Avukatlık ücreti hakkında bilinmesi gereken önemli hususlar vardır. Bunların ilki avukatlık ücretinin tanımıdır. Avukatlık ücreti avukatın yaptığı ya da yapılması kararlaştırılan iş ve faaliyetler karşısında avukata ödenmesi gereken tutar toplamıdır. Bilindiği üzere avukatlık faaliyetleri hukuki danışmanlık hizmeti şeklinde olabileceği gibi dilekçe yazımı, ihbarname, ihtarname ve sözleşme düzenlenmesi şeklinde de olabilir. Bunların dışında avukatlık faaliyetleri en çok bilinen haliyle temsil faaliyetlerine yöneliktir. Bu temsil faaliyetleri mahkemeler nezdinde olabildiği gibi icra ve iflas dairelerinde, emniyet ve jandarma birimleri dahil tüm kolluk birimlerinde, adli merciler dışındaki diğer kamu kurum ve kuruluşlarında, hatta kamu kurum ve kuruluşları dışında özel ve tüzel kişiler nezdinde olabilir. Örneğin bir avukat, müvekkili olmayan bir kişinin açacağı davanın dilekçesini ya da şahsa karşı dava açılan davanın cevap dilekçesini yazabilir. Benzer şekilde kendisine karşı suç işlendiğini düşünen ve iddia eden müştekinin suç duyurusu dilekçesini ya da şüphelinin veya sanığın savunma dilekçesini yazabilir. Avukat taraflar arasında yapılmak istenen kira sözleşmesi dahil birçok sözleşmeyi düzenleyebilir. Bunların yanı sıra avukat tarafların mahkemeler nezdinde görülen davalarında davacı veya davalı vekili, müşteki, katılan veya suçtan zarar gören vekili ya da sanık müdafi, soruşturma dosyalarında gerek savcılık gerekse kolluk birimlerinde müşteki veya suçtan zarar gören vekili ya da şüpheli müdafi olarak müvekkilini temsil edebilir. Avukat icra ve iflas daireleri nezdinde alacaklı ya da borçlu vekili olarak temsil faaliyetlerini yerine getirebilir. Avukat bir uzlaştırma dosyasında veya arabuluculuk dosyasında müvekkilini temsil edebilir. Hatta avukat tahkim sürecinde müvekkilini temsil edebilir. Avukat tapu sicil müdürlükleri dahil birçok kamu kurumunda müvekkili adına iş ve işlemler yapabilir. Bunlarla birlikte avukat gerçek veya tüzel kişilere hukuki danışmanlık hizmetinde bulunabilir. Bu danışmanlık hizmeti sözlü, yazılı, çağrı üzerine gidilen yerde danışmanlık şeklinde, aynı ya da farklı zamanlarda birden farklı şekillerde de olabilir. Örneğin eş zamanlı olarak hem sözlü bilgilendirmelerde bulunan avukat, aynı süreçte bu sözlü bilgilendirmeleri yazıya dökerek yazılı bilgilendirmede de bulunabilir. Hatta bir avukat bir şirketin sözleşmeli avukatı dahi olabilir. Görüldüğü üzere avukatlık faaliyetleri çeşitli tür ve şekillerde yapılabilen bir meslek olup uygulamada en çok karşımıza çıkan ve herkesçe bilinen haliyle serbest avukatlık şeklinde ifa ve icra edilmektedir. İşte yapılan tüm bu mesleki faaliyetler karşısında avukata ödenmesi gereken tutar toplamı avukatlık ücreti olarak karşımıza çıkmaktadır. Avukatlık ücretinin alınması yasal ve hukuka uygun olup alınmaması halinde bunun kayıtlı olunan baroya bildirilmesi zorunludur. Aksi halde avukat hakkında disiplin cezasına karar verilmektedir. Görüldüğü üzere avukatlık ücretinin alınması değil, alınmaması ve bu durumun bildirilmemesi avukat açısından sorun ve disiplin suçu teşkil etmektedir.

