Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi yürürlüğe girdiği 2002 yılından bu yana değişmedi: boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğerinden ağır olmamak koşuluyla, süresiz olarak nafaka talep edebiliyor. Son bir yıldır hukuk çevrelerinde ve kamuoyunda bu “süresizlik” ibaresinin süreye bağlanıp bağlanamayacağı yeniden tartışılıyor; ancak internette dolaşan bazı haberlerin aksine, madde metninde 2026 itibarıyla henüz herhangi bir değişiklik yapılmış değil.

Süresiz Yoksulluk Nafakası Bugün Ne Anlama Geliyor?

15 yıllık evliliğin ardından boşanan, evlilik boyunca hiç çalışma hayatına girmemiş 52 yaşındaki bir kadını düşünün. Mahkeme, ekonomik olarak zayıf durumda kalacağını tespit ederse, eski eşinin mali gücü oranında ömür boyu sürebilecek bir yoksulluk nafakasına hükmedebilir. Kanun koyucunun 2002’de öngördüğü model tam olarak bu: nafaka, bir üst sınır ya da belirli bir yıl sayısıyla değil, tarafların koşullarındaki değişimle sona eriyor.

Bu noktada sık karıştırılan bir ayrım var: süresiz olması, nafakanın hiçbir zaman kaldırılamayacağı anlamına gelmiyor. TMK m.176 uyarınca alacaklı tarafın yeniden evlenmesi, evlenme olmaksızın fiilen birlikte yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâllerinde nafaka zaten kendiliğinden veya dava yoluyla sona erdirilebiliyor. Tartışma, bu istisnalar dışında kalan ve fiilen uzun yıllar süren ödemeler üzerinde yoğunlaşıyor.

Boşanma sürecinde nafaka talebi, tarafların ekonomik dengesini yeniden şekillendiriyor.

Tartışmanın Kökeninde Ne Var? Neden Süre Sınırı Gündemde?

Eleştirinin özü şu: ekonomik ve sosyal koşullar 2002’den bugüne kökten değişti. Kadınların işgücüne katılım oranı yükseldi, boşanma sonrası yeniden yapılanma imkânları arttı. Bu gerekçeyle bir kesim, nafakanın evlilik süresiyle orantılı bir tavana bağlanmasını, örneğin kısa süreli evliliklerde yoksulluk nafakası doğmamasını, uzun evliliklerde ise sürenin evlilik süresinin belirli bir oranıyla sınırlanmasını savunuyor.

Karşı görüş ise şunu vurguluyor: Yaşça ilerlemiş, uzun yıllar ev içi emek vermiş ve iş piyasasından kopmuş bir eşi keyfi bir süre sonunda gelirsiz bırakmak, kanunun “yoksulluğa düşmeyi önleme” amacına aykırı düşer. Örneğin 60 yaşında, hiç sigortalı çalışmamış bir kadın için beş ya da on yıl sonra kesilecek bir nafaka, pratikte yeni bir yoksulluk riski yaratabilir. Bu görüşe göre asıl sorun sürenin kendisi değil, TMK m.176’daki uyarlama ve kaldırma mekanizmalarının yeterince etkin işletilmemesi.

Anayasa Mahkemesi’nin Önüne Gelen Mesele: Ret mi, İptal mi?

Konu hakkında dolaşan en yaygın yanlış bilgi, Anayasa Mahkemesi’nin TMK m.175’teki “süresiz” ibaresini iptal ettiği iddiası. Gerçek tablo farklı: Anayasa Mahkemesi, E.2025/91, K.2025/82 sayılı ve 27.03.2025 tarihli kararıyla önüne gelen itirazı reddetti. Mahkeme, kendisine taşınan somut uyuşmazlığın bir nafakanın artırılması veya azaltılması davasına ilişkin olduğunu, dolayısıyla “süresiz” ibaresinin o davada uygulanabilir bir norm teşkil etmediğini belirterek işin esasına girmeden ret kararı verdi.

