TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

OSMAN GÖKMEN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/11105)

Karar Tarihi: 6/5/2026

R.G. Tarih ve Sayı: 16/10/2026 - 33402

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Ayça GANİDAĞLI DEMİRCİ

Başvurucu

:

Osman GÖKMEN

Vekili

:

Av. Mevlana İbrahim Asım BİLİR

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/216 E., 2026/195 K. sayılı kararı
Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/216 E., 2026/195 K. sayılı kararı
İçeriği Görüntüle

2. Başvurucu, bireysel başvuru konusu olayın gerçekleştiği tarihte A. İnşaat firmasına ait olan ve Kartaltepe'de yer alan inşaatta demir bağlama işi yapmaktadır. 16/5/2012 tarihinde, aynı inşaatta demir bağlama işçisi olarak çalışan D.Y. inşaatın altıncı katında demir bağlama işi yaparken asansör boşluğunun yanında kirişe demir sürüklediği ve elinde demir varken geri geri gittiği sırada ayağının boşluğa gelmesi üzerine dengesini kaybedip aşağı düşerek vefat etmiştir.

A. Müteahhit Ç.A. Hakkında Taksirle Ölüme Neden Olma Suçundan Açılan Kamu Davasıyla İlgili Süreç

3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) A. İnşaatın sahibi Ç.A. hakkında soruşturma başlatmıştır. İddianamenin kabul edilmesiyle birlikte İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılama başlamıştır.

4. Yargılamanın 31/1/2013 tarihli birinci celsesinde başvurucu, tanık sıfatıyla dinlenmiştir. Başvurucu; demir bağlama işi yaptığını, Ç.A.ya ait inşaatın kalıp işini soyadını hatırlamadığı Kamil isimli şahsın aldığını, Kamil'in demir bağlama işini kendisine haber vermesi üzerine aynı işte çalışan S.K., E.Y., İ.K., S.Ç. ve müteveffayı alarak Ç.A.nın inşaatında demir bağlama işine götürdüğünü, kendisinin ise başka bir inşaata gittiğini beyan etmiştir. Ç.A.nın işyerinde hiç çalışmadığını, olayın ikinci gün meydana geldiğini, olaydan önce çalışma yerini ve güvenlik önlemlerini görmediğini, olaydan sonra gördüğünde asansör boşluğunun etrafında alınmış herhangi bir önlem olmadığını belirtmiştir. Ayrıca S.K.nın bir gün önce Kamil'i orada önlem alınması konusunda uyardığını öğrendiğini, müteveffanın elemanı olmadığını ve kendisine bağlı çalışmadığını ifade etmiştir. Başvurucudan kendisinin elemanı olmadığı hâlde kendisinin çalışmadığı bir işyerine hangi nedenle isimlerini saydığı işçileri götürdüğü sorulmuş ve başvurucu; birlikte çalıştıklarını ve aynı işi yaptıklarını, iş olduğu sürece çalıştıkları yerlere onları bıraktığını, Kamil'in isimlerini saydığı diğer işçileri de arayarak çalışmak üzere çağırıp çağırmadığını bilmediğini, Kamil'den demir bağlama işinin ücretini peşin olarak aldığını, toplam dört günlük iş olduğunu, çalışacak kişilerin ücretlerini de kendisinin ödediğini belirtmiştir. Sorulması üzerine diğer katların demir bağlama işlemlerini de değişik tarihlerde yine aynı şahıslarla kendilerinin yaptığını, asansör boşluğunun etrafındaki duvarda da demir bağlama işi olduğunu, olayın beşinci katta meydana geldiğini, o kata kadar asansör boşluğunun etrafında duvarların henüz örülmemiş olduğunu, asansör boşluğunun olduğu yerin herhangi bir düşme olmaması için kalıp çakılarak kapatılabileceğini ancak binada o aşamaya kadar boşluğun etrafında örülmüş herhangi bir duvar olmadığını söylemiştir.

