Giriş

Kamu ihale hukukunda isteklilerin vergi borcu bulunup bulunmadığı, yalnızca mali yeterlik meselesi değildir. Vergi borcu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu bakımından ihaleye katılma ehliyetini etkileyen bir yeterlik kriteri olarak düzenlenmiştir.

Ne var ki uygulamada uzun süre, “ihale tarihinde kesinleşmiş vergi borcu bulunduğunun tespit edilmesi = teklifin değerlendirme dışı bırakılması = geçici teminatın gelir kaydedilmesi” şeklinde otomatik bir denklem kurulmuştur.

Kanaatimizce sorun tam da bu noktadadır.

Çünkü 4734 sayılı Kanun'un 10. maddesi dikkatle incelendiğinde, kanun koyucunun vergi borcunun bulunmasını ayrı, gerçeğe aykırı taahhütte bulunulmasını veya taahhüt edilen durumun tevsik edilememesini ayrı hukuki sebepler olarak düzenlediği görülmektedir.

Bu iki farklı hukuki durumun aynı yaptırım alanında değerlendirilmesi; kanunilik, ölçülülük, hukuki güvenlik, eşitlik ve kamu ihalelerinde rekabet ilkeleri bakımından ciddi sorunlar doğurmaktadır.

Daha önemlisi, 2026 yılında Kamu İhale Kurulu tarafından alınan 2026/DK.D-70 sayılı karar ile vergi borcu sorgulamasında isteklilere makul süre verilmesi esasının kabul edilmiş olması, uygulamanın önceki katı anlayışının sürdürülebilir olmadığını açıkça göstermektedir.

I. 4734 Sayılı Kanun'un 10. Maddesi Gerçekte Ne Söylüyor?

4734 sayılı Kanun'un 10. maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendinde, “Türkiye'nin veya kendi ülkesinin mevzuat hükümleri uyarınca kesinleşmiş vergi borcu olan” isteklilerin ihale dışı bırakılacağı düzenlenmiştir.

Buradaki hukuki sonuç açıktır:

Kesinleşmiş vergi borcu bulunan kişi veya şirket, ihaleye katılım bakımından öngörülen yeterlik koşulunu taşımamaktadır.

Ancak buradan doğrudan;

“Vergi borcu varsa, hiçbir başka değerlendirme yapılmaksızın geçici teminat irat kaydedilir.”

sonucuna ulaşmak mümkün değildir.

Çünkü aynı maddenin devamında geçici teminatın gelir kaydedilmesine ilişkin ayrıca bir düzenleme bulunmaktadır.

Kanun;

10. madde kapsamında istenen bilgi ve belgelerin taahhütname olarak sunulması, gerçeğe aykırı hususlar içeren taahhütname verilmesi veya ihale üzerinde kalan isteklinin taahhüt ettiği durumu tevsik eden belgeleri sözleşme imzalanmadan önce sunmaması

hâlinde, ihale dışı bırakma yanında geçici teminatın gelir kaydedileceğini düzenlemektedir.

Burada çok önemli bir ayrım bulunmaktadır.

Birinci durum:

İsteklinin gerçekten kesinleşmiş vergi borcu vardır.

İkinci durum:

İstekli, vergi borcu bulunmadığını taahhüt etmiş; ancak bu taahhüdün gerçeğe aykırı olduğu veya taahhüt edilen durumun süresinde tevsik edilmediği ortaya çıkmıştır.

Bu iki durumun birbirinden ayrılması gerekir.

II. İhale Dışı Bırakılma ile Teminatın İrat Kaydedilmesi Aynı Hukuki Sonuç Değildir

Kamu ihale hukukunun temel meselelerinden biri, yaptırımların kanunda öngörülen hukuki sebebe bağlı olarak uygulanmasıdır.

İhale dışı bırakılmak, isteklinin ihale yeterlik koşullarını taşımadığının kabul edilmesidir.

Geçici teminatın gelir kaydedilmesi ise bunun ötesinde, isteklinin vermiş olduğu teminat üzerinde idarenin hak sahibi olmasına yol açan ağır bir mali sonuçtur.

Dolayısıyla ikinci yaptırımın uygulanabilmesi için yalnızca isteklinin ihale şartını taşımaması yeterli kabul edilmemelidir.

