I. Kapsam Yönünden Değerlendirme
PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin düzenlendiği Kanun Teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştur.
Kanun Teklifi incelendiğinde; bu Kanun hükümlerinin sadece PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’da düzenlenen suçları kapsadığı görülmektedir.
Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; kanunların en temel niteliği, genel ve nesnel nitelikte olmalarıdır. Bu ilke, “kanun önünde eşitlik” ilkesi ile de bağlantılıdır. Nitekim; kanunlar belli bir kişiyi veya kişileri hedef almamalı, ilgili tüm kişilere uygulanabilecek hükümler içermelidir. Kanunlar; genel hukuk kuralları koymayan ve kişiye özel nitelik taşıyan düzenlemeler içermemeli, kapsam itibariyle aynı suçu işleyen bazı kişilere ayrıcalık tanımamalıdır.
Kanun Teklifinin bu bakımdan; yukarıda değinilen ilkeler karşısında sorunlu olduğu, “kanunların genelliği” ve “kanun önünde eşitlik” ilkeleri yönünden tartışmaya açık olduğu görülmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, bu örgüte üye olma, örgüte yardım ve örgüt propagandası suç olarak düzenlenmiştir. TCK’nın “Silahlı örgüt” başlıklı 314. maddesinde de; Kanunun Dördüncü Bölümünde ve Beşinci Bölümünde yer alan suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlere dair hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’da, silahlı terör örgütleri ile bu örgütlerin finansmanına dair genel nitelikli hükümler ortaya koyulmuş olup, anılan bu kanunlar uygulama alanını belli örgütlerle sınırlı olarak düzenlememiştir.
Hukukumuzda terör örgütü olarak kabul edilen çok sayıda silahlı yapılanma mevcut olup, PKK/KCK terör örgütü bunlardan sadece birisidir. Bir önceki paragrafta değinilen ve Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ile 6415 sayılı Kanunda belirtilen suçlar; terör örgütü olarak kabul edilen tüm örgütlerin kurucuları ve üyeleri ile bunlara yardım eden ve finansman sağlayanlara yönelik olarak düzenlenmiştir.
Bu suçların tüm terör örgütleri kapsamında işlenebilen suçlar olması karşısında; sadece PKK/KCK terör örgütü yararına olduğu görülen Kanun Teklifi, “kanunların genelliği” ve “kanun önünde eşitlik” ilkelerine açıkça aykırıdır. Kaldı ki; kamuoyuna “Terörsüz Türkiye” adıyla tanıtılan süreç, Teklifin bu haliyle, yani sadece PKK/KCK’ya yönelik olması halinde tüm boyutları ile ülkeyi terörden arındırmaya yönelik olmayacak, sadece “PKK’sız Türkiye” hedefine yönelecek, belki de diğer terör örgütlerinin silah bırakarak sürece dahil olmasının önünü açmayacaktır.
Bu hususta dikkat edilmesi gereken; örgüt kurucusu veya yöneticisi olanların, örgüt kurma ve yönetme suçu Teklif kapsamına alındığından, her ne kadar bu suçlar yönünden Kanundan yararlanmaları mümkün olsa da, TCK m.220/5’de yer alan “Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.” hükmü gereğince, örgüt kapsamında işlenen tüm suçlardan da fail olarak sorumlu olacakları ve kapsam dışı bırakılan suçlar yönünden sorumluluklarının devam edeceği görülmektedir. Bu sebeple; örgüt kurucusu ve yöneticileri hakkında sadece bu suçlarla sınırlı kalmayıp, ayrıca örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş tüm suçlar yönünden soruşturmaların yapılması ve neticeye göre de erteleme kurumundan faydalanıp faydalanmayacaklarının takdir edilmesi gereklidir.
II. İstisnalar Yönünden Değerlendirme
Teklifin “Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi” başlıklı 3. maddesi gereğince; üst sınırı on beş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis cezasını veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenecektir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar ise Kanun kapsamı dışında tutulmuştur. Bu konudaki tercih ve takdir hakkı; tamamen kanun koyucuda olup, “kanun önünde eşitlik” ilkesine bir aykırılık teşkil etmemektedir.
III. Kanun Yolu İncelemesinde Bulunan Dosyalar Yönünden Değerlendirme
Kanun Teklifinin “Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar” başlıklı 4. maddesinde; 3. madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı uygulanmakta olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, yetkili hakim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilerek, koşullarının bulunması halinde kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.
Burada belirtilen “koşulların bulunması” tabiri; tutuklama veya adli kontrol tedbirlerine ilişkin genel koşullar olarak değil, failin ve fiilin bu Kanun Teklifi kapsamında değerlendirilebilecek olup olmadığı şeklinde anlaşılmalıdır. Kanun Teklifinde öngörülmemişse de, erteleme kararı sonrasındaki süre içerisinde en azından denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasının faydalı ve hatta gerekli olacağı kanaatindeyiz.
Teklifin 4. maddesinin 2. fıkrasında ise; erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği düzenlenmiştir. Bu fıkraya ilişkin gerekçede ise; beraat veya zamanaşımı nedeniyle düşme şartlarının varlığı halinde bozma kararı verilmeksizin, yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidileceği belirtilmiştir. Bu bakımdan; madde metni ile gerekçe arasında bir uyumsuzluk bulunduğu açıktır. Nitekim; madde metninden anlaşıldığı üzere, beraat ya da düşme kararı verilmesinin şartları oluşsa dahi bozma kararı verilmelidir.
Esasen; Ceza Hukukumuza ve Ceza Muhakemesi Hukukumuza hakim olan ilke ve kurallar çerçevesinde değerlendirme yapıldığında, kanun yolu incelemesinde beraat veya zamanaşımının nazara alınmasının uygun olacağı, madde metninin bu konuda tereddüt oluşturmayacak şekilde düzenlenmesi gerektiği kanaatindeyiz.