5. Yargılamanın 31/1/2013 tarihli birinci celsesinde tanık S.K. dinlenmiştir. S.K.nın beyanı şöyledir:

"Ben demir bağlama ustasıyım. Genelde Osman Gökmen'e [başvurucuya] iş yapmaktayız. Olayın meydana geldiği iş yerinde de demir bağlama işin[e] [başvurucu] maktul ve bizleri götürmüştü. O da demir bağlama işini kalfa olan soyadını bilmediğim Kamil isimli şahıstan almıştır. Daha önceleri de aynı inşaatın demir bağlama işlerinde çalıştığım oldu. Olay tarihinde de maktul ve diğer demir işinde çalışan işçileri [başvurucu] oraya götürdü. Biz ücretimizi de [başvurucudan] almaktayız. Biz günlük yevmiye ile çalışmaktayız ve akşamları paramızı [başvurucudan] almaktayız. Sanık [Ç.A.] ise inşaatın mütahitirdir. Asansör boşluğu inşaatın kenar ucundadır. Etrafında alınmış her hangi bir güvenlik önlemi yoktu. Dikkat edilmediği taktirde düşülebilecek durumdadır. İnşaatta baretler vardı ancak kimse takmıyordu emniyet kemeri yoktu."

6. Aynı celsede tanık İ.K. dinlenmiştir. İ.K.nın beyanı şöyledir:

"Olay günü maktulle birlikte çalıştığımız inşaatta aramızda 15-20 metre mesafe vardı. Ben çalışmakta olduğumuz en üst katta asansörle yukarıya demir çekiyordum. O gün 6 kişi çalışıyorduk. Bir anda arkadaşlarımızdan biri [D.Y.nin] olmadığını söyledi. Baktığımızda asansör boşluğundan düşmüş olduğunu gördük. Ben düşme sesi duymadım. Onun düştüğü asansör boşluğnun etrafuında koruyucu her hangi bir önlem alınmamıştı. Demir bağlama işinde çalışan 6 kişi [başvurucunun] el[e]manı olarak çalışıyorduk. bu inşaatın demir bağlama işini Kamil isimli şahısdan almış Kamil de inşaatın kalfası sanık [Ç.A.da] inşaatın mütahitidir. Son iki gündür aynı yerde çalışıyorduk. Maktulun 15/16 yıldır aynı işi yapan yani demir bağlama işinde inşaatlarda çalışan biri olduğnu biliyorum sürekli olarak [başvurucuya] çalışmıyoruz, demir bağlama işi alıp çalışan başkalarının da çağırması halinde değişik inşaatlarda çalışmaktayız. Aynı inşaatın demir bağlama işlemlerinde daha önce de çalıştığımız olmuştu. Daha önce çalıştığımız bir inşaatda benzer bil olayla karşılaştığımız için olaydan bir gün önce kalfa olan Kamil isimli şahıs ve onun ortağı olan Hüseyin isimli şahıs asansör boşluğunun kapatılması için bizim tarafımızdan uyarılmıştı ancak her hangi bir önlem alınmamıştı, çalışmaya başladığmızda ya da çalıştığımız dönemde bize güvenlik önlemleri ile ilgili her hangi bir talimat ya da bilgilendirme verilmedi, inşaatın dış kısmında etrafı çevrilmiş ve oraya tabelalar asılarak baret giyilmesi konusunda uyarı levhaları asılmıştı herkese yetecek kadar baret vardı ancak emniyet kemeri yoktu, [D.Y.nin] bey[i]n damarlarında tıkınıklık olduğunu ilaç kullandığını kendisinden duymuştum sabahları ilacını alıp geldiğini söylüyordu ben olay günü onun her hangi bir rahatsızlığına ve baş dönmesine tanık olmadım."

7. Aynı celsede tanık E.Y. dinlenmiştir. E.Y.nin beyanı şöyledir:

"Olay günü birlikte çalıştığımız sırada [D.Y.nin] düşmüş olduğunu farkettik. Düşme anını görmedim. Biz demir bağlama işinde [başvurucuya] bağlı olarak çalışıyor ve günlük yevmiyemizi sabah ya da akşam saatlerinde [başvurucudan] alıyorduk. Sanık [Ç.A.nın] mütahiti olduğu inşaatın demir bağlama işini [başvurucu] almıştı. İnşaatın kalfası Kamil isimli şahıstır. Maktulun düşmüş olduğu asansör boşluğunun etrafında her hangi bir güvenlik önlemi yoktu. Olay günü biz demir bağlama işinde birlikte çalışıyorduk. Daha önceleri de aynı inşaatın diğer katlarının demir bağlama işlerinde maktulle birlikte çalışmıştık. İnşaatta baretler vardı ancak biz takmıyorduk. Emniyet kemeri yoktu. İnşaatın dış kısmında aşağıda uyarı ikaz levhası olabilir ancak yukarıda her hangi bir uyarı ikaz levhası yoktu. Olaydan bir gün önce Kamil isimli kalfanın ortağı olan Hüseyin isimli şahsa bizim arkadaşlarımızdan biri daha önce yaşanılan bir kazayı hatırlatarak boşlukların kapatılmasını söyleyip ikaz etmişti, ancak asansör boşluğunda her hangi bir önlem alınmamıştı. Düşme anını görmediğim için hangi mesafede ve o an maktulun ne iş yaptığını görememiştim ancak o kirişlere demir sürme işinde çalışıyordu. Asansörle çekilen demire yardım etmek için bir ara gittiğini hatırlıyorum. Oradan dönüş anını görmedim dedi."

