📌 Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarih, Esas No : 2025/9-418, Karar No : 2026/442 sayılı kararında

"Çocuğun nitelikli cinsel istismarı" suçuna dair açıklamalara yer verilmiş, buna göre;

"Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun maddi unsurlarından birisi de mağdur olup kanun koyucu TCK'nın 103. maddesinde üç grup mağdura yer vermiştir. Birincisi on beş yaşını tamamlamamış olan çocuklar, ikincisi on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklar, üçüncüsü ise on beş yaşını tamamlayıp on sekiz yaşını tamamlamamış olan çocuklardır. Birinci ve ikinci grupta yer alan çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın dahi gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar suçunu oluşturmakta, eylemin bu kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi ise anılan maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın yarı oranında artırılmasını gerektirmektedir.

Üçüncü grupta yer alan çocuklar yönüyle eylemin suç oluşturması için gerçekleştirilen cinsel davranışların cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nitekim cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, anılan Kanun'un 103. maddesinde düzenlenmiş olan çocukların cinsel istismarı suçundan cezalandırılamayacaktır.

Fail, cinsel ilişkide bulunduğu mağdurenin on beş yaşını doldurmadığı hâlde, doldurduğu düşüncesiyle mağdur ile rızasıyla cinsel ilişkide bulunur ve şikâyetçi olmayan mağdurun yaşı konusundaki hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca suçun maddi unsurlarından olan mağdurenin yaşına ilişkin bu hatasından yaralanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve bu suçun taksirle işlenmesi hâli cezalandırılmadığından CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir.

Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, doktrin ve uygulamada;

suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede, in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispatedilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir.

Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).

Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez." şeklinde değerlendirmelerde bulunulmuştur.

📌 Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.04.2026 tarih, Esas No : 2025/9-364 Karar No : 2026/238 sayılı kararında ise TCK'nın 30 maddesinde düzenlenen hata hükümleri ;

"Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 10.07.2024 tarihli ve 167-231 ile 08.01.2025 tarihli ve 38-7 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;

Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.

Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın

27/1. maddesi).TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına

engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır.

Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir.

İkinci fıkra ile kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir.

Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata hem de kusurluluğu etkileyen hâllerle ilgili hata düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2016, s. 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır.

Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır.

Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.

Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır." şeklinde açıklanmıştır.

📌 Cinsel istismar suçlarında

TCK'nın "hata" hükümlerinin uygulanmasına dair uygulamacılara yol gösterecek Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun güncel içtihatlarına ise aşağıda yer verilmiştir.

📌 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarih, Esas No: 2025/9-418, Karar No : 2026/442)

“Sosyal medya aracılığı ile tanışan suça sürüklenen çocuk ile mağdurenin arkadaş olup görüşmeye başladıkları, 29.05.2022 tarihinde buluşarak suça sürüklenen çocuğun ablasının evine gittikleri, burada bir müddet oturduktan sonra sarılıp öpüştükleri hususunda Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında herhangi bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla isabetsizlik bulunmayan olayda;

Suça sürüklenen çocuk aşamalarda, mağdurenin kendisini 16 yaşında olarak tanıttığını savunmuş, bu savunması mağdurun kovuşturma aşamasındaki aynı yöndeki anlatımları ile doğrulanmıştır.

Mağdure aşamalarda beyanlarında ve şikâyetten vazgeçme dilekçesinde suça sürüklenen çocuk ile sosyal medya aracılığı ile tanıştıklarını, sosyal medya hesaplarında yaşının 16 olarak göründüğünü, suça

sürüklenen çocuğun 15 yaşını bitirdiğini 16 yaşına girdiğini söylemesi üzerine ondan küçük görünmemek için kendisini 16 yaşında tanıttığını beyan etmiştir. Suça sürüklenen çocuk ile mağdurenin sosyal medya aracılığı ile tanıştıkları, bir ay boyunca yalnızca sosyal medya hesapları üzerinden mesajlaştıkları, sonrasında yüz yüze görüşmeye başladıkları, olayın 29.05.2022 tarihinde gerçekleştiği, suça sürüklenen çocuğun 2022 yılının başından beri görüştüklerini savunduğu, bu sürenin bir kısmında sadece mesajlaştıkları dikkate alındığında suça sürüklenen çocuk ile mağdurenin uzun bir süredir görüştüklerinden ve aralarında sıkı bir iletişim olduğundan söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Nitekim mağdure suça sürüklenen çocuğun meslek lisesi öğrencisi olduğunu bildiğini ancak okulunun ismini bilmediğini beyan etmiştir. Olayın seyri gözetildiğine, suça sürüklenen çocuğun mağdurenin gerçek yaşını bilmediğine dair istikrar gösteren savunmalarının aksi kanıtlanamadığından, bu hususta oluşan kuşkunun da in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince lehine değerlendirilmesi gerektiği dikkate alındığında; mağdurenin suç tarihindeki yaşı bakımından suça sürüklenen çocuk hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanmasında zorunluluk bulunduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla isabetsiz bulunan Bölge Adliye Mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.”

