Giriş
Şirketler hukuku uygulamasında en işlevsel araçlardan biri iç yönergelerdir. Bir avukatın şirket bünyesinde kurumsal bir yapı ve sağlıklı bir işleyiş mimarisi oluşturabilmesi, çoğu zaman bu yönergelerin doğru, açık ve uygulanabilir biçimde hazırlanmasına bağlıdır. Zira kanun hükümlerinin ticaret hayatında ortaya çıkabilecek bütün sorunları önceden öngörmesi yahut birbirinden farklı yapı ve ihtiyaçlara sahip şirketlerin tamamına aynı ayrıntı düzeyinde cevap vermesi beklenemez. Öte yandan kanunda düzenlenmemiş her hususun esas sözleşmeyle düzenlenmesi de mümkün değildir. Esas sözleşmenin değiştirilmesinin belirli şekil ve karar şartlarına bağlanmış olması hızla değişen ticari ihtiyaçlar karşısında her meselenin esas sözleşme üzerinden çözülmesini pratik olmaktan çıkarmaktadır.
Fakat şirket içi düzenleme alanından söz edildiğinde, diğer bütün hukukî yapılarda olduğu gibi, ilk sorulması gereken soru emredici hükümlerin bu serbestiyi nerede sınırladığıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uygulayıcıya ne ölçüde bir düzenleme serbestisi tanımaktadır? Bu serbestinin sınırları nasıl tespit edilecektir? Kanunun açıkça düzenlemediği veya esas sözleşmeye farklı bir düzenleme alanı bıraktığı düşünülen hâllerde hangi yorum yöntemi izlenmelidir?
İç yönerge meselesini daha ayrıntılı ele almadan önce, bu soruların cevabını yeniden düşünme ve bilgilerimi tazeleme ihtiyacı hissettim ve bu hususu da bir HGK kararından yola çıkarak yapmanın faydalı olacağını düşündüm. Zira HGK kararları bir İBK niteliği taşımıyor olsa da uygulama açısından ciddi bir önem arz etmektedir.[1]
Bu minvalde bahse konu meselelerin çıkış noktası TTK 340’tır. Nitekim 6762 sayılı TTK döneminde, Kanunda açıkça yasaklanmayan hususların kural olarak esas sözleşmeyle düzenlenebilmesi mümkün iken, 6102 sayılı TTK’nın 340. maddesiyle farklı bir sistem benimsenmiştir. Buna göre esas sözleşme, Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Böylece anonim şirketlerde esas sözleşme serbestisinin sınırlarının belirlenmesi bakımından “emredici hükümler ilkesi” merkezi bir konuma yerleşmiştir.
Bu meseleleri ele alırken, sonradan değişikliğe uğramış bir TTK hükmünü ve bu hükmün uygulanma biçimini konu alan bir Hukuk Genel Kurulu kararını merkeze almayı tercih ettim. İlk bakışta, bugün ilgili kanun hükmü değişmiş olduğundan karara konu somut uyuşmazlığın da önemini büyük ölçüde yitirdiği düşünülebilir. Oysa kanaatimce kararın asıl değeri, ulaştığı somut sonuçtan ziyade, emredici hükümler ilkesinin belirli bir kanun hükmü ve esas sözleşme düzenlemesi karşısında nasıl işletildiğini göstermesidir. Bu sebeple söz konusu kararın incelenmesi, yalnız eski TTK m. 366/1’in nasıl uygulandığını anlamak bakımından değil bununla birlikte Kanunun esas sözleşmeye veya şirket içi düzenlemelere bıraktığı alanın sınırlarının nasıl belirleneceğini görmek bakımından da uygulayıcı için öğretici bir örnek sunmaktadır.
Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri Türk Ticaret Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilebilir. Buna karşılık TTK m. 366’nın 7511 sayılı Kanun’la değiştirilmeden önceki hâlinde, yönetim kurulunun “her yıl” üyeleri arasından bir başkan ve en az bir başkan vekili seçmesi öngörülmekteydi. Aynı fıkranın ikinci cümlesi ise esas sözleşmede hüküm bulunması hâlinde başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin genel kurul tarafından seçilebilmesine imkân tanıyordu. Bu iki cümlenin birlikte uygulanması, görünüşte dar fakat anonim şirketlerde esas sözleşme serbestisinin sınırları bakımından önemli bir uyuşmazlık doğurmuştur.
Esas sözleşmede yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından üç yıl için seçileceğinin öngörülmesi hâlinde, eski m. 366/1’in ilk cümlesindeki “her yıl” kaydı bu seçime de uygulanacak mıdır? Yoksa “her yıl” ibaresi yalnız yönetim kurulunun kendi üyeleri arasından yapacağı başkan seçimine mi ilişkindir?
Sorunun güçlüğü yalnızca m. 366’nın lafzından kaynaklanmamaktadır. Meselenin arka planında TTK m. 340’ta kabul edilen emredici hükümler ilkesi bulunmaktadır. Zira anonim şirket esas sözleşmesi, Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Bu sebeple eski m. 366/1’deki iki cümlenin birbiriyle ilişkisinin belirlenmesi, aynı zamanda Kanunun esas sözleşmeye bıraktığı düzenleme alanının sınırlarının belirlenmesini gerektirmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1.3.2023 tarihli, E. 2022/65, K. 2023/144 [2] sayılı kararı bu sorunu ayrıntılı biçimde incelemiştir. Kararın önemi yalnızca “yönetim kurulu başkanı bir yıl mı, üç yıl mı seçilebilir?” sorusuna verdiği cevapta değildir.
Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozması, BAM’ın direnme gerekçesi, Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu ve karşı oy birlikte okunduğunda; bir kanun hükmündeki emrediciliğin hangi unsura ilişkin olduğu, esas sözleşmeyle sapma imkânının nasıl tespit edileceği ve kıyas ile yorum arasındaki sınır bakımından oldukça öğretici bir tartışma ortaya çıkmaktadır.[3]
Kararın verilmesinden sonra, 23.5.2024 tarihli 7511 sayılı Kanun’la eski m. 366/1’deki “her yıl” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. Bu değişiklik, kararın tarihsel ve dogmatik önemini ortadan kaldırmamakla birlikte, yönetim kurulu başkanının görev süresine ilişkin bugünkü pozitif hukuk bakımından farklı bir durum meydana getirmiştir. Bu nedenle mesele, önce değişiklik öncesi normatif yapı ve yargılama süreci, ardından TTK m. 340 çerçevesindeki yorum tartışması ve son olarak 7511 sayılı Kanun’un meydana getirdiği yeni hukukî durum üzerinden incelenmelidir.
