[2] Nitekim bu yönde verilmiş eski tarihli bir Yargıtay kararında şu ifadelere yer veriliştir: “Medeni Kanun’un 491. maddesinin ikinci fıkrasında söz konusu edilen tasarruf, vasiyetnamenin infazını imkânsız kılan tasarruflara aittir. Oysa bağış vaadi taahhüdü ile (Teslim vaki olmadıkça) bağış yapanın o mal üzerindeki mülkiyeti son bulmayacağına ve ölümü ile beraber kitapların tereke arasında katılması gerektiğine göre, sözü edilen maddenin ikinci fıkrasındaki halin gerçekleştiği iddia edilemez.” (Y. 2. HD, E. 1963/5131, K. 1963/5128, T. 30.09.1963)
Hükmün belirli mal vasiyetine özgü olma özelliği
Öte yandan ifade etmiş olduğumuz TMK m.544 uyarınca kendiliğinden hükümsüz hale gelme hali sadece belirli mal vasiyetine konu vasiyetnameler bakımından uygulama alanı bulur. Buradaki belirli malın da ferden muayyen yani parça vasiyeti şeklinde olması gerekir. Dolayısıyla çeşit vasiyetin söz konusu olduğu hallerde işin niteliği gereği murisin sağlığında yapacağı tasarruf nedeniyle vasiyetin geri alındığından da söz edilemez.[3] Ancak, kanaatimizce mirasbırakan malvarlığındaki belirli bir stoktaki mallar için vasiyette bulunmuşsa, diğer bir anlatımla sınırlı çeşit vasiyeti (mahdut çeşit vasiyet) söz konusu ise murisin bu stokta sağlığında yapacağı tasarruf ölüme bağlı tasarrufun da geri alınması sonucunu doğurur. Örneğin, mirasbırakanın X Bankasında 10 milyon TL’sinin bulunduğu varsayımında, düzenlediği vasiyetnamede “A’ya 10 milyon vasiyet ediyorum” demesi ile “X Bankası’ndaki 10 milyon TL paramı A’ya vasiyet ediyorum” demesi arasında fark bulunmaktadır. Zira mirasbırakanın sağlığında bankadaki tüm parayı çekerek harcaması, yani 10 milyon TL üzerinde tasarrufta bulunmuş olması halinde, çeşit vasiyetin söz konusu olduğu ilk ihtimalde ölüme bağlı tasarruf geri alınmış sayılmayacağı için A mirasbırakanın mirasçılarından bunu talep edebilir. Buna karşılık, ikinci ihtimalde sınırlı çeşit vasiyet (mahdut çeşit vasiyet) söz konusu olduğundan, mirasbırakanın bu vasiyetle çelişen tasarrufu, vasiyetin de geri alınmış sayılması sonucunu doğurur.
Hükmün mirasçı atama halinde uygulanmama özelliği
Vasiyetname ile mirasçı atamanın söz konusu olduğu hallerde murisin sağlığında terekeye konu bir ya da bir baç mal varlığı değerine ilişkin tasarrufta bulunmuş olması, mirasçı atamaya ilişkin vasiyetnamenin de geri alınması sonucunu doğurmaz. Özetle, vasiyetname ile mirasçı atanmışsa aksi mirasbırakana ait başka bir rücu iradesiyle açıkça anlaşılmadıkça, miras bırakanın sağlığında yapacağı tasarruflar vasiyetnameyi geri alma olarak değerlendirilemez ve vasiyetname hüküm ifade etmeye devam eder. Dolayısıyla mirasçı olarak atanan kişi terekenin tamamı veya belirli bir kısmı üzerinde hak sahibi olmayı sürdürür ve mirasbırakanın terekesi üzerinde tasarruf etmesi atanmış mirasçının terekeden alacağı oranı etkilemez.[4]
Nitekim emsal pek çok kararda, vasiyetname ile mirasçı atama halinde mirasbırakanın sağlığında yapmış olduğu tasarrufların vasiyetnamenin geri alınması olarak değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.11.2009 tarhli ve E. 2009/455 K. 2009/464 sayılı kararında bu ettiğimiz husus şu şekilde ifade edilmiştir: “Miras bırakan, vasiyette bulunduktan sonra, vasiyetname ile bağdaşmayacak şekilde ölüme bağlı olmayan bir tasarrufla vasiyete konu olan şey üzerinde tasarrufta bulunursa, bu davranışı ilk vasiyetten rücu anlamını taşır ( Esat Şener, Miras Hukuku, 1981, s. 374 vd.; Zahit İmre,Türk Miras Hukuku, 1968, s. 154 vd. Kemal Oğuzman, Miras Hukuku Dersleri, 1972, 184; Nuşin Ayiter, Miras Hukuku 1971, s. 57; İlhan Öztrak, Miras Hukuku 1968, 83 ). Dolayısı ile böyle bir durumda miras bırakanın eylemli olarak vasiyetten döndüğü kabul edilir. Bu hüküm sadece belirli mal vasiyetleri için geçerlidir. Mirasçı atanmasına (nasbına) ilişkin vasiyetlerde uygulanmaz. Çünkü atanmış mirasçı (TMK. m. 516) vasiyetçinin mirasçısı olup, terekenin aktifi pasifinden az da olsa, çok da olsa, tasarruf geçerliliğini korur.”
