1. Genel Olarak
Bilindiği üzere TMK’nın 605. ve 606. maddeleri gereği mirasçı üç ay içinde hiçbir gerekçe göstermeden mirası reddedebilir. Eğer tereke borca batıksa ve bu durum mirasçı tarafından açıkça bilinmekte ise, ret hakkının kullanılmasına da gerek yoktur. Çünkü kanun koyucu, terekenin kendiliğinden (hükmen) reddedilmiş sayıldığını kabul etmiştir. Mirasçı, terekenin borca batık olduğunu bilmese bile, hükmen reddin sonuçlarından yararlanır.
Ancak bazen tereke, açık ve kesin bir durum ifade etmediğinden mirasçı, ret hakkını kullanıp kullanmamakta tereddüde düşer. Bu durumda TMK’nın 619. ve devamı maddelerinde ret hakkı bulunan mirasçıya güvenli bir karar verebilmesi için, terekenin defterinin tutulması isteme hakkı tanınmıştır. Bu şekilde mirasçı, terekenin mevcut durumunu bildiği için bilinçli olarak ret hakkını kullanıp tereke borçlarından şahsi malvarlığı ile sorumlu olmaktan kurtulacak, deftere göre kabul ettiğinden, borçlar ödendikten sonra, geriye kalanı almak hakkını kazanır.
“...uyuşmazlık; icra takip borçlusunun mirasçılarının, takip tarihinden önce terekenin resmi defter tutulması yolu ile tespitini talep etmeleri halinde 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 625. maddesi uyarınca, takibin ertelenmesine mi, yoksa iptaline mi karar verilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; miras açılınca mirasçılar, külli halef olarak, aktif ve pasifi ile terekeyi iktisap (TMK 599) ederler. Mirasçının öz mal varlığı ile tereke bir bütün haline gelmiş olur. Bunun, bazı hallerde sakıncalı olacağını gözeten kanun koyucu, yarar dengesinin sağlanması için tedbirler almak gereğini duymuştur.
Terekenin, mirasçıyı külfet altına sokacağı konusunda mirasçı yeterli bilgi veya kanaate sahip ise, üç ay içinde hiçbir gerekçe göstermeden mirası reddedebilir (TMK 605, 606).
Eğer tereke borca batıksa ve bu durum mirasçı tarafından açıkça bilinmekte ise, ret hakkının kullanılmasına da gerek yoktur. Çünkü kanun koyucu, terekenin kendiliğinden (hükmen) reddedilmiş sayıldığını kabul etmiştir (TMK 605). Mirasçı borca batıklığı bilmese bile, hükmen reddin sonuçlarından yararlanır.
Bazen tereke, açık ve kesin bir durum ifade etmez. Bu hallerde mirasçı, ret hakkını kullanıp kullanmamakta tereddütte düşer. İşte bu haklı şüphe karşısında kabul veya ret konusunda güvenli bir karara varmasını sağlamak için, terekenin defterinin tutulması öngörülmüştür (TMK 619 vd.). Bu yolla mirasçı, bilinçli olarak ret hakkını kullanıp tereke borçlarından şahsi mal varlığı ile sorumlu olmaktan kurtulacağı gibi, deftere göre kabul etmekle de borçlar ödendikten sonra, geriye kalanı almak hakkını kazanır.
Defter tutma işleminin yapıldığı sürece, ancak telafisi (gecikmesi) terekenin zararına olan idari tasarruflar yapılabilir. Resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz, yapılmakta olan icra takibi durur, bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele haller dışında, davalara devam edilemeyeceği gibi, yeni dava da açılamaz (TMK 625).
Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince, davacıların murisi ...’in 23.05.2009 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin dosyası ile 18.06.2009 tarihinde terekenin resmi defterinin tutulması ve terekeye temsilci atanması için talepte bulunulduğu ve... İcra Müdürlüğünün dosyası ile... mirasçıları olan davacılar aleyhine 06.08.2009 tarihinde uyuşmazlık konusu ilamlı takibin başlatıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere TMK’nın 625/1. maddesi uyarınca resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları sebebiyle icra takibi yapılaması mümkün bulunmadığından resmi defter tutulması isteminden sonra başlatılan icra takibinin iptaline karar verilmesi gerekir.
Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, TMK’nın 625. maddesi uyarınca resmi defter tutma işleminin devamı müddetince terekenin borçları sebebiyle icra takibi yapılamayacağı gerekçesi ile takibin iptaline dair verdiği kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır...”[1]
“...Davacının defter tutulmasına dair isteği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 619. maddesinde düzenlenen mirası kabul veya redde esas olmak üzere “resmi defter tutma” değil, aynı Kanunun 589. vd. maddelerinde yer olan “koruma önlemi” olarak ölüm tarihi itibariyle terekeyi oluşturan unsurları belirlemek, böylece olası ihtilaflarda başvuru kaynağı oluşturmak, bu sayede terekenin içeriği ile ilgili ölüm anındaki durumu öğrenme imkanını elde etmeye yönelik olarak terekede bulunan mal ve hakların tespitine ilişkindir. Koruma önlemi olarak terekenin tespiti işlemi, kural olarak bir süreye bağlı olmayıp, bu önlemin alınması olanaksız veya yararsız hale gelmedikçe tereke paylaşılmadığı sürece istenebilir. Çünkü, koruma önlemi olarak terekenin tespiti işleminin maddi hukuk bakımından haklara ve borçlara bir etkisi bulunmamaktadır...”[2]
2. Resmi Defter Tutulmasının Koşulları
TMK’nın 619. maddesine göre, terekenin resmi defterinin tutulmasını mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, mirasın reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle, bir ay içinde sulh hâkiminden isteyebilir. Yani defter tutma istemi mirasın reddine ilişkin sürenin işlemeye başladığı tarihten itibaren bir ay içerisinde istenilmelidir. Bu süre hak düşürücü süredir. Mirasçılardan birinin defter tutma istemi, diğerleri hakkında da etkili olur. Ancak mirasın resmi defterini tutma mirasçılara tanınmış bir hak olduğundan, başvuru öncesi kabul veya ret yönünde bir irade açıklamasında bulunmuşlarsa artık resmi defterinin tutulmasını isteyemezler.
Ancak Devletin son mirasçı olması halinde TMK’nın 631/1. maddesine göre, “Mirasın Devlete geçmesi halinde sulh mahkemesi, re'sen yukarıdaki usuller uyarınca terekenin resmi defterini düzenler.”
TMK’nın 620. maddesi gereği sulh hukuk mahkemesi, deftere terekeye ait aktif ve pasifler takdir edilen değerleriyle birlikte yazar. Resmi defterde mirasbırakanın tüm malvarlığı değerleri tek tek gösterilecek ve resmi kayıtlardan yahut mirasbırakanın uhdesindeki belgelerden varlığı anlaşılan alacak ve borçları da resmi deftere yazılır. Yine deftere mirasbırakanın alacağı kefaletle garanti edilmiş alacaklıları ile ölen borçluya kefil olması sebebiyle borçlu olan borçluları da yazılacaktır.
TMK’nın 621. maddesi gereği sulh hukuk mahkemesi yasal ve atanmış mirasçılar yönünden başvuru üzerine, Devletin mirasçılığı halinde re’sen mirasbırakanın alacaklıları ile borçlularını belli bir süre içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri için bir ay arayla iki defa yapılacak ilan yoluyla çağırır. Çağrı, kefalet sebebiyle alacaklı ve borçlu olanları da kapsar. İlanda bildirimde bulunmamanın sonuçları hakkında alacaklıların dikkatleri çekilir. Bildirim süresi, ikinci ilandan başlayarak en az bir aydır. Bu bir aylık süre hak düşürücü süredir.
TMK’nın 620. maddesinin ikinci fıkrasında bilgi verme yükümlülüğü düzenlenmiştir. Düzenleme gereği mirasbırakanın mali durumu hakkında bilgi sahibi olan herkes, sulh mahkemesi tarafından istenilen bilgiyi vermekle yükümlüdür. Haklı bir sebep olmaksızın bilgi vermeyenler veya yanlış ya da eksik bilgi verenler, bundan doğacak zararları mirasçılara, vasiyet alacaklılarına veya üçüncü kişilere tazminle yükümlüdürler. Üçüncü fıkrasında mirasçıların bu konudaki yükümlülüğüne ayrıca işaret edilmiş olup mirasçılar, özellikle mirasbırakanın kendilerince bilinen borçlarını sulh mahkemesine bildirmek zorundadırlar.
Resmi defterin tutulma şekli TMK’nın 622. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, resmi kayıtlardan veya mirasbırakanın belgelerinden varlığı anlaşılan alacaklar ve borçlar, deftere doğrudan doğruya geçirilir. Deftere geçirilenler, alacaklılara ve borçlulara bildirilir. Defter tutma giderleri terekeden ödenir. Giderler terekeden karşılanamazsa defter tutulmasını istemiş olan mirasçılardan alınır.
Resmi defterin nasıl tutulacağı Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.
4. Defter Tutma Sürecinde Yapılamayacak İşlemler ve Yönetim Şekli
TMK’nın 624. maddesine göre, defter tutma süresince ancak zorunlu yönetim işleri yapılabilir. Resmi defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele haller dışında, davalara devam edilemeyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.
