ABD yönetiminin New York Times–OpenAI davasında yapay zekâ eğitiminin genel olarak “adil kullanım” sayılması gerektiğini savunması, telif savaşında teknoloji şirketlerinin elini güçlendirdi. Ancak son mahkeme kararları, korsan kaynaklardan veri edinilmesi, eserlerle rekabet eden çıktılar ve gelişen lisans piyasası bakımından YZ şirketlerine umdukları açık çeki vermiyor. Avrupa ücret ve şeffaflık arayışını güçlendirirken, Türkiye’de komisyonda bulunan bir kanun teklifi YZ eğitimi için toplu lisans ve ödeme sistemi öngörüyor.
Yapay zekâ şirketlerinin milyonlarca kitap, haber, müzik eseri ve diğer telifli içeriği modellerini eğitmek için hak sahiplerinden izin almadan kullanıp kullanamayacağına ilişkin küresel hukuk mücadelesi, ABD yönetiminin doğrudan ağırlık koymasıyla yeni bir aşamaya girdi.
ABD yönetimi, 1 Eylül'de New York federal mahkemesine sunduğu ve 2 Eylül'de kamuoyuna yansıyan görüşünde, OpenAI'nin New York Times ve diğer yayınlarla süren telif davalarında savunduğu temel teze destek verdi. Hükümete göre büyük dil modellerinin telifli metinlerle eğitilmesi genel olarak ABD telif hukukundaki “fair use” —adil kullanım— öğretisi kapsamında değerlendirilmeli. Yönetim, yapay zekâ gelişiminin bilimsel ilerleme, ekonomik büyüme ve ulusal güvenlikle da bağlantılı olduğunu ileri sürdü. Reuters'a göre bu, ABD federal yönetiminin hak sahipleri ile YZ şirketleri arasında büyüyen telif davalarına bu ölçüde doğrudan görüş bildirdiği ilk örnek olarak görünüyor.
Aynı gün ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick'in G20 ülkelerine, içerik üreticilerini korurken YZ şirketlerinin eserlerle model eğitebilmesine imkân veren düzenlemeler geliştirmeleri çağrısında bulunması, mahkemeye sunulan görüşün tek bir davaya ilişkin hukuki tercihten ibaret olmadığını gösterdi. Washington, geniş bir YZ eğitim alanını aynı zamanda teknoloji ve rekabet politikası meselesi olarak görüyor.
Ancak yönetimin görüşü davaya bakan mahkemeyi bağlamıyor. Üstelik “YZ eğitimi adil kullanımdır” önermesi, eserin korsan yollarla elde edilmesini, üçüncü kişilere dağıtılmasını veya modelin telif hakkını ihlal eden çıktılar üretmesini kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmiyor. ABD'de oluşmaya başlayan içtihadın en önemli özelliği de tam burada: “Eğitim” adı verilen sürecin bütün aşamalarını tek hukuki fiil gibi değerlendirmek giderek güçleşiyor.
Mahkemeler henüz “YZ istediği eseri kullanabilir” demedi
ABD hukukundaki fair use, Türk hukukundaki genel bir “adil kullanım hakkının” karşılığı değil. Telifli bir eserin izin alınmadan kullanılmasının belirli koşullarda hukuka uygun sayılmasına imkân veren ve kullanımın amacı, eserin niteliği, kullanılan bölümün miktarı ile eserin mevcut veya muhtemel pazarı üzerindeki etkisini birlikte değerlendiren açık uçlu bir Amerikan öğretisi.
2025 ve 2026'da çıkan kararlar da bu nedenle birbirine benzeyen davalarda farklı sonuçlara yol açabiliyor.
En çok YZ şirketlerinin lehine yorumlanan karar, yazarların Anthropic'e karşı açtığı Bartz v. Anthropic davasında Haziran 2025'te çıktı. Federal Yargıç William Alsup, kitapların büyük dil modellerinin eğitiminde kullanılmasını “son derece dönüştürücü” bularak davadaki eğitim kullanımının adil kullanım kapsamında olduğuna karar verdi. Anthropic'in satın aldığı basılı kitapları tarayıp dijitalleştirmesi de ayrı bir gerekçeyle adil kullanım sayıldı.
