Yoksulluk ve Ceza Adaleti
(Poverty and the Criminal Justice)
Yoksulluk ve eşitsizliğin bir yaşam biçimi olduğu toplumsal bağlamda ana değerlere karşıt kriminojen nitelikte yeni değerler oluşabilir. E. Sutherland, kültürel talepler o doğrultuda olduğu için kişilerin suç işlediklerine işaret etti. Diğer bir anlatımla, kişiler suç işlemeyi yapılan işin doğru olduğunu öğrendikleri için benimsemişlerdir. Marksist kriminologlar, bu kriminojen değerlerin nereden geldiğini sormaktadırlar. Kültürel amaç değerleri gibi toplumsal sınıflar ve sosyal açıdan çözülmüş kurumlar bir yerlerden çıkmakta ve bu da asırlarca devam eden toplumun alt tabakalarında yer etmiş olan “gelenekler” olmaktadır.
Anomi/gerilim yaklaşımları, fakirliği doğrudan suça ilişkilendirmemekte ise de insan değerini mali başarıya endeksleyen rekabetçi bir kültür birleşimi ile kriminolojik etkileri olduğuna değinilmektedir. Bu saptama kriminolojide büyük bir sorunu ortaya koymaktadır: Fakirlik suça sebep olmakta mıdır? Yoksa suç mu fakirliğe sebep olmaktadır? Veya öteki faktörlerin birleşimi her ikisi için de neden olabilmekte midir?
Kriminolog Robert Sampson şu vurguyu yapmıştır:
“Herkesin ‘fakirliğin suça neden olduğuna inandığı’ görülmektedir. Gerçekte çoğu kıdemli
sosyologlar, kriminologların fakirlik paradigması dışındaki teorilerle neden zaman
yitirdiklerine şaşkınlıklarını ifade etmektedirler. Bu araştırmaların nedeni gerçeklerin bunu
gerektirmesidir.1
Frank Schmalleger (Criminology, 2020) ise, tüm yapısal teorilerin altında yatan varsayım olarak, “suçun temel nedenlerinin fakirlik ve çeşitli sosyal adaletsizlikler” olduğuna işaret etti. O, “bazılarının suçun temel nedenleri argümanını ters yüz ederek, fakirlik ve sosyal adaletsizliklere suçun neden olduğunu” tartışmaya açtıklarını belirtti.2 Bu karşıt teorik yaklaşım, siyasi çıkarımları olacağından önemli görülmektedir.
Suç tabiatı icabı sosyal bir olgudur ve bu nedenle, yalnızca suçlunun gruplarla ilişkileri değiştirildiğinde değiştirilebilir. Suçluluğu destekleyen grup ilişkileri, sifilisten mustarip bir hastanın durumunun bir klinik ortamda değiştirilebildiği gibi değiştirilemez; bunlar suçluya yalnızca yeni sosyal ilişkiler sağlanarak veya bir şekilde mevcut grup ilişkilerin tabiatı değiştirilerek elde edilebilir.
Öte yandan, yoksunluğu azaltıcı stratejiler, üretken iş sağlayıcı ve boş zamanları değerlendirmeye özgü fırsatlar yaratılması ile gelir getirici faaliyetleri içermelidir. Suçluluğun azaltılması üzerinde doğrudan etkisi olan mesleki ve sosyal beceri kazandıran uygun eğitimler ve halkın bilgilendirilmesi de sosyal dayanışma, hoşgörü ve insan haklarına saygıyı geliştirici niteliktedir. İşte bu artı değerdeki genel önleme yaklaşımlarıyla suç sorununa müdahale edilmelidir.
Aristotle, yoksulluğun isyan ve suç doğurganı olduğunu belirtmiştir. Öte yandan, yoksulla zengin arasındaki fark daha keskinleştikçe, anomik baskılar da artmaktadır.
“Eğer yoksulların sefaleti doğanın kanunlarından değil de kurumlarımızdan kaynaklanıyorsa, günahımız çok büyüktür.” Charles Darwin. Beagle Yolculuğu
Yoksullukla bağlantılı olarak, suç işleme teşviki, fırsat maliyetleri daha düşük olan veya göreceli yoksunlukları sosyal gerilimler yaratan en dezavantajlı kesimler arasında daha yüksektir. Bununla birlikte, suçluların büyük bir kısmının yoksulluk yaşamış olmasına rağmen, yoksulluk içinde yaşayan kişilerin yalnızca düşük bir oranının suç işlediğini belirtmek önemlidir (Webster ve Kingston, 2014).3 Yoksulluk içinde yaşayan kişilerin suç mağduru olma olasılığı da daha yüksektir (Webster ve Kingston, 2014). Ayrıca, ekonomik olarak dezavantajlı grupların diğerlerine göre hapis cezası alma ve daha uzun hapis cezası alma olasılığının çok daha yüksek olduğuna dair ayrımcılık kanıtları da mevcuttur.
Bu tür ceza eşitsizlikleri, yeniden suç işleme olasılığını ve kamu güvenliğine yönelik tehlikeyi tahmin ederek cezaları belirlemek için kullanılan risk değerlendirme araçlarından (algoritmalardan) kaynaklanabilir (van Eijk, 2017).4 Bazıları, daha adil bir sistemin, yoksulluk ve yoksunluğun bazı suç türleri için ceza kararlarında hafifletici faktörler olarak değerlendirilmesine olanak sağlayacağını savunmuştur. Birleşik Krallık hükümeti tarafından görevlendirilen bağımsız bir inceleme (Lammy İncelemesi, 2017)5, ceza eşitsizliklerinin Siyah, Asyalı ve Azınlık Etnik kökenli insanları olumsuz etkilediğini vurgulamıştır. Bu eşitsizliklerin bazıları, yoksulluğa ve dezavantaja daha fazla maruz kalmaya bağlanmıştır ve yalnızca ceza adalet sistemini reforme etmeye odaklanarak çözülemez.