8. Yargılamanın 3/12/2013 tarihli dördüncü celsesinde sanık Ç.A. savunma yapmıştır. Savunmasında söz konusu inşaatı müteahhit olarak yaptırdığını, inşaatın demir işleri için başvurucu ile anlaştığını, başvurucunun demir işlerini taşeron firma olarak üstlenip kendisinin yapacağını, demir işinde çalışacak kişilerin de başvurucunun sigortalı elemanları olduğunu, müteveffanın da başvurucunun sigortalı elemanlarından biri olduğunu, başvurucunun inşaatın sadece demir işini yüklendiğini, aynı inşaatta diğer işlemleri de kendisinin sigortalı elemanı olan İ.A.nın yaptığını, İ.A.nın beton ve duvar işlemlerini yürüttüğünü, demir işlemleri için sıra geldiğinde başvurucunun elemanlarını getirerek demir bağlama işlemlerini yaptığını ancak başvurucu ile aralarında bu iş için yapılmış yazılı bir sözleşme olmadığını, aralarında şifahi olarak anlaştıklarını söylemiştir. Olaydan sonra yazılı anlaşmaya dökmek istediğinde de başvurucunun bunu kabul etmediğini, taşeron olan başvurucunun kendi işlemlerini yapacağı zaman kendi elemanları ile çalışacağı için gerekli güvenlik önlemlerini alması gerektiğini, başvurucunun bu önlemleri almamış olabileceğini, kendisinin inşaatın sadece müteahhitliğini yapması nedeniyle mahallinde alacağı güvenlik önlemi olmadığını, üçüncü katta meydana gelen olayda asansör boşluğunun etrafının perde duvarla ya da etrafına duvar örülecekse üzerinin kalaslarla kapatılması gerektiğini ancak boşluğun üzerinde beşe on denilen kalaslar bulunduğunu, olay günü de asansör boşluğunun olduğu yerde değil tabanda hasır bağlama işinde çalıştıklarını ifade etmiştir ancak müteveffanın beşe on tabir edilen kalaslarla kapatılan asansör boşluğunda aradan kayıp düşmüş olabileceğini, düştüğünü de kimsenin görmediğini hatta müteveffanın oğlunun da olay günü karakolda babasının o gün tansiyon ilacını içmediğini söylediğini belirtmiştir.

9. Yargılamanın 4/3/2014 tarihli beşinci celsesinde tanıklar İ.A. ve H.G. dinlenmiştir. Tanık İ.A. beyanında; 20 yıldan bu yana Ç.A.nın yanında sigortalı eleman olarak çalıştığını ve onun yaptığı inşaatlarda kalıp işini yaptığını, söz konusu inşaatta herhangi bir şekilde taşeron sıfatıyla iş almadığını, kendisinin ya da diğer işçilerin Ç.A.nın işçileri olarak çalıştıklarını ve kalıp işini yapıp tamamlayınca başvurucunun kendi işçilerini getirip demir bağlama işi yaptığını, sonrasında beton dökme işini yine kendilerinin yaptıklarını belirtmiştir. Başvurucuyu yaklaşık on yıldır tanıdığını, başvurucunun demir bağlama işi yaptığını, bu inşaatın da demir bağlama işini başvurucunun metre hesabıyla aldığını, demir bağlanacağı dönemlerde kendi elemanlarını getirmekte olduğunu söylemiştir. Müteveffayı beş altı yıldır tanıdığını, daha önce başka inşaatlarında da başvurucunun elemanı olarak çalıştığını, ücretini başvurucudan aldığını belirtmiştir. Olay tarihinde olay yerinde olmadığını, kalıpları tamamladıkları için başvurucunun elemanlarının da demir bağlama işini yapacaklarını, dördüncü katın kalıplarının bağlandığını, asansör boşluğunun üzerine tahtalar koyarak üzerini kapattıklarını, alt katın kalıpları yapılmakla birlikte çalışma yapılan katta asansör etrafındaki duvar, hasır betonla birlikte yapıldığı için duvar veya beton atılmadığını, üzerine kalaslar koyarak kapattıklarını, demir bağlama işini yapan şahısların da yine kendi önlemlerini alarak çalışmaları yürütmekte olduklarını, müteveffanın ne şekilde düştüğü konusunda bilgisi olmadığını, şirketin verdiği emniyet kemerlerini ve kasklarını kullandıklarını ancak demir bağlayan işçilerin kullanmadıklarını öğrendiğini ifade etmiştir.