Fakat kararın genellikle ikinci planda kalan başka bir bölümü vardı. Anthropic milyonlarca kitabı korsan internet kütüphanelerinden indirmiş ve bunların önemli bölümünü ileride kullanmak üzere kalıcı bir dijital kütüphanede tutmuştu. Mahkeme, korsan nüshaları elde edip genel amaçlı bir kütüphanede saklama işlemini eğitimdeki dönüştürücü kullanımın arkasına gizlemedi. Bu bölüm daha sonra 1,5 milyar dolarlık toplu dava uzlaşmasına dönüştü; uzlaşmaya Temmuz 2026'da nihai onay verildi. Bu bir mahkemenin 1,5 milyar dolar tazminata hükmetmesi değil, tarafların korsan kitaplar konusundaki davayı bu bedelle sona erdirmesi anlamına geliyor.
Meta hakkındaki Kadrey v. Meta kararı da teknoloji şirketleri lehine sonuçlandı, fakat kararın kapsamı daha da dikkatli okunmayı gerektiriyor. Yargıç Vince Chhabria Haziran 2025'te Meta'nın 13 davacı yazarın kitaplarını Llama modellerini eğitmek için kullanması bakımından adil kullanım savunmasını kabul etti. Bunun temel nedenlerinden biri, davacıların YZ tarafından üretilen eserlerin kitap pazarını “seyreltip” kendi eserleriyle rekabet edeceğine ilişkin anlamlı kanıt sunamamış olmasıydı.
Yargıç, Mart 2026 tarihli sonraki kararında yanlış anlaşılmaya yer bırakmayacak kadar açık bir düzeltme yaptı: Meta'nın kazanmasının nedeni, “korunan eserleri YZ eğitimi için kopyalamanın gerçekten adil kullanım olması” değildi; davacı avukatlarının pazar zararına ilişkin yeterli delil ortaya koyamamasıydı. Üstelik Meta'nın eserleri BitTorrent üzerinden indirirken aynı zamanda üçüncü kişilere dağıtıp dağıtmadığına ilişkin ayrı iddialar davada ileri sürülmeye devam etti.
Buna karşılık Thomson Reuters v. Ross Intelligence davasında Delaware federal mahkemesi farklı sonuca ulaştı. Ross'un Westlaw'daki telif korumalı hukuk özetlerinden yararlanarak doğrudan Westlaw ile rekabet edecek bir hukuki araştırma aracı geliştirmesini adil kullanım saymadı. Bununla birlikte Ross'un sistemi üretken YZ değildi; dolayısıyla kararın ChatGPT benzeri büyük dil modellerine doğrudan uygulanabilecek genel bir emsal olarak sunulması da doğru değil. Kararın önemi, ticari rekabet ve hak sahibinin pazarı üzerindeki etkinin adil kullanım değerlendirmesinde nasıl ağırlaşabileceğini göstermesinde. Karar ayrıca ara temyize açıldı.
Ortaya çıkan tablo, “YZ eğitimi serbesttir” veya “her eğitim için lisans gerekir” şeklindeki iki uç formülden hiçbirini henüz doğrulamıyor.
Asıl savaş pazar zararına kayabilir
ABD Telif Hakları Ofisinin Mayıs 2025'te yayımladığı üretken YZ eğitimi raporu da tam bu nedenle kategorik bir sonuçtan kaçınıyor. Kuruma göre bazı eğitim kullanımları adil kullanım sayılacak, bazıları sayılmayacak. Ticari olmayan araştırma amacıyla yapılan ve eserin parçalarını çıktıda yeniden üretmeyen kullanım yelpazenin bir ucundayken; korsan kaynaktan alınan ifade değeri yüksek eserlerin, piyasada bu eserlerle rekabet edecek sınırsız içerik üretmek üzere kullanılması diğer ucunda yer alıyor.