Suç davranışının belirleyicileri üzerine yapılan ekonomik teori, ekonomik eşitsizlikteki artışın, özellikle ekonomik kazanç potansiyeli taşıyan suçlarda (örneğin, hırsızlık, soygun ve gasp) artışa yol açacağını öngörmektedir. Eşitsizlik ayrıca şiddet suçlarıyla da ilişkilendirilmiştir.6 Bununla birlikte, bu teorileri test etmeye yönelik uluslararası ampirik kanıtlar bazen tartışmalı olmuştur.

Yoksulluk ve eşitsizliğin bazı kişilerin suç faaliyetlerine yönelme teşvikini artırmasının yanı sıra, suça sürüklenme, mahkûmiyet ve hapis cezalarının insanların yaşamları üzerinde uzun süreli olumsuz etkileri olabileceği de bir gerçektir (Wheelock ve Uggen, 2008).7
Sabıka kaydı, istihdam olanakları üzerindeki etkisi nedeniyle bireyleri gelecekte daha büyük bir ekonomik dezavantaj riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır (M. Bagaric, 2014).8 Daha yüksek yoksulluk riski ve rehabilitasyona yapılan sınırlı yatırımlar, şüphesiz yüksek suç tekrar oranlarına katkıda bulunmaktadır: Suçluların yaklaşık %30'u bir yıl içinde tekrar suç işler ve hapis cezasını tamamlayanların neredeyse %50'si tekrar suç işler. Kısa süreli hapis cezası çekenler arasında mükerrir suçluluk oranları %64,8 ile daha da yüksektir. Yoksullukla olan bağlantı, sadece suç faaliyetlerine bulaşanların daha kötü uzun vadeli ekonomik beklentileri veya yüksek suç tekrar oranları nedeniyle değil, aynı zamanda nesiller arası etkiler nedeniyle de daha da kötüleşmektedir; bu da suçluların çocuklarının yoksulluk riskinin daha yüksek olduğu anlamına gelir. Mükerrirlik, suçluların suç ve ceza döngüsüne sıkışıp kalması anlamına gelmekle kalmaz, aynı zamanda suç mağdurları için de olumsuz sonuçlar doğurur. Mağduriyet ve yeniden mağduriyetin eşitsiz dağılımı, eşitsizlik ve yoksulluk arasındaki ilişkiye ek bir katkıda bulunan faktör olabilir.
Kanıtlar, ekonomik eşitsizlikteki artışın, suç işleyenlere daha ağır cezalar verilmesi tercihiyle bağlantılı olduğunu göstermektedir. İngiltere'de ekonomik eşitsizliğin artmasıyla birlikte cezalandırıcı tercihlerin sertleşmesi, 1990'ların başlarından itibaren hükümet politikasında daha sert bir ceza rejimine doğru bir değişikliğe yol açmıştır. Sonuç olarak, hapis cezalarının kullanımında ve hapis cezalarının uzamasında artış olmuştur. İngiltere şu anda yüksek gelirli ülkeler arasında en yüksek hapis oranlarından birine sahip olup, bunun suç oranlarındaki düşüşe belirgin bir şekilde katkıda bulunduğuna dair çok az kanıt bulunmaktadır.
Hilton oteli gibi mahkemeler de herkese açıktır. Yalnızca bedelini ödeyebilenler girilebilir.
Adalete erişimdeki eşitsizlik, bu daha geniş kapsamlı eşitsizliklerin bir kısmını tetikliyor. Ekonomik eşitsizlikler, maddi açıdan avantajlı bireylerin en kaliteli hukuki danışmanlık ve temsil için ödeme yapabilmelerini sağlarken, ekonomik olarak dezavantajlı olanların adli yardıma güvenmek zorunda kalmaları anlamına geliyor. Adli yardım istatistiklerinin yetersiz olması, uzmanlaşmanın ön görülmemiş olması, dezavantajlı gruplar, adli yardım hizmetlerine erişimde birçok zorlukla karşılaşması, adli yardım kapsam ve işlevi konusunda bilimsel veri ve analiz nedeniyle karanlık süregelmektedir.9 Kuşkusuz yeterli ve etkili bir adli yardım olmayışı, mevcut adalete erişimdeki eşitsizliği daha da kötüleştirmiş olabilir.
“Ceza adalet sistemimiz, zengin ve suçluysanız, fakir ve masum olmanızdan daha iyi muamele görüyor”. Bryan Stevenson
Kitlesel hapis cezaları, yoksulluk sorununa büyük benzerlik göstermektedir. Kitlesel hapis cezalarının nedeni, toplumun yoksul kesimlerine yeterli parasal yatırım yapılmaması ve bu kesimlerin sosyal koşullarının yetersiz olmasıdır. Ceza adaleti reformunun bu hususu göz önüne alması gerektiğidir.10 Ülkemizdeki gelişme bu doğrultuda olmayıp, 2005 yılından başlayarak yıllar itibariyle cezaevi nüfusunda yoğunlaşan bir artışa tanık olunmuştur.11
Türkiye’nin nüfusu-87.772.613 olup, 100.000 nüfustaki mahpus oran 487’dir.