📌 “Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.06.2026 tarih, Esas No: 2025/9-98, Karar No: 2026/425

“Hastanede doğan ve suç tarihinde on iki yaş bir aylık olan katılan mağdur ile sanığın 29.10.2019 tarihinde bir konserde tanıştıkları, ardından instagram sosyal medya hesabı üzerinden ağırlıklı olarak cinsel içerikli yazışmalar yaptıkları anlaşılmaktadır. Mesaj içerikleri incelendiğinde, sanığın cinsel içerikli sözleri ve taleplerine karşılık mağdurun, henüz çocuk olduğunu, kendisine daha olgun birini bulması gerektiğini, daha masum bir ilişki istediği minvalinde yanıtlar verdiği, buna rağmen sanığın "beni zorlama, .. sen bilirsin, .. bundan sonra görürsün, .. çocuk musun sen, .. korkma çocuk gibi" şeklindeki ifadelerle mağdurun yanıtlarını dikkate almaksızın cinsel içerikli yazışmalarını ve taleplerini sürdürdüğü, katılan mağduru isteklerini yaptırmak konusunda zaman zaman zorladığı görülmektedir.

Her ne kadar katılan mağdur yazışmaların bir noktasında on dokuz yaşında olduğunu belirtmiş ise de, aynı yazışmaların bütününde çocuk olduğunu açıkça dile getirdiği, sanığın bu açıklamalara rağmen cinsel içerikli talep ve yazışmalarını sürdürdüğü sabittir. Öte yandan katılan mağdurun, ancak sanık tarafından açıklanması hâlinde öğrenebileceği, sanığın aynı yaşlarda engelli bir kardeşinin bulunduğuna ilişkin bilgiyi doğru şekilde aktarması; bu hususun UYAP nüfus kayıtları ve sanığın yazılı savunmasıyla doğrulanması, sanığın katılan mağdurun gerçek yaşını bildiğini ortaya koymaktadır.

Keza, adli görüşme raporlarında katılan mağdurun bilişsel gelişiminin kayıtlı yaşıyla uyumlu olduğu belirlenmiş, mağdurun ifadesine ilişkin görüntü ve ses kayıtları incelendiğinde de konuşma biçimi, ses tonu, davranışları ve olayları algılama düzeyinin yaşıyla uyumlu özellikler taşıdığı gözlemlenmiştir.

Nitekim yargılama sırasında ifade görüntü kayıtlarını izleyen istinaf mahkemesi heyetince de katılan mağdurun "boyunun görünüşü uzun ama çocuk, sesi de öyle, ses tonu, sima yaşına uygun" olduğu yönünde gözlemde bulunulmuştur. Bu hâliyle katılan mağdurun fiziksel görünümünün, taraflar arasındaki iletişim süreci boyunca ortaya çıkan yaşına uygun bilişsel ve davranışsal özelliklerini bertaraf edecek nitelikte olmadığına ilişkin değerlendirme yerindedir.

Öte yandan, suça sürüklenen çocuk ile katılan mağdurun yaşını bilen sanığın yakın arkadaş oldukları, suça sürüklenen çocuğun bir aşamaya kadar sanığı koruyacak şekilde savunmada bulunduğu, katılan mağdurun devam ettiği İngilizce kursuna gittiği, katılan mağdurla yaklaşık iki hafta süreyle duygusal ilişki yaşadığı, olay tarihinden önce de birden fazla kez buluşarak birlikte zaman geçirdikleri, ayrıca mağdurun annesinin çalıştığı yeri bilecek ve bu konuda tehdit mesajları gönderecek ölçüde mağdurun aile ve sosyal çevresi hakkında bilgi sahibi olduğunun anlaşılması karşısında, mağdurun gerçek yaşını bilmedikleri yönündeki savunmaların hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığı ve suçtan kurtulmaya yönelik bulunduğuna dair ulaşılan sonuçta da isabetsizlik görülmemiştir.