IV. Yeniden Suç İşlenmesi Yönünden Değerlendirme
Teklifin “Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi” başlıklı 5. maddesinde; 3. madde gereğince soruşturma veya kovuşturmanın ertelenmesi, 6. madde gereğince ise mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazının ertelenmesi halinde, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma, kovuşturma ya da cezanın infazının devamına karar verileceği belirtilmiştir.
Bu hükümlerde Ceza Kanunumuzdaki genel hükümlerden farklı olarak yine bir ayrıcalık tanınmış, erteleme şartlarının sadece terör suçlarından birinin işlenmesi halinde ortadan kalkacağı düzenlenmiştir. Atıfetin atıfeti mahiyetindeki bu düzenlemenin uygun olmadığı, erteleme şartlarının kasıtlı herhangi bir suçun işlenmesi ile ortadan kalkacağı yönünde düzenleme yapılmasının daha uygun, eşitlikçi ve vicdani olacağı kanaatindeyiz.
V. Uygulama Yönünden Değerlendirme
Teklifin “Süre” başlıklı 9. maddesinde bu Kanun hükümlerinin; Teklifin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanacağı belirtilmişse de, “Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi” başlıklı 3. maddede, “Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar” başlıklı 4. maddede ve “Mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi” başlıklı 6. maddede talep şartına yer verilmemiştir. Nitekim; 3, 4 ve 6. maddeler sırasıyla soruşturma ve kovuşturma, kanun yolu ve infaz aşamalarını ilgilendirmekte olup, metinde belirtilen hususlar nazara alındığında re’sen işlem yapılacağı anlaşılmaktadır.
Teklifin 9. maddesinde bulunan “bulundukları yerdeki” ibaresi ve 3, 4 ve 6. maddeler birlikte değerlendirildiğinde; 9. maddenin, hakkında henüz başlatılmış bir soruşturma bulunmayıp, kendiliğinden başvuruda bulunacaklar yönünden bir düzenleme olduğu kanaati oluşmaktadır. Nitekim haklarında bir soruşturma, kovuşturma ya da kesinleşmiş ilam bulunan şüpheli, sanık ya da mahkumların; talep şartı varsa, bu taleplerini ilgili başsavcılık veya mahkemelere yöneltmesi gerekecek olup, bulundukları yerdeki başsavcılığa talepte bulunsalar dahi, bu talepleri ilgili makama yönlendirilecektir.
VI. Hak Yoksunlukları Yönünden Değerlendirme
Teklifin “Takip, koordinasyon ve uygulama” başlıklı 7. maddesisin 4. fıkrasında; “Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde; a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hakimliğinden veya mahkemesinden, b) Mahkumiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hakimliğinden, Kurul tarafından talep edilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa m.76/2’de öngörülen seçilme yeterliliğine ilişkin engellerin, kanuni bir düzenleme veya yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı ile ortadan kaldırılamayacağı söylenebilir. Her ne kadar Yüksek Seçim Kurulu’nun kararlarında; yasaklanmış hakların iadesi kurumuna dayanan ve milletvekili seçiminin önünü açan lehe kararlar olsa da, bu düşüncenin yeniden gözden geçirilmesi isabetli olacaktır.
Çünkü bu yasak ve kısıtlama; sadece 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu m.11’den değil, Anayasa m.76/2’den de kaynaklanmaktadır. Teklifte ise; mevcut sistemde bile tartışmalı olan yasaklanmış hakların geri verilmesi usulü beklenilmeksizin, erteleme süresi devam ederken hak yoksunluklarının kaldırılmasının öngörülmesi, Anayasa m.76/2 yönünden çok daha ağır bir soruna sebep olmaktadır.
Teklif; mahkumiyetten doğan hak yoksunluklarını kaldırmayı hedeflese de, Anayasada düzenlenen milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin sınırlamaların kanunla bertaraf edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla; Teklifte öngörülen erteleme ve hak yoksunluklarının kaldırılması hükümlerinin, Anayasaya uygunluk bakımından ciddi tartışmaları da beraberinde getireceği tartışmasızdır.
VII. Sonuç
İlk olarak; kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili beraat veya düşme kararı verilmesinin şartlarının varlığı halinde verilecek karar hususundaki tereddüt ile soruşturma, kovuşturma, infaz aşamalarında Kanunun uygulanması için talep şartının bulunup bulunmadığı hususundaki tereddüdün Kanunun Meclis’teki görüşmelerinde ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Ayrıca;
1- Kanun kapsamının PKK/KCK terör örgütü ile sınırlı tutulup, bu örgüt dışında kalanların ve diğer suçları işleyenlerin kapsam dışında bırakılması,
2- Kasten insan öldürme suçu Kanun kapsamı dışında tutulmasına rağmen; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet hapis cezasını veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturmalar ve kovuşturmalar ile mahkumiyet hükümlerinin Kanun Teklifinin 3. ve 6. maddelerinde “ceza” yönünden istisna tutulması,
3- Kanun Teklifinin 1. maddesinin 2. fıkrasında hükümlerin hangi suçları kapsayacağı belirtilmişken, 3. ve 6. maddelerde düzenlenen erteleme hükümleri bakımından getirilen sınırlama,
4- Teklifteki hak yoksunluklarının kaldırılmasına ilişkin hükümlerin Anayasa m.76/2 ile uyumsuzluğu,
Yönlerinden, “kanun önünde eşitlik” ilkesi gereğince, 4616 sayılı Kanunda olduğu gibi Anayasa Mahkemesi tarafından kapsamın genişletilmesi ihtimali,
Hususları da gözönünde bulundurulmalıdır.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Taner Akıncı
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)