Avukatlık ücretinin ne olduğu anlaşıldıktan sonra bir diğer önemli husus, avukatlık ücretinin neye göre belirlendiğidir. Gerçekten de avukatlık ücreti birçok avukat tarafından farklı tutarlarda telaffuz edilebilmekte ve karşımıza farklı meblağlar halinde çıkabilmektedir. Burada hukuka aykırı bir durumun olup olmadığı tamamen talep edilen tutarlara bağlı olarak değişkenlik arz etmektedir. Bir başka anlatımla avukatlık ücretinin alınması yasal ise de talep edilen tutarın neye göre ya da hangi miktar veya oranda talep edilmesinin yasal olduğu, tespit edilmesi gereken önemli bir husustur. Burada karşımıza iki farklı belirleme aracı çıkmaktadır. İlki avukatlık ücretinin belirli hale gelmesi için alacaklısının ve borçlusunun kendi aralarında sözleşme yapmalarıdır. Ancak burada karıştırılmaması ve birbirinden ayrılması gereken konu, vekalet sözleşmesi ile avukatlık ücret sözleşmesinin birbirinden farklı oluşudur. Zira kişinin avukatı yetkilendirmesi yalnızca onu vekil kıldığı anlamına gelmekte, avukatın da vekil kılma iradesini açıkça veya zımnen kabul etmesi taraflar arasında kurulan vekalet sözleşmesini ortaya koymaktadır. Bu iradeyi sıklıkla vekil edenin istemi üzerine noterlikçe düzenlenen vekaletname gün yüzüne çıkarmakta ve ispatlamaktadır. Oysa avukatlık ücret sözleşmesi vekalet sözleşmesinden farklıdır. Avukatlık ücret sözleşmesinde belirli bir meblağ ya da dava edilen yahut hükmolunan şeyin değerinin ya da paranın belirli bir oranı kararlaştırılır. Avukatlık ücret sözleşmesinin hiç ya da yazılı olarak yapılmaması, vekil edenin vekile olan borcunu ödememesinin bir sebebi olamaz ve mevcut borcu ortadan kaldırmaz. Bir diğer anlatımla taraflar arasında ücret sözleşmesinin yapılmamış veya ispatlanamamış olması, avukatın ücret isteyememesine yol açmaz. Aynı sonuçlar ücret sözleşmesinin geçersiz olduğu durumlar için de geçerli olup gerek ücret sözleşmesinin yapılmadığı gerekse geçersiz olduğu veya ispatlanamadığı durumlarda avukatın ücret talep etme hakkı sona ermez. Ancak bu halde avukatın talep edebileceği tutar anlaştıkları tutardan farklı olabilir. Bu noktada devreye diğer belirleme aracı girer. Yeri gelmişken şu hususun açıklanmasında yarar bulunmaktadır ki, avukatlık ücretini belirleyen husus tarafların irade beyanları ve anlaşmalarıdır. Bu anlaşma avukatlık ücret sözleşmesinde vücut bulur. Sözleşmenin yapılmadığı durumlarda ise taraflar arasındaki vekalet sözleşmesinin varlığı ve avukat tarafından işin yapılması veya tamamlanması, vekilin ücret isteminin hukuki gerekçesini ve dayanağını oluşturur.

Taraflar arasında vekalet sözleşmesinden ayrı olarak ücret sözleşmesinin yapılmadığı, geçersiz olduğu, ispatlanamadığı veya kanunun deyimiyle tartışmalı olduğu durumlarda karşımıza diğer belirleme aracı olarak avukatlık asgari ücret tarifesi çıkmaktadır. Avukat asgari ücret tarifesi, her yıl Türkiye Barolar Birliğince Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, niteliği ve şekli tebliğ olan bir mevzuat hükmüdür. Bu yüzden gerek vekil eden gerekse vekil kılınan kişilerce bu tebliğe uyulması zorunludur. Vekalet sözleşmesinin tarafları dışında mahkemelerce ve icra ve iflas müdürlüklerince de bu kurallara uyulması gerekmektedir. Avukatlık asgari ücret tarifesi, ilk olarak taraflarca kararlaştıran ücretin belirlenmesindeki temel kıstaslardan biri olmasından ötürü önem kazanmaktadır. Zira bununla, bir avukatın hangi tür dava için, asgari hangi miktardaki bir tutarı talep edebileceği ve talep edilecek tutarın asgari sınırlarının ne olması gerektiği bilinmekte, avukatın hukuki hizmetlerinden ve faaliyetlerinden yararlanmak isteyen ve/veya noterden vekaletname düzenlenmesini talep eden kişiler de karşılarına çıkacak avukat ücretleri hakkında az çok bilgi ve fikir sahibi olmaktadır. Bu haliyle aslında avukat asgari ücret tarifesi taraftarca yapılacak herhangi bir ücret sözleşmesinin çerçevesini çizmekte ve asgari sınırını oluşturmaktadır. Bu yönüyle taraflarca bilinebilirlik ve öngörülebilirlik bakımından önem arz etmekte, düzenlenecek olan yazılı ücret sözleşmesinin ya da kararlaştırılacak avukatlık ücretinin temelini oluşturmakta ve asgari sınırı tespit etmektedir. Zira avukatlık ücretlerinin asgari sınırın altında kararlaştırılması olanaksızdır. Görüldüğü üzere avukatlık asgari ücret tarifesi, taraflarca avukatlık ücret sözleşmesinin düzenlenmediği, geçersiz olduğu veya ispatlanamadığı durumlarda avukatın talep edebileceği ücreti belirlemekte ve tutarın hukuki dayanağını teşkil etmektedir. Bu sebeple taraflarca ayrı bir avukatlık ücret sözleşmesinin yapılmaması, yapılmasına rağmen geçerli olmaması veya ispatlanamaması halinde avukat, yapmış olduğu temsil faaliyetleri ve/veya hukuki hizmetler yönünden işin tamamlanmasıyla hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verilen tarihte yürürlükte olan avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca avukatlık ücretine hak kazanmaktadır. Bu halde avukata herhangi bir ücret sözleşmesinin yapılmadığı veya ücretin tarifenin altında kararlaştırıldığı ya da yapılan sözleşmenin ispatlanamadığı yönünde bir gerekçe ve itiraz ile ücret talebine hakkının bulunmadığı iddiası ileri sürülememektedir. Avukat her durumda avukatlık ücretine hak kazanmaktadır. Yeter ki yapılan iş ve işlemler ile hukuki hizmetler ispatlanmış olsun.