|
Yıl |
Genel nüfus |
Cezaevi nüfusu |
100.000 nüfustaki |
|
2007 |
70.586.256 |
57.930* |
82 |
|
2026 |
87.772.613 |
414.401 ** |
487 |
* 2007 yılı cezaevi nüfusu
** 1/04/2026 cezaevi nüfusu
Bu değerler karşısında iyileştirme açısından aşağıdaki tabloda yer alan öğelerin irdelenmesi önerilmektedir:

Siyaset Yaklaşımı
Yoksulluk ve suç arasındaki ilişki uzun süredir tartışılan bir politika konusudur. Özellikle sol kesimde yaygın olan bir görüşe göre, yoksulluk insanları suça iter ve zorlu mahallelerde yaşayanların kanunsuzluk yoluyla hayatta kalmaktan başka çaresi kalmaz. Bu yaklaşım, suçu ekonomik zorlukların pasif bir sonucu–neredeyse bir hastalık gibi – olarak ele alır, bir tercih olarak değil. Ancak verilere ve topluluklar arasındaki farklılıklara daha derinlemesine bakıldığında, bunun tam tersi olduğu ortaya çıkar: Suç, yoksulluğa neden olur.
Hangi nedensellik sırasını kabul edersek edelim, ikisi arasında kesinlikle bir ilişki vardır. Düşük gelirli ortamlarda yaşayan insanların hem suç mağduru olma hem de suç işleme olasılıkları daha yüksektir. Ekonomik teori basit bir açıklama sunar: meşru fırsatlar sınırlı olduğunda, yasadışı faaliyetin göreceli çekiciliği artar.
Ancak korelasyon nedensellik anlamına gelmez ve geleneksel anlatının zayıfladığı nokta da burasıdır. Eğer suç yalnızca yoksulluktan kaynaklansaydı, tüm yoksul nüfuslar benzer suç oranlarına sahip olurdu. Ama öyle değil.
Karşı örnekler arasında ABD'deki Asyalı göçmen grupları yer almaktadır. Tarihsel olarak, bunların büyük bir kısmı siyasi baskıdan ve ekonomik zorluklardan kaçarak, genellikle sınırlı İngilizce becerileri ve düşük sosyal sermaye ile gelmişlerdir; bu koşullar, "yoksulluk suça neden olur" teorisine göre, daha yüksek suç oranlarına yol açmış olmalıdır.
Ancak genel olarak bunun tam tersi olmuştur. Asya kökenli Amerikalılar, ulusal ortalamaya göre genellikle daha düşük hapis ve şiddet suç oranlarına sahipken, daha yüksek eğitim seviyelerine ve yukarı doğru hareketliliğe ulaşmaktadırlar. Vietnamlı Amerikalılar dikkat çekici bir örnektir; Vietnam Savaşı'ndan sonra çok az servetle gelen büyük bir grup, bir nesil içinde büyük ekonomik kazanımlar elde etmiş ve etnik bir grup olarak ulusal ortalamadan biraz daha yüksek ortalama gelire sahip olmuştur. Bu arada, siyah Amerikalılar ABD nüfusunun %13,7'sini oluştururken cinayetlerin yarısından fazlasını işlemektedirler. Birçok göçmen grubundan çok daha uzun süredir Amerika'da yaşamalarına rağmen, ortalama gelirleri çok daha düşüktür.
Bu durum, yoksulluğun tek başına suça neden olmadığını; iki toplumun benzer koşullarda başlayıp kültür ve davranış farklılıklarına bağlı olarak ayrışabileceğini göstermektedir.
Aksine, suçun yoksulluğa neden olduğu yönündeki ters görüş, daha doğrudan ve ölçülebilirdir, her ne kadar söylenmesi daha az popüler olsa da.
Bir kişi suçtan mahkûm edildiğinde, bu karar onu on yıllarca takip edebilir. Sabıka kaydı, kişinin işe alınma, konut edinme ve istikrarlı bir aile kurma yeteneğini olumsuz etkiler. Mahkeme cezaları ve avukatlık ücretleri kaynakları tüketir.
Bu etkinin boyutu ABD'de muazzam olmuştur. 70 milyondan fazla Amerikalının bir tür sabıka kaydı bulunmaktadır ve araştırmalar, hafif suçlardan bile mahkumiyetin yıllık kazançları yaklaşık %16 oranında azaltabileceğini göstermiştir. Daha geniş ekonomi genelinde, sabıka kayıtlarıyla ilişkili gelir kayıplarının yıllık olarak yüz milyarlarca dolar olduğu tahmin edilmektedir.
Bu kaybedilen fırsat bir kısır döngü yaratır: ilk mahkûmiyet, adalet sistemine giriş, azalan iş olanakları, artan mali istikrarsızlık ve gelecekteki suç faaliyetlerine ilişkin daha yüksek olasılık.
Zamanla bu durum dramatik bir şekilde artar. Uyuşturucu dağıtımı suçundan hüküm giymiş varsayımsal bir 19 yaşındaki genci ele alalım. Nispeten kısa bir hapis cezası çektikten sonra bile, istikrarlı bir iş bulmak için on yıllarca mücadele edebilir. Kazancı, benzer yasalara uyan bir akranına kıyasla yılda sadece 10.000 dolar azalırsa, 40 yıl boyunca uzun vadeli kayıp, yatırım büyümesindeki veya emeklilik tasarruflarındaki kayıpları hesaba katmadan önce bile 400.000 doları aşar. Mahkeme masrafları ve denetimli serbestlik ücretleri de eklendiğinde, sadece bu tek hata için toplam ekonomik zarar şaşırtıcı boyutlara ulaşır.