I. Normatif Çerçeve: TTK m. 340, m. 362 ve Eski m. 366
Uyuşmazlığın doğru anlaşılabilmesi için üç hükmün birlikte ele alınması gerekir.
TTK m. 362/1: “Yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilir. Esas sözleşmede aksine hüküm yoksa, aynı kişi yeniden seçilebilir.”
Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan eski TTK m. 366/1: “Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.”
TTK m. 340: “Esas sözleşme, bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Diğer kanunların, öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümleri o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar.”
6102 Türk Ticaret Kanunu
|
Sürüm 1 - 6102 Türk Ticaret Kanunu T.C. Resmi Gazete 14.02.2011/27846 |
Sürüm 33 - 6102 Türk Ticaret Kanunu T.C. Resmi Gazete 29.05.2024/32560 |
|
2. Görev dağılımı |
2. Görev dağılımı |
|
MADDE 366 |
MADDE 366 |
|
(1) Yönetim kurulu |
(1) Yönetim kurulu, üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir. |
|
Değişik fıkra: 23.05.2024 t. 7511 s. K. m.13 |
|
|
(2) Yönetim kurulu, işlerin gidişini izlemek, kendisine sunulacak konularda rapor hazırlamak, kararlarını uygulatmak veya iç denetim amacıyla içlerinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunabileceği komiteler ve komisyonlar kurabilir. |
(2) Yönetim kurulu, işlerin gidişini izlemek, kendisine sunulacak konularda rapor hazırlamak, kararlarını uygulatmak veya iç denetim amacıyla içlerinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunabileceği komiteler ve komisyonlar kurabilir. |
Burada ilk olarak yönetim kurulu üyeliği ile yönetim kurulu başkanlığı birbirinden ayrılmalıdır. TTK m. 362 yönetim kurulu üyeliğinin görev süresini düzenlemekte; eski m. 366 ise yönetim kurulunun iç organizasyonu kapsamında başkan ve başkan vekilinin belirlenmesini konu edinmektedir. Bir kişinin üç yıllığına yönetim kurulu üyesi seçilmesi, değişiklik öncesi hukuk bakımından aynı kişinin başkanlık sıfatını da üç yıl boyunca taşıyacağının kendiliğinden kabul edilmesi sonucunu doğurmamaktaydı.
İkinci olarak m. 366/1’in ikinci cümlesinin hukukî işlevi doğru belirlenmelidir. Bu hüküm, genel kurula doğrudan ve her durumda kullanılabilecek bir kanunî başkan seçme yetkisi tanımlamamaktadır. Kanunun yaptığı,(her iki halinde de) esas sözleşmede başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin genel kurul tarafından seçileceğinin öngörülebilmesine imkân tanımaktır. Somut olayda genel kurulun yönetim kurulu başkanını seçme yetkisi de doğrudan Kanundan değil, Kanunun cevaz verdiği çerçevede düzenlenmiş bulunan şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinden kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle iki düzey birbirinden ayrılmalıdır: Kanun, esas sözleşmenin seçim usulünü genel kurula bırakabilmesine cevaz vermekte; uyuşmazlığa konu şirketin esas sözleşmesinin 8. maddesi ise bu imkândan yararlanarak yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından üç yıl süreyle seçileceğini düzenlemektedir. Uyuşmazlık da bu esas sözleşme hükmünün görev süresine ilişkin kısmının, eski TTK m. 366/1’deki “her yıl” kaydı karşısında geçerli olup olmadığı noktasında doğmuştur.
Bu nokta TTK m. 340 bakımından ayrıca önem taşır. Rauf Karasu’nun da belirttiği üzere, 6102 sayılı Kanun’la anonim şirketlerde esas sözleşme özgürlüğü bakımından 6762 sayılı Kanun döneminden farklı bir sistem kabul edilmiştir. Önceki sistemde kanunda açıkça yasaklanmamış bir düzenlemenin esas sözleşmeye konulabilmesi kural olarak mümkün iken, m. 340 uyarınca anonim şirketlere ilişkin kanun hükümlerinden farklılaşma ancak Kanunun buna izin verdiği ölçüde mümkündür. Karasu bu nedenle anonim şirket hukukunda bir “emredici hükümler ilkesi” bulunduğunu ifade etmektedir.[4]
Uyuşmazlığın merkezindeki soru böylece daha belirgin hâle gelir: Eski m. 366/1’in ikinci cümlesi, esas sözleşmeyle başkanın genel kurul tarafından seçilebilmesini mümkün kıldığına göre, ilk cümlede yer alan “her yıl” kaydı genel kurul tarafından gerçekleştirilen seçime de uygulanacak mıdır? Başka bir ifadeyle, “her yıl” ibaresi yönetim kurulunun kendi içinden yapacağı seçime bağlı bir organizasyon kuralı mıdır; yoksa seçimi yapan organdan bağımsız biçimde bütün yönetim kurulu başkanları için geçerli emredici bir süre kuralı mıdır? Yargılama boyunca verilen kararlar arasındaki temel ayrılık bu soruya verilen farklı cevaplardan doğmuştur.
II. Somut Olay ve Ticaret Sicili Müdürlüğünün Yaklaşımı
Davacı şirketin esas sözleşmesinin 8. maddesinde yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından üç yıl süreyle seçileceği düzenlenmiştir. Şirketin 22.3.2019 tarihli olağan genel kurulunda da bu esas sözleşme hükmüne dayanılarak bir yönetim kurulu üyesi üç yıllığına yönetim kurulu başkanı olarak seçilmiştir.