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanık ile suça sürüklenen çocuğun, eylemleri öncesinde ve eylemlerini gerçekleştirdikleri anda sahip oldukları bilgi, gözlem ve iletişim imkânları itibarıyla katılan mağdurun suç tarihindeki yaşını bilebilecek durumda oldukları, TCK'nın 30/1. maddesi kapsamında hatadan yararlanmalarını gerektirecek bir yanılgı içinde olmadıkları anlaşıldığından, haklarında hata hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı kabul edilmelidir.”

📌 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.06.2026, Esas No: 2025/9-367, Karar No: 2026/417)

“Tüm bu hususlar ile toplanan deliller kapsamında; hastane doğumlu olan ve fiziki/bilişsel gelişimi yaşıyla uyumlu bulunan, adli raporlarla darp edildiği ve hymende eski döneme ait yırtık bulunduğu saptanmasına rağmen rızasıyla ilişkiye girmesinden ötürü şikâyetçi olmadığını belirterek hem sanık hem de kendisine yönelik samimi ve istikrarlı beyanlarda bulunan, iş yerinde gizli oda bulunduğu anlatımı da teyit edilen mağdur ile ani ve tesadüfi sayılamayacak süre ve şekilde, yoğun bir ilişki içerisinde bulunan sanığın; yaklaşık altı ay görüştüğü, son bir ay ise alıkoyduğu mağdurun yaşını bilmediği veya bu hususu idrak edemediği mümkün görülmediğinden TCK’nın 30 maddesinde tanımlanan hata hükümlerinden yararlanamayacağı kabul edilmelidir.

Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığın TCK'nın 30 maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen hataya düşmediğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.”

📌 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.06.2026 tarih, Esas No: 2025/9-166, Karar No: 2026/369)

“Bölge Adliye Mahkemesince; hastane doğumlu ve suç tarihinde on beş yaşını tamamlamamış katılan mağdur ...’nin, yaklaşık yedi ay önce tanışıp telefonla görüştüğü sanık ... ve sanık ...’nin bulunduğu araca bindikten sonra önce boş araziye, ardından suça sürüklenen çocuk ...’un bulunduğu çoban evine götürüldüğü, sanık ...’un araçta ve çoban evinde, sanık ...’nin ise araçta fiilî livata suretiyle katılan mağdura yönelik nitelikli cinsel istismarda bulundukları, facebook üzerinden katılan mağdur hakkında bilgisi ve görgüsü olan suça sürüklenen çocuk ...’un da çoban evinde cinsel istismarda bulunduğu, süreçte katılan mağduru cinsel amaçla hürriyetinden yoksun bıraktıkları kabul edilen olayda;

Suç tarihinde 14 yaş 7 aylık ve hastane doğumlu olan, fiziksel gelişiminin yaşına uygun olduğu görevli uzmanlarca belirtilen ve Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunca da doğum kaydına uygun gelişim gösterdiği mütalaa olunan katılan mağduru bizzat dinleyip gören heyet ile hüküm kuran İlk Derece Mahkemesi heyetinin aynı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, dosya içeriğinde bulunan fotoğraf ve görüntülere istinaden İlk Derece Mahkemesince katılan mağdurun görünüm olarak 15 yaşından büyük olduğunun, buna karşılık Bölge Adliye Mahkemesince 15 yaşından büyük görünmediğinin kabul edilmiş olması ehemmiyet arz etmektedir.

Bilgi ve eğitim düzeyleri, içinde bulundukları sosyal ve kültürel çevre koşulları yönünden, sanık ..., sanık ...'nin soruşturma aşamasında soyadını bilmediğini de beyan ettiği sanık ... ve sanık ...'un çalıştığı ağılın sahibinin oğlu olan suça sürüklenen çocuk ...'un katılan mağdurla aynı yer ve sosyal çevrede yaşamadıkları dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan katılan mağdurun sosyal ve kültürel çevresiyle ilgili olarak örgün eğitimini bıraktığı, çalışmadığı daha sonra ...’da bulunan arkadaşının yanına ailesinden habersiz gittiği gibi hususlarda dosya içeriğine yansımıştır.