Bu öneriler, bağımsız İskoç Ceza ve Ceza Politikası Komisyonu'nun tavsiyelerine dayanmaktadır ve şunları içermektedir:
• Kısa süreli hapis cezalarına karşı varsayımı 12 aydan 24 aya uzatmak
• Kısa süreli mahkûm tanımını, dört yıldan az hapis cezası çekenlerden beş yıldan az hapis cezası çekenlere değiştirmek ve böylece ağır ceza davalarında şeriflerin ceza verme yetkileriyle daha yakından uyumlu hale getirmek
• Kısa süreli hapis cezalarına sağlam bir alternatif olarak Topluluk Geri Ödeme Emirlerini daha esnek ve etkili hale getirmek
• Tutukluluğun orantılı bir şekilde kullanılmasını ve kamu güvenliğini korumaya odaklanmasını sağlamak için mahkemelerdeki kefalet testini güçlendirmek
• Bazı uzun süreli mahkumlar için tahliye düzenlemelerini, cezalarının daha büyük bir bölümü- nü toplumda denetim ve izin koşulları altında geçirmelerini sağlayacak şekilde değiştirmek
Danışma sürecinde belirtilen önlemlere ek olarak, mevcut cezaevlerinde geçici modüler konaklama ve yeni bloklar da dahil olmak üzere cezaevi tesislerini genişletme planlarının hızla geliştirilmesi için çalışmalar devam etmektedir.
Ayrıca, güvenli olduğu durumlarda, yargılama veya cezalandırma öncesinde gözaltında tutulmaya alternatif olarak, ev hapsi uygulamasının yaygınlaştırılması ve kefaletle serbest bırakılan kişilerin izlenmesi için GPS takip teknolojisinin kullanıldığı bir pilot uygulama da sürdürülecektir.
Adalet Bakanı, toplum temelli cezaların ve müdahalelerin, kısa süreli hapis cezalarına kıyasla suç tekrarını azaltmada daha etkili olduğuna dair kanıtları vurguladı. Kısa süreli hapis cezaları, suç tekrarı riski taşıyan kişiler için istikrar sağlayabilecek iş, barınma ve aileyle iletişim kaybına yol açabilir.
Açıkçası, cezaevlerindeki hükümlü sayısıyla başa çıkmanın en iyi yolu, suçun baştan önlenmesidir. Bu nedenle, suç işlemeye ve mükerrir suçluluğa önemli ölçüde katkıda bulunan uyuşturucu maddeye bağımlılık, sağlık, yoksulluk, evsizlik ve iş bulma sorunlarına odaklanarak, insanları suçtan uzaklaştır- mak için erken müdahale çalışmalarına yoğunlaşılmalıdır.
Kuşkusuz, yoksulluğun ve kırılganlığın suç olarak görülmesine son vermek, önleme ve yönlendirme yoluyla toplulukların güvenliğini sağlamanın etkili bir yoludur.
- Yoksulluğun suç haline getirilmesi, bireylerin ve toplulukların ekonomik yoksunluk ve/veya daha geniş kapsamlı kırılganlık koşulları (örneğin olumsuz çocukluk deneyimleri) nedeniyle Ceza Adalet Sistemi (CAS) tarafından haksız muameleye maruz kalmasını ifade eder.
- Ülkede hükümlüler arasında yapılan bir anket olmadığından, yüzde kaçının çocukluk dönemlerinde ebeveynin veya akrabalarının birinin hapse girmediği bilinmiyorsa da bunun küçümsenmeyecek olduğu dile getirilmektedir.
- Okuldan uzaklaştırma, yaşam sonuçlarını etkiler. Suç çetelerine karışan çocukların yüzde kaçının okuldan uzaklaştırıldığı saptanmamış ise de okuldan uzaklaştırmanın, genç bir kişinin suç amaçlı istismara maruz kalma riskini artıran bir faktör olduğu tespit edilmiştir.
Günümüzdeki yaşam maliyeti krizi göz önüne alındığında, giderek daha fazla insan yoksullukla karşı karşıya kalmakta ve geçimlerini sağlamakta büyük zorluk çekmektedir; bu durum, uygulayıcılar ve bu durumu yaşamış kişiler tarafından paylaşılan yeni kanıtlarla da desteklendiği üzere, potansiyel suçluluk gibi sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle, bu tür suçlara yol açan zaafları ele almak ve savunmasız kişileri ceza adalet sisteminden uzaklaştırmak için kanıta dayalı destek programları uygulamak üzere politika ve uygulamaları şekillendirmek her zamankinden daha önemlidir. Araştırmalar, bu tür programların geleneksel ceza adalet süreçlerinin (hapis cezası dahil) maliyetinin çok daha düşük olmasının yanı sıra, topluluklarımızın güvenliğini sağlamada daha etkili olduğunu göstermektedir.
Bazı çalışmalar, hapis cezalarındaki keskin artışın, suç oranlarındaki artıştan ziyade, daha geniş bir suç yelpazesi için insanları hapse atmak ve daha uzun cezalar vermek gibi politika değişikliklerinden kaynaklandığını öne sürmektedir.
Ülkedeki mahpusların demografik ve sosyal durumlarına bakıldığında
- Cinsiyet: Mahpusların yaklaşık %95'inin erkek olduğu,
- Yaş: Hükümlüler arasında büyük çoğunluk genç ve orta yetişkin yaş gruplarından oluştuğu,
- Eğitim Düzeyi: Cezaevine giren hükümlülerin önemli bir kısmı ilköğretim ve lise mezunu olduğu, yükseköğrenim oranı genel nüfusa kıyasla daha düşük bulunduğudur.