Bu ayrım, telif savaşının önümüzdeki dönemindeki en önemli soruyu da ortaya çıkarıyor: Bir YZ sistemi özgün eseri birebir kopyalamasa bile, aynı pazarda çok büyük miktarda ikame içerik üreterek o eserin ekonomik değerini azaltıyorsa ne olacak?
Meta kararında Yargıç Chhabria'nın özellikle işaret ettiği “market dilution”, yani pazarın YZ üretimi benzer içeriklerle seyrelmesi tezi, bu nedenle hak sahipleri için güçlü fakat henüz yeterince denenmemiş bir dava yolu olabilir. ABD Telif Hakları Ofisi de yapay zekânın üretim hızı, hacmi ve eğitimde kullanılan eser sayısı nedeniyle telifli eserlerin pazarları üzerindeki etkinin daha önce görülmemiş bir ölçeğe ulaşabileceğini belirtiyor.
Bu yaklaşım teorik değil. Sony Music Publishing ve Warner Chappell, Ağustos sonunda Anthropic'e karşı açtıkları yeni davada şirketin telifli şarkı sözleri ve notaları korsan kaynaklardan elde ettiğini, bunları eğitimde kullandığını ve Claude'un bazı sözleri yeniden üretebildiğini ileri sürdü. Anthropic iddialara karşı çıkıyor ve uygulamalarını mahkemede savunacağını ifade ediyor. Dava henüz sonuçlanmış değil; ancak eğitim, veri edinme yöntemi ve çıktıların birbirinden ayrı telif sorunları hâline gelmesinin güncel bir örneğini oluşturuyor.
“Adil kullanım” yaratıcı emeğin karşılıksız aktarımına dönüşebilir mi?
Yazarların ve yayıncıların itirazının ekonomik ağırlık noktası burada oluşuyor.
Bir YZ şirketi milyonlarca kitabı, haberi, fotoğrafı veya müzik eserini herhangi bir lisans bedeli ödemeden modelinin geliştirilmesinde kullanabiliyor ve bunun sonucunda ortaya çıkan ticari sistem aynı yaratıcı pazarlarda metin, görsel ya da müzik üretebiliyorsa hak sahipleri bunun yalnızca “öğrenme” olarak nitelendirilemeyeceğini savunuyor. New York Times da ABD yönetiminin son görüşüne verdiği yanıtta, hem YZ'nin hem yaratıcıların gelişebileceğini ancak YZ şirketlerinin ürünlerini mümkün kılan içerik için adil bedel ödemesi gerektiğini ifade etti.
Teknoloji şirketlerinin karşı savı da küçümsenebilecek türden değil. Milyarlarca eserin her biri için ayrı ayrı izin alınmasının işlem maliyeti yalnız en büyük şirketlerin karşılayabileceği ölçüye ulaşabilir; telif rejimi bu durumda eser sahiplerini korurken istemeden YZ sektöründe birkaç dev şirketin hâkimiyetini pekiştirebilir. ABD Telif Hakları Ofisi de lisans zorunluluklarının rekabet üzerindeki bu etkisini raporunda ayrıca tartışıyor.
Bu nedenle “adil kullanım sömürüye yol açar mı?” sorusunun basit bir evet-hayır cevabı yok. Fakat tartışmanın dengesi değişiyor: Eserlerin YZ için ekonomik bir değere sahip olmadığı artık söylenemiyor; çünkü eser sahipleri ile YZ şirketleri arasında gerçek bir lisans pazarı oluşmaya başladı.
Nitekim davacı pozisyonundaki New York Times bile 2025'te Amazon'la yaptığı anlaşmayla haberlerinin ve diğer içeriklerinin Amazon'un YZ ürünlerinde ve kendi modellerinin eğitiminde kullanılmasına lisans verdi. Bu durum Times'ın OpenAI'ye karşı davasıyla çelişmekten çok, hukuki çekişmenin “YZ eserleri kullanabilir mi?” sorusundan “kimin izniyle ve hangi bedelle kullanabilir?” sorusuna kaydığını gösteriyor.
