Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarih ve E.2025/94, K.2026/11 sayılı kararı ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ve idareye elektronik tebligatın kapsamı ile usul ve esaslarını belirleme yetkisi veren “...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...” ibaresi Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

Söz konusu karar, yalnızca gelecekte gerçekleştirilecek elektronik tebligatlar bakımından değil, iptal kararının verildiği tarihte derdest bulunan uyuşmazlıklarda daha önce gerçekleştirilmiş elektronik tebligatların hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı bakımından da önem taşımaktadır.

I. Tebliğin Hukuki Niteliği ve Mahkemeye Erişim Hakkı Bakımından Önemi

Tebliğ, hukuki bir işlemden ilgili kişinin haberdar edilmesini ve bu suretle hukuki sonuçların muhataba usulüne uygun biçimde yöneltilmesini sağlayan bir belgelendirme işlemidir. Kamu gücü kullanılarak tesis edilen idari işlemlerin ilgilisine tebliğ edilmesindeki temel amaç ise, işlemin muhatabının sahip olduğu yasal hakları etkin biçimde kullanabilmesine ve kendisine yüklenen hukuki yükümlülüklerden zamanında haberdar olmasına imkan sağlamaktır.

Özellikle kamu alacaklarının tahsili bakımından tebliğin hukuki önemi daha da belirgindir. Zira kamu alacağının dayanağını oluşturan ihbarnamenin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesiyle dava açma süresi işlemeye başlamakta; sürenin geçirilmesi halinde ise ilgilinin yargı mercilerine başvurma hakkı bakımından hak kaybı ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle bir tebliğ işleminin, muhatabı bakımından dava açma süresini başlatabilecek hukuki sonuç doğurabilmesi, öncelikle kanuni bir dayanağının bulunmasına ve kanunda öngörülen usule uygun olarak gerçekleştirilmesine bağlıdır.

II. İptal Kararının Yürürlüğünün Ertelenmesinin Derdest Davalara Etkisi

Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarında, iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin belirli bir süre ertelenmesi mümkündür. Ancak bu ertelemenin amacı, iptal edilen düzenlemenin Anayasa’ya uygun olduğu veya derdest davalarda uygulanmaya devam edeceği anlamına gelmemektedir.

İptal hükmünün yürürlüğünün ertelenmesindeki temel amaç, yasama organına Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu gerekçeler doğrultusunda yeni bir düzenleme yapabilmesi için süre tanımak ve bu süreçte ortaya çıkabilecek hukuki boşluğu önlemektir. Dolayısıyla, bir kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu Anayasa Mahkemesince tespit edilmiş olmasına rağmen, sırf iptal hükmünün yürürlüğü ertelendiği gerekçesiyle söz konusu kuralın derdest uyuşmazlıklarda uygulanmaya devam edilmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü, Anayasa’nın 11. maddesinde düzenlenen Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi ile hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturacaktır.

Bu noktada, Anayasa’nın 153. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “İptal kararları geriye yürümez.” hükmünün de doğru şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği ilkesi, esas itibarıyla iptal edilen hükme dayanılarak geçmişte tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş işlemler bakımından hukuki istikrarın ve kazanılmış hakların korunmasına yöneliktir.Buna karşılık, Anayasa Mahkemesince bir hukuk kuralının Anayasa’ya aykırı olduğunun tespit edildiği tarihte henüz kesinleşmemiş ve yargılaması devam eden bir uyuşmazlığın, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış bir kurala dayanılarak sonuçlandırılması farklı bir hukuki durumdur.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte derdest olan uyuşmazlıklarda, Anayasa’ya aykırılığı tespit edilmiş bir hükmün uygulanması; Anayasa’nın üstünlüğü, hukuk devleti ve mahkemeye erişim hakkı bakımından ciddi sorun doğuracaktır.

III. Elektronik Tebligat Düzenlemesinin Anayasal Dayanaktan Yoksunluğu

Anayasa Mahkemesinin iptal kararının temelinde, 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemenin idareye tanıdığı yetkinin kapsamı bulunmaktadır. İptal edilen düzenleme ile idareye; kişilerin elektronik tebligat sistemine dahil edilmesi, elektronik adres kullanma zorunluluğunun kapsamının belirlenmesi ve elektronik tebligatın usul ve esaslarının düzenlenmesi konusunda geniş bir yetki tanınmıştır.

Oysa temel hak ve özgürlüklerin kullanımını doğrudan etkileyen ve kişilerin yargısal başvuru süreleri üzerinde sonuç doğuran bir düzenlemenin, temel unsurları kanunla belirlenmeden idari düzenlemelere bırakılması; kanunilik, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından sorun teşkil etmektedir.