10. Tanık H.G. beyanında iki yıldan bu yana Ç.A.nın yanında sigortalı elemanı olarak çalıştığını ve Ç.A.nın yaptığı inşaatlarda kalıp işini yaptığını, başvurucunun da çalıştığı bu inşaatlarda demir bağlama işi yaptığını, metrekare hesabı olarak demir bağlama işini Ç.A.dan aldığını, müteveffanın başvurucunun elemanı olduğunu, olay tarihinde kalıpları bağladıklarını, başvurucunun da elemanlarını demir bağlama işi için getirdiğini, kaza anında orada olmadığını ifade etmiştir. Ayrıca dördüncü katta asansör boşluğunun etrafına beton için kalıp çaktıklarını, ortasının boş şekilde durduğunu ancak asansör boşluğunun etrafındaki duvara demir bağlanmadığını, tehlike olan yerlerde emniyet kemeri ve baret kullandıklarını, inşaatta bunların mevcut olduğunu belirtmiştir.

11. Yargılamanın altıncı celsesinde olayla ilgili kusur durumunun belirlenmesi için dosyanın üç kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesine karar verilmiştir. Yargılamanın 11/9/2014 tarihli yedinci celsesinde Mahkemece verilen ara kararı üzerine dosyanın kendilerine tevdi edildiği iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinin düzenlediği 21/7/2014 tarihli bilirkişi raporunun dosyaya sunulduğu anlaşılmıştır. Raporda olayda tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu müteveffanın ölümüne sebep olan iş kazasında sanık Ç.A.nın tali kusurlu, dosyada tanık olarak dinlenen alt işveren başvurucunun ise asli kusurlu olduğu belirtilmiştir. Yargılama neticesinde Ç.A.nın taksirle ölüme neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Hükmün kesinleşmesi ile olayda asli kusurlu olduğu anlaşılan ve hakkında dava açılmayan alt işveren başvurucu hakkında Başsavcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur.

B. Başvurucu Hakkında Taksirle Ölüme Neden Olma Suçundan Açılan Kamu Davasıyla İlgili Süreç

12. Başvurucu; şüpheli sıfatıyla kollukta alınan ifadesinde müteveffayı beraber gittikleri kahvehaneden tanıdığını, yaptığı işi kendisinin ayarlamadığını, söz konusu iş ile hiçbir bağlantısının olmadığını, iş güvenliğindeki eksiklerle de ilgisi olmadığını, müteveffanın hiçbir zaman işçisi olmadığını, sadece daha önceden mesai arkadaşı olduğunu, Ç.A.nın inşaat işi yaptığını, Ç.A. ve müteveffa ile hiçbir iş sözleşmesi ve benzeri bir bağı bulunmadığını, inşaat işinde geniş bir çevresinin olduğunu, Ç.A.nın işçi gerektiğinde telefon ettiğini, tanıdık kimse olup olmadığını sorduğunu, kendisinin de ona yardımcı olmaya çalıştığını, yaptığı yardımda Ç.A.dan ya da işçiden hiçbir şekilde komisyon ya da benzeri bir çıkarı olmadığını ifade etmiştir. Çalışan işçilerin kendisine maddi kazanç sağlamadığı için iş güvenliği, sigorta maaşları ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmasıyla ilgisi olmadığını, hayır işlemek amacıyla işçiler ile işverenler arasında iletişim kurduğunu, meydana gelen iş kazasıyla ilgisi olmadığını, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini söylemiştir. Başsavcılık tarafından başvurucu hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan hazırlanan iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) yargılama başlamıştır.