ABD Telif Hakları Ofisi de bazı yaratıcı sektörlerde doğrudan ve toplu lisans piyasalarının gelişmeye başladığını tespit etmiş durumda. Kurum, mevcut aşamada zorunlu bir devlet lisans sistemi getirmenin erken olduğunu, özel lisans piyasalarının gelişmesine fırsat verilmesi gerektiğini düşünüyor; ancak piyasanın dolduramadığı alanlarda daha sonra genişletilmiş toplu lisans modellerinin gündeme gelebileceği fikrini de göz ardı etmiyor.
Burada önemli bir hukuki incelik var: Bir hak sahibinin “bu kullanım için artık ücret istiyorum” demesi tek başına adil kullanımı ortadan kaldırmaz. ABD hukukunda dikkate alınan lisans pazarı, yalnızca sonradan talep edilmiş herhangi bir ödeme pazarı değil; geleneksel, makul veya gelişmesi muhtemel pazar olmalı. Ancak gerçek lisans anlaşmaları çoğaldıkça, YZ eğitiminin ekonomik bir lisans konusu olabileceğini kanıtlamak da hak sahipleri bakımından kolaylaşabilir.
Tek tek sözleşme yerine toplu lisans mı?
Tam bu noktada mahkeme salonlarının yanında yeni bir altyapı yarışı başladı.
ABD'deki Authors Guild, her YZ şirketinin milyonlarca yazarla ayrı ayrı anlaşmasının uygulanabilir olmadığını kabul ediyor ve bunun yerine gönüllü bir kolektif hak yönetimi modeli öneriyor. Sisteme katılan yazarların haklarını bir ortak kuruluş temsil edecek, YZ şirketleriyle ücret ve kullanım koşullarını müzakere edecek, tahsil edilen parayı yazarlara dağıtacak.
RSL Collective gibi yeni girişimler de internet yayıncılarının YZ kullanımına ilişkin şartlarını makine tarafından okunabilir biçimde ifade edebildiği ve topluca telif tahsil edebildiği modeller geliştiriyor. Buradaki düşünce, bugünkü “ya ai botunu tamamen engelle ya da içeriği serbest bırak” ikiliğinin yerine; eğitime izin, çıktı başına kullanım, atıf ve ücret gibi farklı şartların bilgisayarlar tarafından okunabilen lisanslara dönüştürülmesi. Sistemler henüz küresel standart niteliğinde değil; fakat telif tartışmasının salt yasaklama meselesinden hak yönetimi altyapısı meselesine geçtiğinin işaretlerinden biri.
Bunun işlerlik kazanabilmesi ise “ödeme havuzu” oluşturmaktan daha zor bir problemi çözmeyi gerektiriyor: Eserin ve paranın kime ait olduğunun belirlenmesi.
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünün WIPO Connect sistemi hâlihazırda eser, hak sahibi, kullanım ve telif ödemelerini eşleştirmek için kolektif hak yönetimi kuruluşlarınca kullanılabilecek bir altyapı sağlıyor. WIPO'nun International Standard Name Identifier (ISNI) sistemiyle yaptığı işbirliği de yaratıcıların aynı veya benzer isimlerden ayrıştırılarak benzersiz biçimde tanımlanmasını amaçlıyor. Ancak bir yazara dijital kimlik verilmesi tek başına YZ-telif sorununu çözmüyor. Sağlıklı bir ödeme sistemi için yazar → eser → hangi hakların kime ait olduğu → hangi YZ kullanımına hangi koşulla izin verildiği → gerçek kullanım → ödenecek bedel zincirinin kurulması gerekiyor.
Bu, gelecekte telif hukukunun görünenden daha teknik cephesi olabilir. Milyarlarca veri parçasının kullanıldığı bir sistemde kullanımın ölçülemediği ve hak sahibinin güvenilir biçimde belirlenemediği durumda, mahkemenin tanıdığı ücret hakkı bile uygulamada tahsil edilemeyen bir hak olarak kalabilir.