Genel kurul kararlarının tescili için ticaret sicili müdürlüğüne başvurulmuş; ancak başkanın üç yıllık görev süresi ticaret siciline bu şekilde geçirilmemiştir. Ticaret sicili müdürlüğü, eski m. 366/1’deki “her yıl” ibaresini esas alarak seçimi bir yıllık süre yönünden tescil etmiştir.
Şirket bunun üzerine TTK m. 34 uyarınca tescilin düzeltilmesini talep etmiştir. Davalı sicil müdürlüğü ise bir taraftan önceden müdürlüğe düzeltme başvurusu yapılmadığını, diğer taraftan eski m. 366/1 gereği yönetim kurulu başkanının her yıl seçilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi uyuşmazlığın maddî hukuk boyutuna girmemiş; ticaret sicili müdürlüğüne önceden bir düzeltme başvurusu yapılmasını dava şartı kabul ederek davayı usulden reddetmiştir.
III. Bölge Adliye Mahkemesinin İlk Kararı: “Bir Yıllık Süre”nin Yönetim Kurulu Tarafından Yapılan Seçime Özgülenmesi
Bölge Adliye Mahkemesi öncelikle ilk derece mahkemesinin usule ilişkin gerekçesini kabul etmemiştir. TTK m. 34 kapsamında sicil müdürlüğü kararına karşı dava açılabilmesi için önceden ayrıca sicil müdürlüğüne itiraz edilmesi gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığını belirterek uyuşmazlığın esasına girmiştir.
BAM’ın maddî hukuka ilişkin değerlendirmesi ise son derece önemlidir. Mahkeme, eski m. 366/1’deki bir yıllık süreyi bütün başkanlık seçimleri için geçerli genel bir süre kuralı olarak kabul etmemiştir. Kararda açıkça, m. 366/1’de belirtilen bir yıllık sürenin “yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu tarafından seçilmesi hâlinde” uygulanacağı belirtilmiştir. Somut olayda ise genel kurulun seçim yetkisi şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinden kaynaklanmakta ve aynı hüküm başkanın üç yıl süreyle seçilmesini öngörmektedir. BAM, bu nedenle genel kurulun esas sözleşmenin 8. maddesine dayanarak yaptığı üç yıllık seçimin ticaret sicili müdürlüğünce bir yıllık süreyle sınırlandırılmasını hatalı bulmuştur.
BAM’ın ilk kararındaki yaklaşım dikkatle okunmalıdır. Mahkeme bu aşamada henüz ayrıntılı bir TTK m. 340 teorisi kurmamaktadır. Öncelikle m. 366/1’in kendi iç yapısını yorumlamakta ve “her yıl” ibaresini, aynı cümlenin öznesi olan yönetim kurulunun gerçekleştireceği seçime bağlamaktadır.
Bu okumada iki ayrı hâl söz konusudur. Kanunî temel modelde yönetim kurulu kendi üyeleri arasından başkanını seçmekte ve bu seçim her yıl yapılmaktadır. Buna karşılık esas sözleşmenin 8. maddesi uyarınca başkanın genel kurul tarafından seçildiği somut olayda, BAM’a göre ilk cümlede yönetim kurulunun seçimi bakımından konulmuş olan yıllık süre kaydı genel kurul seçimine taşınmamaktadır.
Dolayısıyla BAM’ın yaklaşımını “Kanun genel kurula üç yıllık başkan seçme yetkisi vermiştir” şeklinde ifade etmek isabetli olmaz. Somut olayda genel kurulun seçim yetkisinin kaynağı esas sözleşmenin 8. maddesidir. BAM’ın hareket noktası daha dar ve daha tekniktir: Kanunun yönetim kurulunun kendi başkanını seçmesine ilişkin olarak öngördüğü yıllık seçim kuralı, esas sözleşme uyarınca genel kurul tarafından gerçekleştirilen seçime uygulanmaz.
IV. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Bozması: TTK m. 340’ın Doğrudan Uygulanması
Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 22.6.2021 tarihli, E. 2020/6310, K. 2021/5300 sayılı kararıyla hükmü bozmuştur.[5]
Özel Daire değerlendirmesine doğrudan TTK m. 340’taki emredici hükümler ilkesinden başlamıştır. Kararda, anonim şirketlere ilişkin TTK hükümlerinin “kaideten emredici” nitelikte olduğu ve esas sözleşmeyle bu hükümlerden ancak TTK hükümlerince izin verilmesi hâlinde sapılabileceği belirtilmiştir.
Daire daha sonra eski m. 366/1’e atıf yapmış ve yönetim kurulu başkanının üç yıl süreyle genel kurul tarafından seçilmesini öngören esas sözleşme hükmünün bir yıldan fazla süreler yönünden geçerli olamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Ticaret sicili müdürlüğünün başkanlık seçimini bir yıllık süre yönünden tescil etmesi bu nedenle hukuka uygun kabul edilmiştir.
11. Hukuk Dairesinin gerekçesinde BAM’ın yaptığı “bir yıllık süre yalnız yönetim kurulunun yapacağı seçime ilişkindir” ayrımı ayrıca ve ayrıntılı biçimde tartışılmamıştır.(En azından elimizdeki HGK karar metninde buna dair bir ifade bulunmamaktadır.) Daire, m. 340 ile eski m. 366/1’i birlikte uygulayarak daha doğrudan bir sonuca ulaşmıştır: Kanunda “her yıl” seçime ilişkin bir hüküm bulunmakta ve esas sözleşmeyle bundan ayrılmaya izin veren bir düzenleme görülmemektedir; bu nedenle üç yıllık başkanlık öngören esas sözleşme hükmü bir yılı aşan kısmı yönünden geçerli değildir.
V. Bölge Adliye Mahkemesinin Direnme Kararı: Emredicilik ve Kıyas İtirazı
Bölge Adliye Mahkemesi, Özel Dairenin bozma kararına direnirken önceki gerekçesini korumuş, ancak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin m. 340 temelli yaklaşımına cevap verecek şekilde gerekçesini genişletmiştir.
Direnme kararında üç husus öne çıkmaktadır.