13. Yargılamanın 2/12/2020 tarihli ikinci celsesinde başvurucu, müdafi huzurunda savunmasını yapmıştır. Savunmasında kusuru olmadığını, güvenlikten sorumlu olmadığını, katılan B.Y.nin beyanlarını kabul etmediğini, müteveffanın on yıldır kendisiyle çalışmadığını, Ç.A.dan ya da işçilerden çalışacak kişi bulduğu için para almadığını, çevresinin geniş olduğunu, işveren olan Ç.A.nın çalışacak kişi istemesi üzerine kahve arkadaşı olan müteveffaya söylediğini, onun da işe gittiğini belirtmiştir. Suça konu işyerinde alt işveren konumunda olmadığını, müteveffa gibi günlük yevmiye ile inşaatlarda çalışan, demir bağlayan biri olduğunu, kalfa olmadığını söylemiştir. Başvurucu müdafii ise başvurucu ile müteveffanın sadece kahve arkadaşı olup aralarında herhangi bir alt işveren olarak iş ilişkisi, para alışverişi veya sorumluluk tevdii olmadığını, İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesinin dosyasında Ç.A.nın kendisini suçlamadan kurtarmak için tanığı ile birlikte bir mizansen hazırladığını ve sorumluluğu başvurucu üzerinde bırakmaya çalıştığını, Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) raporuna göre Ç.A.nın %95 kusurlu, müteveffanın da %5 kusurlu bulunduğunu, başvurucuya herhangi bir kusur izafe edilmediğini savunmuştur. Ayrıca bu celsede kusur durumunun belirlenmesi için dosyanın iş güvenliği uzmanı olan üç kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesine karar verilmiştir.

14. Yargılamanın 20/1/2021 tarihli üçüncü celsesinde tanık Ö.A. ve G.A. dinlenmiştir. Tanık Ö.A. beyanında müteveffa ile aynı kahvede oturup iş beklediğini, olay tarihinde müteveffayı Kamil adlı kişinin gelip beş kişi ile birlikte götürdüğünü, başvurucunun o gün orada olmadığını, müteveffayı suça konu işyerine götürmediğini, kendisinin o gün farklı bir inşaatta çalıştığını, başvurucunun suça konu inşaat ile herhangi bir bağlantısı olmayıp, o inşaatta kalfa olarak da çalışmadığını, hatırladığı kadarıyla suça konu inşaatın kalfasının Kamil olduğunu, Ç.A.ya ait inşaatta çalıştığı süre içinde yevmiyelerini Ç.A. ile kalfa olan Kamil'den aldıklarını, ayrıca iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını ve bir güvenlik eğitimi verilmediğini söylemiştir.

15. Tanık G.A. beyanında yevmiyeci olarak başka inşaatlarda çalıştığını ancak suça konu olan A. İnşaatta çalışmadığını, başvurucuyu kahvede iş beklerken tanıdığını, başvurucunun birkaç defa istedikleri inşaatlara yoldan geçerken bırakması için rica ettiklerini ve birkaç defa onları güzergâhında olan istedikleri inşaatlara bıraktığını, başvurucunun herhangi bir inşaatta iş bulduğuna ilişkin yönlendirmesi de olmadığını, başvurucunun müteveffayı suça konu işyerine götürüp götürmediğine dair bilgisi olmadığını söylemiştir.

16. Bu doğrultuda iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 28/1/2021 tarihli bilirkişi raporunda Ç.A.nın yargılandığı İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/1285 Esas sayılı dosyasında dinlenen tanık beyanlarına, alınan 21/7/2014 tarihli bilirkişi raporuna, tarafların ifadelerine, dosya içeriği ve konuya ilişkin mevzuata değinildikten sonra ilgili raporun tarafları arasında iş ilişkisi bulunması ve bulunmaması durumuna göre iki seçenekli yazıldığı belirtilmiş ve şu tespitlere yer verilmiştir:

i. Ç.A. ve başvurucu arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğunun ve müteveffanın alt işveren başvurucu Osman Gökmen'in işçisi olduğunun kabul edilmesi hâlinde başvurucunun asli kusurlu olduğu, müteveffanın tali kusurlu olduğu,

ii. Ç.A. ve başvurucu arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi olmadığının ve müteveffa ile başvurucu Osman Gökmen arasında iş ilişkisi bulunmadığının kabul edilmesi hâlinde başvurucunun kusuru olmadığı, müteveffanın tali kusurlu olduğu değerlendirilmiştir.

17. Başvurucu; rapora karşı sunduğu itiraz dilekçesinde; bilirkişi heyetince hazırlanan raporda müteveffa ile başvurucu arasında iş ilişkisi olmadığının kabul edilmesi hâlinde başvurucunun kusuru olmadığının tespit edildiğini, müteveffa ile başvurucu arasında iş ilişkisi olmadığının dinlenen tanık beyanları ve 10/6/2020 tarihli tahkikat raporu ile sabit olduğunu ancak bilirkişilerce raporda fiziki ve elektronik olarak 10/6/2020 tarihli rapora ulaşılamadığı gerekçesiyle SGK tahkikat raporunun inceleme dışı bırakıldığının belirtildiğini vurgulayarak beraatini talep etmiştir.