Avrupa ABD'den farklı bir denge arıyor
Avrupa Birliği'nin çıkış noktası ABD'den farklı. AB hukukunda Amerikan tipi açık uçlu fair use öğretisi yerine, Telif Hakları Direktifi'nde metin ve veri madenciliğine ilişkin özel istisnalar bulunuyor. Genel metin ve veri madenciliği istisnasında hukuka uygun erişim şartı aranıyor ve hak sahibi çevrim içi içerikte haklarını uygun biçimde saklı tuttuğunda istisnadan yararlanmanın sınırı değişiyor.
AB Yapay Zekâ Tüzüğü de genel amaçlı YZ modeli sağlayıcılarına Birlik telif hukukuna uyum politikası oluşturma, hak sahiplerinin hak saklı tutma beyanlarını tanıma ve eğitimde kullanılan içeriğe ilişkin yeterince ayrıntılı bir özet yayımlama yükümlülüğü getiriyor. Bu hükümler doğrudan “her eğitim için ücret ödenecek” anlamına gelmiyor; ancak hak sahiplerinin hangi içeriğin kullanıldığını öğrenmesini ve haklarını ileri sürebilmesini kolaylaştıran bir şeffaflık katmanı oluşturuyor.
Avrupa Parlamentosu ise Mart 2026'da kabul ettiği bağlayıcı olmayan fakat siyasi yönü gösteren kararda daha ileri gitti. Parlamento, hak sahiplerinin adil ücret almasını, sektör bazında gönüllü toplu lisans anlaşmalarının geliştirilmesini, hak sahiplerinin eğitim dışında çıkarım ve benzeri kullanımlar üzerinde daha güçlü söz sahibi olmasını ve geçmiş kullanımlar için de orantılı bir ücret mekanizmasının incelenmesini istedi. Buna karşılık bütün eserleri kapsayan tek bir sabit bedelli “küresel lisans” fikrine karşı çıktı.
Dolayısıyla dünya tek bir rejime doğru ilerlemiyor. ABD şimdilik teknolojik dönüşümü fair use aracılığıyla geniş yorumlamaya daha açıkken, AB şeffaflık, hak saklı tutma ve gelişen lisans piyasasını daha belirgin biçimde sistemin içine çekiyor.
Türkiye'de teklif için ABD'den çok farklı bir model öngörülüyor
Türkiye bakımından mesele yalnız karşılaştırmalı hukuk tartışması değil.
Nisan 2026'da Türkiye Adalet Akademisi Dergisi'nde yayımlanan güncel bir çalışma, FSEK'te YZ eğitimi ve metin-veri madenciliğine özgü açık bir düzenleme bulunmadığını; mevcut istisnaların ABD'deki fair use gibi açık uçlu değil, sınırlı ve belirli kullanım hâllerine bağlı olduğunu belirtiyor. Çalışma, Türkiye için ayrıca bir metin ve veri madenciliği düzenlemesi öneriyor.
Bu çalışmayla aynı günlerde, 8 Nisan 2026'da TBMM'ye sunulan 2/3634 esas numaralı FSEK değişikliği teklifi ise farklı bir tercihi ortaya koydu. MHP Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk imzalı teklif 3 Eylül itibarıyla hâlen komisyonda.
Teklif yasalaşırsa Türkiye'de kullanıma sunulan YZ sistemlerinin eğitimi, geliştirilmesi, ince ayarı, test edilmesi, veri seti oluşturulması ve model iyileştirilmesi amacıyla eser ve bağlantılı hak konusu içeriklerin çoğaltılması, işlenmesi, veri madenciliğine tabi tutulması ve depolanması “uygun bedel karşılığında” lisansa bağlanacak. Sistem, hak sahiplerinin tek tek YZ şirketlerine başvurması yerine farklı eser alanlarının katılımıyla oluşturulacak tek bir ortak lisanslama birliği üzerinden işletilecek. Üye olmayan hak sahipleri de sistemden çıkmadıkları sürece temsil edilecek; isteyen hak sahibi yazılı bildirimle sistemden ayrılabilecek.