Aksi yorum, Kanun'un 10. maddesinin farklı fıkra ve bentlerinde yer alan hukuki sonuçların birbirine karıştırılması sonucunu doğurur.

Başka bir ifadeyle:

Her geçici teminatın gelir kaydedilmesi hâlinde ihale dışı bırakma söz konusu olabilir; ancak her ihale dışı bırakılma hâlinde geçici teminatın gelir kaydedilmesi gerektiği sonucu kendiliğinden çıkmaz.

Bu ayrım, kamu ihale hukukunda yaptırım hukukunun en önemli meselelerinden biridir.

III. “Vergi Borcu Vardır” Tespiti ile “Gerçeğe Aykırı Taahhüt” Aynı Şey Değildir

Özellikle elektronik ihale sistemlerinde vergi borcunun tespit edilmesi, çoğu zaman EKAP üzerinden gerçekleştirilen sorgulamalara dayanmaktadır.

Ancak elektronik sistemde görünen kayıt ile hukuken kesinleşmiş ve ihale tarihi itibarıyla mevcut olan borcun aynı kavramlar olduğu varsayılamaz.

Bir isteklinin;

  • borcu bulunmadığı hâlde sistemde borç görünmesi,
  • borcun ihale tarihi itibarıyla kesinleşmemiş olması,
  • borcun ihale tarihinden önce ödenmiş olması,
  • teknik veya entegrasyon kaynaklı yanlış kayıt oluşması,
  • borcun niteliğinin veya tutarının mevzuatta öngörülen kapsam dışında kalması,

gibi durumlar birbirinden farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.

Dolayısıyla idarenin yalnızca elektronik sistemde görünen bir kayıt üzerinden, isteklinin teminatına doğrudan el koyması; maddi gerçeğin araştırılması yükümlülüğü ile bağdaşmayabilir.

Nitekim Danıştay 13. Dairesinin 2026 yılında verdiği yürütmenin durdurulması kararlarında, EKAP üzerinden yapılan sorgulamanın her durumda doğru sonuç vermeyebileceğine ve isteklilerin farklı muameleye tabi tutulmasının 4734 sayılı Kanun'un temel ilkeleri bakımından sorun yaratabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır.

Bu kararlar, konunun yalnızca teknik bir EKAP meselesi olmadığını; hukuki güvenlik ve eşit işlem ilkeleri bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

IV. 2026 Yılında Kamu İhale Kurulu'nun Yaklaşımı Değişmiştir

Konunun geldiği noktayı anlamak bakımından 27.02.2026 tarihli ve 2026/DK.D-70 sayılı Kamu İhale Kurulu Kararı son derece önemlidir.

Kurul, 02.03.2026 ve sonrasında ilan veya duyurusu yapılan ihaleler bakımından, EKAP üzerinden yapılan sorgulamada vergi veya sosyal güvenlik prim borcu bulunduğu görülen isteklilere iki iş gününden az olmamak üzere makul süre verilmesini öngörmüştür.

Daha da önemlisi, verilen süre içinde isteklinin ihale tarihi itibarıyla borcu bulunmadığını doğrulanabilir belgeyle ortaya koyması hâlinde, teklifin geçerli kabul edilerek ihale işlemlerine devam edilmesi öngörülmüştür.

Bu düzenleme, çok önemli bir hukuki anlayış değişikliğine işaret etmektedir:

İhale tarihinde gerçekten vergi borcu bulunup bulunmadığı ile sistemde borç kaydının görülmesi aynı şey değildir.

Dolayısıyla idarenin ilk elektronik sorgulamayı nihai ve tartışmasız bir hukuki gerçeklik olarak kabul etmesi yerine, isteklinin maddi gerçeği ortaya koymasına imkân tanıması gerekmektedir.

V. Danıştay Kararlarının Ortaya Koyduğu Temel İlke

Kamu İhale Kurulu'nun 2026 tarihli açıklamasından da görüldüğü üzere, Danıştay 13. Dairesi 2025/DK.D-293 sayılı Kurul düzenlemesi hakkında yürütmenin durdurulması kararları vermiştir. Bunun üzerine Kurul 2026/DK.D-69 sayılı kararıyla önceki düzenlemeleri iptal etmiş ve yeni bir sistem oluşturmuştur.

