5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.105/A uyarınca cezasının infazına denetimli serbestlik ile devam eden hükümlünün, yurtdışına çıkması ve yurtdışında tutuklanması halinde, denetimli serbestlikten kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi fiilen mümkün olamayacaktır. Bu durumda; hükümlünün yurtdışında tutuklu bulunması halinin geçerli mazeret olarak kabul edilip edilmeyeceği, denetimli serbestlik kararının kaldırılıp kaldırılmayacağı veya denetimli serbestliğe ara vermenin mümkün olup olmadığı konusunda tereddüt yaşanabilmektedir. İnfaz Kanununda ve Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nde bu durumu açıkça düzenleyen bir hüküm bulunmadığından; mevcut düzenlemelerin, denetimli serbestlik tedbirinin maksadına ve “hükümlü lehine yorum” ilkesine uygun şekilde tatbiki ile sonuca varılması gereklidir.

I- Denetimli Serbestlikte Hükümlünün Yurtdışına Çıkabilmesi Mümkün mü?

Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği m.43/5’de; hükümlünün, hakkında belirlenen yükümlülükleri etkisiz kılacak veya aksatacak şekilde müdürlüğün yetki sınırları dışına izinsiz çıkamayacağı belirtilmiş olup, izin prosedürü ve süresi düzenlenmiştir. Buna göre; denetimli serbestlik süresince toplam 15 günü aşmamak kaydıyla, haklı mazereti bulunan hükümlüye 5 güne kadar izin verilebilmektedir. Bu süre kısıtlaması, hükümlünün ikinci derece dahil kan veya kayın hısımlarından birisinin veya eşinin ölümü veya ağır hastalığı halinde uygulanmayacaktır. İzinde geçen süreler infazdan sayılmaktadır.

Hükümlünün denetimli serbestlik süresince izin almaksızın yurtdışına çıkmasına engel bir düzenleme bulunmamaktadır. Burada tek şart, hükümlünün yükümlülüklerini aksatmamasıdır. Örneğin; haftada bir gün imza atma yükümlülüğü olan hükümlü, izin almasına gerek olmaksızın, bu yükümlülüğü aksatmadan yurtdışına gidip gelebilecektir. Yükümlülüklerini aksatacağı süre kadar yurtdışında kalacaksa, izin alması gerekecektir. Aksi halde, yükümlülüğün ihlali sözkonusu olacaktır. Ancak bu ihlal tek başına denetimli serbestliği kaldıran bir sebep değildir. Hükümlü; bir yıl içerisinde yükümlülüklerini kasıtlı olarak üç kez ihlal ederse, ilk ve ikinci ihlalinde uyarılacak ve üçüncü ihlalde dosyası kapatılarak hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilecektir. Çünkü bu durumda, İnfaz Kanunu m.105/A-6-b ile Yönetmelik m.44/3’de ve m.87/1’de düzenlenen “yükümlülüklere uymamakta ısrar hali” gerçekleşmiş olacaktır[1].

Özetle; hükümlünün, denetimli serbestlik süresince yurtdışına çıkabilmesi mümkündür.

II- Hükümlünün Başka Suçtan Tutuklanması, Denetimli Serbestlik Yükümlülükleri Yönünden Geçerli Mazeret Sayılır mı?

Hükümlünün denetimli serbestlik kapsamında yükümlülüklerini yerine getirememesi iradesi dışında gelişen bir nedene dayanmakta ise (örneğin tutukluluk, yabancının idari gözetim alına alınması veya hastalık halleri), bu durum geçerli bir mazeret olarak kabul edilmelidir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 16.01.2026 tarihli, 2025/4520 E. ve 2026/265 K. sayılı kararında; idari gözetim altına alınan yabancı hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat imkanının fiilen imkansız olduğu durumlarda, bu durum araştırılmadan denetimli serbestlik kararının kaldırılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 26.12.2025 tarihli, 2025/4886 E. ve 2025/9625 K. sayılı kararında; hükümlünün gözaltına alınması ve hastanede yatan anne ve babasının yanında refakatçi olarak kalması hallerinin geçerli mazeret kapsamında değerlendirilerek ihlal sayılmaması gerektiği belirtilmiştir.

III- Yükümlülüklerin Yerine Getirilememesi Hakkında Düzenlemeler ve Yargıtay’ın Görüşü

Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği m.45/1’de; denetimli serbestlik kararının, hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi, infazının mümkün olmaması, hükümlünün tutuklanması, hapis cezasının infazına başlanması gibi haller gerçekleştiğinde, denetimli serbestlik kararının değiştirilmesinin, kaldırılmasının veya uygun olan başka karar verilmesinin yargı merciinden talep edilebileceği düzenlenmiştir.