Katılan mağdurun facebook hesabında doğum tarihi ..., ilişki durumu nişanlı ve yaşadığı yer ... olarak yazılıdır. Sanık ... ile katılan mağdur facebook üzerinden veya telefonla daha önceden tanışıp görüştüklerini, suça sürüklenen çocuk ise facebook hesabında katılan mağdurun ekli olduğunu beyan etmişlerdir. Lakin, tüm tarafların suç tarihi öncesinde yüz yüze bir görüşmelerinin olmadığı ve birbirlerini görmedikleri hususunda mutabık kaldıkları da aşikârdır.

Katılan mağdurun iletişim kayıtlarından taraflar arasında önceki tarihlerde sınırlı sayıda irtibat bulunduğu, süreklilik arz eder mahiyette bir irtibatın bulunmadığı; telefon inceleme tutanaklarında da aksini ortaya koyacak bir veriye rastlanmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, bu yöndeki delilin telefonunda bulunduğunu ileri sürerek defaatle incelenmesini isteyen sanık …’un telefonunun arızası nedeniyle incelenemediği de raporlarda belirtilmiştir.

Kollukta verdiği ifadesinde 650 TL değerindeki telefonunu kıran, darp eden, zorla alıkoyan, öpen/öpmek

isteyen yaşı büyük sanıklardan şikâyetçi olan katılan mağdur, istismara konu eylemlerden bahsetmemiş; bilahare verdiği ifadelerinde ise yaşını on üç/on dört olarak sanıklara söylediğini de belirterek istismara maruz kaldığını ayrıntılarıyla anlatmış, ancak daha sonra suça sürüklenen çocuk yönünden de şikâyetinden vazgeçmiştir. Uğranılan benzinlikte, aracın kapısının açıldığı ve benzinlik görevlisinin aracın yanında bulunduğu ana ilişkin görüntülere yansıyan olumsuz bir durum da yoktur. Katılan mağdur, özellikle sanıkların, ücret karşılığında ilişkiye girme konusunda anlaştıklarını ancak parasını vermediklerini yönünde yaptıkları isnatları şiddetle reddetmiştir. Soruşturmada kendisine para teklif edildiğini ve kabul etmediğini, kovuşturmada ise paraya ihtiyacı olduğunu söylediğini sanık …’un da 600 TL/400 TL si olduğunu belirtmesi üzerine "Tamam." dediğini ancak bu parayı ilişkiye girme karşılığında istemediğini açıkça ifade etmiştir. Katılan mağdur hakkında düzenlenen raporlarda cinsel eylem sırasında oluşabilecek bulgular saptanmış fakat anlatımlarında belirttiği cebir olgusunu doğrulayacak yeterlilikte bir bulguya yer verilmemiştir. Olay yeri inceleme ve Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu raporlarında da bulguları bulunan eylemlerine yönelik sanıklar süreçte pişmanlıklarını dile getirmiş, suça sürüklenen çocuk ise inkârla hata savunmasında bulunmuştur.

Tüm bu hususlar ile toplanan deliller kapsamında; görüntü ve fotoğraflarına istinaden yaşını büyük gösterip göstermediği hususunda mahkeme heyetlerince dahi farklı değerlendirmelerde bulunulan, sosyal medya hesabında doğum tarihini yanılgıya düşürecek şekilde farklı belirten, suç tarihinde on beş yaşını ikmal etmesine az bir süre kalan katılan mağdurla telefon/sosyal medya üzerinden tanışan fakat suç tarihi öncesinde yüz yüze bir görüşmesi de olmayan, iletişim kayıtlarında suç tarihinde irtibatının bulunduğu da görülen sanık ...'un aracılığıyla, katılan mağduru olay günü ilk defa gören sanık ... ile suça sürüklenen çocuk ...'un; aşamalarda özünü koruyan ve birbirini tamamlayan savunmalarında, ısrarlı ve tutarlı biçimde katılan mağdurun yaşının on sekiz olduğunu söylediğini ve söylediğini duyduklarını, gösterdiği sosyal medya hesabında bu yönde bilgi bulunduğunu, görünüş itibarıyla da büyük gösterdiği için yaşının küçük olduğundan şüphelenmediklerini belirtmeleri, görüştüklerini katılan mağdurun 15 yaşından küçük olduğunu bildikleri veya bilmeleri gerektiğini gösteren her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığından, ''in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır'' ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık ve suça sürüklenen çocuk lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu da gözetilerek, içinde konusundaki yanılgılarının esaslı bir hata niteliğinde olduğu, TCK’nun 30. uygulama mağdurun da koşullarının ve gördüğünü bulundukları durum itibarıyla katılan katılan oluştuğu kabul ilk defa yüz yüze teyit etmesi karşısında; sanık ... ve suça sürüklenen çocuğun, gerçekte mağdurun yaşı maddesi hükümlerinin edilmelidir.