Teklif bununla da yetinmiyor. YZ çıktılarının mevcut eserleri doğrudan veya dolaylı olarak ikame etmesi, onların ekonomik değerinden yararlanması ya da onlarla ticari veya mesleki olarak rekabet etmesi hâlinde çıktı kullanımını da ücretli lisans kapsamına sokuyor. Tarifede kullanımın kapsamı ve yoğunluğu, kullanılan eser sayısı, hizmetin ticari ölçeği, hak sahibinin pazarındaki ikame etkisi, YZ kullanımındaki veri hacmi, yeniden kullanım sıklığı, modelin ticari yaygınlığı ve çıktıların ekonomik değeri gibi ölçütlerin dikkate alınması öngörülüyor.
Teklifin genel gerekçesi de tartışmanın ekonomik özünü alışılmadık açıklıkta ifade ediyor: bütün kullanımların serbest bırakılmasının insan emeğine dayalı üretici sektörlerden büyük teknoloji aktörlerine doğru “karşılıksız bir değer transferi” doğurabileceği, buna karşılık her hak sahibinden tek tek izin istemenin de fiilen işlemeyeceği belirtiliyor. Önerilen toplu lisans sistemi bu iki uç arasında bir ara çözüm olarak sunuluyor.
Bu model, yasalaşması hâlinde ABD'nin fair use ağırlıklı yaklaşımından belirgin biçimde ayrılacağı gibi, mevcut AB hukukundan da daha açık bir ücretlendirme tercihi içerecek. Bununla birlikte teklif yeni sorular da doğuruyor. Özellikle bir YZ çıktısının bir eseri “dolaylı olarak ikame edip etmeği” veya “ekonomik değerinden yararlanıp yararlanmadığı” sınırın nasıl ölçüleceği, ücretin hangi eser sahipleri arasında nasıl dağıtılacağı ve milyarlarca eğitim verisinin hangi esere ne ölçüde katkıda bulunduğunun nasıl saptanacağı uygulamanın en zorlu alanları olmaya aday.
Kavganın ikinci dönemi başlıyor
YZ-telif savaşının ilk dönemi büyük ölçüde şu soruyla geçti: Bir makinenin öğrenmesi için telifli eserlerin kopyalanması izin gerektirir mi?
Mahkemelerden gelen ilk kararlar bu soruya tek bir cevap vermedi. Buna karşılık yeni bir ayrım giderek belirginleşiyor: Eser hangi kaynaktan elde edildi? Eğitimde ne amaçla kullanıldı? Model eserin kendisini yeniden üretebiliyor mu? Ürettiği içerik eser sahibinin pazarıyla rekabet ediyor mu? Bu kullanım için çalışan bir lisans piyasası var mı?
ABD yönetiminin OpenAI lehine görüşü bu denklemin teknoloji ve inovasyon tarafına ciddi siyasi ağırlık koyuyor. Fakat 1,5 milyar dolarlık Anthropic uzlaşması, devam eden korsan veri davaları ve büyüyen lisans piyasası, bunun yaratıcı eserlerin sınırsız ve bedelsiz bir YZ hammaddesine dönüşmesi anlamına gelmediğini gösteriyor.
Muhtemel gelecek de “yasaklama” ile “bedava kullanım” arasındaki tercihten ibaret olmayacak. Hukuka uygun veri kaynağı, kullanım şeffaflığı, hak saklı tutma mekanizmaları, bireysel ve toplu lisanslama, güvenilir eser ve hak sahibi tanımlayıcıları ile kullanım üzerinden ücret dağıtımını bir araya getiren katmanlı sistemler şimdiden ortaya çıkıyor.
Bu nedenle telif savaşının bundan sonraki en önemli gündemi belki de makinelerin insan eserlerini “okuyup okuyamayacağı” değil. İnsanların ürettiği eserlerden YZ ekonomisinde doğan değeri kimin, hangi hukuk kuralıyla ve hangi payla alacağı.
Next