İlk olarak BAM, eski m. 366/1’in emredici bir düzenleme olmadığının madde metninden anlaşılabildiğini belirtmiştir. Mahkemenin dayanağı, aynı fıkranın ikinci cümlesinde esas sözleşmeye konulacak bir hükümle başkanın veya başkan vekilinin genel kurul tarafından seçilebilmesinin öngörülebilmiş olmasıdır. Başka bir ifadeyle ilk cümledeki organizasyon modelinin Kanun tarafından mutlaklaştırılmadığına dikkat çekilmiştir.
İkinci ve daha belirleyici gerekçe kıyas meselesidir. BAM’a göre yönetim kurulunun başkanını bir yıl süreyle seçmesine ilişkin düzenlemenin, esas sözleşmenin 8. maddesi uyarınca genel kurul tarafından seçilecek başkanın görev süresine kıyas yoluyla uygulanması mümkün değildir.
Üçüncü olarak, somut olayda genel kurulun başkan seçme yetkisi esas sözleşmenin 8. maddesinden kaynaklandığından ve aynı hüküm başkanın üç yıl süreyle seçileceğini düzenlediğinden, genel kurulun bu esas sözleşme hükmüne uygun olarak üç yıllık seçim yapabileceği kabul edilmiştir.
Direnme kararındaki bu gerekçe, ilk BAM kararının altında yatan normatif okumayı daha görünür hâle getirmektedir. BAM bakımından “her yıl” kaydı, yönetim kurulunun kendi başkanını belirlemesine ilişkin seçim modelinin unsurudur. Bu unsurun, esas sözleşmenin 8. maddesi uyarınca genel kurul tarafından gerçekleştirilecek seçime uygulanması ise, BAM’a göre ilk cümledeki kuralın kapsamının ikinci cümlede mümkün kılınan farklı seçim modeline genişletilmesi anlamına gelmektedir.
VI. Hukuk Genel Kurulunun Uyuşmazlığı Kurma Biçimi
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığı iki aşamalı olarak formüle etmiştir. Kurul önce eski m. 366/1’in birinci cümlesinin emredici nitelikte olup olmadığını sormuş; ardından bu soruya verilecek cevaba bağlı olarak, m. 340’taki emredici hükümler ilkesi karşısında yönetim kurulunun kendi üyeleri arasından seçtiği başkana ilişkin bir yıllık sürenin, başkanın esas sözleşme uyarınca genel kurul tarafından seçildiği durumda da uygulanıp uygulanmayacağını uyuşmazlığın merkezine yerleştirmiştir.
Bu formülasyon, HGK’nın meseleyi BAM’dan farklı bir düzlemde çözümlemeye hazırlandığını göstermektedir. BAM bakımından “her yıl” ibaresi yönetim kurulunun gerçekleştirdiği seçimin unsurudur. HGK çoğunluğu bakımından ise incelenmesi gereken şey, ilk cümlede yer alan “yönetim kurulu tarafından seçilme” ile “her yıl seçilme” unsurlarının birbirinden bağımsız normatif değer taşıyıp taşımadığıdır.
VII. HGK Çoğunluğunun İncelemesi: Hükmün Unsurlarının Ayrıştırılması
Hukuk Genel Kurulu öncelikle anonim şirkette yönetim kurulunun konumundan ve organizasyonundan hareket etmiştir. Yönetim kurulunun şirketin zorunlu ve sürekli organı olduğu, kanun ve esas sözleşmeyle genel kurula bırakılmış hususlar dışında şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkili bulunduğu belirtilmiştir.
Ardından m. 366’nın yönetim kurulunun iç organizasyonunu düzenlediği tespit edilmiştir. Birden fazla üyeden oluşan yönetim kurulunda başkanlık ve başkan vekilliğinin kurulun çalışması bakımından gerekli olduğu; eski hükmün temel modelinin ise başkanın her yıl yönetim kurulunca kendi üyeleri arasından seçilmesi olduğu kabul ve ifade edilmiştir.
HGK daha sonra m. 366/1’in ikinci cümlesini ele almıştır. Kurula göre ikinci cümle, başkanın yönetim kurulu tarafından seçilmesine ilişkin temel kurala istisna getirmektedir. Esas sözleşmede hüküm bulunması şartıyla başkanın veya başkan vekilinin seçimi genel kurula bırakılabilir. Burada da somut olay bakımından genel kurulun seçim yetkisinin kaynağı esas sözleşmenin 8. maddesidir; m. 366/1’in ikinci cümlesi ise böyle bir esas sözleşme düzenlemesine kanunî cevaz sağlamaktadır.
Tam bu noktada TTK m. 340 devreye girmektedir. HGK’ya göre ikinci cümle, esas sözleşmenin Kanunun öngördüğü organizasyon modelinden ayrılabilmesi bakımından açık bir izin oluşturmaktadır. Ancak bu iznin hangi unsur bakımından verildiğinin belirlenmesi gerekir.
Kurul, ilk cümlenin içerdiği unsurları birbirinden ayırmaktadır: Başkan ve başkan vekili yönetim kurulu üyeleri arasından, yönetim kurulu tarafından ve her yıl seçilecektir. İkinci cümle, esas sözleşmeyle bu unsurlardan “yönetim kurulu tarafından seçilme” unsurunun değiştirilmesine izin vermektedir; buna karşılık HGK çoğunluğuna göre “her yıl seçilme” unsurundan ayrılmaya yönelik bir izin içermemektedir.
Kararın düğüm noktası burasıdır. HGK, ilk cümlede başkanın “yönetim kurulu” tarafından ve “her yıl” seçilmesini emredici unsurlar olarak değerlendirmiş; 366. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin yalnız yönetim kurulu tarafından seçilme şartından sapılmasına imkân verdiğini, her yıl seçim şartından sapılabilmesine yönelik ayrıca bir izin bulunmadığını kabul etmiştir.