Avukatlık asgari ücret tarifesi, yalnızca sözleşmenin yapılmadığı veya geçersiz olduğu durumlarda hak kazanılan ücretin tespitinde değil, bunun yanında taraflar arasında yapılan ve geçerli olan ücret sözleşmesinin asgari sınırın üzerinde olması durumunda kararlaştırılan ücretin talep edilebilmesini de sağlamaktadır. Zira arada hukuka uygun şekilde yapılmış bir ücret sözleşmesinin varlığı halinde asgari sınıra veya asgari ve azami oranlara uyulması suretiyle istenilen tutarın ya da oranın kararlaştırılması mümkündür. Ancak burada bilinmesi gereken husus, avukatlık asgari ücret tarifesinde yazılı asgari tutarların talep edilebilmesi için ayrı bir yazılı sözleşmenin yapılmasının zorunlu olmadığıdır. Bu yönde bir sözleşmenin yapılması mümkün olduğu gibi yapılmaması halinde yapılan iş ve işlemlerin ispatıyla ilgili asgari ücret tarifesi uyarınca ücret talep edilebilmektedir. İş sahibince arada yazılı ücret sözleşmesinin ve bu yönde bir borcun olmadığının belirtilmesi ise hukuka aykırılık teşkil etmektedir.

Kural olarak avukatlık ücretinin tamamı peşin ödenir. Ancak taraftarca ücretin daha sonraki bir tarihte veya işin sonunda ödeneceği yönünde bir belirleme yapılması ya da taksitlere bölünmesi mümkündür. Bu yönde hiçbir kararlaştırmanın bulunmaması ya da ispatlanamaması durumunda avukat işin tamamlanmasıyla, hukuki yardımın tamamlandığı veya hükmün verildiği tarihteki avukatlık asgari ücret ücretini esas alarak tarife uyarınca, sözleşmenin bulunması halindeyse geçerli olan sözleşmeye göre hak ettiği ücreti talep edebilmektedir. Ücret işin tamamlanmasıyla muaccel hale gelmektedir. Ancak muacceliyet tarihi bakımından taraflarca ayrı bir zamanın, örneğin istinaf ve/veya temyiz yasa yolları açık olan bir dosyada karar tarihinin kararlaştırılması mümkündür. Bu halde karar kesinleşmese bile avukat yerel mahkemece karar verildikten sonra ilgili mahkemede yapılan temsil faaliyetleri karşılığında tarifedeki maktu ya da sözleşmede yazılı olan tutarı talep edebilir.

