Ben bu yaz neredeydim? Şener Şen in Hababam sınıfında Badi Ekrem karakteri gibi giriş yaptım. :) Bu yaz bir süreliğine Bakü’deydim. Ve çok beğendim.
Bir şehri gezerken insanın dikkatini çeken çok fazla şey oluyor. Fakat benim dikkatimi en çok çeken şeylerden biri, ilk bakışta son derece basit görünen bir ayrıntıydı: Yere atılmış çöp neredeyse hiç görmedim. Hani “bal dök yala” derler ya. İşte o cinsten bir temizlik.
Hatta rehber şaka yollu “Siz gələcəysiz deyə axşama kadar yıkadık, süpürdük buraları.” diye latifeli bir anlatımla gururla bahsetti şehrin temizliğinden. Bir süre sonra bunun yalnızca temizlik meselesi olmadığını düşünmeye başladım.
Çünkü kamu düzeni yalnızca büyük olaylardan ibaret değil; insanların günlük hayatta birbirlerinin yaşam alanlarına ve ortak şehir düzenine gösterdiği özen de bunun bir parçasıdır.
Bakü’de gördüğüm bu tablo, ister istemez beni Türkiye’yi düşünmeye sevk etti. Açık söyleyeyim: Kıskandım. Gıpta ettim. Çünkü Ankara’nın, Adana’nın, Elazığ’ın, Rize’nin ve hele ki benim gözümde dünyanın en güzel şehri olan İstanbul’un bundan daha temiz, daha düzenli ve daha yaşanabilir olmayı hak ettiğini düşünüyorum.
Çünkü burası bizim memleketimiz. Bizim evimiz. İnsanın kendi evinin salonuna çöp atmayıp sokağına atması nasıl açıklanabilir?
İşte tam da bu noktada aklıma, yıllardır uygulanan fakat bana göre potansiyeli yeterince kullanılmayan fahri trafik müfettişliği sistemi geldi.
Ve şu soruyu sormaya başladım: Madem hukukçular hukuku biliyor, neden kamu düzeninin korunmasında onlara daha fazla görev vermeyelim?
Türkiye’de trafik denetiminin yalnızca kolluk tarafından yapılmadığını biliyoruz. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında uygulanan fahri trafik müfettişliği sistemiyle, belirli şartları taşıyan vatandaşlara bazı trafik ihlallerini tespit ederek tutanak düzenleme imkânı tanınıyor.
Fahri trafik müfettişleri araç durduramıyor, sürücüyle muhatap olamıyor ve kolluk görevlisi gibi hareket edemiyor. Görevleri, mevzuatın izin verdiği kapsamda ihlali tespit etmek ve usulüne uygun şekilde bildirmekle sınırlı.
Bu sistemin temelinde önemli bir düşünce var: Devletin her yerde ve her anda bulunmasının mümkün olmadığı durumlarda, vatandaşların gözlem ve tespit gücünden kamu düzeninin korunması amacıyla yararlanmak.
Peki, bu model neden hukukçular bakımından özel bir statüyle geliştirilemesin? Mevcut sistem korunarak, özel eğitim ve sertifikasyondan geçirilen hukukçulara daha uzman bir görev alanı neden oluşturulmasın?
Burada önerdiğim şey avukatlara herhangi bir ayrıcalık tanınması değil.
Avukatların trafik polisi veya zabıta haline getirilmesini de önermiyorum.
Önerdiğim şey, hukuk eğitimi almış kişilerin belirli bir eğitim ve sertifikasyon sürecinden geçirilerek kamu düzeninin korunmasına ilişkin bazı alanlarda özel olarak görevlendirilebilmesi.
Hukukçunun mesleki eğitimi, ihlalin tespiti ve hukuki niteliğinin doğru belirlenmesinde önemli bir fark yaratabilir. Bu nedenle, özel eğitim ve sertifikayla hukukçuların mevcut fahri trafik müfettişliği sistemi içerisinde görev alması düşünülebilir. Örneğin görev yapmak isteyen avukatlar;
trafik mevzuatı, idare hukuku, kabahatler kanunu, kişisel verilerin korunması, fotoğraf ve video ile ihlal tespiti, elektronik tutanak düzenleme, görev ve yetki sınırları konularında özel bir eğitimden geçirilebilir.