Sanık ... ile suça sürüklenen çocuk ... bakımından ulaşılan bu sonucun suç vasfına ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna etkisi gözetilerek; sanık ...’nin eyleminin reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, suça sürüklenen çocuk ... yönünden ise çocuğun cinsel istismarı suçundan beraat kararı verilmesi gerektiğine havi Özel Daire ilamına karşı verilen Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükümlerin, TCK’nın 30.maddesinin uygulama koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.”

📌 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.06.2026 tarih, Esas No: 2026/9-99, Karar No: 2026/346)

“Yerel Mahkemece; somut olayda istismar eyleminin zorla gerçekleştiği ve suça sürüklenen çocuğun mağdurun yaşına yönelik bir savunmasının bulunmadığı gerekçesiyle TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hâline ilişkin değerlendirmenin hükmün sonucuna etkili olmayacağı ileri sürülmüş ise de; bu kabul ve gerekçe, dosya kapsamı bakımından ceza hukukunun temel ilkeleri ve gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır.

Şöyle ki: Suça sürüklenen çocuk sulh ceza hakimliğinde, mağdurun yaşça küçük olduğunu bilmediğini savunmuştur. Bu yönüyle yerel mahkemenin, "suça sürüklenen çocuğun mağdurun yaşına yönelik bir savunmasının bulunmadığı" yönündeki gerekçesi olgusal temelleri itibarıyla dosya kapsamı ile uyumlu değildir.

Öte yandan, yerel mahkemenin eylemin cebir kullanılarak/zorla gerçekleştirildiği gerekçesiyle suça sürüklenen çocuğun mağdurun yaşı konusunda hataya düştüğü yönündeki savunmasının sonuca etkili olmayacağı biçimindeki değerlendirmesi de isabetli değildir. Zira TCK'nın 103. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında organ veya sair cisim sokulması suretiyle işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurun fiil tarihinde on beş yaşını tamamlamamış olduğunun fail tarafından bilinmesi hâlinde aynı maddenin dördüncü fıkrasında öngörülen ceza artırımı uygulanacaktır. Buna karşılık, failin mağdurun yaşı konusunda TCK'nın 30. maddesi kapsamında hukuken sonuç doğurabilecek bir hataya düştüğünün kabulü hâlinde ise uygulanacak kanun hükümleri ile suça ilişkin hukuki değerlendirme değişebilecektir.

Bu nedenle suça sürüklenen çocuğun mağdurun yaşını bilip bilmediği ve bu hususta hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının, eylemin cebir kullanılarak gerçekleştirilmiş olmasından bağımsız olarak, dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle tartışılması gereklidir.

Bu nedenlerle TCK'nın 30. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına dair mahkemece gösterilen gerekçenin, olaya özgü, dosya kapsamına uygun, olgusal temellere dayanan ilgili ve yeterli bir gerekçe olmadığının ve Anayasa'nın 141. maddesi ile CMK'nın 34 ve 230. maddelerinde güvence altına alınan gerekçeli karar yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği gibi hükmün kanun yolu denetimini de olanaksız hâle getirdiğinin kabulü gerekir. Bu itibarla Yerel Mahkemece kurulan direnmeye konu mahkûmiyet hükmünün, TCK'nın 30. maddesi bağlamında, mağdurun yaşının küçük olduğunun bilinmediği ve hataya düşüldüğü yönündeki savunmaya ilişkin olarak yasal ve yeterli gerekçe ihtiva etmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.”

📌 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.06.2026 tarih, Esas No: 2023/9-471, Karar No : 2026/342)

“17.05.2016 tarihinde ...'da şehirler arası otobüs terminalinde sanık ve katılan mağdurenin durumlarından şüphelenilmesi üzerine kolluk tarafından durdurularak yapılan kontrolde, katılan mağdurenin kayıp şahıs olarak arandığının ve nüfus kaydına göre belirtilen tarih itibarıyla 14 yaş 3 ay 5 günlük olduğunun tespit edilmesi üzerine soruşturma başlatıldığı, soruşturma neticesinde sanıkla katılan mağdurenin gayriresmî olarak evlendikleri, birden fazla kez cinsel birliktelik yaşadıkları hususunda Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi arasında herhangi bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla isabetsizlik bulunmayan olayda;

Sanığın aşamalarda, tanıştıklarında katılan mağdurenin kendisini on yedi yaşında olarak tanıttığını, bir ay sonra on sekiz yaşına gireceğini söylediğini, fiziksel olarak da on yedi yaşında göründüğünü, evlendikleri ve cinsel ilişkiye girdikleri tarihlerde mağdurun on sekiz yaşına girdiğine ilişkin savunması katılan mağdurenin aynı yöndeki anlatımları ile doğrulanmıştır.