Bu nedenle HGK çoğunluğu bakımından, somut olayda genel kurulun seçim yetkisinin esas sözleşmenin 8. maddesinden kaynaklanması süre sorununu değiştirmemektedir. Çoğunluğa göre esas sözleşmenin 8. maddesi başkanı seçecek organı genel kurul olarak belirleyebilir; fakat “her yıl” seçilme şartından ayrılmasına Kanunda ayrıca izin verilmediği için, aynı esas sözleşme hükmünün üç yıllık görev süresi öngören kısmı bir yılı aşan süre yönünden geçerli değildir.
Böylece BAM ile HGK çoğunluğu arasındaki temel ayrılık açıkça ortaya çıkmaktadır: BAM “her yıl” kaydını yönetim kurulunun gerçekleştirdiği seçime bağlı görürken, HGK çoğunluğu bu kaydı seçimi yapan organdan bağımsız, başkanlık seçimine ilişkin genel ve emredici bir süre kuralı olarak değerlendirmektedir.
VIII. HGK’nın TTK m. 340’a Verdiği İşlev
Kararın bu noktası yalnız m. 366 bakımından değil, m. 340 bakımından da önemlidir. HGK çoğunluğu açısından soru, “Kanun üç yıllık başkanlığı açıkça yasaklamış mıdır?” değildir. TTK m. 340 nedeniyle soru tersinden kurulmaktadır: Kanun, bir yıllık seçim kuralından esas sözleşmeyle ayrılmaya izin vermiş midir? Çoğunluğun cevabı olumsuzdur.
Bu yaklaşım, emredici hükümler ilkesinin anonim şirket hukukunda esas sözleşme özgürlüğünü nasıl dönüştürdüğünü somut biçimde göstermektedir. Esas sözleşme serbestisinin sınırı yalnız açık yasakların aranmasıyla belirlenmemekte; Kanunda düzenlenmiş bir husustan farklı bir esas sözleşme rejimi kurulmak isteniyorsa bunun Kanunun tanıdığı serbesti alanı içinde kalıp kalmadığının ayrıca incelenmesi gerekmektedir.
Karasu’nun çalışması burada kararın teorik arka planını anlamak bakımından özellikle faydalıdır. Yazar, TTK m. 340’ta anonim şirket hükümlerinden sapma imkânının genellikle “esas sözleşme ile kararlaştırılabilir/öngörülebilir” veya “esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa” gibi ifadelerle ortaya çıktığını belirtmektedir. Bununla birlikte “açıkça” ibaresinin yorum faaliyetini yalnız hükmün sözlerine hapsetmediğini; hükmün anlamı ve amacından da sapma iznine ulaşılabileceğini kabul etmektedir.[6]
Karasu’nun yaklaşımı sınırsız değildir. Yazara göre yorum sonucunda sapma izninin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta anlaşılması gerekir; aksi hâlde sapmaya izin verilmediği kabul edilmelidir. Ayrıca anonim şirket hükümlerinden sapma değerlendirilirken genel yorum kurallarına göre daha dikkatli davranılmalı ve özellikle kıyas anlamına gelecek yorumlardan kaçınılmalıdır.
Bu ölçütler somut karar bakımından özellikle dikkat çekicidir. BAM, yönetim kurulunun kendi başkanını yıllık olarak seçmesine ilişkin kuralın esas sözleşmenin 8. maddesi uyarınca genel kurul tarafından seçilecek başkana uygulanmasını kıyas olarak görmektedir. HGK çoğunluğu ise böyle bir kıyas yapıldığı kanaatinde değildir; çünkü çoğunluğa göre “her yıl” unsuru baştan itibaren yalnız yönetim kurulu seçimine ilişkin özel bir unsur değil, başkanın seçimini yapan organdan bağımsız genel bir emredici süre normudur. Dolayısıyla iki yaklaşım arasındaki uyuşmazlık yalnız yorum sonucunda değil, yorumun başlangıç noktasında bulunmaktadır.
IX. HGK’nın İşlevsel Gerekçeleri
HGK çoğunluğu yalnız lafız ve m. 340 sistematiği ile yetinmemiş; yıllık seçim zorunluluğunun şirket bakımından doğurabileceği pratik sonuçları da değerlendirmiştir. Kurul, başkanın esas sözleşme uyarınca genel kurul tarafından seçildiği şirketlerde her yıl yeniden seçim yapılmasının pratik olmayan sonuçlara yol açabileceğini kabul etmektedir.
Buna rağmen yıllık seçimin bazı işlevlerinin bulunabileceği belirtilmiştir. Bir önceki başkanı seçen genel kurulun yapısının değişmiş olması hâlinde yeni genel kurulun başkan tercihini yeniden değerlendirmesi; başkanın ayrıca azledilmesine gerek kalmaksızın değiştirilmesine imkân bulunması ve yeniden seçilme ihtimalinin başkanı daha özenli davranmaya sevk edebilmesi bunlar arasında sayılmıştır.
Ayrıca genel kurulun yeni başkan seçmemesi ihtimalinde şirketin zorunlu olarak işlemez duruma düşmeyeceği kabul edilmiş; yönetim kurulunun genel kurulu bu amaçla toplantıya çağırabileceği, genel kurulun toplanamaması veya başkan seçmemesi hâlinde ise şirketin işleyişinin sürdürülmesi amacıyla genel kurul seçim yapıncaya kadar başkanın yönetim kurulu tarafından belirlenebileceği ifade edilmiştir.
Bu nedenle HGK çoğunluğunu yalnızca lafzî yorum yapan bir yaklaşım olarak nitelendirmek eksik kalır. Çoğunluk işlevsel itirazları görmüş; ancak bunları m. 340 ve eski m. 366/1’den çıkardığı emredici süre sonucunu değiştirecek ağırlıkta bulmamıştır.
X. Karşı Oy: “Açıkça İzin” Kavramının Amaçsal ve Sistematik Yorumu
Hukuk Genel Kurulundaki karşı oy, BAM’ın ulaştığı sonuca yakın olmakla birlikte gerekçeyi daha ayrıntılı bir hukuk metodolojisi üzerine kurmaktadır. Karşı oyda da m. 340’ın anonim şirket esas sözleşmelerinde sözleşme özgürlüğüne önemli bir sınır getirdiği kabul edilmektedir. Dolayısıyla çoğunluk ile karşı oy arasındaki ayrılık, emredici hükümler ilkesinin varlığı konusunda değildir.