Vasiyet edilende tasarruf edilse dahi bazı hallerde vasiyet hüküm ifade edebilir
TMK m.544 uyarınca sadece belirli mal vasiyetinde vasiyetle çelişen tasarruflar vasiyeti hükümsüz hale getirecektir. Ancak, miras bırakan böyle bir tasarrufta bulunmakla birlikte bazı hallerde vasiyetnamedeki tasarruf yine de geçerli sayılabilir. Buna göre, bir defa miras bırakanın iradesinden malvarlığından çıkan şeyin karşılığının, buna rağmen ölüme bağlı tasarrufla lehine tasarrufta bulunulan kişiye verilmesini istediği anlaşılıyorsa, ölüme bağlı tasarruf geçersiz değildir. Bu durumda vasiyet alacaklısı, terekeden çıkan vasiyet edilen şeyin karşılığını talep edebilir.[5]
Benzer şekilde, miras bırakanın sağlararası tasarrufu vasiyet edilen şeyin değerini düşürse ya da onu yüklü hale getirse dahi ölüme bağlı tasarruf geçersiz değildir. Başka bir anlatımla, vasiyet edilen şeyin muris tarafından sağlığında tasarrufa konu edilmesi vasiyetin geri alınması niteliğinde ise de sağlararası tasarruf vasiyetnameden doğan borcun ifasına engel değilse, geri almadan da söz edilemez. Ancak bu durumda vasiyet alacaklısı, terekedeki vasiyet olunan şeyi ancak yükleriyle birlikte talep edebilir.[6] Örneğin, bankadan kredi kullanan M, A’ya vasiyet ettiği taşınmazda banka lehine ipotek tesis etmişse ya da sağlığında kiraya verdiği bu taşınmazda B lehine kira şerhi verilmişse durum bu şekildedir. Dolayısıyla vasiyetname yürürlükte kalmaya devam ederken A söz konu yüklerle birlikte o taşınmaza malik olabilir.
Bazı Yargıtay kararlarında vasiyetnamedeki tasarrufun sağlararası tasarrufla kısmen geri alınması halinde, geri alınmayan ölüme bağlı tasarrufların geçerli kalmaya devam edeceği ifade edilmektedir. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.03.2004 tarihli ve E. 2004/1807, K. 2004/2635 sayılı kararına göre, “Murisin, taşınmazının 2/6’şardan toplam 4/6 hissesini ve bu hisselere ayrılan (2) ve (3) nolu meskenlerini, sağlığında, oğulları Ahmet ve Mehmet’e vasiyetname ile bağdaşmayacak şekilde sağlararası tasarrufla temlik etmesi, bu hisseler ve (2) ve (3) nolu meskenler yönünden vasiyetnameden rücu edildiğini gösterir. (TMK.544/2) Ancak, murisin uhdesinde kalan 2/6 hisse ve bu hisseye tekabül eden (1) nolu mesken üzerinde muris lehine tesis edilmiş olan kat irtifakı yönünden vasiyetname ayakta ve geçerliliğini sürdürmektedir. O halde vasiyetnamenin tamamen iptalini sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”
Öte yandan öğretide, mirasbırakanın vasiyet ettiği şeyde sağlığında tasarrufta bulunduktan sonra tekrar o şeyin malvarlığına girmesi halinde geri almanın etkisiz hale geleceği, dolayısıyla vasiyet alacaklısının vasiyetin aynen ifasını talep edebileceği ileri sürülmekle birlikte[7] katıldığımız görüş çerçevesinde mirasbırakanın vasiyete konu bu şeyde tasarruf etmesinin vasiyetten rücu anlamına geldiği, dolayısıyla tekrar yürürlüğe girmesini istediği yönündeki miras bırakanın aksi yöndeki arzusu ispat edilmedikçe vasiyetnamenin kendiliğinden hükümsüz sayılacağı kabul edilmelidir.[8]
Geri alma sonucunun doğması için sağlararası tasarruf işlemi de geçerli olmalıdır
Burada değinilmesi gereken bir başka husus da şudur; vasiyetnamedeki tasarrufun sağlararası bir başka tasarrufla geri alınmasından söz edilebilmesi için, sağlar arası tasarrufun da geçerli olması gerekir.[9]
Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.11.2009 tarihli ve E. 2009/455 K. 2009/464 T. 04.11.2009 sayılı kararında bu husus şu şekilde karara bağlanmıştır: “Miras bırakan S. 19.08.2002 tarihinde ölmüştür. Mirası çocukları M. Y., H. S., V. U. ve C. Ç.’a kalmıştır. Dava C. Ç. tarafından diğer mirasçıların hasım gösterilerek açılmıştır. Miras bırakan S.’un vasiyetnamesi 05.01.1982 tarihinde noterde hazırlanmış, 01.10.2002 tarihinde Eskişehir 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2002/1143-1190 E-K. sayılı kararı ile açılmış ve taraflarca herhangi bir itiraza uğramamıştır. Ancak, davacı miras bırakan tarafından A. R.’e 13.11.1997 tarihinde bir genel vekâletname verildiği, vekil A. R.’in bu vekâletnameye dayanarak 22.02.2000 tarihinde, dava konusu 107 numaralı parseli davacının oğlu Y. Ç.’a; 86,559 ve 296 numaralı parseller ile Alpu ilçesinde bulunan 2046, 545, 546, 490, 491 ve 53 parsel sayılı taşınmazları davacı C. Ç.’e miras bırakanın sağlığında sattığı anlaşılmaktadır. Niza konusu taşınmazların bir kısmını murisin ölümünden sonra açılan ve kesinleşen muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davaları sonucunda terekeye döndüğü bir kısmının da tapuda muris adına kayıtlı olduğu sabittir. Vasiyetçi, her ne kadar vasiyetnameden vasiyetname ile bağdaşmayan bir hukuki tasarrufla rücu edebilirse de, o tasarrufun hukuki sonuç doğurabilmesi; daha açık bir anlatımla vasiyetnameyi ortadan kaldırabilmesi için, sonradan yaptığı hukuki tasarrufun geçerli olması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.11.2001 gün ve 2001/1-958 Esas, 2001/1035 Karar sayılı ilamı). Somut olay irdelendiğinde, davaya konu olan 530 ve 141 numaralı parsellerin miras bırakan adına kayıtlı olduğu, 107, 86, 559 ve 296 numaralı parsellerin ise Mahmudiye Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.10.2004 gün ve 2003/39-24 sayılı kararı ile C. Ç. adına olan kayıtların iptal edilerek S. mirasçıları adına tesciline karar verildiği görülmektedir. Hal böyle olunca, usulünce noterde düzenlenen vasiyetnameye bir itiraz olmadığı gibi, iptali yönünden de herhangi bir dava açılmadığı anlaşıldığından; vasiyetnamenin geçerli olduğu, davaya konu olan tüm taşınmazların da terekeye dâhil olduğu anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, uygun olmayan gerekçelerle direnilerek davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.”
Vasiyetnamedeki tasarrufun sağlararası bir başka tasarrufla geri alınmasından söz edilebilmesi için, sağlar arası tasarrufun da geçerli olması özellikle uygulama açısından oldukça önemlidir. Zira, uygulamada miras bırakan tarafından önce vasiyetname düzenlenerek belirli bir taşınmazın vasiyet edildiği, ancak daha sonra bu taşınmazın üçüncü kişiye ya da bizzat vasiyet alacaklısına farklı hukuki sebeplere dayalı olarak devredildiği görülmektedir.
Örneğin miras bırakan, A’ya vasiyet ettiği taşınmazı, üçüncü kişi B’ye satış ya da bağış suretiyle ya da başka bir hukuki işlemle devredebilmektedir. Benzer şekilde, miras bırakan tarafından A’ya vasiyet edilen taşınmaz, bu kez muris sağken yine A’ya devredilmektedir. Bu devrin hukuki sebebi ise bazen bağış ya da satış bazen de ölünceye kadar bakma sözleşmesi olabilmektedir.
İşte, vasiyet edilenin şeyin (ister üçüncü kişiye isterse bizzat vasiyet alacaklısına) sağlar arası bir işlemle devri halinin vasiyetnamedeki tasarrufun geri alınması olarak değerlendirilebilmesi için sağlararası bu tasarrufun da geçerli olması gerekmektedir.[10] Aksi, durumda, yani geçersizlik halinde vasiyetnamenin geri alınmasından da söz edilemez.[11] Bu nedenle hala murisin terekesinde bulunan vasiyete konu şeyin vasiyetnamedeki şekliyle tenfizi gerekir.