Elektronik tebligat sistemine kimlerin hangi koşullarda dahil olacağı, elektronik adres kullanma zorunluluğunun kapsamı ve bu tebligatın hukuki sonuçlarının hangi koşullarda doğacağı hususlarının kişilerin öngörebileceği açıklıkta kanunla düzenlenmesi gerekir.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesince Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen hükme dayanılarak çıkarılan ikincil düzenlemeler kapsamında gerçekleştirilen elektronik tebligatların, özellikle henüz kesinleşmemiş uyuşmazlıklarda hukuki sonuç doğurup doğuramayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.

IV. Danıştay’ın Yaklaşımı

Anayasa Mahkemesinin iptal kararının ardından Danıştay 3. Dairesince verilen kararda da bu husus açık biçimde değerlendirilmiştir. Danıştay, Anayasa Mahkemesinin iptal kararını dikkate alarak, söz konusu düzenlemeye dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebligatların hukuki sonuç doğuramayacağı ve buna bağlı olarak ödeme emriyle takip edilebilir aşamaya gelmiş bir kamu alacağından söz edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır. Kararda özellikle, iptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girecek olmasının, iptal edilen düzenlemenin derdest davalarda uygulanmaya devam edeceği anlamına gelmediği vurgulanmıştır.Bu kapsamda Danıştay tarafından, 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin, iptal edilen 107/A maddesinin üçüncü fıkrasından aldığı yetkiye dayanılarak gerçekleştirdiği elektronik tebligat işlemlerinin hukuki sonuç doğuramayacağı değerlendirilmiştir. Buna bağlı olarak, usulüne uygun şekilde tahakkuk ederek ödeme emri ile takip edilebilir aşamaya gelmiş bir kamu alacağının varlığından söz edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır;” İptal kararının gerekçesine uygun şekilde düzenleme yapması için yasama organına olanak tanımak ve ortada bir boşluk yaratmamak amacıyla iptal kararının dokuz ay sonra yürürlüğe gireceğine karar verilmiş olması, iptal edilen hükmün derdest olan davalarda uygulanmasına devam edileceği anlamı taşımamaktadır.Bu durumda, tebliğin, hukuki bir işlemden ilgili kimsenin haber almasını sağlamak için yetkili makamın kanuni şekilde yazı veya ilan ile yapacağı belgelendirme işlemi niteliğini taşıdığı, amacının işlemin muhatabı açısından yasal haklarını kullanabilmesine imkan tanımak, işlemi tesis eden idare açısından da hakkında işlem tesis edilen kişilerin hukuki sorumluluklarının yerine getirilip getirmediğini tespit etmek olduğu dikkate alındığında ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının, bu kararın yayımlanmasından önce açılmış ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerekliliği karşısında, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2026 tarih ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı iptal kararı nedeniyle, 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin, 213 sayılı Kanun'un 107/A maddesinin 3. fıkrasının verdiği yetki kapsamındaki elektronik ortamda tebligat yapılmasına ilişkin düzenlemelerine dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebliğ işlemlerinin hukuki sonuç doğurduğundan söz edilemez.Buna göre, dava konusu ödeme emri içeriği vergi ve cezalara ilişkin ihbarnamelerin elektronik ortamda tebliğinin usulsüz olması nedeniyle usulüne uygun şekilde tahakkuk ederek ödeme emri ile takip edilebilir aşamaya gelmiş bir kamu alacağının varlığından söz edilemeyeceğinden yazılı gerekçeyle verilen Vergi Dava Dairesi kararının, ödeme emri içeriğinde yer alan geçici vergi dışında kalan kısmına ilişkin hüküm fıkrasının bozulması, davalı idare temyiz isteminin ise bu nedenle reddi gerekmiştir.”

V. Derdest Uyuşmazlıklarda İptal Edilen Hükme Dayanılarak Karar Verilemez

Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce açılmış olmakla birlikte henüz kesinleşmemiş ve görülmekte olan uyuşmazlıklarda, iptal edilen kanun hükmünün uygulanmasına devam edilmesi mümkün değildir.

Nitekim Samsun Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi de bu yönde değerlendirme yaparak, Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarih ve E.2025/94, K.2026/11 sayılı kararıyla iptal edilen 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin üçüncü fıkrasındaki düzenlemeye dayanılarak uyuşmazlığın çözümlenemeyeceğini kabul etmiştir. Kararda, asıl borçlu şirket nezdinde gerçekleştirilen takip işlemlerinin elektronik ortamda tebliğinin usulsüz olması nedeniyle, şirket hakkında usulüne uygun ve hukuken geçerli bir takip ve kesinleşme sürecinin oluşmadığı; dolayısıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yalnızca karar tarihinden sonra yapılacak işlemler bakımından değil, iptal kararının yayımlandığı tarihte henüz derdest olan uyuşmazlıkların çözümü bakımından da dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.; “Bu durumda, bu karardan önce açılmış ve bakılmakta olan işbu uyuşmazlıkta; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 107/A maddesinin üçüncü fıkrasının, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2026 tarih ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı kararıyla iptal edilen "...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye..." şeklindeki kuralına dayanılarak karar verilmesi mümkün değildir. .. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2026 tarih ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı iptal kararı sonrası, dava konusu ödeme emirlerine dayanak alınan, asıl borçlu şirket nezdinde gerçekleştirilen takip işlemlerinin elektronik ortamda tebliğinin usulsüz olması nedeniyle, asıl borçlu şirket hakkında usulüne uygun ve hukuken geçerli bir takip ve kesinleşme sürecinin varlığından söz edilemeyeceğinden, kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık görülmemiştir”