Buradaki hukuki yaklaşım son derece değerlidir.

Çünkü kamu ihale hukukunda şekli bir belgenin veya elektronik sorgunun, maddi gerçeğin önüne geçirilmesi kabul edilemez.

İhale tarihi itibarıyla gerçekte borcu olmayan bir isteklinin, yalnızca sistemdeki teknik veya güncel olmayan bir kayıt nedeniyle;

1. ihale dışı bırakılması,

2. teklifinin değerlendirme dışı bırakılması,

3. geçici teminatının gelir kaydedilmesi,

sonuçlarıyla karşılaşması, yaptırımın amacı ile sonucu arasında ciddi bir orantısızlık yaratabilir.

VI. Teminatın İrat Kaydedilmesi Bir “Otomatik Sonuç” Olarak Görülemez

Burada temel soru şudur:

Kanun koyucu neden geçici teminatı düzenlemiştir?

Geçici teminatın amacı, isteklinin teklifine bağlılığını ve ihale sürecindeki yükümlülüklerine uygun davranmasını güvence altına almaktır.

Bu nedenle geçici teminatın gelir kaydedilmesi, yalnızca “istekli yeterli değildir” düşüncesinin mali sonucu olarak değerlendirilemez.

Teminat yaptırımının uygulanabilmesi için, kanunun teminatın gelir kaydedilmesini bağladığı hukuki şartların gerçekleşmiş olması gerekir.

Aksi hâlde;

“İhale dışı bırakıldın, o hâlde teminatın da gelir kaydedilir.”

şeklindeki yaklaşım, yaptırımın hukuki sebebini sonuçtan çıkarmaya çalışan bir yorum hâline gelir.

Oysa idari yaptırımlarda temel ilke şudur:

Yaptırım, kanunda açıkça öngörülen hukuki sebebe dayanmalıdır.

VII. Kanun'un Lafzı Kadar Sistematiği de Önemlidir

4734 sayılı Kanun'un 10. maddesini yalnızca tek bir cümle üzerinden okumak doğru değildir.

Maddenin;

  • yeterlik şartlarını,
  • ihale dışı bırakılma hâllerini,
  • taahhütname mekanizmasını,
  • belge sunma yükümlülüğünü,
  • gerçeğe aykırı beyanı,
  • geçici teminatın gelir kaydedilmesini

bir bütün olarak düzenlediği görülmektedir.

Bu sistematik yapı dikkate alındığında, kanun koyucunun her yeterlik eksikliğini aynı yaptırıma bağlamadığı anlaşılmaktadır.

Örneğin 10. madde kapsamında istenen bilgi ve belgelerin gerçeğe aykırı taahhüt edilmesi özel olarak düzenlenmiş ve bu durumda geçici teminatın gelir kaydedilmesi ayrıca öngörülmüştür.

Dolayısıyla vergi borcunun bulunması ile gerçeğe aykırı taahhüt verilmesi arasında hukuki bağ kurulmadan, ikinci yaptırımın otomatik olarak uygulanması kanunun sistematiğini zayıflatmaktadır.

VIII. Kamu İhale Genel Tebliği Kanun'un Önüne Geçemez

Uygulamada bu konudaki tartışmanın önemli bir bölümü Kamu İhale Genel Tebliği'nin 17.6.3 maddesinden kaynaklanmaktadır.

Anılan düzenlemede, vergi veya sosyal güvenlik prim borcu bulunması gibi durumlarda isteklinin ihale dışı bırakılarak geçici teminatının gelir kaydedileceği ifade edilmektedir.

Ancak burada normlar hiyerarşisi bakımından çok temel bir soru ortaya çıkar:

Tebliğ, kanunun öngörmediği veya kanunda farklı şartlara bağladığı bir yaptırım alanını genişletebilir mi?

Cevap olumsuz olmalıdır.

İdarenin düzenleyici işlemleri, kanunun uygulanmasını açıklayabilir; fakat kanunda bulunmayan yeni bir yaptırım sebebi yaratamaz.

Bu nedenle Tebliğ hükmü, 4734 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle birlikte ve kanunun sistematiğine uygun biçimde yorumlanmalıdır.

IX. Ölçülülük İlkesi Açısından Sorun

Geçici teminatın gelir kaydedilmesi, bazı ihalelerde son derece yüksek miktarlara ulaşabilen ciddi bir mali yaptırımdır.