Örneğin Yargıtay’a göre, mirasbırakanın vasiyetname düzenledikten sonra vasiyetnameye konu mala ilişkin ölünceye kadar bakım sözleşmesi yapmış ve bu şekildeki bir tasarruf muvazaalı değilse, TMK m. 544 hükmünce vasiyetnameden rücu söz konusudur. Söz konu karara göre, “Davacı, söz konusu vasiyetnamenin geçersiz olduğunu, zira vasiyete konu taşınmazı 22.01.2010 tarihinde ölünceye kadar bakım akti ile yine davalıya temlik ettiğini, bu suretle vasiyetnamenin kendiliğinden geçersiz olduğunu, murisin yaşlı ve hasta olmasından faydalanan davalının ikna etmesi neticesinde devrin gerçekleştiğini, öte yandan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, vasiyetnamenin iptali, bakım aktinin iptali, tapu iptal ve pay oranında telcil istekli eldeki davayı açtığı, yargılama sırasında talep sonucunu ıslah ederek, anılan isteklerinin kabul edilmemesi halinde tenkise karar verilmesini istediği görülmektedir… Mahkemece, tenkis isteğinin kabulüne karar verilmiştir… Hemen belirtilmelidir ki, miras bırakan 09.06.2009 tarihinde çekişme konusu vasiyetnameyi yapmış, 30.12.2009 tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapmakla da TMK'nın 544. maddesi (743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 491. maddesi) hükmü uyarınca vasiyetname hükümsüz hale gelmiştir. Öte yandan; ölünceye kadar bakım akti ivazlı akitlerden olup, bu tür temliklerde tenkis hükümlerinin uygulanamayacağı açıktır… Somut olaya gelince; davalı bakım borcunu yerine getirmiştir. Esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir. Öte yandan; davalının bakım borcunu yerine getirmediğine yönelik miras bırakanın sağlığında herhangi bir iddiasının ve davasının olmadığı da sabittir. O halde, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Kabule göre de; davacının vasiyetname ile bakım sözleşmesinin iptali, tapu iptal ve tescil istekleri hakkında olumlu olumsuz açıkça bir hüküm kurulmadan terditli tenkis isteği hakkında karar verilmiş olması da isabetsizdir.” (Bkz. Y. 1. HD., E. 2012/8148 K. 2012/12187, T. 01.11.2012)
Yine Yargıtay vermiş olduğu bir başka kararında, mirasbırakanın vasiyetname ile çelişen tasarrufunun iptali halinde, vasiyet edilen malın murisin terekesine döneceği ve vasiyet alacaklısın vasiyetin tenfizini dava edebileceği şu şekilde karara bağlanmıştır: “Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların kardeş olduğunu, muris (anneleri)...'in, 5. Noterliği'nin 15.09.2004 tarih, 17256 yevmiye numaralı vasiyetnamesi ile, .... Merkez ...Köyü 758 ada 13 ve 14 parsel numaralı taşınmazları davacılara bıraktığını, vasiyetnamenin açılıp okunduğunu ve bu kararın kesinleştiğini, davalının vasiyetnamenin iptali istemi ile açmış olduğu davanın da reddedilerek kesinleştiği, murisin vasiyetnameyi düzenledikten sonra sağlığında gördüğü lüzum üzerine aynı taşınmazları davacılara, kullanım hakkı kendisinde kalmak üzere, satış sureti ile devrettiğini, bu kez davalının, vasiyetname konusu taşınmazların da içinde bulunduğu üç farklı taşınmaz için tapu iptal tescil davası açtığını, yapılan yargılama sonunda vasiyetname konusu taşınmazların davacılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile muris...'in mirasçıları adına tesciline karar verildiğini, bu karar gereğince terekeye geri dönen taşınmazların mirasçılar adına değil, bu karar ile birlikte tekrar gündeme gelen dava konusu vasiyetname gereğince davacılar adına tescilinin gerektiğini belirterek, murise ait 5. Noterliği'nin 15.09.2004 tarih, ....yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki vasiyetnamenin tenfizi ile vasiyetname konusu taşınmazların davacılar adına tesciline karar verilmesini talep ve etmiştir… Mahkemece, "... dava konusu edilen taşınmazların tarafların murisi tarafından vasiyetname ile davacılara bıraktığı incelenen 5.Noterliğinin ....yevmiye numaralı düzenleme şeklinde resmi vasiyetnamesinden anlaşılmış ise de murisin ölümünden sonra dava konusu taşınmazlar ile ilgili muris muvazaasına dayalı tapu iptal tescil davası açıldığı, yargılama sonucunda taşınmazların veraset ilamı gereğince mirasçıları adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği, bu haliyle vasiyetnamenin hükmünün kalmadığı..." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir… mirasbırakanın sonradan vasiyetname konusu mal üzerinde bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarrufta bulunmasıyla birlikte vasiyetnamenin ortadan kalkmış sayılabilmesi için, sağlararası kazandırmanın geçerli bir hukuki işleme (satışa) dayanması gerekmekte olup, tapu iptal tescil kararının kesinleşmesi ile birlikte, satış işlemi şeklinde gerçekleştirilen tasarrufun geçersiz olduğu sabit hale gelecek ve vasiyetnameye konu bu gayrimenkullerin kesinleşen bu kararla birlikte terekeye geri döndüğü sabit olacaktır. O halde mahkemece, öncelikle tapu iptal tescil davasının sonucunun kesinleşmesi beklenerek, karar kesinleştikten sonra açıklanan ilkeler çerçevesinde dava ve vasiyetname konusu taşınmazların terekeye geri döndüğü göz önüne alınarak, buna göre yapılacak inceleme neticesinde hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” (Bkz. Y. 3. HD., E. 2015/8642 K. 2016/6577 T. 26.4.2016)
Yargıtay vermiş olduğu bir başka kararında ise miras bırakanın vasiyetname ile bıraktığı taşınmazı sağlararası işlemle yine vasiyet alacaklısına devretmesi halinde, söz konu devrin muris muvazaası nedeniyle geçersizliğinin tespiti halinde, geçersiz devir işleminin vasiyetnamenin geri alınması işlevini yitireceğini ve vasiyetin yine vasiyet alacaklısı lehine hüküm ifade edeceğini kabul etmektedir. Söz konu karara göre: ”Somut uyuşmazlıkta murisin davaya konu edilen 08.07.2015 tarihli vasiyetnamenin düzenlenmesinden sonra 19.11.2015 tarihinde davalılardan ...'a yaptığı ve vasiyete konu tüm taşınmazları da içerir satışların geçerli bir hukuki işleme(satışa) dayalı olmadığı ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 10.05.2018 tarih ve 2016/210 E. 2018/530 K. sayılı kararı ile sabit olduğundan, vasiyetnameye konu edilen tüm taşınmazların 05.02.2019 tarihinde kesinleşen bu karar ile birlikte yeniden murisin terekesine döndüğünün kabulü ile, davacıların diğer vasiyetnamenin iptali-tenkis talepleri yönünden inceleme ve değerlendirme yapılması suretiyle sonucuna uygun hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus hükmün bozulmasını gerektirmiştir.“ (Bkz. Y. 3. HD., E. 2019/759 K. 2020/342 T. 20.1.2020).
Benzer şekilde Yargıtay’a göre, vasiyet edilen taşınmazın sonradan yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile yine bizzat vasiyet edilen kişiye devri halinde, sonraki devrin muvazaalı olması ya da ölünceye kadar bakım şartının yerine getirilmemiş olması nedeniyle iptaline karar verilmesinin taşınmazın murise ait terekeye dönmesini sağlayacağı, bu durumda da vasiyetin yeniden hüküm ifade edeceği kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay vermiş olduğu bir kararında, vasiyetnameye konu malın mirasbırakan tarafından ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile üçüncü kişiye devri halinde, söz konu sözleşmenin muvazaa sebebiyle kesin hükümsüz olmasından dolayı vasiyetnamenin geri alınmış sayılamayacağına ve vasiyetnamenin geçerliliğini koruduğuna hükmetmiş ve şu şekilde karar vermiştir: “Somut olayda miras bırakan Mahmure Ö., Mudanya Noterliğinin 07.07.1994 gün ve 05997 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vasiyetname ile; maliki olduğu ve vasiyetnamede tek tek sayılan taşınmazlarını, oğlu Metin Ö. ve gelini Oya Ö.’e vasiyet etmiştir. Yine miras bırakan Mahmure Ö. aynı noterliğin 07.07.1994 gün ve 05998 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile, vasiyet ettiği taşınmazlar için Metin Ö. ve Oya Ö.’ün bakım borçlusu olduğu adı geçen sözleşmeyi yapmıştır. Muris 16.08.1996 tarihinde ölmüştür. Veraset belgesine göre mirasçı olarak Metin Ö., Hayri Ö. kalmıştır. Mahmure’nin ölümü üzerine Mudanya vasiyeti Sulh Hukuk Mahkemesine göndermiş, bu mahkemenin 03.06.1998 gün ve E: 1996/343 K: 1998/174 sayılı dosyası ile usulüne uygun şekilde vasiyetname mirasçılar huzurunda açılıp okunmuştur. Bu davada Hayri Ö. vasiyetnameye konu taşınmazların ayrıca ölünceye kadar bakma akdi ile Metin Ö. ve onun eşi Oya’ya verildiğini, bu akit uyarınca tapuya tescil edildiğini muris muvazaası sebebiyle tapu iptal davası açıldığını bildirmiştir. Gerçekten vasiyetnameye konu taşınmazlar için aynı gün noterden ölünceye kadar bakma aktine istinaden Metin Ö. ve Oya Ö. lehine sözleşme yapılmış ve bu sözleşme bir gün sonra tapuya ibraz edilerek vasiyete konu taşınmazlar Metin Ö. ve Oya Ö. adına tapuya tescil edilmiştir. Hayri Ö., Metin Ö. ve Oya Ö. aleyhine 27.09.1996 tarihinde Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesinin E: 1996/521 K: 1999/142 sayılı dosyası ile