Avukatın Psikolojisi
Bu kitap, avukata kusursuzluk önermiyor. Tam tersine, avukatın insan olduğunu hatırlatarak başlıyor. Yorulan, öfkelenen, bazen kırılan, bazen korkan, bazen kendisini yetersiz hisseden, bazen mesleğin ağırlığı altında bunalan bir insan...
Fakat insan olmak, dağınık kalmak zorunda olmak demek değildir. Avukat, kendi iç dünyasını tanıdıkça mesleğini daha berrak taşıyabilir. Hangi duygunun dosyaya, hangisinin kendisine ait olduğunu ayırt etmeye başlayabilir. Hangi tepkinin mesleki zorunluluktan, hangisinin kişisel tetiklenmeden doğduğunu görebilir. Nerede mücadele etmesi, nerede durması, nerede sınır koyması, nerede susması, nerede konuşması gerektiğini daha sağlıklı değerlendirebilir.
Bu nedenle Avukatın Psikolojisi, bir kişisel gelişim kitabı değildir. Avukata kolay teselli cümleleri sunmak için yazılmamıştır. “Pozitif düşün, geçer” türünden hafif bir iyimserliğe yaslanmaz. Bu kitap, mesleğin sertliğini inkâr etmeden, avukatın iç dünyasını ciddiye alma çağrısıdır.
Çünkü avukatın savunduğu yalnızca başkasının hakkı değildir. Bazen, farkında olmadan, kendi zihinsel bütünlüğünü, kendi mesleki haysiyetini, kendi insan kalma imkânını da savunur. Bu yüzden bu kitabın sorusu basittir ama kolay değildir: Avukat, bu mesleğin içinde kendisini kaybetmeden nasıl kalabilir?