Temel ayrılık, “Kanunda açıkça izin verilmiş olma” şartının nasıl anlaşılacağı üzerindedir. Karşı oy, Karasu’ya ve TTK m. 340’ın gerekçesine atıfla, sapma izninin bulunup bulunmadığının yalnız hükmün lafzına bakılarak belirlenemeyeceğini; gerektiğinde hükmün amacı, sistem içindeki yeri ve ortaya çıkaracağı sonuçların da dikkate alınması gerektiğini ifade etmektedir.
Bu bakımdan m. 366/1’in ikinci cümlesinde esas sözleşmenin başkan seçimini genel kurula bırakabilmesine izin verilmiş olması, karşı oya göre birinci cümledeki bir yıllık sürenin, esas sözleşmenin 8. maddesine dayanılarak (yine kanunen verilen cevaza istinaden) genel kurul tarafından gerçekleştirilen seçim bakımından da zorunlu ve emredici olduğunu göstermez.
Karşı oy ayrıca düzenlemenin şirketin işleyişi üzerindeki sonuçlarına özel önem vermektedir. Başkanın esas sözleşme uyarınca genel kurul tarafından seçildiği bir şirkette her yıl yeniden genel kurul kararı gerekmesi; genel kurulun sonraki yıl hiç veya gereği gibi toplanamaması hâlinde başkanlık makamının boş kalması; buna bağlı olarak yönetim kurulunun çalışmasının ve şirketin yönetim ve temsilinin sorunlu hâle gelmesi ihtimalleri dikkate alınmıştır.
Karşı oy bakımından bir başka gerekçe de görevden alma yetkisidir. Yönetim kurulunun kendi seçtiği başkanı değiştirebilmesine karşılık, esas sözleşme gereği başkan genel kurul tarafından seçilmişse başkanın görevden alınması da genel kurulun yetki alanındadır. Dolayısıyla başkanın denetlenmesini veya gerektiğinde değiştirilmesini sağlama bakımından yıllık sürenin genel kurul tarafından seçilen başkan yönünden aynı işleve sahip olmadığı belirtilmiştir.
Karşı oyun ulaştığı sonuç, esas sözleşmenin başkan seçimini genel kurula bıraktığı durumda bir yıllık sürenin emredici olmadığı ve genel kurulun, somut olayda esas sözleşmenin 8. maddesine dayanarak başkanın görev süresini TTK m. 362’de yönetim kurulu üyeliği için öngörülen üç yıllık azami süre içerisinde belirleyebileceği yönündedir.
XI. Karasu’nun Yaklaşımı Açısından Kararın Yeri
Karasu’nun emredici hükümler ilkesine ilişkin çalışması, kararın taraflarından herhangi birini doğrudan “doğru” ilan etmek için değil, tartışmanın hangi metodolojik sınırlar içinde yürüdüğünü anlamak bakımından kullanılmalıdır.
Karasu bir taraftan m. 340’taki “açıkça izin” şartının salt gramatik yorumla sınırlandırılmasına karşı çıkmaktadır. Hükmün sözü yanında özü, amacı ve menfaatler dengesi de dikkate alınabilir. Diğer taraftan ise bunun ters yönde sınırsız bir esas sözleşme serbestisine dönüşmesini engelleyen kuvvetli bir sınır koymaktadır: yorum yoluyla tespit edilen sapma izni tereddütsüz olmalı ve kıyas yoluyla yeni bir istisna üretilmemelidir.
Bu iki ölçüt, somut uyuşmazlıkta her iki yönde de tartışmaya elverişlidir. BAM ve karşı oy açısından ikinci cümlenin esas sözleşmeye genel kurul tarafından seçim modelini kurma imkânı tanıması ve bu seçim modelinin yapısal özellikleri, ilk cümledeki yıllık sürenin ikinci hâle taşınmaması sonucunu destekleyebilir. HGK çoğunluğu açısından ise tam tersine, Kanunun ikinci cümlede yalnız seçimi yapan organı değiştirecek bir esas sözleşme düzenlemesine açıkça cevaz verdiği; “her yıl” unsurundan ayrılmaya ilişkin benzer bir açıklık bulunmadığı ileri sürülebilir.
Karasu’nun ayrıca Kanundan sapma ile Kanunu tamamlama arasında yaptığı ayrım da burada önemlidir. Yazara göre m. 340 esas olarak Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden sapmayı sınırlar. Kanun hükmünü yalnız somutlaştıran veya gerçek bir kanun boşluğunu dolduran esas sözleşme düzenlemeleri için aynı anlamda açık bir sapma izni aranması gerekmez. Buna karşılık Kanun belirli bir konuyu tüketici veya tahdidi şekilde düzenlemişse esas sözleşmenin farklı bir rejim oluşturması mümkün değildir.[7]
Somut olayda ise esas sözleşmenin 8. maddesindeki üç yıllık başkanlık hükmünün basitçe “tamamlayıcı” bir hüküm sayılması kolay değildir. Çünkü eski m. 366/1’de açıkça “her yıl” ibaresi yer almaktadır. Bu sebeple tartışma gerçek anlamda bir kanun boşluğunu doldurma probleminden ziyade, mevcut kanun hükmündeki sürenin hangi seçime uygulandığı ve esas sözleşmenin bu düzenlemeden ayrılıp ayrılamayacağı problemidir denilebilir.
