Danıştay Üçüncü Dairesi, 26 Kasım 2025 tarihli kararında, bir şirketin kasa hesabının inceleme dönemi boyunca yüksek bakiye vermesinin, bu tutarın ortaklara faizsiz kullandırıldığını tek başına kanıtlamayacağına hükmetti. Daire, eksik incelemeye dayanan bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatının kaldırılmasını onadı. Karar, muhasebe kaydı ile vergiyi doğuran olayın ispatını birbirinden ayırması bakımından önem taşımaktadır.[1]
Kararın konusu
Davacı şirket hakkında düzenlenen vergi inceleme raporunda, 2018 yılındaki yüksek kasa bakiyelerinin günlük ihtiyacı aştığı ve fazla nakdin ortaklara bedelsiz kullandırıldığı kabul edildi. İnceleme elemanı, bu kabul üzerinden faiz geliri hesapladı; şirketin transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıttığı sonucuna vararak Ağustos, Eylül ve Aralık dönemleri için cezalı KDV tarhiyatı önerdi.
Bölge İdare Mahkemesi, faiz hesabına esas bakiyelerin hatalı belirlendiği gerekçesiyle tarhiyatı kaldırdı. Danıştay Üçüncü Dairesi ise sonucu hukuka uygun bulmakla birlikte daha temel bir noktaya dayandı: Ortaklara gerçekten ödünç para verilip verilmediği araştırılmamıştı. Oysa 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13’üncü maddesi kapsamında emsal faiz tartışmasına geçilebilmesi için önce ilişkili kişiyle yapılmış gerçek bir ödünç para işleminin ortaya konulması gerekir.[2]
Dairenin belirleyici gerekçesi şöyledir:
“Davalı idarece, davacı şirket ve borç verildiği iddia edilen ortaklar nezdinde gerekli araştırma ve inceleme gerçekleştirilmek suretiyle kasada bulunan fazla nakdin ortaklara borç verildiği ve bu borca karşılık faiz geliri elde edildiği hususu somut tespitlerle ortaya konulmaksızın salt inceleme döneminde kasa bakiyesinin yüksek seyrettiğine dair tespit esas alınmak suertiyle transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtıldığından bahisle eksik inceleme sonucu düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak yapılan tarhiyatın hukuka uygun olduğundan söz edilemeyeceğinden…”[3]
Muhasebe kaydı vergiyi doğuran olay değildir
Kasa hesabının olağan dışı ölçüde yüksek bakiye vermesi inceleme başlatılmasını haklı gösterebilir. Ancak bu veri, paranın hangi ortağa, hangi tarihte, ne kadar süreyle ve hangi koşullarla kullandırıldığını göstermez. Transfer fiyatlandırması hükümlerinin uygulanabilmesi için ilişkili kişi işlemi ile emsallere aykırı bedelin birlikte belirlenmesi gerekir. İşlemin kendisi kanıtlanmadan hesaplanan faiz, varsayımsal bir gelir olarak kalır. Buna bağlı KDV de gerçek bir finansman hizmetine değil, ispatlanmamış bir kabule dayanır.
Vergi hukukunda ekonomik yaklaşım ilkesi, biçimsel kayıtla yetinilmemesini gerektirir. Fakat bu ilke idareye varsayımı vergiyi doğuran olay yerine koyma yetkisi vermez[4]. Hukuki güvenlik ilkesi de vergisel sonucun öngörülebilir ve denetlenebilir olmasını gerektirir. Bu nedenle yüksek bakiye bir risk göstergesi olsa da ortaklara para aktarımı ayrıca kanıtlanması gereken maddi vakıadır.
İspat yükü ve karşı oy
Karşı oylarda, günlük ihtiyacın üzerinde nakit tutulmasının iktisadi ve ticari icaplara aykırı olduğu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3’üncü maddesinin B bendi uyarınca paranın ortaklara kullandırılmadığını ispat yükünün şirkete geçtiği savunulmuştur. Bu görüş, ticari olağanlıktan hareketle güçlü bir karine kuruyor. Ne var ki karinenin konusu ile ispatlanmak istenen olay aynı değildir. Yüksek bakiye, kaydın ekonomik bakımdan açıklanmaya muhtaç olduğunu gösterebilir, nakdin ortaklara teslim edildiğini doğrudan göstermez.