Bu hükümde; denetimli serbestlik kararının değiştirilmesinden, kaldırılmasından veya uygun olan başka karar verilmesinden kastın ne olduğu belirsizdir. Maddede; yükümlülüklerin değiştirilmesi, kaldırılması veya uygun başka bir yükümlülük yüklenmesinden söz edilmemektedir. İnfaz Kanunu m.105/A’da ise; denetimli serbestlik kararının verilmesi, geçici veya tümü ile kaldırılması düzenlenmektedir. Dolayısıyla; Yönetmelik m.45/1’de yer alan denetimli serbestlik kararını değiştirme, kaldırma veya uygun başka karar vermenin ne şekilde mümkün olabileceği izaha muhtaçtır. Özellikle denetimli serbestlik kararının kaldırılması yönünden; İnfaz Kanunu m.105/A’da sınırlı sayıda düzenlenen sebepleri aşacak şekilde Yönetmelik m.45/1’in tatbiki normlar hiyerarşisine göre mümkün değildir. Bu sebeple, hükmün öngörülebilir şekilde yeniden düzenlenmesi isabetli olacaktır.

Yönetmelik m.45/3’de; tutuklanma halinde yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulacağına dair düzenleme yer almakta ise de, bu hükmün İnfaz Kanunu m.105/A uyarınca verilen denetimli serbestlik kararlarının infazı sırasında tatbiki mümkün değildir. Çünkü hükümde; “Bu Yönetmeliğin dördüncü kısmının ikinci ve dördüncü bölümü ile beşinci kısmının ikinci ve üçüncü bölümünde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında yükümlünün işlediği bir suç nedeniyle; tutuklanması veya mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanması ya da askere alınması durumunda yargı mercii tarafından aksine bir hüküm de verilmez ise yükümlülüğün yerine getirilmesi durdurulur.” düzenlemesi yer almakta olup, İnfaz Kanunu m.105/A uyarınca verilen denetimli serbestlik kararları, Yönetmeliğin beşinci kısmının birinci bölümünde düzenlenmiştir.

Yönetmelik m.47/4’de; denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlü hakkında, başka bir suçtan dolayı tutuklama kararı verilmesi halinde dosyanın kapatılacağı ve durumun Cumhuriyet başsavcılığına bildirileceği belirtilmiştir.

Yönetmelik m.80/6’da ise; denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlünün başka bir suçtan tutuklanması halinde, tutukluluk hali ortadan kalktığında, önceki denetimli serbestlik süresinin kaldığı yerden işlemeye devam edeceği düzenlenmiştir. Buna karşılık, Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 05.06.2017 tarihli, 2017/481 E. ve 2017/2067 K. sayılı kararında; "kanun koyucunun yukarıda da belirtildiği üzere hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle hükümlünün lehine kesinleşen hapis cezasının infaz edilmesinin amaçlandığı, diğer bir deyişle tutuklama kararının infaz edilmeyip, tutuklama kararı kaldırılıncaya kadar denetimli serbestlik şeklinde infaz edilen kesinleşmiş hükmün kapalı ceza infaz kurumunda infazına devam edilmesi gerektiği” belirtilmiştir. Aynı gerekçelerle Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 05.06.2017 tarihli, 2017/146 E. ve 2017/2079 K. sayılı kararında; "tutukluluk hali sona erdiğinde denetimli serbestlik tedbiri uygulanamayan bakiye cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle" kanun yararına bozma talebi kabul edilmiştir. Bu kararların içeriğinde ayrıca Yönetmelik m.45/3 kanun yararına bozma talep gerekçesinde gösterilmişse de, bu hükmün tatbikine yukarıda açıklanan nedenlerle imkan bulunmamaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın bu görüşü kabul edildiğinde, Yönetmelik m.80/6’nın tatbiki fiilen imkansız hale gelmektedir.

Denetimli serbestliğin şarta bağlı ve geçici olarak kaldırılması halini düzenleyen diğer bir hüküm, İnfaz Kanunu m.105/A-7 ve Yönetmelik m.87/2’de yer almaktadır. Yönetmelik m.87/2’de; hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı kamu davası açılması halinde, infaz hakiminden hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesinin talep edileceği belirtilmiş olup, İnfaz Kanunu m.105/A-7’de infaz hakimine bu konuda takdir yetkisi verilmiştir. Ayrıca; hükümlünün yargılandığı davada, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi halinde, infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam edileceği belirtilmiştir.

Denetimli serbestlikte iken bir başka cezası sebebiyle ceza infaz kurumuna alınan hükümlünün durumu ile ilgili olan Yönetmelik m.87/3’de; başka bir mahkumiyet kararı nedeniyle ceza infaz kurumuna alınan hükümlünün kaydının kapatılacağı ve koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi yönünden toplama kararı alınması ve müteakip infaz işlemlerinin buna göre yapılması amacıyla dosyanın hükümlünün bulunduğu ceza infaz kurumuna gönderilmek üzere Cumhuriyet başsavcılığına iletileceği düzenlenmiştir.

Özetle; Yönetmelikte net olan yegane husus, denetimli serbestlikte iken bir başka suçtan tutuklanan hükümlü hakkında dosyanın denetimli serbestlik müdürlüğünce kapatılacağı, tutukluluk hali sona erdiğinde önceki denetimli serbestlik süresinin işlemeye devam edeceğidir. Bununla birlikte; Yargıtay’ın yaklaşımı, cezanın infazının öncelikli olduğu ve tutuklama süresince hükümlünün cezaevinde kaldığı sürelerin infazdan sayılması gerektiği yönündedir.

Yargıtay’ın görüşü her ne kadar Yönetmelik hükümlerini gözardı etse de; kısaca imza yükümlülüğü olarak tanımlanan tedbirin “belirli bir bölgede gözetim ve denetim altında bulundurma” olduğu, hükümlünün bir başka suçtan tutuklu olduğu durumda da bu tedbirden beklenen amacın gerçekleşeceği, imza atamadığından bahisle denetimli serbestlik kararının kaldırılmasının isabetli olmayacağı dikkate alındığında, kabul edilebilir görünmektedir. Ancak hükümlünün; bir başka suçtan tutuklu olup, bu sürelerin infazdan sayılıp tutukluluktan sayılmaması halinde, azami tutukluluk süreleri yönünden bu durum hükümlü lehine olmayacaktır. Dolayısıyla; tutukluluk haline öncelik verilip, denetimli serbestliğe ara verilmesinin de makul olduğu düşünülebilir. Kanaatimizce, Yönetmelik m.80/6 yerinde bir düzenlemedir.

IV- Yurtdışında Tutuklanan Hükümlünün İmza Yükümlülüğü ve Denetimli Serbestlik Kararı

Denetimli serbestlikle cezasını infaz eden hükümlünün yurtdışına çıkması ve yurtdışında bir başka suçtan tutuklanması halinde; imza yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, "mazeretsiz ve kasıtlı" bir ısrar değil, tutukluluktan kaynaklanan zorunlu bir devamsızlıktır. Tutukluluk hali geçici bir engel niteliğinde olup, denetimli serbestliğin devamının hükümlünün tahliyesi sonrasına bırakılması mümkündür.

Yukarıda yer verdiğimiz Yönetmelik hükümleri ve Yargıtay kararları; hükümlünün yurtdışında tutuklanması halinde ne şekilde uygulama yapılacağı konusunda bir çözüm yolu sunmamaktadır. Mevcut yasal düzenlemelere göre; hükümlünün yurtdışında tutuklulukta geçirdiği sürelerin, yurtiçinde kesintiye uğrayan infazdan sayılacağına dair bir kabule imkan bulunmamaktadır.

Kanaatimizce; en isabetli çözüm, denetimli serbestliğe ara verilmesine dair düzenleme yapılması ve tutukluluk hali sona erdiğinde yurda dönüp yükümlülüklerine kaldığı yerden devam etmesinin sağlanmasıdır. Bu doğrultuda; İnfaz Kanunu m.105/A ile ilgili düzenlemeleri içeren Yönetmeliğin beşinci kısmının birinci bölümünün de Yönetmelik m.45/3 kapsamına alınması ve Yönetmelik m.80/6 ile birlikte uygulanması düşünülebilir. Hükümlünün yurtdışında tutuklu olması; denetimli serbestlik yükümlülüğünün iradi ihlali değil, yabancı bir devletin gözetimi altında bulunma halidir. Bu sürede, denetimli serbestlik dosyasının kapatılması yerine askıya alınması ve hükümlünün tahliyesi sonrası yurda dönüşünde infazın kaldığı yerden devam etmesi, hem cezasızlık algısını önleyecek ve hem de infazın sürekliliği ilkesine uygun olacaktır.

Son olarak; yurtdışında tutuklanma halinin, denetimli serbestlikte ve sonrasında koşullu salıverilmede de aranan iyi hal şartı yönünden engel teşkil edip etmeyeceği sorusu akla gelebilir. Hükümlünün bir başka suçtan tutuklanması, “masumiyet/suçsuzluk karinesi” dikkate alındığında tek başına iyi halin bulunmadığını göstermez. Denetimli serbestlik kararının kaldırılmasını gerektiren sebepler arasında, hükümlünün bir başka suçtan tutuklanması da sayılmamaktadır. Bununla birlikte; İnfaz Kanunu m.89 uyarınca yapılan iyi hal değerlendirmesinde, “hükümlünün toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı” ve “tekrar suç işleme eğilimi olup olmadığı” kriterleri yönünden olumsuz kanaate gerekçe gösterilmesi ihtimali de bulunmaktadır. Bu konuda kesin bir kural koymak yerine, her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılması yerinde olacaktır.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Beyza Başer Berkün


[1] Konu ile ilgili ayrıntılar için, “Denetimli Serbestlikte Yükümlülük İhlali” başlıklı yazımıza https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen adresinden erişilebilir.