Avukatın istifa etmesi durumunda ücret isteyip isteyememesi, istifanın haklı olup olmamasına göre değişmektedir. İşin tamamlanmamasına rağmen haklı nedenle istifa eden avukat, tarife uyarınca ya da vekil edenle anlaşılan ve ispatlanan tutarı talep edebilmektedir. Azilname halinde de durum hemen hemen aynıdır. Aradaki tek fark, avukatlık ücreti için istifanın haklı olması gerekirken azilnamenin haksız olması gereklidir. İstifa, avukatın bir ya da birden fazla, haklı ya da haksız sebebe dayanarak ya da hiçbir sebebe dayanmaksızın ilgili dosyadan ya da vekillikten çekilmesidir. Oysa azilname, bir ya da birden fazla, haklı ya da haksız sebebe dayanarak ya da hiçbir sebebe dayanmaksızın vekil edenin vekaletini geri çekmesidir. Burada azilnamenin haklı olması avukatın ücret talep edememesine, azilnamenin haksızlığı ise görevin ya da işin tamamlanmamasına rağmen avukatın ücretin tamamını talep edebilmesine yol açmaktadır. Uygulamada sıklıkla "Görmüş olduğum lüzum üzerine sizi vekillikten azlediyorum." şeklindeki ifadelerle azilnameler gönderildiği bilinmektedir. Ancak görülen lüzum kavramı, genel, soyut ve geniş bir kavram olup burada gerçek sebebin ne olduğu önemlidir. Örneğin avukatın hiçbir duruşmaya katılmaması, müvekkilin uzunca bir müddet ya da işin tevdinden sonra hiçbir zaman avukata ulaşamaması, avukat tarafından davanın veya işin takip edilmemesi, avukatın kusuru yüzünden davada taraf olan asilin hak kaybının doğması ya da doğacak olması, avukatın kendisine banka kanalıyla gönderilen meblağı kendisi için harcaması, açılması gereken davayı zamanında açmaması ve iş sahibince bu tutarın dava masrafı olarak gönderildiğinin ispatlanması, avukatın müvekkili adına icra dosyasına yatırılan parayı kendi adına olan vadeli hesaba yatırarak dosyaya ödeme yapıldığı konusunda müvekkiline bilgi vermemesi ve işlemiş faizi kendisi tüketmesi ve bunlara benzer hak kaybına ve güvensizliğe yol açacak nitelikteki önemli hususlar haklı azil sebepleridir. Oysa avukatı istememe, başka avukat tayin etmeyi isteme, başka avukatla anlaşma, avukatın evlenmesi, şehir değiştirmesi, ikamet adresini veya avukatlık bürosunun adresini değiştirmesi gibi tamamen avukatın insan olmasından kaynaklı yaşamsal değişikliklerinin ve özel hayatındaki taşınma ya da evlenme gibi sonradan gelişen durumların birer azilname sebebi olması mümkün değildir. Avukatın hiçbir kusurunun olmamasına rağmen yalnızca müvekkilin avukatını değiştirmek istemesi avukata kusur olarak yüklenemez. Haksız azil halinde avukatın taraflar arasında yapılan ücret sözleşmesi uyarınca kararlaştırılan ücreti talep etmesi mümkün olduğu gibi taraflar arasında bu yönde hiçbir sözleşmenin yapılmaması, yapılan sözleşmenin geçersiz olması veya ispatlanamaması durumunda avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca ücret talep etmesi mümkündür. Avukatın müvekkilinden olan alacağının yanı sıra haksız azil sebebiyle mahrum kaldığı karşı vekalet ücretini dahi talep etmesi mümkündür. Bir diğer anlatımla avukat müvekkilinden hiçbir ücret almadığı durumlarda her yıl Türkiye Barolar Birliğince Resmi Gazete’de yayımlanan avukat asgari ücret tarifesi uyarınca en azından asgari tutarı talep edebildiği gibi bununla birlikte mahrum kaldığı karşı vekalet ücretini de talep edebilmektedir. Avukat bunların ikisini birlikte talep edilebildiği gibi avukatlık ücretinin en başından peşin ya da azilnameden önce veya eş zamanlı, hatta azilname tarihinde sonra ödenmesine rağmen haksız azilname sebebiyle mahrum kalınan karşı vekalet ücretini tek başına dahi talep edebilir. Burada haklılığın ya da haksızlığın tespitine, avukatın talep ettiği tutarın ödenmemesi halinde açılacak alacak davasında veya yapılan icra takibine itiraz sonucunda açılacak olan itirazın iptali davasında mahkemece karar verilmektedir. Benzer hususlar haklı nedenle istifa halinde de geçerlidir.

Avukatlık asgari ücret tarifesinin önemli fonksiyonlarından bir diğeri de, mahkemelerce hükmolunan karşı vekalet ücretini belirlemesidir. Buna göre davada haklı çıkan taraf lehine hükmolunan karşı vekalet ücretine, avukatlık asgari ücret tarifesi esas alınarak hükmolunmaktadır. Benzer şekilde icra ve iflas müdürlüklerince de dosya borcuna, avukat asgari ücret tarifesi esas alınarak maktu olan ya da nispi oran sonucunda belirlenen tutar ilave edilmektedir. Karşı vekalet ücreti, avukatın davanın, icra veya iflas dosyasının tarafı olmaması sebebiyle mahkemelerce taraf lehine hükmolunmakta, icra ve iflas müdürlüklerince de mevcut dosya borcuna ilave edilmektedir. Ancak karşı vekalet ücreti avukata aittir. Bunun hukuki dayanağı ve gerekçesi 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 164/son fıkra hükmüdür. İlgili madde fıkrasına göre karşı vekalet ücreti avukata aittir. Yargıtay'ın kararlarında da karşı vekalet ücretiyle avukatın başarısı ve davayı kazanması karşısında bu emek ve başarısının ödüllendirildiği ifade edilmektedir.