XII. 7511 Sayılı Kanun: “Her Yıl” İbaresinin Metinden Çıkarılması
Hukuk Genel Kurulu kararı 1.3.2023 tarihinde verilmiştir. 23.5.2024 tarihli ve 7511 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesiyle TTK m. 366/1’in birinci cümlesindeki “Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından” ibaresi “Yönetim kurulu, üyeleri arasından” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece “her yıl” kaydı Kanun metninden çıkarılmıştır.[8]
Değişikliğin gerekçesinde, yönetim kurulu üyelerinin en çok üç yıl için seçilebilmesine karşılık başkan ve başkan vekilinin her yıl seçilmesi zorunluluğunun yönetim organizasyonunun her yıl yeniden belirlenmesini gerektirdiği; başkan veya başkan vekilinin sonraki yıl seçilmemesi hâlinde bu kişilere Kanun tarafından verilen görev ve yetkilerin kim tarafından kullanılacağı konusunda uygulamada tereddütler meydana geldiği belirtilmiştir. Değişiklikle başkan ve başkan vekilinin yönetim kurulunun görev süresiyle uyumlu olarak seçilebilmesine imkân sağlanması amaçlanmıştır.[9]
XIII. Değişiklik Sonrası Hukukî Durum
Bugünkü TTK m. 366/1: “Yönetim kurulu, üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.”
Dolayısıyla eski HGK kararının merkezindeki “her yıl” unsuru artık mevcut değildir. Bunun sonucu olarak yönetim kurulu başkanı ve başkan vekilinin her yıl yeniden seçilmesine ilişkin bağımsız kanunî zorunluluk ortadan kalkmıştır. Yönetim kurulu başkanlığı üyelik sıfatına bağlı bulunduğundan, başkanlık süresi yönetim kurulu üyeliği süresini aşamaz; TTK m. 362 gereği yönetim kurulu üyeliğinin azami süresi ise üç yıldır. Bir başka şekilde tekrar söylemek gerekirse başkanlık sıfatı yönetim kurulu üyeliğine bağlı olduğundan, başkanın görev süresi içinde bulunulan yönetim kurulu üyeliği dönemini aşamaz. [10]
Başkanın yönetim kurulu tarafından seçildiği olağan modelde de, esas sözleşme uyarınca genel kurul tarafından seçildiği modelde de artık eski m. 366/1’den kaynaklanan yıllık yeniden seçim zorunluluğu bulunmamaktadır. Bununla birlikte ikinci cümlenin yapısı değişmemiştir. Dolayısıyla başkanın genel kurul tarafından seçilebilmesi bakımından hâlen esas sözleşmede bu yönde bir düzenleme bulunması gerekir. Kanun bugün de genel kurula, esas sözleşmeden bağımsız ve kendiliğinden kullanılabilecek bir başkan seçme yetkisi tanımlamamaktadır.
XIV. Kararın Bugün İçin Taşıdığı Değer
7511 sayılı Kanun sonrasında HGK E. 2022/65, K. 2023/144 sayılı kararının somut sonucu güncel m. 366 bakımından aynen uygulanamaz. Kararda bir yıllık süreye ulaşılmasını sağlayan “her yıl” ibaresi artık Kanun metninde bulunmamaktadır.
Bununla birlikte kararın TTK m. 340 bakımından taşıdığı değer devam etmektedir. Karar, bir anonim şirket hükmünün tek bir cümle içerisinde birden fazla normatif unsur içerebileceğini ve Kanunun esas sözleşmeye bunlardan biri bakımından farklılaşma imkânı tanımasının, diğerlerinden de zorunlu olarak sapılabileceği anlamına gelmeyebileceğini göstermektedir.
BAM’ın yaklaşımı ise aynı hükme başka bir yönden bakılabileceğini ortaya koymaktadır: Bir normdaki belirli bir unsurun, hükmün öznesine ve düzenlediği hukukî duruma bağlı olması hâlinde, bu unsurun Kanunun ayrıca mümkün kıldığı farklı bir seçim modeline taşınması kıyas niteliği taşıyabilir.
Karşı oy ve Karasu’nun yaklaşımı da m. 340’taki “açıkça izin” şartının yalnızca kelimelerin mekanik karşılaştırılmasıyla uygulanamayacağını; anlam, amaç ve menfaat dengesinin de yorum faaliyetinde yerinin bulunduğunu hatırlatmaktadır. Ancak aynı zamanda bu yorumun m. 340’ın getirdiği esas sözleşme sınırlamasını ortadan kaldıracak ölçüde genişletilemeyeceği açıktır.
Uyuşmazlık boyunca beş ayrı hukukî okuma peş peşe ortaya çıkmıştır:
a- Bölge Adliye Mahkemesi ilk kararında “her yıl” ibaresini yönetim kurulunun yaptığı seçime özgü kabul etmiş;
b- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi m. 340’taki emredici hükümler ilkesinden hareketle üç yıllık esas sözleşme hükmünü bir yılı aşan kısmı bakımından geçersiz saymış;
c- BAM direnme kararında ilk yorumunu koruyarak buna emredicilik ve özellikle kıyas itirazını eklemiş;
d- Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu ise ilk cümledeki “seçen organ” ve “her yıl seçim” unsurlarını birbirinden ayırarak ikinci cümlenin yalnız ilk unsurdan sapmaya izin verdiğini kabul etmiş ve Özel Dairenin vardığı sonucu ayrıntılı biçimde temellendirmiştir.
e- Karşı oy ise aynı m. 340 ve m. 366 hükümlerini amaçsal ve sistematik yorumla farklı sonuca ulaştırmıştır.
Sonuç
7511 sayılı Kanun’la “her yıl” ibaresinin kaldırılması, bu somut görev süresi tartışmasını bugünkü hukuk bakımından sona erdirmiştir. Fakat kararın ortaya koyduğu daha genel meseleler - emredici hükmün unsurlarının belirlenmesi, esas sözleşmeyle farklılaşmanın kapsamı, kanunî iznin yorumlanması ve kıyas sınırı vd - anonim şirketler hukukunda m. 340’ın uygulanması bakımından önemini korumaktadır.
Bu kararın asıl öğretici yönü de burada ortaya çıkmaktadır. Diğer tüm ilkelerde olduğu gibi anonim şirketler hukukundaki emredici hükümler ilkesi sadece birtakım yasakların toplamı olarak görülemez, bu ilke sahası itibariyle aynı zamanda esas sözleşme serbestisinin ve şirket içi düzenlemelerin Kanun karşısındaki hareket alanını tayin eden bir yorum rejimidir.
