Kitap[1] Müslümanların siyasi sistemi anlatarak başlıyor. İslam’da Kuran’ı Kerim’de bir devlet yönetim şeklinin olup olmadığını bakıyor ve Kuran’ı Kerim’in devlette herhangi bir yönetim şeklini öngörmemektir. Kuran’da devleti adaletli ve liyakatli bir şekilde istişareyle yönetmekten bahseder. Monarşi ya da Cumhuriyet gibi bir yönetim sistemiyle yönetin gibi bir durum yoktur. Müslümanların yöneticinin nasıl seçileceği ile ilgili ilk defa Hz.Muhammed vefat ettiği zaman karşılaşmıştır. Bu yüzden peygamberin cenazesinin defnedilmesi bir gün bir gece gecikmiştir. Hz.Muhammed kendisinden sonra yöneticinin nasıl seçileceği ya da kimin seçileceğiyle ilgili bir şey söylememiştir. İlk Halife’nin seçiminde Ebubekir’in halifenin nasıl seçileceği ile keşke peygambere sorsaydım diye dediği söyleniyor ve ilk Halife’nin Müslümanların  6-7 kişilik ileri gelenlerinden seçilmiştir.Halifelerin seçilmesinde çeşitli tartışmalar olmuştur ve ayrılıklar ortaya çıkmıştır. Cemel vakası ve Sıffın Olayı bu ayrılıklara örnektir.

Osmanlı’da güçlü hukuk kurumları ve detaylı kurallar oluşmamıştır. İstişareye dayalı bir yönetim vardır. Şer-i hükümler ve Osmanlı’nın gelenek ve göreneklerinden oluşan örfi kurallar vardı. Örfi hukuk Osmanlı’da Padişahların çıkardığı kanunnamelerden oluşmaktadır. Örfi hukuk tavrı-ı akıl üzerine oluşturulmuş hukuk kurallarıdır yani döneme göre oluşturulmuş kanunnameler akla dayanarak yapılmıştır ve şer-i hukuktan farklıdır.

Hakimiyetin kime ait olduğu gibi sorun ortaya çıkmaktadır. Hakimiyet Devletin dışa karşı bağımsızlığı içerde ise yasama, yürütme ve yargı erklerinin bulunmasıdır. Müslümanlar devleti yönetirken hakimiyetin Allaha ait olduğunu söylemektedirler.

İktisadi durumla hukukun gelişmesi arasında yakın bir ilişki olduğundan söz edilmektedir. Avrupa’yı öne geçiren şeylerin deniz ticaret filoları ve atılganlıkları olmuştur. İspanya ait gemiler sadece  100 yılda Güney Amerika’ya 14000’den fazla deniz seferi yapmışlardır. Bu tarz girişimler Avrupa’nın gelişmesini ve ticaret hukuku ve sigorta hukuku gibi alanların ortaya çıkmasına sebep olmuştur ve tüzel kişiliğe sahip büyük şirketler kurulmuştur. Osmanlı’nın geri kalmasının sebeplerinden biri de bu ticari gelişmeleri takip edemeyip tüzel kişiliğe sahip şirket türlerinin ortaya çıkmaması etkili olmuştur.

Tanzimat döneminde hukuk alanında neden batıya yönelinmiştir? Akyol’a göre bunun birinci sebebinin kanunamelerin ve fıkhın artık bu konuda yetersiz kalması ve ikinci olarak ise Avrupa’nın yaptığı baskılardır. Osmanlı klasik devlet düzeni ve teşkilatlanma artık yetersiz durumdadır. Medreselerden artık yeni şeylerin çıkmaması ve yenileşmenin önündeki engel gibi durması bu gelişmelerde etkili olmuştur. 1839 yılında yayınlana Tanzimat Fermanına göre devletin gerilemesine sebep olan şeyler de ıslah edilmeye çalışılmıştır. Tanzimat Fermanın’da bütün Osmanlı vatandaşlarının eşit olduğunu din, ırk, mezhepleri ne olursa olsun kanun önünde eşit olduğundan bahsedilmiştir. Tanzimat döneminde hukuki alanda da reformlar yapılmıştır. Ticari konuları içeren kanun ilk defa bu dönemde çıkarılmıştır. Cevdet Paşa döneminde hukuk alanında ilerlemeler olmuştur. Din ayrımı yapmayan seküler mahkemeler kurmak gerektiğini hisseden Cevdet Paşa zamanında nizamiye mahkemeleri bu amaçla kurulmuştur. Ülkede yargı birliğini sağlamak amaçlı nizamiye mahkemelerin kurulması ise çok önemli bir gelişmedir. Nizamiye mahkemeleri şer-i işlerin dışındaki mahkemelere bakmaktadır. Bu dönemde en önemli gelişmelerden biri ise Mecelle’nin yazılması olacaktır. Mecelle’nin ayrımı gözetmemesiyle birlikte artık yabancılarda Nizamiye Mahkemelerine tabi olacaktır. Mecelle çıkarılmadan önce birçok tartışma olmuştur,Kimi alimler Fransız Medeni Kanunu’nun alınmasını önermişse de galip gelen Cevdet Paşa olmuş ve Osmanlı gelenek ve göreneklerine uygun Medeni Kanun hazırlanmıştır.

