Polisin durdurma ve kimlik sorma yetkisi, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanunu (PVSK olarak kısaltılacaktır) m. 4/A’da düzenlenmektedir. Kanunda hem durdurma hem kimlik sorma yetkisi aynı maddede düzenlenmektedir. PVSK’da 2007 yılında yapılan 5681 sayılı kanunla yapılan değişiklik öncesinde durdurma yetkisi açık bir şekilde yer almazken, kimlik sorma yetkisi daha dar kapsamlı düzenlenmektedir.
Polis, günlük hayatta sıkça durdurma ve kimlik sorma yetkisine başvurmaktadır. Şehir giriş çıkışlarında, umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinde, sokakta ve sosyal hayatın birçok farklı alanında polis; kişileri ve araçları durdurmakta, kişilere kimliklerini sorduktan sonra ya ayrılmalarına izin vermekte ya da muhatabın, aranan kişilerden olduğunu tespit ederse bu kişiyi yakalayarak hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Bazı durumlarda ise muhataplar; polisin dur ihtarına uymayarak kaçabilmekte, polisle kovalamacalar yaşanabilmekte, hatta bu kovalamacalar neticesinde ölüm veya yaralanma gibi istenmeyen durumlarla sonuçlanabilmektedir. Anlaşılacağı üzere durdurma yetkisi, ilk bakışta basit bir uygulama gibi görülse de birçok riski bünyesinde taşımaktadır.
Polisin durdurma yetkisini kullanabileceği durumlar kanunda dört bent olarak sayılmaktadır. Polis, kişileri ve araçları;
a) bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,
b) suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,
c) hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,
ç) kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek amacıyla durdurabilir (PVSK m. 4/A-1).
Kanunda durdurma yetkisine başvurulabilecek durumlar, hem önleyici kolluk hem adli kolluk faaliyeti kapsamında olabilir. Kanunun PVSK m. 4/A-1-a ve PVSK m. 4/A-1-ç bentleri önleyici kolluk faaliyeti kapsamında durdurmadır. Kanunun PVSK m. 4/A-1-b ve PVSK m. 4/A-1-c bentleri ise adli kolluk faaliyeti kapsamındadır. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için durdurma sebeplerinden birinin varlığı yeterlidir.
Önleyici amaçlı durdurmada polisin tehlike değerlendirmesi mevcuttur, henüz işlenmiş bir suç veya kabahat yoktur, ancak muhatap durdurulmazsa bir suç veya kabahat işlenebileceği değerlendirilmektedir. Polis, kişileri ya da araçları durdurarak bir suçun veya kabahatin işlenmesini önlemeyi, yakın bir tehlikeyi bertaraf etmeyi amaçlamaktadır. Adli amaçlı durdurmada ise bir suç işlendikten sonra faili yakalamak, kimliği belirlenmemiş bir failinin kimliğini tespit etmek veya muhatabın hakkında yakalama veya zorla getirme kararı olup olmadığını belirlemek amacıyla hareket etmektedir. Uygulamada yaygın olarak PVSK m. 4/A-1-c’de düzenlenen hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı olanları tespit etmek için durdurma ve kimlik sorma yetkisine başvurulmaktadır.
Temel hak ve hürriyetleri sınırlayan her yetki, keyfilik yerine hukuk devleti ilkesine uygun olarak kullanılması gerekir. Durdurma yetkisinin keyfiliğini önlemek için makul sebep şartı aranmaktadır. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebep bulunmalıdır. Makul sebep kavramı, mevzuatta tanımlanmadığı için yoruma muhtaçtır. Makul sebep; akla, mantığa ve duruma uygun sebeptir. Genel ve soyut ifadeler, makul bir sebep değildir. Makul sebepte kesinlik yoktur, belirsizlik vardır. Hatta bu belirsizliğin haklı çıkmama ihtimali, haklı çıkma ihtimalinden çok daha yüksektir. Durdurma yetkisiyle ilgili bu belirsizlik, polislere yönelik olarak “önyargılı” ve “keyfi” şeklinde eleştirilere de neden olabilmektedir. Bir izlenimin makul sebep olarak değerlendirilmesi için ortalama bir polisin tecrübesi dikkate alınması gerekir. Aşırı şüpheci veya aşırı duyarsız değerlendirmelerden kaçınılmalıdır.