18. Yargılamanın 17/3/2021 tarihli beşinci ve son celsesinde iddia makamı esas hakkında hazırladığı mütalaayı sunmuştur. Mütalaada başvurucunun müteveffayı Ç.A.nın işyerine götürmekten ibaret eyleminde alınan bilirkişi raporu kapsamında da alt işveren olarak hukuki sorumluluğun yüklenmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle sanığın söz konusu olayda herhangi bir kast veya taksirinin bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi talep edilmiştir. Aynı celse Mahkeme, başvurucunun taksirle ölüme sebebiyet verme suçunu işlediğinden bahisle 12.100,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararda Mahkeme, İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesince alınan 21/7/2014 tarihli bilirkişi raporuna ve Mahkemeye sunulan 28/1/2021 tarihli bilirkişi raporunda yer verildiği şekliyle başvurucunun söz konusu iş kazasının gerçekleşmesinde asli kusurlu olduğuna dair tespite dayalı olarak atılı suçu işlediği kanaatine varmıştır. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"İstanbul 6. ASCM nin 2012/1285 E sayılı dosyasında dinlenilen tanıkların beyanları, anılan dosyadaki bilirkişi raporu, Mahkememizce alınan bilirkişi raporu ile nedensellik bağı bağlanması halinde sanığın asli kusurlu olduğunun tespiti, İstanbul 6. ASCM nin 2012/1285 E ve 2015/4 K sayılı dosyasının Yargıtay incelemesinden geçerek onanmış olması, yapılan yargılama, oluşan vicdani kanı ve tüm dosya kapsamı ile, sanığın kendisini suçtan kurtarmaya matuf ifadelerine ve tanıklar [Ö.K.] ve [G.A.nın] suça konu işyerinde çalışmıyor olmaları nedeniyle yetersiz bilgilerine itibar edilmeyerek, sanığın Kartaltepe ... sayılı yerde bulunan [Ç.A] müteahhitliğindeki [A.] İnşaatta, taşeron olarak demir bağlama işini aldığı, müteveffanın da sanığın yanında herhangi bir SGK kaydı olmaksızın çalıştığı sübuta ermiş, dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı olarak, sanığın yüksekte yapılacak çalışmalarda gerekli iş organizasyonu sağlamayıp, çalışanın bulunduğu ortamda gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınıp alınmadığına ilişkin etkin bir denetim mekanizması kurmaması, çalışanlarına gerekli iş güvenliği eğitiminin verilmemesi, yüksekten düşme riskine karşı korkuluk yaptırmama, platform yaptırmama, emniyet kemeri kullandırtmama nedenleriyle, önceden öngörülemez tarzda; müteveffanın inşaatın 6. Katının asansör boşluğunun yanında demir sürükleme esnasında geri geri gidip ayağının boşluğa denk gelerek aşağı düşüp ölmesi şeklinde gelişen olayda asli kusurlu olması sebebiyle aşağıdaki şekilde cezalandırılması gerekmiştir.

Her ne kadar anılan dosyanın sanığı [Ç.A] tarafından müteveffanın, sanığın sigortalı çalışanı olduğu belirtilmiş ve SGK kayıtları ile, müteveffanın sigortasız çalışmakta iken suça konu ölümlü iş kazası olduğu anlaşılmış ise de, sanığın müteahhid [Ç.A] ile sigortalı çalışanları ile demir bağlama işini almak üzere anlaştığı, bu nedenle anılan dosyanın sanığının bilgisi dahilinde ifade vermiş olduğu değerlendirilmiştir."

19. Başvurucu, mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf başvurusunda diğerlerinin yanı sıra İş Mahkemesine sunulan 14/3/2021 tarihli rapor ve Mahkemeye sunulan 28/1/2021 tarihli raporlarda yer alan hukukçu iş güvenliği uzmanı bilirkişinin aynı kişi olduğunu ifade etmiştir. Buna karşın raporlardan birinde başvurucunun kusuru bulunmadığı tespiti varken diğerinde Ç.A. ve başvurucu arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğunun ve müteveffanın alt işveren başvurucunun işçisi olduğunun kabul edilmesi hâlinde başvurucunun kusuru olduğu tespitinin yer aldığını, Mahkemece bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürmüştür. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesince 3/12/2021 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek hüküm kesinleşmiştir.