Ankara Bölge İdari Mahkemesi 4. Vergi Dava Dairesi;”Her ne kadar henüz yürürlüğe girmemiş olsa dahi, Anayasa Mahkemesinin 03/04/2026 tarih ve 33213 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 15/01/2026 tarih ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararı ile; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 107/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...” ibaresi düzenlemenin idareye sınırsız bir yetki tanıdığı, temel hakların kanunla belirlenmesi ve hukuki belirlilik ilkelerine aykırı bulunduğu gerekçeleriyle iptal edilmiştir. Bu durumda, davacı şirkete yapılan tebligatın dayanağı kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı görülmesi nedeniyle geçersiz olduğu sonucuna ulaşıldığından davanın elektronik tebligat verilerine göre süresinde açılmadığı gerekçesiyle verilen Vergi Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.”

VI. Elektronik Tebligatın Hukuki Sonuç Doğurmaması “Borcum Yoktur” Kapsamında Değerlendirilmelidir

Konunun bir diğer önemli boyutu ise elektronik tebligatın geçersizliği nedeniyle kamu alacağının kesinleşmemiş olması halinde, ödeme emrine karşı ileri sürülen “borcum yoktur” iddiasının hukuki niteliğidir.

Bursa Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi, bu hususta daha ileri bir değerlendirme yapmıştır. Anılan Daire, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı uyarınca elektronik ortamda gerçekleştirilen tebligatların hukuki sonuç doğurmaması nedeniyle, ortada kesinleşmiş ve ödeme emri ile takip edilebilir aşamaya gelmiş bir kamu alacağının bulunmadığını; bu durumun 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58. maddesi kapsamında “borcum yoktur” iddiası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu kabul, elektronik tebligatın usulsüzlüğünün yalnızca şekli bir eksiklik olarak değerlendirilemeyeceğini göstermesi bakımından önemlidir. Zira tebligatın hukuki sonuç doğurmaması, doğrudan doğruya kamu alacağının kesinleşmesi ve cebren takip edilebilir hale gelmesi sürecini etkilemektedir; “Olayda, dava konusu ödeme emri içeriği kamu alacaklarına dayanak ihbarnamelerin davacıya elektronik ortamda tebliğ edildiği ve söz konusu tarhiyatlara karşı davacı şirket tarafından yasal süresi içerisinde dava açılmadığı ve kamu alacaklarının böylece kesinleştiğinden bahisle söz konusu kamu alacaklarının tahsili amacıyla dava konusu ödeme emri düzenlenmiş ise de; Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen iptal kararı uyarınca elektronik ortamda gerçekleştirilen tebliğlerin usulsüz olması nedeniyle ortada, kesinleşmiş ve ödeme emri ile takip edilme aşamasına gelmiş bir kamu alacağı bulunduğundan söz edilemeyeceğinden ve bu durum borcum yoktur kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden, dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık, aksi gerekçeyle davanın kısmen reddine ilişkin istinafa konu kararda ise hukuki isabet görülmemiştir.”

VII. Sonuç

Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarih ve E.2025/94, K.2026/11 sayılı kararı, elektronik tebligat sisteminin dayandığı kanuni yetkinin anayasal sınırlarını ortaya koyması bakımından önemli bir karardır. İptal hükmünün yürürlüğünün ertelenmiş olması, iptal edilen düzenlemenin Anayasa’ya uygun hâle gelmesi veya derdest uyuşmazlıklarda uygulanmaya devam edeceği anlamına gelmemektedir. Erteleme, yalnızca yasama organına yeni bir düzenleme yapabilmesi ve hukuki boşluğun önlenmesi amacıyla tanınmış bir süredir. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesince Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen bir hükme dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebligatların, iptal kararının yayımlandığı tarihte henüz derdest olan uyuşmazlıklarda kişilerin aleyhine hukuki sonuç doğurması mümkün değildir. Nitekim Danıştay 3. Dairesi ile Samsun ve Bursa Bölge İdare Mahkemelerinin ilgili Vergi Dava Dairelerince verilen kararlar da bu yöndeki hukuki yaklaşımı desteklemektedir. Bu kararlarda; elektronik tebligatların hukuki sonuç doğurmaması hâlinde kamu alacağının usulüne uygun şekilde kesinleşmiş ve ödeme emri ile takip edilebilir aşamaya gelmiş olduğundan söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.