Örneğin milyonlarca liralık tekliflerin bulunduğu bir ihalede, küçük tutarlı veya tartışmalı bir vergi borcu nedeniyle geçici teminatın bütünüyle gelir kaydedilmesi;

elverişlilik, gereklilik ve orantılılık bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

Vergi borcunun tahsili için zaten vergi hukukunda çok güçlü kamu hukuku araçları bulunmaktadır.

Devletin vergi alacağını güvence altına almak amacıyla ihale hukukundaki geçici teminat mekanizmasının ayrıca kullanılması, ancak kanunda açıkça ve ölçülü biçimde öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde kabul edilebilir.

Aksi yaklaşım, ihale hukukundaki teminatı vergi tahsilatının dolaylı aracına dönüştürme tehlikesi taşır.

Oysa geçici teminatın asli fonksiyonu vergi tahsil etmek değil, ihale sürecindeki teklif ve sözleşme yükümlülüklerini güvence altına almaktır.

X. Rekabet İlkesi Bakımından da Konu Yeniden Düşünülmelidir

4734 sayılı Kanun'un temel ilkeleri arasında rekabet, eşit muamele, güvenirlik, gizlilik ve kamuoyu denetimi bulunmaktadır.

Vergi borcu konusunda otomatik ve şekli bir yaklaşımın benimsenmesi, özellikle elektronik sorgulama sistemlerinde ortaya çıkabilecek hatalar nedeniyle aynı durumdaki isteklilerin farklı sonuçlarla karşılaşmasına yol açabilir.

Bir isteklinin ihale tarihinde gerçekte borcu bulunmadığı hâlde sistemde borç görünmesi nedeniyle elenmesi, buna karşılık başka bir isteklinin doğru veri nedeniyle ihaleye devam etmesi;

eşit muamele ilkesini doğrudan ilgilendirir.

Bu nedenle vergi borcu sorgulamasında maddi gerçeğin tespitine imkân veren usuli güvencelerin bulunması yalnızca isteklinin bireysel menfaatinin değil, ihale hukukunda rekabetin korunmasının da gereğidir.

XI. Yeni Sistem Eski Yaklaşımın Hukuken Sürdürülemeyeceğini Gösteriyor

Burada özellikle vurgulanması gereken husus şudur:

Kamu İhale Kurulu'nun 2026/DK.D-70 sayılı kararı, vergi borcu bulunan herkesin artık ihaleye katılabileceği anlamına gelmemektedir.

Aksine, ihale tarihi itibarıyla kesinleşmiş vergi borcu bulunan isteklinin yeterlik koşulunu taşımadığına ilişkin temel kural devam etmektedir.

Değişen şey tespit ve yaptırım usulüdür.

Artık idarenin elektronik sorgulamada borç görmesi üzerine, isteklinin ihale tarihi itibarıyla gerçek durumunu ortaya koyabilmesine imkân verilmesi kabul edilmiştir.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Dolayısıyla bugün savunulması gereken tez:

“Vergi borcu ihale dışı bırakma sebebi değildir.”

değildir.

Daha doğru ve hukuken savunulabilir tez şudur:

“Vergi borcunun bulunduğuna ilişkin bir elektronik sorgu sonucu, tek başına ve hiçbir maddi inceleme yapılmaksızın geçici teminatın gelir kaydedilmesinin otomatik hukuki sebebi olarak kabul edilemez.”

Bu yaklaşım hem kanunun lafzına hem sistematiğine hem de 2026 yılında oluşan güncel Kurul ve yargı pratiğine daha uygundur.

