6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında yürütülen kentsel dönüşüm hamlesi, Türkiye’nin yapı stokunu yenileme anlamında en dinamik hukuki süreçlerinden biridir. Ancak şehirlerimizdeki bu dönüşüm, büyük oranda parsel ve bina bazlı "dikey büyüme" şeklinde gerçekleşmektedir. Mevcut imar planlarında 3-4 katlı olarak tasarlanmış eski binaların yıkılarak yerine 10-12 katlı modern yapıların inşa edilmesi, yapı güvenliği açısından bir kazanım olsa da altyapı üzerinde öngörülemeyen bir baskı yaratmaktadır. Binalar hızla yenilenirken; yağmur suyu şebekelerinin, rögarların ve genel drenaj hatlarının aynı hızda genişletilmemesi, ani sağanak yağışlarda en yeni binaların dahi bodrum ve zemin katlarının su altında kalmasına yol açmaktadır. Bu kronik çelişki, konunun idare hukuku düzleminde "idarenin hizmet kusuru" kapsamında incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
Altyapı Yetersizliği ve Hizmet Kusuru İlişkisi
5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu uyarınca, yerleşim alanlarında atık su ve yağmur sularının güvenli bir şekilde uzaklaştırılmasını sağlamak, altyapı tesislerini kurmak, bakımını yapmak ve işletmek belediyelerin asli görevleri arasında yer almaktadır.
Kamu idaresi, kentsel dönüşüm ruhsatları vererek ilgili bölgedeki nüfus ve konut yoğunluğunun artacağını öngörmek ve altyapı kapasitesini bu yeni yoğunluğa entegre etmekle yükümlüdür. Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına göre idare, yürüttüğü kamu hizmetini çağın gereklerine, değişen çevre şartlarına ve nüfus yoğunluğuna uygun seviyede tutmak zorundadır. Altyapı yetersizliği sebebiyle kanalizasyon hatlarının geri tepmesi veya yağmur suyu ızgaralarının yetersiz kalması neticesinde mülklerin zarar görmesi, kamu hizmetinin kötü işlemesi veya hiç işlememesi anlamına gelir ki bu durum doğrudan hizmet kusurunu oluşturur.
"Olağanüstü Yağış" Savunması ve Mülkiyet Hakkı
Belediyeler, sel ve su baskını sonrası açılan tazminat davalarında sıklıkla yağışın bir "doğal afet" veya "mücbir sebep" olduğunu, dolayısıyla sorumluluklarının bulunmadığını savunmaktadır. Oysa Danıştay 8. Dairesi'nin istikrarlı kararlarında açıkça vurgulandığı üzere; sırf yağışın miktarının fazla olması veya mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi, idareyi sorumluluktan otomatik olarak kurtarmaz.
Eğer bölgedeki yeni yapılaşmaya rağmen imar ve altyapı planları güncellenmemişse, dere yataklarının veya taşkın riskli alanların drenaj revizyonu yapılmamışsa, yaşanan zarar idarenin ihmalinden kaynaklanmaktadır. Bu durum Anayasa ile koruma altına alınan mülkiyet hakkının doğrudan ihlali niteliğindedir.
Hukuki Çözüm: İdari Yargıda Tam Yargı Davası
Kentsel dönüşüm bölgelerindeki altyapı yetersizliğinden ötürü evi, iş yeri veya otoparktaki aracı su baskını nedeniyle zarar gören vatandaşların başvuracağı hukuki yol, idari yargıda açılacak olan tam yargı (tazminat) davasıdır. Bu dava sürecinde hak kaybına uğramamak adına şu yasal safhalara dikkat edilmelidir:
1. Delil Tespiti: Su baskınının hemen ardından vakit kaybetmeksizin Sulh Hukuk Mahkemesi kanalıyla ya da uzman bilirkişiler marifetiyle hasar ve delil tespiti yaptırılmalıdır. Altyapı hatlarının kesit yetersizliği veya mazgalların tıkalı olduğu bu raporla mühürlenmelidir.
2. Zorunlu İdari Başvuru (İYUK m. 13): 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) madde 13 uyarınca, idari eylemlerden hakları ihlal olanların dava açmadan önce, zararı öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili belediyeye/su kanalizasyon idaresine (İSKİ, İZSU, ASKİ vb.) yazılı olarak başvurarak tazminat talep etmeleri zorunludur.
3. Dava Açma Süresi: İdarenin bu talebi kısmen veya tamamen reddetmesi ya da 30 gün içinde cevap vermeyerek zımnen reddetmesi halinde, ret kararının netleştiği tarihten itibaren 60 gün içinde yetkili İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır.
Sonuç olarak; şehirleri sadece üst yapıdaki binaları yenileyerek dönüştürmek meşru bir şehircilik yaklaşımı değildir. Kentsel dönüşümün yarattığı yapısal yoğunluğu kaldıracak altyapıyı sunmayan yerel yönetimler, ortaya çıkan mali zararları "hizmet kusuru" kapsamında tazmin etmekle mükelleftir. Mülk sahiplerinin altyapı eksikliğinden doğan kronik mağduriyetleri kader değil, yasal sürelere uyulması kaydıyla tam yargı davaları vasıtasıyla giderilebilir yasal hak arama süreçleridir.
Next