Abdulhamid döneminde ise yargı reformu devam etmiş mahkemeler ilk,asliye ve temyiz aşamaları olarak düzenlenmiştir.Roma Hukuku hukuk fakültelerine ders olarak Cevdet Paşa’nın isteğiyle yine bu dönemde alınmıştır.       

Yazar fıkıhtan Hukuk’a geçerken en önemli kelimelerden ‘birisi eşitlik’ olmuştur. 1856 Islahat Fermanı’nın amaçlarından birisi de budur. Islahat Fermanın’da müslümanlarla gayrimüslimlerin eşit olması gerektiğinden söz edilmiştir. Akyol’a göre hukuk alanında reformların yapılmasında dış faktörlerde etkili olmuştur. Avrupalı devletler reformların çıkmasında ısrarcı olmuşlardır. Yine Abdulhamid döneminde çıkarılan 1876 Anayasası’nın 8.maddesinde ‘Devlet’i Osmaniye tabiiyetinde bulunan fertlerin tamamına, hangi din ve mezhepten olursa olsun istisnasız Osmanlı denilir’ denmiştir ve yabancılarında Osmanlı’ya mensup olduğundan bahsedilmiştir. Taha Akyol’ a göre Osmanlı’nın gerilemesini bu şekilde durdurmaya çalışmışlardır. Abdulhamid’in meclisi tatil etmesi (30 yıllık bir tatil) ve 1876 Anayasası’nın kaldırılmasıyla sonuçlanmıştır. 2.Meşrutiyet’te ise Padişahın yetkileri daraltılmış ve elinde olan sürgün yetkisi alınmıştır ve Meşruti Monarşi dönemine geçilmiştir. Yazar’a göre meşrutiyette eşitlik, adalet kavramlarından başka milli hakimiyet kavramı da sıkça telaffuz edilmiştir.

Cumhuriyet dönemine gelirken artık modernleşme hızlanmasına rağmen Akyol’a göre anayasa hukuku alanında da istikrarsızlık olmuştur. 1. mecliste her kesimin ve her siyasi eğilimin aday olabileceği geniş bir katılımla oluşmuş bir meclistir. 1921 Anayasası 1.maddesinde hakimiyetin bila kaydü şart millete ait olduğuna vurgu yapılmıştır. 1921 Anayasasına göre kuvvetler birliği oluşmuş ve ülke Meclis Hükümeti sistemine  göre yönetilmiştir.

1924 anayasasında ise yargı 8.madde de şöyle düzenlenmiştir: ‘Yargı yetkisi,millet naımına,usulü ve kanunu dairesinde bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır’ Akyol, Kemal Gözler’den alıntı yapıp 1924 Anayasasının Kanuni Esasi’nin yargıya getirdiği güvenceler bakımından daha yetersiz olduğunu söylemiştir. Bu dönemde üstün değerler olarak anayasa, hukuk ve adalet değil inkılap görülmüştür.Bu dönemde çıkarılan kanunların Anayasa uygunluğu gibi bir durum yoktur.

27 Mayıs’ta darbe olması sonucu Demokrat Partili liderler,bakanlar ve milletvekilleri tutuklanmıştır. Bu dönemde doğal hakim ilkesine aykırı olarak devrim mahkemeleri kurularak DP’liler yargılanmıştır. 27 Mayıs döneminde anayasal gelişme olarak Anayasa Mahkemesi kurulmuştur.

Akyol kitabını Cevdet Paşa’nın şu sözleri ile noktalar ‘Asıl lazım olan, mahkemeler hakkında kamuoyunun güveni olup, bu da hakimlerin kendi konumlarından emin olmalarına bağlıdır… Bütün düvel-i muntazamada bu kaide benimsenip uygulandığı gibi Devleti Aliyye’de daha eski zamanlarda haklı haksız şunun bunun başı kesilirken dahi hakimler bundan müstesna ve her türlü sıkıntıdan uzak ve saygın idiler.

------------

[1] Akyol/Taha, ‘Türkiye’nin Hukuk Serüveni’, Doğan Kitap, 2.Baskı, Şubat 2015, İstanbul