TMK’nın 625. maddesine göre, mahkemece bu süre içerisinde mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi mirasçılardan birine veya birkaçına bırakılabilir. Bu durumda diğer mirasçılar güvence göstermesini isteyebilirler.
TMK’nın 626. maddesine göre, defteri inceleme süresi bittikten sonra her mirasçı, mahkemece bir ay içinde beyanda bulunmaya çağrılır. Koşullar gerektirdiği takdirde sulh mahkemesi, tereke mallarına yeni değer biçilmesi, uyuşmazlıkların çözümü ve benzeri durumlar için ek süre verebilir.
TMK’nın 627. maddesine göre ise, mirasçılardan her biri, tanınan süre içinde mirası reddettiğini veya resmi tasfiye istediğini ya da deftere göre veya kayıtsız şartsız kabul ettiğini beyan edebilir. Yani bu aşamada mirasçıların dört seçimlik hakları mevcut olup, bunlar; mirası kabul, mirası ret, mirası tutulan defter uyarınca kabul ve son olarak resmi tasfiye isteyebilmek. Ancak süresi içinde herhangi bir beyanda bulunmayan mirasçı, belirtilen seçimlik hakkını kaybeder ve mirası tutulan deftere göre kabul etmiş sayılır. Mirasçıların tümünün mirası reddetmeleri halinde ise TMK’nın 612. Maddesi gereği iflas hükümlerine göre tasfiyeye gidilir.
Resmi deftere göre kabulün sonuçları TMK’nın 628 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Yapılan düzenlemelere göre;
Resmi deftere göre kabul edilen miras, mirasçıya sadece deftere yazılmış borçlarla geçer. Bu suretle mirasın geçmesi, mirasın açıldığı tarihten başlayarak hüküm ifade eder. Mirasçı, mirasbırakanın deftere yazılmış olan borçlarından hem tereke malları, hem kendi malvarlığı ile sorumludur. Öte yandan alacaklarını süresi içinde yazdırmayan alacaklılara karşı mirasçı, kendi kişisel mallarıyla sorumlu olmadığı gibi; terekeden kendisine geçen mallarla da sorumlu tutulamaz. Ancak, alacaklının kusuru olmadan deftere yazdıramadığı veya bildirdiği halde deftere yazılmamış alacakları için mirasçı, zenginleşmesi ölçüsünde sorumlu kalır. Alacakları, tereke mallarıyla güvence altına alınmış olan alacaklılar deftere geçirilmemiş olsa bile bu haklarını güvenceden alabilirler.
Mirasbırakanın kefaletten doğan borçları TMK’nın 630. maddesine göre defterde ayrı bir yere yazılır ve mirasçılar, mirası kayıtsız ve şartsız kabul etmiş olsalar bile, bu borçlardan terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi halinde kefalet sebebiyle alacaklı olanlara ne düşecek idiyse ancak o miktarla sorumlu olurlar.
“…Mirasbırakanın 04.07.2020 tarihinde vefat ettiği, mirasçılardan... tarafından 1 aylık süresi içerisinde resmi defter tutulması talebinde bulunulduğu, TMK'nın 619. maddesine göre mirasçılardan birisinin resmi defter tutulması talebinin diğer mirasçılar hakkında da etkili olacağı, bu halde diğer davacı... yönünden de süresi içerisinde defter tutma talebinde bulunduğunun kabulü gerektiği, defter tutulma aşamasının tamamlanmasından sonra sulh hukuk mahkemesi hakiminin belirleyeceği sürede mirasçıların mirası reddettiğini yahut resmi tasfiye talep ettiğini ya da deftere göre veya mirası kayıtsız şartsız kabul ettiğini açıklayabileceği, resmi defter tutma aşaması devam ettiği sürece mirası açıkça kabul ettiğini beyan etmeyen mirasçılar dışındaki mirasçıların mirasçılık sıfatının bulunduğu kabul edilemeyeceği, davacılar tarafından resmi defter tutulması talep edildiğine göre davacıların mirasçılık sıfatının bulunup bulunmadığı bu aşamada belli olmadığından murisin amme borçları nedeniyle davacılar yönünden takip yapılamayacağı…”[3]
Aydın Tekdoğan
Avukat
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
2. Hukuk Dairesi Emekli Başkanı
----------------
Ayrıntılı bilgi için: Tekdoğan A., Miras İş ve İşlemleri ile Miras Davaları, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ocak 2026, 1608 Sayfa.
[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2014/12-1036 K. 2016/551 T. 27.4.2016
[2] Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2015/2668 K. 2016/2688 T. 3.3.2016
[3] Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E. 2024/4959 K. 2024/5231 T. 13.5.2024
Next