muris muvazaasına dayalı olarak tapu iptali ve tenkis davası açmıştır. Yapılan yargılama sonucunda Yargıtay’dan geçip kesinleşen mahkeme kararı ile muris muvazaası sabit olduğundan Metin ve Oya Ö. adına olan tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların veraset belgesindeki payları oranında Hayri ve Metin Ö. adına tesciline karar vermiştir. Bu dava 03.02.2000 tarihinde kesinleşmiştir. Görülmekte olan dava; 2 Aralık 1996 tarihinde açılmıştır. M.K.nun 491. maddesi gereği sağlar arası kazandırma ile vasiyet konusu malın, vasiyetnamede yazılı kişilere değil başkalarına satılması vasiyetten dönme olarak değerlendirilmektedir. Vasiyetten dönmenin gerçekleşmesi için sağlar arası kazandırmanın geçerli bir satışa dayanması gerekir. Ana ilkeler bunlar iken somut olayda vasiyete konu taşınmaz mal başkalarına değil vasiyetnamede gösterilen kişilere ölünceye kadar bakma sözleşmesi uyarınca temlik edilmiştir. Yüksek 2. Hukuk Dairesinin, 03.03.1995 gün E: 3162 K: 3880 sayılı içtihadında belirtildiği gibi; eğer ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile yapılan temlik mahkemece iptal edilmese idi vasiyetname konusuz kalacaktı. Oysa, davalı tarafından açılan ve muvazaa nedenine dayalı dava sonucunda davalılar adına oluşan tapu kaydı iptal edildiğinde vasiyet geçerliliğini korumuştur. Bu itibarla iptal edilmediği sürece vasiyetname geçerliliğini koruyup infaz edilecektir. O halde, işin esasına girilerek Özel Dairenin bozma ilamı yönünde araştırma yapılması gerekirken önceki kararda direnilmesi hatalıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.”(Bkz. YHGK, E. 2002/874, K. 2002/893, T. 06.11.2002)
Yine Yargıtay aynı yönde vermiş olduğu bir başka kararında ise sağlararası tasarruf işleminin iptaline karar verilmişse, vasiyetin hüküm ifade edeceği şu şekilde hükme bağlanmıştır: “Muris vasiyetnameden sonra 17/04/1998 yılında aynı taşınmazı yine aynı kişiye(davacıya) ölünceye kadar bakma vaadi karşılığı davacı adına tapusunu devretmiştir… Muris tarafından bizzat ... 4.Asliye Hukuk Mahkemesi'ne 03/12/2001 tarihinde davacı aleyhine, kendisine bakmadığı gerekçesiyle ölünceye kadar bakma vadiyle bıraktığı bu taşınmazın tapusunun iptal edilerek adına tescili için dava açmış, muris yargılama aşamasında (21/08/2002) vefat etmiş, davaya diğer mirasçılar devam etmiş, yargılama sonunda da, davalının (eldeki davanın davacısı) ölünceye kadar bakma aktinin yerine getirmediği gerekçesiyle davalı adına olan tapunun iptali ile davaya devam eden mirasçıların miras hisseleri oranında iptali ile bu mirasçılar adına tesciline karar verilmiş, hüküm Yargıtay denetiminden geçerek 28/11/2007'de kesinleşmiş olduğu anlaşılmıştır… O halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı her zaman fesih hakkını kullanabilmekte, fesih geçmişe etkili (makable şamil) olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir (HGK 13.04.2011 gün ve 1-701 E-130 K).Sağlararası kazandırma ile vasiyet konusu malın, vasiyetnamede yazılı kişilere değil, başkalarına adlandırılması halinde "vasiyetten dönme" olarak nitelendirilmektedir. Vasiyetten dönmenin gerçekleşmesi için sağlararası kazandırmanın geçerli bir satışa dayanması gerekir. Ana ilkeler bunlar iken, somut olayda vasiyete konu taşınmaz mal başkalarına değil, vasiyetnamede gösterilen kişiye "ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile" temliki tasarruf yapılmıştır. Yüksek 2.Hukuk Dairesinin 03.03.1995 gün ve 3162/3880 sayılı içtihadında da belirtildiği üzere "ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile yapılan temliki tasarruf iptal olunmasa idi; vasiyetname konusuz kalacaktı. Oysa, tapu kaydı iptal olunduğundan" vasiyet geçerliliğini korumuştur. (Ö.U.Gençcan Miras Hukuku Ank. 2011.sh. 370, 371). Görüldüğü üzere "Sağlararası Kazandırma" ile vasiyet konusu malın vasiyetnamede yazılı kişilere değil, "üçüncü şahıslara satılması" vasiyetten dönme olarak değerlendirilecektir. (a.g.e.sh.371) Sağlararası işlemin iptali için dava açılmış ise sonucuna göre karar verilmelidir. Bu bağlam ve sonucuna göre, vasiyetname ayakta olup, geçerliliğini korumaktadır. Mahkemece, davanın kabulü ile vasiyetnamenin tenfizine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması bozmayı gerektirmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17/10/2012 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.” (Bkz. Y. 3. HD., E. 2012/14841 K. 2012/22907 T. 7.11.2012)