Katılan mağdurenin evde doğmuş olması, katılan babanın bildirim yapması sonucu 12.02.2002 tarihli doğum kaydının oluşturulması nedeniyle yaş tespitinin yapılması için ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan 25.05.2016 tarihli raporda radyolojik kemik yaşının on beş yaş ile uyumlu olduğuna ilişkin değerlendirme yapılmıştır. ... Devlet Hastanesince 03.05.2017 tarihinde grafileri çekilerek düzenlenen röntgen raporunda, grafilerin çekildiği tarihte katılan mağdurenin on yedi yaş ile uyumlu olduğu, söz konusu grafilerin incelenmesi sonucu düzenlenen ... Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu Raporunda ise grafilerin çekildiği tarihte katılan mağdurenin on altı yaşının sonunda olduğu tespit edilmiştir. Her ne kadar Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Kurumu Birinci Üst Kurul tarafından mağdura ait grafilerin değerlendirilmesi sonucu düzenlenen mütalaalarda katılan mağdurenin grafilerin çekildiği 03.05.2017 tarihi itibarıyla on beş yaşını bitirmediği değerlendirilmişse de ... Devlet Hastanesinde görevli radyoloji uzmanı tarafından düzenlenen röntgen raporu ile sağlık kurulu raporunda katılan mağdurenin on beş yaşını bitirmiş olduğuna ilişkin tespitinin bulunması dikkate alındığında, kendisini on yedi yaşında olarak tanıtan katılan mağdurenin fiziksel olarak da on yedi yaşında göründüğüne ilişkin söz konusu raporlar ile uyumluluk gösteren sanığın savunmasının samimi ve itibar edilebilir olduğu değerlendirilmiştir. Olayın seyri gözetildiğine, katılan mağdurenin gerçek yaşını bilmediğine dair istikrar gösteren savunmalarının aksi kanıtlanamadığından, bu hususta oluşan kuşkunun da in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince lehine değerlendirilmesi gerektiği dikkate alındığında; katılan mağdurenin suç tarihindeki yaşı bakımından sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanmasında zorunluluk bulunduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla isabetsiz bulunan Bölge Adliye Mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.”

📌 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.06.2026, Esas No: 2024/9-91, Karar No: 2026/341)

“Sanık ile katılan mağdurenin sevgili oldukları ve birden fazla kez cinsel ilişkiye girdikleri hususunda Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi çoğunluğu arasında herhangi bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla isabetsizlik bulunmayan olayda; …tarihinde hastanede doğduğu anlaşılan katılan mağdure, aşamalarda istikrarlı şekilde yaşını sanığa söylediğini beyan etmiştir. Bu ifade, sanık ile katılan mağdureyi tanıştıran tanık ... ile katılan mağdurenin aynı sınıfta öğrenim görmeleri olgusu ile anılan tanığın, sanığın katılan mağdurenin gerçek yaşını bildiği yönündeki anlatımlarıyla da desteklenmiştir. Katılan mağdure ile birlikte geçirdikleri süre de nazara alındığında, sanığın aşamalarda çelişkiler de içeren katılan mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilmediği yönündeki savunmasına itibar edilmemiştir.

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenmiş olan hata hükmünün uygulanma şartlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı isabetli olup dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.”

📌 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 06.05.2026 tarih, Esas No: 2025/9-541, Karar No : 2026/282)

“Yerel Mahkemece; suça sürüklenen çocuğun soruşturma aşamasındaki savunmasında mağdurenin 15 yaşından küçük olduğunu bilmediğini belirtmiş ise de; köylüsü olan ve küçük yaştan beri birlikte büyüdüğü, olay tarihinden 5-6 ay önce de sevgili olduğu mağdurenin 15 yaşından küçük olduğunu bilmemesinin genel hayat tecrübelerine aykırı; bu iddiasının, alınan hukuki yardım sonucu cezadan kurtulmaya yönelik geliştirilmiş bir savunma olduğu gerekçesiyle hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşmadığına karar verilen olayda;