Ekonomik durum ve işlenen suçlara bakıldığında görülen tablo ise şöyledir:
· İş durumu: Hükümlülerin suçu işledikleri dönemde büyük bir bölümünün istihdam dışı (işsiz veya kayıt dışı) olduğu veya düşük gelirli işlerde çalıştığı,
· Suç türleri: Hükümlü statüsündeki bireylerin en çok işlediği suç türlerinde yoğunluğu mala karşı suçlar ile uyuşturucu madde bağlantılı suçların aldığı,
· Ekonomik profili: Toplumsal veri incelemelerine göre, suça zemin hazırlayan yapısal ve iktisadi yoksunlukların cezaevi profiline doğrudan yansımakta olduğudur.
Hükümlülerin eğitim durumuna bakıldığında gören tablo ise şöyledir: Cezaevine giren hükümlülerin eğitim profili incelendiğinde, ağırlıklı kitlenin ortaöğretim ve altı seviyede olduğu görülmektedir. Yükseköğretim mezunlarının oranı ise genel nüfusa kıyasla düşüktür. Oransal dağılımına aşağıda yer verilmiştir.
· İlköğretim ve altı: Yaklaşık %35-40,
· Lise ve dengi okul: Yaklaşık %30-35,
· Yükseköğretim (Ön lisans/Lisans/Üstü): %5-8, ve
· Okuryazar olmayan / Okuryazar olup okul bitirmeyen: %15-20.
Yoğunluk sergileyen suç gruplarına göre dağılımına bakıldığından mal varlığına karşı işlenen ekonomik tabanlı suçlar ile uyuşturucu bağlantılı suçlar ilk sıralarda yer almaktadır:
· Hırsızlık: %20-22
· Yaralama (Kasten/Taksirle): %13-15
· Uyuşturucu Madde Kullanımı/Ticareti: %11-13
Ekonomik yoksulluk, birey veya hanelerin sağlıklı, insani ve kabul edilebilir bir yaşam standardını sürdürebilmeleri için gerekli olan maddi kaynaklara, gelire ve temel ihtiyaç maddelerine (barınma, gıda, giyim, sağlık, eğitim) sahip olamaması durumudur.
Ekonomik yoksulluk ve suç arasındaki ilişki; doğrudan bir neden-sonuç ilişkisinden ziyade, eşitsizlik, gelir adaletsizliği ve sosyal dışlanma gibi faktörlerin tetiklediği çok boyutlu bir etkileşimdir. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bireyler için yasa dışı yollar bir "hayatta kalma" aracı olarak öne çıkarken, yapısal eşitsizlikler suça yönelimi artırabilir.
TUİK. Yaşam Memnuniyeti araştırması 2024
Ülkenin en önemli sorunu (%), 2021-2024

Eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine göre hesaplanan yoksulluk oranı (%), 2016-2025

Ekonomik yoksulluk ve suçluluk arasındaki temel dinamikler şu şekilde özetlenebilir:
- Hayatta Kalma ve Zorunluluk: Barınma, beslenme ve giyinme gibi en temel gereksinimleri karşılayamayan bireyler, maruz kaldıkları ekonomik baskı nedeniyle suç işlemeyi (özellikle hırsızlık ve gasp) zorunlu bir alternatif olarak görebilirler.
- Gelir Eşitsizliği ve Göreli Yoksunluk: Yapılan sosyolojik ve ekonomik araştırmalar, salt yoksulluktan ziyade toplumsal refahın adaletsiz dağılımının suçu tetiklediğini göstermekte; bireylerin çevrelerindeki refah seviyesini görüp kendi durumlarını yetersiz bulması (göreli yoksunluk), suça eğilimi artırmaktadır.
- Eğitim ve İstihdam Fırsatlarına Erişim: Yoksul bölgelerde yaşayan bireyler genellikle düşük kaliteli eğitim alır ve istihdam olanaklarından mahrum kalır. Bireyin yasal yollarla gelir elde etme veya statü kazanma umudunun azalması, suç ekonomisini daha cazip hale getirebilir.
- Psikolojik ve Sosyal Etkiler: Kronik yoksulluk stresi, bireylerde geleceğe dair umutsuzluk ve değersizlik hissi yaratabilir. Bu durum bireylerin sosyal normları reddetmesine ve şiddet içeren suçlara yönelmesine neden olabilir.12
Bazı araştırmacılara göre, varoş ve cezaevlerinin çok benzer yönleri vardır. Örneğin Fransız sosyolog Loïc Wacquant,13 2001 yılında yayımlanan ve büyük önem taşıyan eserlerinde (Deadly Symbiosis and Prisons of Poverty/Ölümcül Simbiyoz ve Yoksulluk Cezaevleri gibi), modern cezaevlerinin marjinalleş- tirilmiş, alt sınıf nüfusları yönetmek için birer araç olarak işlev gördüğünü savundu. Ona göre, ceza sistemi, neoliberal ekonomik siyasetler ve sosyal yardım kesintilerinden kaynaklanan sosyal güvensizliği kontrol etmeye hizmet etmektedir.
Fakir fakir olduğu için fakirdir (kısır döngü). İnsanın şansı ve başlangıç koşulları uzun süreli sonuçlara gebe olmaktadır. Fakirler, zenginlere göre yüksek oranda kriminalize edilmektedirler. Sosyal sorunlar demir parmaklıklar arkasına konularak ertelenmektedir.