20. Başvurucu, nihai kararı 6/1/2022 tarihinde öğrendikten sonra 4/2/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

C. Başvurucu ve Ç.A. Hakkında İş Mahkemesinde Açılan Tazminat Davasıyla İlgili Süreç

22. İstanbul 28. İş Mahkemesinde (İş Mahkemesi) ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan ve iş kazasından doğan tazminat davasında başvurucu yönünden davanın kusur yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiştir. Hüküm istinaf kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. Söz konusu davada iş sağlığı ve güvenliği uzmanı bilirkişi heyetince sunulan 14/3/2021 tarihli raporda şu tespitlere yer verilmiştir:

i. Davalı işveren Ç.A.nın işyerinde denetim görevini ve gözetim borcunu yerine getirmediği, kazanın nedenlerinin sırasıyla yüksekte yapılan çalışmalarda toplu korunma önlemlerinin alınmaması (korkuluk, güvenlik ağı vb.), toplu korunma önlemlerinin alınamadığı durumlarda güvenlik kemeri gibi kişisel koruyucu donanımın kullanımının sağlanmaması, çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmemesi, işyerinde çalışma talimatları oluşturulmaması olduğu, eğer davalı işveren denetim ve gözetimle, yüksekten düşmeleri önlemek için asansör boşluklarında korkuluk vb. önlemin alınmasını sağlasaydı müteveffanın asansör boşluğundan düşmesi mümkün olmayacağı değerlendirilmiştir. Ayrıca davalı işveren düşme riski olan tip boşluk kısımlarında çalışanların güvenlik kemeri kullanmasını, güvenlik kemerinin yaşam hattı ile irtibatlandırılmasını sağlasaydı müteveffanın asansör boşluğundan düşmesinin mümkün olmayacağı, herhangi bir nedenle müteveffa asansör boşluğuna düşse bile yaşam hattında askıda kalacağı ve yaşamını yitirmeyeceği, çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilseydi çalışanların bilinçli hâle geleceği, işyerinde gelişigüzel çalışmalar yapılmayacağı ve kaza olayının meydana gelmeyeceği, bu sebeplerle mevzuata aykırı hareket eden davalı işveren Ç.A.nın kusurlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

ii. Başvurucu hakkında yapılan kusur değerlendirmesinde ise inşaatın kalfası olarak bilinen Kamil’den inşaatın demir bağlama işini aldığı, SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının inceleme raporunda ise başvurucu adına vergi mükellefiyetine bağlı bir işyerinin mevcut olmadığı, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca yaşlılık aylığı almakta olduğu, müteahhit Ç.A. ile başvurucu arasındaki iş ilişkisinin sözlü olarak kurulduğu, fatura ve sözleşme ibraz edilmediği, başvurucunun 4 4120 ... 25-57 sicil numaralı işyerinin alt işvereni olarak tescilinin sağlanmadığı, dolayısıyla başvurucunun alt işverenliğinin söz konusu olmadığı hususları saptanmıştır. Açıklanan nedenlerle dosya kapsamına göre alt işveren konumunda olmayan başvurucunun olayda kusuru bulunmadığı ifade edilmiştir.

iii. Sonuç olarak olayın iş kazası olduğu, davalı işveren Ç.A.nın %95 oranında, müteveffanın %5 oranında kusurlu olduğu, başvurucunun dosya kapsamına göre alt işveren olarak değerlendirilmediği, kusuru bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

23. İş Mahkemesi 28/12/2021 tarihinde 14/3/2021 tarihli rapordaki kusur değerlendirmesi doğrultusunda müteveffa mirasçılarının 20.000 TL manevi tazminat talebinin müteahhit Ç.A. yönünden kabulüne, başvurucu yönünden ise kusurlu olmadığı gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Karar, istinaf kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu, mahkûmiyet kararına dayanak olan bilirkişi raporlarındaki tespit ve değerlendirmelerin aksine İş Mahkemesine sunulan bilirkişi raporunda dava konusu olayda kusuru olmadığına dair esasa etkili itirazları ile bu itirazlarına dayanak olan belgeler hakkında yargı makamlarınca herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

25. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve gerekçeli karar hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık cevabına karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamış; söz konusu yargılamada lehine delillerin ve Başsavcılık görüşünün dikkate alınmadığını vurgulamıştır.