Mağdure ve suça sürüklenen çocuğun aynı köyde yaşadıkları, mağdurenin suça sürüklenen çocuktan hamile olduğu yönünde köyde dedikodu yapılması üzerine mağdurenin suça sürüklenen çocuğun kendisiyle ilişkiye girdiğini halasıyla paylaştığı ve bunun üzerine annesi tarafından olayın adli mercilere 27.06.2018 tarihinde bildirildiği anlaşılmaktadır. Mağdure savcılıkta suça sürüklenen çocuğun kendisiyle rızası dışında vajinal yoldan ilişkiye girdiğini ifade etmiştir. Alınan raporlarda mağdurenin vajinal veya anal yoldan ilişkiye girdiğine dair bir bulgu saptanmadığı mütalaa edilmiştir. Mağdure daha sonra dilekçeyle; tecavüze uğramadığını, bunun dedikodudan ibaret olduğunu, alınan raporun da beyanını teyit ettiğini ve şikâyetinden vazgeçtiğini belirtmiş, bu anlatımlarını sonradan mahkemedeki ifadesinde de tekrarlamıştır. Suça sürüklenen çocuk 28.06.2018 tarihinde savcılıkta mağdureyle 2017 yılının yaz sonunda sevgili olduklarını, köyün yukarısında bulunan harabe bir evde 3-4 kez görüştüklerini, ilk görüşmelerinin 2018 yılının Şubat ya da Mart ayında gerçekleştiğini, en son 2-3 hafta sonra ilişkiye girdiklerini, mağdureyle anal yoldan farklı tarihte iki kez cinsî münasebette bulunduklarını, mahkemede ise mağdureyle aralarında bir ilişki gerçekleşmediğini savunmuştur. Kolluk görevlileri olayın geçtiğiyerin en yakın yerleşim yerine 50 metre mesafede bulunduğunu ve metruk evin dört odadan ibaret olduğunu, olayın meydana geldiği belirtilen yerin yalnızca tahta bir kapısının bulunduğunu tutanak altına alarak olay yerinin fotoğraflarını çekmişlerdir.

İlk Derece Mahkemesince mağdure ve suça sürüklenen çocuk arasında rızaya dayalı organ ithali suretiyle cinsel ilişki kabul edilmiştir. Derece Mahkemeleri ve Özel Daire arasında bu hususta bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Suça sürüklenen çocuk olayın gerçekleştiği tarihlerde yaklaşık 15 yaş 2 ay, mağdure ise kayden 14 yaş 3 aylıktır. Mağdurenin yaşına ilişkin adli tıp kurumu raporunda da mağdurenin olay tarihinde 14 yaşını bitirmiş olup 15 yaşının içerisinde olduğu ve 15 yaşını bitirmediğinin kabulünün uygun olacağı belirtilmiştir. Suça sürüklenen çocuğun mağdureyle ilişkiyi kabul ettiği savcılıkta mağdurenin kendisine yaşını 16 olarak söylediğini, sorguda ise aynı köylü olmaları nedeniyle sevgili oldukları mağdurenin kendisine "Senden büyüğüm." dediğini belirttiği görülmektedir.

Aralarında kayden 11 ay 14 gün yaş farkı bulunan ve 15 yaşını henüz tamamlamış, alınan sosyal inceleme raporuna göre algılama, yargılama, süzgeçten geçirme gibi bilişsel becerilerinin tam olarak yaşına uygun olmadığı değerlendirilen ve ekonomik nedenlerle okula devam edemediği için çobanlık yaptığını belirten suça sürüklenen çocuğun savcılıkta ve sorguda istikrarlı bir şekilde mağdurenin 15 yaşından büyük olarak bildiğini savunması, eğitim durumu, ile sosyal ve kültürel seviyesi de gözetildiğinde, hastane doğumlu olmayan mağdurenin kesin yaşı konusunda bilgi sahibi olmamasının ihtimal dâhilinde bulunması nedeniyle suçun maddi unsurları bağlamında mağdurun yaşına ilişkin olarak hataya düştüğünün ve hakkında TCK'nın 30/1. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğunun kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.”