İspat yükünün mükellefe geçebilmesi için idarenin önce vergilendirmeyi taşıyabilecek asgari maddi temeli kurması gerekir. Bunun için fiilî kasa sayımı, günlük nakit hareketleri, banka çekim ve yatırımları, ortakların hesapları, şirketin iş hacmi ve sektörel nakit ihtiyacı birlikte incelenmelidir. Vergi incelemesinin amacı, ödenmesi gereken verginin doğruluğunu araştırmak ve tespit etmektir, inceleme raporu bu araştırmanın yerine geçen bir varsayım metni değildir.[5]
Müstakar İçtihatlar
Karar münferit değildir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 9 Nisan 2025 tarihli kararında; ortaklar nezdinde araştırma yapılmadığı, para hareketlerinin gerçek mahiyeti belirlenmediği ve kasa mevcudunun kişisel menfaat için kullanıldığı somutlaştırılmadığı gerekçesiyle benzer bir tarhiyatın kaldırılmasını onamıştı. Danıştay Üçüncü Dairesi de 12 Aralık 2024 tarihli kararında yalnızca fazla kasa tutarından hareketle faiz geliri elde edildiği sonucuna varılamayacağını kabul etmişti. 26 Kasım 2025 tarihli karar, bu ispat standardını cezalı KDV tarhiyatı bakımından da sürdürüyor.[6]
Uygulamaya etkisi
Karar, yüksek kasa bakiyesinin risk taşımadığı anlamına gelmektedir. Fiilî kasa mevcudunun bulunmadığı sayım, ortakların hesaplarındaki para hareketleri, şirket yetkilisinin ikrarı veya birbirini doğrulayan başka delillerle ortaya konulursa ortaklara finansman sağlandığı sonucuna ulaşılabilir. Bu aşamadan sonra emsallere uygun faiz ve vergisel müeyyideler gündeme gelir. Kurumlar Vergisi Genel Tebliği de ödünç para alınması ve verilmesini transfer fiyatlandırmasına konu işlem olarak kabul etmekte, emsal bedelin doğru ve güvenilir biçimde belirlenmesini aramaktadır.[7]
Şirketler açısından doğru yaklaşım, yüksek bakiyenin kaynağını açıklayan kasa sayım tutanaklarını, banka hareketlerini, nakit ödeme belgelerini, geçici avans kayıtlarını ve muhasebe hatalarına ilişkin düzeltmeleri döneminde oluşturmaktır. İnceleme elemanları ise önce para aktarımını somutlaştırmalı, daha sonra emsal faiz hesabına geçmelidir.
Sonuç
Buradaki sorun, şirketin kasasında çok para bulundurmasının yasak veya başlı başına vergi incelemesi konusu olması değildir. 100 Kasa Hesabı, muhasebe kayıtlarına göre işletmenin elinde fiilen bulunan nakdi gösterir. Bu tutarın aylarca günlük ihtiyacın çok üzerinde kalması idarenin dikkatini çekmektedir. Zira yüksek meblağların güvenlik ve nakit yönetimi nedeniyle sürekli fiziki kasada tutulması ticari hayatın icapları ile bağdaşmaz. Kullanılmayan para genellikle bankaya yatırılır veya ödemelerde kullanılır. Kayıt yüksek kalırken para fiilen kasada bulunmazsa idare, paranın ortaklarca çekilip muhasebede kasa hesabında gösterilmeye devam ettiği ihtimali üzerinde durmaktadır.
Şirket parasının ortak tarafından faizsiz kullanılması, ortağa finansman sağlanması olarak değerlendirilebilir. Şirket aynı parayı üçüncü kişiye kullandırsaydı faiz alacakken ortağından faiz almamışsa, sağlanan menfaat transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı sayılabilir. Bu durumda emsal faiz geliri ve buna bağlı KDV hesaplanması gündeme gelir.
Danıştay’a göre, yüksek kasa bakiyesi incelemeyi haklı kılmaktadır, ancak bu durum tek başına paranın ortağa verildiğini kanıtlamaz. Para gerçekten kasada olabilir, sektörel nakit ihtiyacı, yaklaşan ödemeler veya bir muhasebe hatası bulunabilir. İdare bu nedenle fiilî kasa sayımı yapmalı, banka ve ortak hesaplarını incelemeli, paranın kim tarafından ne kadar süre kullanıldığını belirlemelidir. Aktarım somut delillerle ortaya konulmadan faiz ve KDV tarhiyatı yapılamaz.
-----------
[1]Danıştay Üçüncü Dairesi, 26 Kasım 2025, E.2023/8266, K.2025/4859, Corpus Mevzuat & İçtihat Programı, s.1-3.
[2]13 Haziran 2006 tarih ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, m.13/1-2; 4 Ocak 1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, m.3/B.
[3]Danıştay Üçüncü Dairesi, 26 Kasım 2025, E.2023/8266, K.2025/4859, s.2.
[4]Mualla Öncel et al., Vergi Hukuku, Ankara, Turhan Kitabevi, 29. Baskı, 2020, s.53.
[5]Yusuf Karakoç, Genel Vergi Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 2. Baskı, 2019, s.316-335; Nezih Şeker, Hukuksal Yapısıyla Vergi İncelemesi, İstanbul, Beta Yayınevi, 1. Baskı, 1994, s.7; 4 Ocak 1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, m.134.
[6]Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 9 Nisan 2025, E.2023/415, K.2025/255, Danıştay Kararlar Bülteni, S.31, 2025, s.1-4; Danıştay Üçüncü Dairesi, 12 Aralık 2024, E.2023/8201, K.2024/6829, Danıştay Karar Arama.
[7]Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1), RG, 3 Nisan 2007, S.26482, bölüm 13.1 ve 13.2.
Next