Yine Yargıtay’a göre, vasiyetname ile belirli bir taşınmazın kendisine vasiyet edildiği kimsenin, taşınmazın muris tarafından sağlığında üçüncü kişiye devri halinde bu devrin geçersizliğini dava etmesinde hukuki yararının bulunduğu kabul edilmektedir. Söz konu kararda şu ifadelere yer verilmiştir: “Somut olayda, muris R. U. 16.06.1986 tarihli vasiyetname ile 123 parseldeki payını davacılar ile davalının eşi Ş.'a 1/6'şar olarak muayyen mal vasiyeti ile temliki tasarrufta bulunmuş, daha sonra aynı taşınmazı dava dışı Ş.'a verdiği vekaletname ile davalı İ. U.'e 11.01.2008 tarihinde satış yoluyla temlik etmiştir… Mirasbırakan, vasiyette bulunduktan sonra, vasiyeti ile bağdaşmayacak nitelikte olmak üzere ve ölüme bağlı olmayan bir tasarrufla, vasiyete konu şey üzerinde bir tasarrufta bulunursa, bu davranış ilk vasiyetten rücu anlamını taşır. TMK.nun 544.maddesi gereği, sağlararası kazandırma ile vasiyet konusu malın, vasiyetnamede yazılı kişilere değil, başkasına satılması vasiyetten dönme olarak değerlendirilmektedir. Vasiyetten dönmenin gerçekleşmesi için sağlararası kazandırmanın geçerli bir satışa dayanması gerekir. Davacılar, dava konusu taşınmazın muvazaalı işlem ile davalıya devredildiğini iddia etmiştir. TBK'nun 19.maddesi (BK'nun 18.maddesi) gereğince muvazaa, tarafların 3.kişileri aldatmak amacıyla ve fakat gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmeyen bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır. Muris muvazaası ise, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmayı hedefleyen mirasbırakanın gerçek amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazını tapuda yaptığı sözleşmede iradesini satış doğrultusunda açıklamak suretiyle devrini gerçekleştirmesidir. Muvazaa ispat edildiği takdirde sonradan yapılan sözleşme mutlak butlan ile batıl olacağından hiç bir hüküm ve sonuç doğurmayacaktır. Bu durumda, lehine muayyen mal vasiyetinde bulunulan davacıların vasiyetnameden kaynaklanan kişisel hakka dayanarak vasiyetçinin sonradan yaptığı satışın muvazaa nedeniyle iptalini istemekte hukuki yararları vardır (Yargıtay 2.H.D. 21.11.2001 958-1035). Dosya kapsamından, davalının taşınmazı tapuda satın aldığı tarihte öğrenci olduğu, geliri bulunmadığı gibi eşinin de çalışmadığı tanık beyanları ile sabit olduğuna göre, mahkemece; muris muvazaası nedeniyle tapu kaydının iptali ile "vasiyetçi" R. U. adına tesciline karar verilmesi gerekir. Bundan sonra, lehine muayyen mal vasiyetinde bulunan kişilerin (davacıların), vasiyetnameden doğan kişisel haklarını usulüne göre "16.06.1986 tarihli vasiyetnamenin okunması" dosyası ile vasiyetnamenin okunup, itiraza uğramadığı veya itiraz edilmişse (vasiyetnamenin iptali veya tenkisi yönünden) itirazları reddedilerek kesinleştikten sonra TMK'nun 600.maddesi gereğince vasiyetçinin "yasal mirasçıları"na karşı taraf teşkili sağlanarak ileri sürme hakkına kavuşmuş olacaklardır. Bu durumda, mahkemece; muris muvazaasına dayalı olarak tapu kaydının iptali ile vasiyetçi adına tesciline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” (Bkz. Y. 3. HD., E. 2013/7594 K. 2013/8560 T. 28.05.2013)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun anı yöndeki bir başka kararı ise şu şekildedir: “Vasiyetçi her ne kadar vasiyetnameden, vasiyetname ile bağdaşmayan bir hukuki tasarrufla rücu edebilirse de o tasarrufun hukuki sonuç doğurabilmesi daha açık bir anlatımla vasiyetnameyi ortadan kaldırabilmesi için sonradan yaptığı hukuki tasarrufun geçerli olması gerekir. Öyleyse lehine muayyen mal vasiyetinde bulunulan davalı ve karşı davacı Meral Gaspralı vasiyetnameden kaynaklanan kişisel hakkına dayanarak vasiyetçinin daha sonra yaptığı satışın muvazaa nedeniyle hüküm ve sonuç doğurup doğurmayacağını ileri sürüp iptal ve vasiyetçi adına tescili yönünde dava açmakta hukuki yararı ve hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.” (Bkz. YHGK, E. 2001/1-958, K. 2001/1035, T. 21.11.2001)
Sonuç
Tek taraflı hukuki işlemlerden olan vasiyetname, miras bırakan tarafından her zaman geri alınabilir. Vasiyetnamenin geri alınması, sonradan yapılacak bir başka ölüme bağlı tasarrufla gerçekleşebileceği gibi (TMK m. 542), vasiyetnamenin yok edilmesi (TMK m. 543) ya da vasiyetname konusunun sağlar arası veya başka bir ölüme bağlı tasarrufa konu edilmesi şeklinde de (TMK m. 544/II) gerçekleşebilir.