Eğitimin sonunda sınav yapılabilir ve başarılı olanlara belirli süreyle geçerli bir “Trafik Hukuku ve Kamu Düzeni Denetimi Sertifikası” verilebilir.
Bu sertifikaya sahip hukukçular, mevcut fahri trafik müfettişliği sisteminin içinde, daha nitelikli bir tespit ve raporlama faaliyeti yürütebilir.
Burada önemli olan nokta şudur:
Bu kişilere doğrudan idari para cezası verme yetkisi verilmesi gerekmemektedir.
Hukukçu tespit eder, belgeler ve bildirsin. Nihai değerlendirme ve yaptırım kararını yine devletin yetkili makamı tarafından verilsin.
Böylece kamu gücünün art niyetle kullanılması bakımından ortaya çıkabilecek sorunlar da önlenmiş olur.
Bugün herkesin cebinde bir fotoğraf makinesi var. Bir trafik ihlali saniyeler içerisinde görüntülenebiliyor.
Örneğin; seyir halinde cep telefonu kullanılması, emniyet şeridinin amacı dışında kullanılması, kırmızı ışık ihlali, engelli park alanının ihlali, araçtan yola çöp atılması gibi konular, uygun koşullarda görüntülenebilir.
Burada amaç, insanların birbirlerini sürekli gözetlediği bir topluluk oluşturmak değil. Hemen aklınıza George Orwell’ın 1984 romanı gelmesin. Kimsenin üzerinde sürekli gözetleniyormuş gibi bir kaygı ve tedirginlik oluşmasını da istemiyoruz. Mesele, denetimi hukuk içinde ve kötüye kullanılmayacak sınırlar içerisinde kurabilmek. Üstelik bugün araç kameralarının zorunlu hale getirilmesi dahi gündemde. Madem trafikte olup biteni kaydedeceğiz, neden bu kayıtları kurallara uymayanları tespit etmek için de kullanmayalım? Hukukçunun rolü ceza vermek değil, hukuka uygun tespit yapmak olmalı
Hukukçuya “ceza kesme” yetkisi vermek değil hukuka uygun tespit yapma ve bunu kamu makamına sunma görevi verilmelidir.
Bildirim ilgili kamu birimi tarafından incelenebilir. Yeterli şartlar oluşmuşsa idari yaptırım uygulanır. Böyle bir model, trafik denetiminin gücünü de artırabilir.
Kamu düzeni yalnızca devletin değil, toplumun da meselesidir. Ancak bu sorumluluk devletten vatandaşa devredilmemeli; hukuk bilgisine sahip kişilerin, belirli sınırlar içerisinde bu düzene katkı vermesi sağlanmalıdır.
Hukukçular bunun için en uygun meslek gruplarından biridir. Çünkü hukukçu yalnızca ihlali gören değil, ihlalin hukuki niteliğini de değerlendirebilen kişidir.
Bu nedenle mevcut fahri trafik müfettişliği sistemi geliştirilmeli, özel eğitimden geçirilmiş ve sertifikalandırılmış avukatların trafik denetimine daha etkin biçimde katılması tartışılmalıdır.
Fahri trafik müfettişliği.
Bu sistemin hukukçuların mesleki bilgi ve yetkinliklerinden daha fazla yararlanacak şekilde yeniden tasarlanmalı.
Peki, yıllarca düzenli ve doğru şekilde bu görevi yapan hukukçuyu nasıl teşvik edeceğiz? Her ihlal başına ödeme yapmak, sistemi baştan yanlış bir noktaya götürür. Bunun yerine, belirli bir süre boyunca görevini başarıyla sürdüren hukukçulara emeklilik hakkı bakımından ilave bir avantaj, hatta belirli şartlarla bir veya iki yıl daha erken emeklilik imkânı sağlanması dahi tartışılabilir. Böylece hukukçu, ceza yazdığı için değil, yıllarca kamu düzenine katkı sunduğu için ödüllendirilmiş olur.
Next