26. Başvuru, adil yargılanma hakkının görünümlerinden olan gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.

27. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve buna uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmaz. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesi için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

28. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1.B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

29. Somut olayda başvurucu, İş Mahkemesine sunulan 14/3/2021 tarihli ve Mahkemeye sunulan 28/1/2021 tarihli raporlarda yer alan hukukçu iş güvenliği uzmanı bilirkişinin aynı kişi olduğunu belirtmiştir. Buna karşın raporların birinde başvurucunun kusuru bulunmadığı tespiti varken diğerinde Ç.A. ve başvurucu arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi olduğunun ve müteveffanın alt işveren başvurucunun işçisi olduğunun kabul edilmesi hâlinde başvurucunun kusuru bulunduğu tespitinin olduğunu ve Mahkemelerce bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürmüştür. İş Mahkemesine sunulan 14/3/2021 tarihli raporda yapılan tespite bakıldığında başvurucu adına vergi mükellefiyetine bağlı bir işyerinin olmadığı, 5510 sayılı Kanun uyarınca yaşlılık aylığı almakta olduğu, müteahhit Ç.A. ile başvurucu arasındaki iş ilişkisinin sözlü olarak kurulduğu, fatura ve sözleşme ibraz edilmediği, başvurucunun 4 4120 ... 25-57 sicil numaralı işyerinin alt işvereni olarak tescilinin sağlanmadığı, dolayısıyla başvurucunun alt işverenliğinin söz konusu olmadığı hususları saptanarak dosya kapsamına göre alt işveren konumunda olmayan başvurucunun olayda kusuru bulunmadığı tespitlerine yer verildiği anlaşılmıştır. Diğer bir ifade ile bu raporda müteahhit Ç.A. ile başvurucu arasındaki iş ilişkisinin sözlü olarak kurulduğu kabul edilerek İş Mahkemesi açısından sorumluluk tayininde önem arz eden işveren-alt işveren ilişkisine dayalı bir tespit yapıldığı görülmüştür.

30. Mahkeme, gerekçesinde dava konusu iş kazasının gerçekleşmesinde başvurucunun asli kusurunun bulunduğuna dair İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesince dinlenen tanık beyanlarına, aynı dosyada alınan 21/7/2014 tarihli bilirkişi raporuna ve Mahkemeye sunulan 28/1/2021 tarihli bilirkişi raporunda nedensellik bağı kurulması hâlinde sanığın asli kusurlu olduğunun tespitine dayalı olarak mahkûmiyet kararı vermiştir. Bu hâliyle Mahkemeye sunulan 28/1/2021 tarihli bilirkişi raporunda başvurucu ile müteveffa arasında iş ilişkisinin varlığının kabul edilmesi hâlindeki sonuçların kabul edildiği anlaşılmıştır. Diğer yandan İş Mahkemesine sunulan fakat başvurucu tarafından istinaf aşamasında dikkate alınmadığı iddia edilen rapor içeriğinde de müteahhit Ç.A. ile başvurucu arasındaki iş ilişkisinin sözlü olarak kurulduğunun kabul edildiği görülmüştür. Mahkemece başvurucunun Ç.A müteahhitliğindeki A. İnşaatta, taşeron olarak demir bağlama işini aldığı, müteveffanın da başvurucunun yanında herhangi bir SGK kaydı olmaksızın çalıştığı kabul edilerek nedensellik bağı kurulmuştur. Dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı olarak başvurucunun yüksekte yapılacak çalışmalarda gerekli iş organizasyonunu sağlamayıp çalışanın bulunduğu ortamda gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınıp alınmadığına ilişkin etkin bir denetim mekanizması kurmaması, müteveffanın inşaatın altıncı katının asansör boşluğunun yanında demir sürükleme esnasında geri geri gidip ayağının boşluğa denk gelerek aşağı düşüp ölmesi şeklinde gelişen olayda asli kusurlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

31. Somut olayda yapılan değerlendirme sonunda sonuca etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalar tartışılarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmüştür. Gerekçeli kararda; dosya kapsamındaki sanığın savunması, tanık beyanları, bilirkişi raporları ayrı ayrı belirtilerek ilgisi açısından tercih edilen görüş ve değerlendirmeler açıklama yapılmak suretiyle ortaya konulmuştur. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda değerlendirme konusu hüküm ve gerekçenin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.

32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

33. Başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Ahmet Sağlam ([2. B.],B. No: 2013/3351, 18/9/2013, §§ 43-46) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Diğer ihlal iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.