Radikal yaklaşıma göre, ceza hukuku, toplumda servet ve gücü ellerinde bulunduran egemen yönetici kadronun amaçlarına uyarlı bir biçimde tasarlanmaktadır. Kapitalist bir sistem, servetin eşit olmayan dağılımı, mali gücü olmayanların diğerlerince yaşanan lüks ve avantajlardan yararlanmak için suça başvurmak zorunda oldukları demektir (kriminojen kapitalizm). Bu nedenle, suç bazı hallerde fakirliğin bir işlevi olmaktadır- Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar. Zenginler de servet ve güçlerini artırmak amacıyla suç işlemektedirler. Ne var ki, zengin sınıf, suçları düzenleme ve kontrol vasıtalarına hükmettiklerinden hukuk sisteminde farklı muamele görmekte; fakir, proleter sınıftan olanlar, zenginler, burjuvazi sınıfındakiler kadar suç işlemesine karşın daha çok kolluğun odağında olan, daha sıklıkla tutuklanan ve cezalandırılanlar onlar olmaktadır.14
Sosyal Kontrol
Sosyal kontrolü zayıflatan faktörler ise şöyledir:
1. Geleneksel olarak varlık gösteren sosyal sistemlerden ve bağlardan kopma; “ben merkezli bir dünya görüşünün” yaygınlaşması,15
2. Ekonomik düzende tevarüs edilen zayıflıklar örneğin fakirlik, işsizlik ve depression,16
3. Şehirleşmenin getirdiği örneğin şehirlerdeki mobilité (hareketlilik) ve anonim yaşam,
4. Ailede çözülme örneğin ebeveynin ölümü, boşanma ve çocuklara hatalı disiplin uygulaması,
5. Toplumda özellikle merkeze yakın mahallelerde çözülme örneğin ilkel yaşam koşullarındaki gecekondular ve suç çeteleri,17
6. Ceza adaletinin etkinlikten yoksun yönetimi örneğin kolluk güçleri, savcılık ve mahkemelerin biçimsel bir görüntü sergileme ötesi etkinlikten yoksun olmaları, cezaevlerinin suç okulu olması ve organize suçta yoğunlaşma,
7. Örgün ve yaygın eğitimde yetersizlikler, örneğin sınıfların çok kalabalık olması, sanat eğitimi kapasitesinin talepleri karşılamaktan uzak kalması ve din eğitimin ehil olmayan kişilerce verilmesi,
8. Anomik baskıları körükleyen, cebir ve şiddet suçlarının yoğunlaşma gösterdiği yazılı/görsel medya ve sosyal gerçeklik,
9. Kişiler ve gruplar arası örneğin etnik, dini ihtilaflar.
İşsizlik ve Suç
Toplumda kişinin işini kaybetmesi veya bir süre işsiz kalması ve yarattığı stresin insan yaşamı için ne derece yıpratıcı olduğu bilinmektedir. Çoğu kişi için bu olgu kişinin kendine olan saygısını yitirmesine, depresyona girmesine neden olmaktadır. Kuşkusuz, gelirsiz veya statüsüz kişiler güçsüz olabilmektedirler. Genelde, ilk defa suç işleyenler ile mükerrir suçluların çoğunun ya işsiz ya da devamlı bir çalışma yaşamı olmayan veya hiç işi olmamış kişilerden oluştuğu görülmektedir. Genelde, ilk defa suç işleyenler ile mükerrir suçluların çoğunun ya işsiz ya da devamlı bir çalışma yaşamı olmayan veya hiç işi olmamış kişilerden oluştuğu görülmektedir. Burada söz konusu olan yalnızca uzun süre devam eden işsizlik ötesinde kişinin bu durumda sergilediği suçlu davranışlarıdır. Önleme açısından önemli olan aşağıdaki döngü grafiğinde sapma potansiyeli olan öğenin giderilmesidir. Burada söz konusu olan yalnızca uzun süre devam eden işsizlik ötesinde kişinin bu durumda sergilediği suçlu davranışlarıdır.
Önleme açısından önemli olan aşağıdaki döngü grafiğinde sapma potansiyeli olan öğenin giderilmesidir.

Suç ve ekonomik koşullar (fakirlik, işsizlik ve eşitsizlik) üzerine yapılan teorik tartışmalar, iki temel düşünceyi yansıtmaktadır. Birincisi, servetin yarattığı alım gücü nedeniyle (hırsızların iştahını kabartan bilgisayar, cep telefonu, araba satın almaları sonucu) suç işlemek için fazlaca hedef ortaya çıkması nedeniyle suça sebebiyet verildiği; İkincisi ise, kişilerin para sahibi olduklarında çalmaya daha az gereksinme duyacaklarından, servetin suçu önleyebileceği merkezindedir.18
Sonuç
Suça zemin hazırlayan yapısal ve iktisadi yoksunlukların ceza adaletine sistemine girenlerin profiline doğrudan yansımakta olduğu ve bunun sonucunda hapis ve sabıka kayıtları yoksulluklarını daha da kötüleştirmektedir. Kısır bir döngü yaratılması söz konusudur. Özetle, hukuk sistemleri çoğu zaman suçun temel nedenlerine değinmek yerine yoksulluğu cezalandırmaktadır.
Sistemin öncelikle yoksul bireylerle ilgilendiği tartışılmaz bir gerçek ise de sorun “peki neden sistemi bunu biliyormuş gibi işletmiyoruz?” olmaktadır. Yoksulluğun nedensel bir faktör olarak görmezden gelinmesi seçilse bile, yoksulluğun sistem üzerindeki etkisini göz ardı etmek, daha gerçekçi olmayan müdahalelere ve operasyonel sorunlara yol açmaktadır. Eğitim, öğretim ve rehabilitasyon, temel insani ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar için ne derece işe yaramaktadır. Böylesine adil olmayan bir sistemi sürdürmenin ahlaki bedellerini de göz ardı edebilir miyiz?