Vasiyetnamedeki tasarrufun sağlararası bir işlemle geri alınması, uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir rücu işlemidir. Kanun koyucu TMK m. 544/II hükmü ile esasen vasiyetle çelişen sağlararası tasarrufla mirasbırakanın vasiyeti geri aldığı şeklinde bir adi karineye yer vermektedir. Dolayısıyla, söz konu durumun aksinin ispatı halinde vasiyet geçerliliğini korur. Benzer şekilde, mirasbırakanın iradesinin vasiyeti geri alma olarak yorumlanamayacağı veya onun açık veya zımni iradesinin vasiyetin yerine getirilmesi yönünde olduğu hallerde vasiyetle çelişse de rücudan söz edilemez.
TMK m. 544/II hükmü kapsamında bir rücudan söz edilebilmesi için vasiyetle çelişen sağlararası tasarrufun da geçerli olması şarttır. Uygulama açısından oldukça önemli olan bu husus, mirasbırakanın sağlığında yapmış olduğu tasarrufun emredici hukuk kurallarına aykırılık taşıması ve dolayısıyla geçersiz olması halinde vasiyet alacaklısına dava hakkı vermektedir. Zira böyle bir davayı açmada hukuki menfaati bulunan vasiyet alacaklısının ikame edeceği dava ile tasarruf işleminin geçersizliğinin tespiti o malın terekeye dönmesini sağlayacak, devamında da vasiyet alacaklısının murisin mirasçılarında yönelik ifa talebini ileri sürmesine imkân sağlayacaktır.
------------
[1] KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, Necip, Miras Hukuku, 3. Bası, İstanbul 1987, s. 237; DURAL, Mustafa/ÖZ, Turgut, Türk Özel Hukuku Cilt IV, Miras Hukuku, İstanbul 2025., s. 114.
[2] ÇABRİ, Sezer, Miras Hukuku Şerhi (TMK m. 495-574) Cilt I, İstanbul 2018., s. 646; ANTALYA, O. Gökhan/SAĞLAM, İpek, Miras Hukuku, İstanbul 2021, s. 143; DURAL/ÖZ, s. 114.
[3] KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, s. 237; ÇABRİ, s. 643; SEROZAN, Rona/ENGİN, Baki İlkay, Miras Hukuku, Ankara 2024, s. 365; İMRE, Zahit/ERMAN, Hasan, Miras Hukuku, İstanbul 2024, s. 107; İNAN, Ali Naim/ERTAŞ, Şeref/ALBAŞ, Hakan, Miras Hukuku, Ankara 2024, s. 196.
[4] ÇABRİ, s. 644; İMRE/ERMAN, s. 107; İNAN/ERTAŞ/ALBAŞ, s. 196; AYAN, s. 115.
[5] ÇABRİ, s. 645; DURAL/ÖZ, s. 114.
[6] DURAL/ÖZ, s. 114; ÇABRİ, s. 650; ANTALYA/SAĞLAM, s. 143.
[7] KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, s. 237, dn. 24.
[8] OĞUZMAN, M. Kemal, Miras Hukuku, Gözden geçirilmiş 6. bası, İstanbul 1995, s. 180, dn. 454b; ÇABRİ, s. 650.
[9] KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, s. 237; DURAL/ÖZ, s. 114.
[10] KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, s. 237 ÇABRİ, s. 645; DURAL/ÖZ, s. 114.
[11] Aksi yönde bkz. BAĞCI, Ömer, Vasiyetnamenin Geri Alınması, YÜSBE, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 2012, s. 277, 278 (Yazara göre sağlararası hukuki işlemin geçerlilik şartları bulunmasa dahi mirasbırakanın geri alma iradesine ağırlık verilmeli, dolayısıyla vasiyetnamenin geri alınması sonucu bağlanan bir sağlararası tasarrufun muvazaa nedeniyle hükümsüz hale gelmesi durumunda dahi, mirasbırakanın geri alma iradesine üstünlük tanınarak vasiyetname tekrar yürürlüğe girmemelidir.)