Uygulayıcı bakımından mesele, yalnızca hangi hükmün emredici olduğunu tespit etmekten ibaret de değildir. Asıl maharet, hükmün hangi unsurunun emredici olduğunu, hangi noktada farklılaşmaya cevaz verildiğini ve yorumun nerede kıyasa dönüşmeye başladığını ayırt edebilmektedir. Şirketler hukuku pratiğinde avukatın rolü de tam bu noktada belirginleşmektedir. İyi hazırlanmış bir esas sözleşme, iç yönerge veya yönetim modeli yalnız mevzuat hükümlerinin yan yana getirilmesinden doğmaz; Kanunun çizdiği sınırlar içinde şirketin ihtiyaçlarına uygun bir hukukî mimari kurulmasını gerektirir. Bu sebeple önümüze gelen bir mevzuyu doğru okumak, nitelikli bir muhakemeye tabi tutmak ve mevzuyu teorik-doktriner bağlamıyla ele almak bu yazıda göstermeye çalıştığım ve HGK kararındaki atıflardan da görüleceği üzere doğrudan doğruya kurumsal yapı tasarlama kabiliyetinin de bir parçasıdır.
Ezcümle, TTK m. 366’nın eski hâline ilişkin somut uyuşmazlık bugün tarihsel bir meseleye dönüşmüş olabilir. Fakat o uyuşmazlıkta yapılan tartışma tarihsel değildir. Değişen hüküm “her yıl” ibaresini ortadan kaldırmıştır; geride kalan karar ise hukukçuya bir hükmün nasıl uygulanacağını, uygulamada doğabilecek zenginliği/ihtilafı ve anonim şirketler hukukunda Kanunun bıraktığı hareket alanının nasıl aranması gerektiğini göstermektedir.
>> Ticaret Hukuku Yazıları - I Cari Hesap Sözleşmeleri
-----------
[1] Hukuk daireleri arasında içtihat uyuşmazlığı bulunursa (2797 s.lı K.m. 15/2,b) ya da Yargıtay dairelerinden biri, yerleşmiş içtihadından dönmek isterse veya sözü edilen dairelerden biri benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa, bir içtihat uyuşmazlığı söz konusu olacak ve bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara baglama görevi Hukuk Genel Kuruluna ait olacaktır (2797 s.lı K.m. 15/2,c).
[2] https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202265-e-2023144-k-sayili-karari
[3] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 1.3.2023, E. 2022/65, K. 2023/144. Kararda uyuşmazlık, TTK m. 366/1’in birinci cümlesinin emredici olup olmadığı ve burada öngörülen bir yıllık sürenin başkanın genel kurul tarafından seçildiği durumda da uygulanıp uygulanmayacağı noktasında belirlenmiştir.
[4] Rauf Karasu, “6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Anonim Şirketlerde Emredici Hükümler İlkesi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 18, S. 2, 2012, s. 311-332, özellikle s. 311-313.
[5] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 22.6.2021, E. 2020/6310, K. 2021/5300. Özel Daire, TTK m. 340 ile eski m. 366/1’i birlikte değerlendirerek üç yıllık başkanlık öngören esas sözleşme hükmünün bir yılı aşan kısmı bakımından geçerli olamayacağını kabul etmiştir.
[6] Karasu, s. 315-316. Yazar, TTK m. 340’taki “açıkça” ibaresinin salt lafzî yorumu zorunlu kılmadığını; hükmün anlam ve amacından da sapma iznine ulaşılabileceğini, ancak yorum sonucunda bu iznin tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta anlaşılması gerektiğini ve kıyas anlamına gelecek yorumlardan kaçınılmasını savunmaktadır.
[7] Karasu, s. 320-321. Yazar, Kanun hükmünden sapan esas sözleşme kayıtları ile Kanunu yalnız somutlaştıran veya gerçek bir kanun boşluğunu dolduran tamamlayıcı esas sözleşme hükümlerini birbirinden ayırmakta; tahdidi düzenleme bulunan hâllerde esas sözleşmeyle farklı bir rejim kurulamayacağını belirtmektedir.
[8] 7511 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, m. 13, kabul tarihi 23.05.2024, RG, 29.05.2024, S. 32560. Söz konusu madde ile TTK m. 366/1’in birinci cümlesindeki “Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından” ibaresi “Yönetim kurulu, üyeleri arasından” şeklinde değiştirilmiştir.
Kanunun kabul ve yayım bilgileri için bkz :
https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/4db8038a-23d7-4980-981a-018f3e77c773
[9] Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Esas No. 2/2138, m. 12 gerekçesi, TBMM, 28. Dönem, 2. Yasama Yılı, Sıra Sayısı 110, s. 12. Gerekçede, yönetim kurulu üyelerinin üç yıla kadar seçilebilmesine karşılık başkan ve başkan vekilinin her yıl seçilmesi zorunluluğunun yönetim organizasyonunun her yıl yeniden belirlenmesine yol açtığı ve uygulamada tereddüt oluşturduğu; değişiklikle başkan ve başkan vekilinin yönetim kurulunun görev süresine uyumlu olarak seçilebilmesine imkân tanınmasının amaçlandığı belirtilmiştir.
TBMM – Kanun Teklifi ve madde gerekçeleri :
https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T2/WebOnergeMetni/73c0fde0-ad2a-4cd5-bb4b-be3552d2014b.pdf
TBMM–Sıra Sayısı 110 Komisyon Raporu:
https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T2/DosyaKomisyonRaporunuVerdi/522510f1-0e11-460a-a638-928ff8a12684.pdf
[10] Kafa karışıklığına mahal vermemek adına şu hususları ilave etmek gerekir, şöyle ki:
Yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu üyeleri arasından seçilmesi gerektiğinden, başkanlık sıfatı yönetim kurulu üyeliğinin devamına bağlıdır ve belirli bir üyelik dönemi bakımından başkanlık süresi üyelik süresini aşamaz. TTK m. 362 uyarınca yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilebildiğinden, aynı üyelik dönemi için başkanlık süresi de üç yılı aşamaz. Bununla birlikte, yönetim kurulu üyeliğine ve başkanlığa yeniden seçilme hâlinde toplam başkanlık süresinin üç yılı aşması mümkündür.
Next