“Her insan, yaptığı en kötü şeyden daha değerlidir.
Tüm yaşamların onuru vardır, suçlu yaşamın da”.
Helen Prejean
Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel
-------------
1 R.Sampson. “Whither the sociogical study of crime” Annnual Review of Sociology, 26, 2000, s.711.
2 F.Scmalleger. Criminology today 3. bası, Upper Saddle River,NJ:Prentice Hall, 2004, s. 223.
3 Webster, CS and Kingston, S (2014) Anti-Poverty Strategies for the UK: Poverty and Crime Review. Project Report. Joseph Rowntree Foundation.
4 Gwen van Ejik. Between Risk and Resistance: Gender Socialization, Equality, and Ambiguous Norms in Fear of Crime and Safekeeping Sage Journals, Vol. 12, Issue 2
5 Lammy review: final report An independent review into the treatment of, and outcomes for Black, Asian and Minority Ethnic individuals in the criminal justice system.
6 Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Yoksulluk-ve-Şiddet-İlişkisi
7 Darren Wheelock and Christopher Uggen, Punishment, Crime, and Poverty, 2008: Amerika Birleşik Devletleri'nde cezai yaptırımların ırksal, etnik ve sosyoekonomik eşitsizliği nasıl şiddetlendirdiğini incelemek. Temel Kavramlar ve Argümanlar
• Dezavantaj Sistemi: Yazarlar, cezai yaptırımların sadece suça yanıt vermekle kalmayıp, özellikle genç ve azınlık erkekleri olmak üzere dezavantajlı bireyleri sürekli yoksulluğa hapsettiğini savunuyor.
• Yan Etkiler: Doğrudan hapis cezasının ötesinde, yazarlar, ağır suç statüsü kısıtlamalarının (genellikle "yan etkiler" olarak adlandırılır) istihdama, kamu konutuna, sosyal yardımlara ve oy kullanma haklarına erişimi nasıl sınırladığını ayrıntılı olarak açıklıyor.
• Toplumsal Etki: Kitlesel hapis cezalarının dalgalanma etkileri mekânsal olarak yoğunlaşarak dezavantajlı mahalleleri istikrarsızlaştırıyor. Ebeveynlerin uzaklaştırılması ve hane halkı gelirinin kaybı, ailelere ve bakıcılara ciddi zararlar veriyor.
8 Mirko Bagaric. “The Punishment Should Fit the Crime—Not the Prior Convictions Of the Person That Committed the Crime: An Argument for Less Impact Being Accorded to Previous Convictions”, 51 San Diego Law Review, 343 (2014).
9 Türkiye’de adli yardım sağlamaya yönelik geliştirme çabalarına rağmen, mevcut sistem halen gelişime açıktır. Yeterli ve sürdürülebilir bir adli yardım sistemine olan ihtiyaç hem bu hizmeti sağlayanlar hem de potansiyel kullanıcılar tarafından belirtilmektedir; bu durum aynı zamanda Türkiye Barolar Birliği, yerel barolar ve Adalet Bakanlığı tarafından da dile getirilmiştir. Adli yardım hizmeti sunan avukatlar bu konuda profesyonel beceri, hukuki bilgi; aynı zamanda suçlu ve mağdurların ceza davası sürecinde etkin bir şekilde temsil edilmesi için gereken önemin gösterilmesine ihtiyaç duymaktadırlar. Bkz. Türkiye’de Adalete Erişim İçin Adli Yardım Uygulamalarının Geliştirilmesine Destek Projesi Aşama II UNAP; Türkiye’de Adli Yardım Hizmetlerinin Güçlendirilmesi, AVRUPA BIRLIĞI EŞLEŞTIRME PROJESI STRATEJİK PLAN ve EYLEM PLANI-2018.
10 Poverty, Criminal Justice, and Social Justice | Bruce Western YouTube; FIRSTHAND: Living in Poverty-The Intersection of Poverty and the Justice System YouTube
11 https://hukukihaber.net/Ceza-Yargısında-Cezalandırma-Olgusu;
https://hukukihaber.net/Ceza-Yaptırımında-Yeni-Model-Arayışı
12 Toplumsal şiddet, toplumda bireyler, kümeler veya kurumlar arasında güç ilişkileri temelinde ortaya çıkan fiziksel, psikolojik ya da yapısal zarar verme eylemlerinin tümünü kapsayan şiddet türüdür. Şiddet salt doğrudan-fiziksel olarak değil, aynı zamanda yapısal ve kültürel biçimleriyle de tanımlar. Toplumsal şiddet, bu üçlü şiddet kuramı ile incelenebilir.
· Doğrudan şiddet: Fiziksel saldırılar, kolluk şiddeti, gözaltında kötü işlem (muamele) vb.
· Yapısal şiddet: Adaletsiz yasalar, gelir eşitsizliği-derin yoksulluk, fırsat eşitsizliği, sistemli ayrımcılık.
· Kültürel şiddet: Medya, din, ideoloji ya da eğitim yoluyla bu adaletsizliklerin meşrulaştırılması. Bkz. Johan Galtung.Violence, Peace, and Peace Research Journal of Peace Research, Volume 6, Issue 3, Galtung, 1969.