Bunun pratik sonucu şu: madde esastan incelenmedi, dolayısıyla süresizlik kuralı yürürlükte kalmaya devam ediyor. Bir okuyucu olarak “süresiz nafaka kalktı mı” diye arama yaptığınızda karşınıza çıkan iddialı başlıklara temkinli yaklaşmanız gerekir; güncel durumda mahkemeler hâlâ TMK m.175’i mevcut haliyle uyguluyor. Bu ret kararı aslında tartışmanın neden hâlâ canlı olduğunu da gösteriyor: mesele hukuken kapanmadı, aksine yasama gündeminde kalmaya devam ediyor.

Nafakaya ilişkin doktrindeki görüş ayrılığı, bireysel adaleti sağlama çabasından kaynaklanıyor.

Doktrindeki Görüş Ayrılığı: Tam Kaldırma mı, Kademeli Model mi?

Doktrinde iki kutup arasında bir yelpaze var. Bir uçta, süresizliğin tamamen kaldırılıp sabit bir üst sınır (örneğin evlilik süresinin yarısı kadar) getirilmesini savunanlar bulunuyor. Diğer uçta ise mevcut sistemin korunması, ancak hâkimlere nafakanın miktarını ve süresini somut olayın koşullarına göre belirleme konusunda daha geniş takdir yetkisi tanınması gerektiğini öne sürenler yer alıyor.

Kanaatimce sağlıklı olan yaklaşım, iki uçtaki katı çözümlerden ziyade kademeli ve bireyselleştirilmiş bir model. Otomatik bir üst sınır, evlilik boyunca ev içi emeğini sunmuş ve yaşı ilerlemiş kişileri koruyamaz; sınırsız süresizlik ise bazı durumlarda gerçek ihtiyaçtan kopuk, ömür boyu bir bağımlılık ilişkisine dönüşebiliyor. Bunun yerine evlilik süresi, tarafların yaşı, çalışma geçmişi ve yeniden gelir elde etme kapasitesi gibi kriterlerin birlikte değerlendirildiği, TMK m.176’daki uyarlama davasının daha aktif kullanıldığı bir uygulama, hem hakkaniyeti hem öngörülebilirliği aynı anda sağlayabilir.

Bugün İçin Pratik Sonuç: Mevcut Hükümler Nasıl İşliyor?

Tartışma sürerken, şu an geçerli olan kurallara göre hareket etmek gerekiyor. Nafaka yükümlüsü tarafın geliri azaldıysa ya da alacaklı tarafın koşulları iyileştiyse, doğrudan nafakanın kesilmesini beklemek yerine TMK m.176 kapsamında azaltma, kaldırma veya uyarlama davası açılabiliyor. Örneğin alacaklı taraf resmi nikâh yapmadan fiilen bir başkasıyla birlikte yaşamaya başladıysa, bu durum somut delillerle ispatlanarak nafakanın kaldırılması talep edilebilir.

Öte yandan, boşanma aşamasında olan taraflar için çekişmeli boşanmada kusur ispatı nafaka talebinin kabul edilip edilmeyeceğini doğrudan etkiliyor; kusur dengesi kurulamadan yoksulluk nafakasına hükmedilmesi mümkün değil. Nafaka miktarının nasıl belirlendiğine dair somut ölçütler ve mahkemenin dikkate aldığı kriterler ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu. Nafaka ödemelerinin aksaması hâlinde izlenecek icra ve şikâyet yolları da, bu sürecin bir diğer önemli bacağını oluşturuyor.

Özetle, süresiz yoksulluk nafakası bugün itibarıyla yürürlükte; Anayasa Mahkemesi konuyu esastan incelemeden reddetti ve yasal değişiklik henüz gerçekleşmedi. Süreci takip ederken şunlara dikkat edilmeli:

- TMK m.175 hâlâ “süresiz” ifadesini içeriyor; aksini iddia eden haberlere temkinli yaklaşın.

- Nafakanın kaldırılması ya da azaltılması için TMK m.176’daki somut şartların (yeniden evlenme, fiilen birlikte yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması) gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalı.

- Boşanma aşamasındaysanız, kusur durumunuz nafaka talebinizin akıbetini doğrudan belirliyor.

- Yasama gündemindeki değişiklik önerileri henüz kanunlaşmadığından, mevcut haklar ve yükümlülükler şimdilik geçerliliğini koruyor.

Yasal Uyarı

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.