XII. Asıl Hukuki Problem: İki Farklı Yaptırımın Birbirine Karıştırılması

Kanaatimizce uyuşmazlığın merkezinde şu ayrım bulunmaktadır:

Hukuki durum

Temel sonuç

İhale tarihinde kesinleşmiş vergi borcu bulunması

İhale dışı bırakılma

Vergi borcu bulunmadığı yönünde gerçeğe aykırı taahhüt verilmesi

Kanundaki şartların oluşması hâlinde teminatın gelir kaydedilmesi

Sistem sorgusunda borç görünmesi ancak ihale tarihinde gerçekte borç bulunmaması

Maddi durum araştırılmalı

Teknik/entegrasyon hatası nedeniyle borç görünmesi

Otomatik yaptırım uygulanmamalı

Borcun ihale tarihinden sonra doğması

İhale tarihindeki yeterlik açısından ayrıca değerlendirilmelidir

Borcun ihale tarihinde bulunmadığının belgeyle ortaya konulması

İsteklinin ihale dışı bırakılmaması gerekir

Bu tablo, meselenin özünü ortaya koymaktadır:

Vergi borcu ile teminat yaptırımı arasında doğrudan ve koşulsuz bir otomatiklik kurmak hukuken problemli; somut olayın özelliklerini, ihale tarihindeki gerçek durumu ve isteklinin beyanını birlikte değerlendirmek ise hukuken daha isabetlidir.

XIII. Sonuç: “Vergi Borcu Varsa Teminat İrat Kaydedilir” Cümlesi Yeniden Sorgulanmalıdır

Kamu ihale hukukunda uzun yıllar kullanılan;

“Kesinleşmiş vergi borcu tespit edilirse istekli ihale dışı bırakılır ve geçici teminatı gelir kaydedilir.”

şeklindeki kategorik yaklaşım, artık hukuki bakımdan yeniden değerlendirilmelidir.

Çünkü;

1. 4734 sayılı Kanun'un 10. maddesi ihale dışı bırakılma ile teminatın gelir kaydedilmesini aynı hukuki sebebe bağlamamaktadır.

2. Kanun, gerçeğe aykırı taahhüt ve taahhüt edilen durumun tevsik edilmemesi hâllerini ayrıca düzenlemektedir.

3. Elektronik sorgu sonucu ile maddi hukuki durumun aynı şey olmadığı açıktır.

4. Danıştay 13. Dairesinin 2026 yılında verdiği kararlar, salt elektronik sorgu sonucuna dayalı otomatik yaptırım yaklaşımının hukuka uygunluğu konusunda ciddi soru işaretleri ortaya koymuştur.

5. Kamu İhale Kurulu'nun 27.02.2026 tarihli 2026/DK.D-70 sayılı kararı, isteklilere en az iki iş günü olmak üzere makul süre verilmesini kabul ederek maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik yeni bir usul benimsemiştir.

6. Geçici teminatın gelir kaydedilmesi, ağır bir mali sonuç doğurduğundan kanuni şartlarının dar ve öngörülebilir biçimde yorumlanması gerekir.

7. Kamu ihale hukukunun rekabet, eşit muamele, güvenilirlik ve ölçülülük ilkeleri, elektronik sistemde görülen her kaydın hiçbir araştırma yapılmadan kesin yaptırım sebebi kabul edilmesine engel teşkil etmektedir.

Sonuç olarak kanaatimizce doğru hukuki yaklaşım;

“Vergi borcu bulunan istekli ihale dışı bırakılır; ancak vergi borcunun varlığının tespiti ile geçici teminatın gelir kaydedilmesi arasında otomatik bir hukuki bağ kurulamaz. Teminatın gelir kaydedilebilmesi için 4734 sayılı Kanun'un açıkça öngördüğü teminat yaptırımının koşullarının ayrıca gerçekleştiğinin ortaya konulması gerekir.”

şeklinde ifade edilmelidir.

Bu nedenle “vergi borcu olması hâlinde geçici teminatın mutlaka irat kaydedileceği” yönündeki kategorik uygulama ve yorum, kanunun lafzı, sistematiği, yaptırım hukukunun temel ilkeleri, ölçülülük ilkesi ve güncel yargısal/idari gelişmeler ışığında yeniden ele alınmalıdır.

Kamu ihale hukukunda artık mesele yalnızca “borç var mı?” sorusu değildir.

Asıl mesele;

“Borç hangi tarihte vardı, kesinleşmiş miydi, elektronik kayıt maddi gerçeği yansıtıyor mu, istekliye açıklama ve tevsik imkânı tanındı mı ve teminatın gelir kaydedilmesi için kanunda öngörülen özel yaptırım şartları gerçekten gerçekleşti mi?”

sorularının birlikte cevaplandırılmasıdır.

İşte hukuka uygun ihale denetimi, tam olarak bu ayrımın yapılmasıyla başlar.