13 Wacquant'ın 2001 yılında cezaevleri üzerine yazdığı eserlerde birkaç temel kavrama odaklandığı görülmektedir:
• Getto-Cezaevi Bağlantısı: Ölümcül Sembiyoz adlı eserinde, ABD’de cezaevlerinin, Afrikalı Amerikalılar için kast kontrolünün tarihsel kurumlarının (kölelik ve getto gibi) doğrudan halefi olarak hareket ettiğini ileri sürmektedir. Kentsel getto dağıldığında, cezaevleri aynı marjinalleştirilmiş grupları içerecek şekilde genişlemiştir.
• "Yoksulluğun Cezalandırılması": Yoksulluk Cezaevleri adlı eserinde Wacquant, neo-liberal devletlerin, serbestleştirilmiş işgücü piyasaları ve parçalanmış sosyal güvenlik ağlarının neden olduğu sosyal bozuklukları ve yoksulluğu maskelemek ve yönetmek için ceza kurumlarını nasıl kullandığını ayrıntılı olarak anlatmaktadır.
• Bir Alt Sınıfın Oluşturulması: Kitlesel hapis cezalarının, yapısal olarak dezavantajlı bir eski mahkûm nüfusu oluşturmaya yardımcı olduğunu belirtmektedir. Bu bireyler, kayıt dışı ekonomide sıkışıp kalmakta veya düşük ücretli, güvencesiz işlerde aşırı sömürülmektedir.
14 ABD’de beyaz yakalı suçluların topluma yıllık bedeli yaklaşık 200 milyar $ olarak sokakta işlenen suçların ortaya koyduğu kayıp ve zararların parasal tutarının yirmi katı olmasına karşın cezaevlerindeki nüfusun büyük kısmını şirket genel müdürleri veya sahipleri oluşturmamaktadır. Bkz. S.Meesiner ve R.Rosenfeld. Crime and the American Dream (3.bası) Belmont,CA:Wadsworth, 2001. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/HUKUK-DEVLETİ-SORUNSALI
15 Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” sendromu düzen için suiistimal kadar zararlı- dır.
16 Bkz. M.Akdağ. Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası “Celâli İsyanları” Bilgi Yayınevi, Ank., 1975, ss.102-107; yoksulluk çalışması (2004) (1) gıda yoksulluğu verilerine göre, toplam nüfus 70.3 milyondan % 1.3’ü açlık sınırının altında gelir elde etmekte; % 70’i kırsal kesimde, % 30’u ise kentlerde yaşıyor; (2) gıda+gıda dışı yoksulluğa göre ise, nüfusun % 25.6’sını oluşturan 3.5 milyon hane (ortalama 4.1 kişinin yaşadığı) halkı yoksulluk sınırının altında kalıyor-dört kişiden biri daha genel yoksulluk tanımına giriyor. Beş kişiden büyük haneler yoksulluk sınırı altında kalanların %73’ünü oluşturuyor. Yoksulluk oranı yüksek eğitim görenlerde %1.6 iken, ilk okul mezunlarında % 21.6, okur–yazar ama okul bitirmeyenlerde % 33.2’ye, okur-yazar olmayanlarda % 44.1’e tırmanıyor. Gıda güvenliği ciddi bir sorun olarak güncelliğini korumaktadır. Aristotle, fakirliğin isyan ve suç doğurganı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca bkz. Akif Beki. “Demokrasi ve hukuk açığına yoksulluk nafakası” Karar (22/11/2025): Bakanlık verilerine göre, 2024’te devletten düzenli sosyal destek, yardım alan hane sayısı 4 buçuk milyon civarında. 3 buçuk milyon hane ise aşırı yoksul. Destek almazsa aç, soğukta ve karanlıkta kalacak aileler. Yemek, ısınma, aydınlatma için devlet desteğine muhtaçlar. Ayşe Buğra. Kapitalizm Tarihi içinde Sosyal Politika: Yoksulluk, Çalışma ve Toplum, İletişim Yayınları, 2024. Murat Muratoğlu. “Saatli bomba işsizlik! Tik tok tik tok…” Nefes (31/07/2025) Birey için ise işsizlik, gelir sizlik, yoksulluk, psikolojik bunalımlar ve ailevi sorunlar anlamına gelir.
17 Nazlıcan Özkan Ordulu. “Mahallesine geri sürüklenen çocuk” T24 22/01/2026; Gökçer Tahincioğlu. “Çete transferleri ve devletin “gücü” T24 22/01/2026. Murat Ağırel. “Emniyet’in uyuşturucu raporunda inanılmaz rakamlar” Cumhuriyet 18/10/2025: Pregabalin bugün “fakir mahallenin LSD’si” olarak biliniyor. Kolay erişiliyor, zor bırakılıyor. Raporun en karanlık satırları 5. bölümde: 2024 yılında 427 kişi madde bağlantılı nedenlerle hayatını kaybetti; bu ölümlerin %57.1’i çoklu madde kullanımı kaynaklı. Ve 6’sı 15-18 yaş aralığında. 14 yaşında... O yaşta bir çocuk kalem tutar, hayal kurar, defter taşır, sokakta top oynar, bilgisayarda araba yarışı oynar. Bu tablo, kimyasal bir yoksulluk haritasıdır. Ayrıca bkz. Fulya Soybaş. “Cezaevindeki Çocuklar Anlattı: Neden ve Nasıl Suça Sürükleniyorlar” Hürriyet (3/04/2026).
18 Bkz. Christine Schirrmacher Thomas Schirrmacher. The Oppression of Women: Violence – Exploitation – Poverty An Existential Crisis for Millions, Bonn, 2020.