Makul sebep (reasonable suspicion), makul şüpheden (probable cause) farklıdır. Durdurma için PVSK m. 4/A’da makul sebep aranırken Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği (AÖAY olarak kısaltılacaktır) m. 27/2’de hatalı olarak makul sebep yerine, “makul şüphe” ifadesi kullanılması kanunla yönetmelik arasında bir çelişki yaratmaktadır. (Bahse konu düzenlemeye göre “Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, “umma” derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Somut emarelerle desteklenen şüphe bulunmadan, süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz”. Ayrıca AÖAY m.27/3’te yer alan “Kolluğun durdurma yetkisini kullanabilmesi için tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanarak, kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda veya kişinin silahlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı konusunda makul bir sebebin bulunması gerekir” hükmünde makul sebep ifadesinin tercih edilmesi yönetmeliğin kendi içindeki bir çelişkiyi de ortaya koymaktadır).
Bu çelişki giderilirken isabetli kullanım olan kanundaki ifade geçerli kabul edilmelidir. Makul sebep ve makul şüphe farklı kanuni şartlardır. Makul şüphe, makul sebepten daha yüksek bir kanuni şarttır. Makul sebep durdurma yetkisinin keyfî kullanımını engellemek için kabul edilmiş olup polisin kendi tecrübesine göre bir tehlike değerlendirmesi veya şüphe duymasıdır. Makul şüphe ise adli arama için gerekli şüphe düzeyidir (AÖAY m.6’ya göre “Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir).
Makul sebep, izlenime dayanırken makul şüphede, somut emarelerin olması gerekmektedir. Makul sebep, durdurma işleminden önce var olmalıdır. Makul sebep, sadece polisin sezgisinden ibaret olmayıp ortalama bir polis memuruna göre şüphe duyulabilecek rasyonel ve nesnel değerlendirmelere dayanması gerekir. Örneğin bir polis memuru gece kapalı bir işyerinin önünde gezen bir kişiyi gördüğünde bir suç işlenmesini önlemek amacıyla bu kişiyi durdurabilir, kimliğini sorabilir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir. Bir aracın plakasız olarak gezmesi, kişinin polisleri uzun bir süre gözetlemesi, kişinin bir şeyleri saklayarak taşımaya çalışması, kişinin suç işlemeye elverişli aletlerle gezmesi, kişinin yüzünü kapatması, kişinin suç yoğun bölge olduğu bilinen alanlara girerken veya çıkarken görülmesi, aranan şahsın eşkaline benzerlik, olay yerinden kaçan şahsın aracıyla benzer marka ve modeldeki araçla gezmek, kaçakçılıkta yaygın olarak kullanılan araçlarla benzer marka ve modeldeki araçla gezmek makul sebep sayılabilecek durumlara bazı örneklerdir. Anlaşılacağı üzere makul sebep, polise neden bu kişiyi veya aracı durduğu sorulduğunda akla uygun vereceği cevaba esas değerlendirmesidir.
Eğer suçüstü bir hâl varsa artık makul sebep şartı ve durdurma yetkisi yerine adli kolluk yetkilerine başvurulması gerekir.
Üzülerek belirtmek gerekir ki mevzuattaki bu kavram çelişkileri aynı şekilde Yargıtay kararlarına da yansıyabilmektedir. Ancak örneğin bir kararda isabetli olarak makul sebep, makul şüpheden farklı bir şekilde yorumlanmıştır. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E: 2020/1901, K: 2021/3291, T: 18.3.2021 kararında “…Buna göre durdurma yetkisini kullanabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekli olup,… Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 27. maddesinde durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için umma derecesinde makul şüphe aranmıştır. Buna göre makul şüphe değil kolluk görevlisinin mesleki tecrübesine dayanarak izlediği davranışlarından o kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda kanaat elde etmesi durumunda durdurma yetkisini kullanabileceği öngörülmüştür” denilmektedir. Benzer değerlendirmeler için bkz. 7. Ceza Dairesi E. 2021/3144, K. 2021/17854, T. 21.12.2021; 7. Ceza Dairesi E. 2020/3957, K. 2021/1453, T. 03.02.2021.
Next