📌 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29.04.2026 tarih, Esas No: 2025/9-430, Karar No: 2026/279)

“19.07.2013 tarihinde çay ocağında sanık ile katılan mağdurun rızaya dayalı cinsel ilişkiye girdikleri iddia ve kabul edilen, bu kabulde de bir isabetsizlik bulunmayan olayda;

Adli Tıp Kurumu raporunda, katılan mağdurda mevcut akıl hastalığı nedeniyle fiile ruhsal yönden mukavemet edemeyeceği, ayrıca söz konusu rahatsızlığın hekim olmayan kişiler tarafından anlaşılamayabileceği belirtilmiştir. Sanık ise katılan mağdur ile rızası dahilinde cinsel ilişkiye girdiğini kabul etmekle birlikte, mağdurun herhangi bir akıl rahatsızlığı bulunduğunu bilmediğini, mağduru yakından tanımadığını savunmuştur.

Dosya kapsamından, olay tarihinde evli olan katılan mağdurun eşiyle yaşadığı sorunlar nedeniyle yaklaşık üç aydır annesi tanık …ile birlikte yaşadığı, bu sürenin bir bölümünü annesinin …’deki evinde, bir bölümünü ise tanık …’nün sanığın da ikamet ettiği olayın gerçekleştiği köyde/mahallede bulunan evinde geçirdiği anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte, katılan mağdurun aynı köyde bulunmuş olması tek başına sanığın katılan mağdurun ruhsal durumunu gözlemleyebilecek ölçüde yakın ve sürekli bir ilişki içerisinde bulunduğunu göstermemektedir. Nitekim dosya kapsamında sanık ile katılan mağdurarasında, mağdurun akıl hastalığını veya zihinsel durumunu fark etmesine imkân verecek düzeyde bir sosyal ilişki ve beşerî etkileşimin varlığı da kesin olarak ortaya konulamamıştır.

Öte yandan, katılan mağdurun şikâyeti sonrasında gerçekleştirilen muayenesinde hekim tarafından "belirgin bir psikopatolojik bulgu saptanmadığı" yönünde kayıt düşülmüş olması da, katılan mağdurdaki rahatsızlığın ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla fark edilebilir nitelikte olmadığına ilişkin değerlendirmeyi destekleyen bir olgu niteliğindedir.

Sanığın, olay tarihinde katılan mağdurun akıl hastalığını bildiği kuşkuya yer vermeyecek şekilde ispat edilemediğinden, bu husustaki şüphe sanık lehine değerlendirilerek TCK'nın 30/3. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.”

📌 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.04.2026 tarih, Esas No: 2025/9-364, Karar No:2026/238)

“Kamyon şoförü olan sanığın 02.08.2016 tarihinde aracı ile seyir hâlinde iken karayolu üzerinde aracına aldığı, nüfus kaydına göre belirtilen tarih itibarıyla 14 yaş 10 aylık olan mağdurun anüs bölgesine cinsel organını sokmak suretiyle eylemini gerçekleştirdiği hususunda hususunda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında herhangi bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla isabetsizlik bulunmayan olayda;

Sanık, müdafii eşliğinde alınan kolluk ifadesinde otostop yapan mağdurun çocuk denecek yaşlarda biri olduğunu gördüğünü, yaşının küçük olduğunu bilerek cinsel ilişkiye girdiği için pişman olduğunu ifade etmiş, müdafii eşliğinde savcılıkta alınan ifadesinde mağdurun görünümüne dair bir anlatımda bulunmamış ancak mağdur çocuğun cinsel eyleme ilişkin rızası bulunduğunu ifade ederek mağdurun çocuk olduğuna dair izlenimini bir kez daha ortaya koymuştur. Sorguda mağdurun 17 yaşında olduğu izlenimi edindiğini belirten sanık mahkemede mağduru ilk kez olay günü gördüğünü, aralarında mağdurla herhangi bir yaş muhabbeti olmadığını ifade etmiştir.

Her ne kadar sanık, sorgu sırasında ve mahkemedeki savunmalarında katılan mağdurun on yedi yaşında olduğu izlenimi edindiğini belirtmiş ise de soruşturma aşamasında otostop yapan şahsın çocuk denecek yaşlarda biri olduğunu gördüğünü, mahkemede de aralarında mağdurun yaşına dair bir konuşmanın gerçekleşmediğini açıkça ifade etmiştir. Mağdurun hastane doğumlu olduğu ve olayın gerçekleşme şekli de dikkate alındığında, sanığın aşamalarda değişen savunmalarının kendisini suçtan kurtulmaya yönelik olduğu kabul edilmelidir. Buna göre sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır.

Bu itibarla isabetsiz bulunan İlk Derece Mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.”

Önder YAMAN
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı