|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
S. Y. BAŞVURUSU (2) |
|
(Başvuru Numarası: 2022/17886) |
|
Karar Tarihi: 3/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Yıldız SEFERİNOĞLU Kenan YAŞAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Hikmet Murat AKKAYA |
|
Başvurucu |
: |
|
|
Vekili |
: |
Av. Melek Meltem AYKUT |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kolluk görevlileri tarafından toplumsal olaylara müdahale edilmesi sırasında atılan gaz fişeğinin göze isabet etmesi sonucu yaralanma meydana gelmesi ve bu olayla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrası etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle eziyet yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/2/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Mevcut Bireysel Başvuru Öncesi Gerçekleşen Olaylar
5. Başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen olaylar sırasında 3/6/2013 tarihinde çalıştığı lokantaya giderken Sancaktepe Belediyesi binasının önünden geçtiği sırada 5 m yakınından bir polis memurunun attığı bir gaz bombasının yüzüne isabet etmesi sonucu yaralandığını belirtmiştir. Başvurucunun ilk tedavisi Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılmış, hazırlanan adli raporda sol frontal (sol ön) bölgeden yaralandığı tespit edilmiştir. Başvurucunun muayenesi sonrası Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 28/6/2013 tarihli raporda da sol gözde görme keskinliğinde azalma saptanmıştır.
6. Başvurucu, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) verdiği dilekçede olaylar esnasında polislerin çok yakın mesafeden kasıtlı olarak, kendisini hedef alarak gaz bombası attıkları iddiası ile kimlik tespiti yapılacak polislerden 12/7/2013 tarihinde şikâyetçi olmuştur. Başsavcılık 16/7/2013 tarihinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünden olaylara ilişkin varsa kamera görüntüsünün gönderilmesini istemiştir. 31/7/2013 tarihinde verilen cevap yazısında kayıtların saklanma süresi aşıldığından görüntülere ulaşılamadığı bildirilmiştir.
7. İstanbul Valilik makamı 27/12/2013 tarihinde anılan ön inceleme raporuna uygun olarak şikâyetin işleme konulmaması yönünde karar vermiştir. Yapılan itiraz İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Kurulu (Bölge İdare Mahkemesi) tarafından reddedilmiştir. Başsavcılık tarafından da soruşturma izni verilmediğinden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına 4/6/2014 tarihinde karar verilmiştir. Daha sonra 20/6/2014 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.
8. Anayasa Mahkemesi sözü edilen başvuru hakkındaki kararını 15/2/2017 tarihinde vermiştir (S.Y. [2. B.], B. No: 2014/10382, 15/2/2017). Anılan kararda Anayasa Mahkemesi soruşturma kapsamında Başsavcılıkça verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda başvurucunun yaralanmasının neden kaynaklandığının tespit edilmediğini, 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde ilgili görevliler hakkında yürütülen ve soruşturma izni verilmemesi ile sonuçlanan ön inceleme prosedürüne atıf yapılırken soruşturma konusu suçların 4483 sayılı Kanun'un izin şartına bağlı olmaksızın resen kovuşturulması gereken suçların düzenlendiği 2. maddesinin son fıkrası kapsamında olup olmadığının tartışılmadığını vurgulamıştır. Buna bağlı olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü etkili soruşturma (usul) yükümlülüğünün yerine getirilmediği sonucuna varmıştır.
9. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için ihlal kararının bir örneğinin kendisine gönderildiği İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi 4483 sayılı Kanun kapsamında olmayan suç hakkında genel hükümlere göre işlem yapılmak üzere dosyanın Başsavcılığa gönderilmesine 4/7/2017 tarihinde karar vermiştir.
10. Bundan bağımsız olarak Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine Başsavcılık tarafından yeniden soruşturmaya başlanmıştır. Soruşturma çerçevesinde yeni bir kayıt oluşturulmuş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanan önceki soruşturma dosyası incelenmiştir. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonucu oluşturulan yeni soruşturma kaydı ile Bölge İdare Mahkemesi kararı üzerine alınan soruşturma kaydı birleştirilmiştir. Daha sonra başvurucunun ifadesi, müşteki sıfatıyla ve vekili eşliğinde 7/11/2017 tarihinde alınmıştır. Başvurucu; ifadesinde 3/6/2013 tarihinde saat 18.30 sıralarında Sancaktepe'de bulunan ikametgâhından çıkıp işine gittiğini, bu sırada Gezi olayları nedeniyle Sancaktepe Belediyesi binasının çevresinde yoğun bir kalabalığın ve birçok polis memurunun olduğunu gördüğünü, karşıdan karşıya geçmek istediği sırada sol gözünün üzerine bir gaz fişeğinin isabet ettiğini, bunun üzerine yere düştüğünü, ateş eden polis memurunu görmediğini, Gezi olayları gösterilerine katılmadığını belirtmiştir. Müşteki vekili de başvurucuyu hastaneye kaldıran tanıkların isimlerini dilekçe ile bildireceğini beyan etmiştir.
11. Başvurucunun tıbbi belgeleri Başsavcılık tarafından gönderilmek suretiyle başvurucu hakkında kati rapor alınması İstanbul Anadolu Adli Tıp Şube Müdürlüğünden istenmiştir. 13/12/2017 tarihli ön rapora göre kati rapor için başvurucunun muayene edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Raporda başvurucu hakkında geçmişte yapılan tıbbi işlemlere ayrıca yer verilmiştir. Bu kapsamda Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 3/6/2013 tarihli raporundan, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesinin 3/6/2017 tarihli ve 28/6/2013 tarihli raporu ile bir özel cerrahi hastanenin 17/4/2014 tarihli raporundan bahsedilmiştir. Eldeki tıbbi belgeler ve başvurucunun muayene edilmesi sonucu düzenlenen 14/5/2018 tarihli Adli Tıp Kurumu (ATK) raporuna göre;
i. Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum yoktur.
ii. Kişinin yaralanması basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte değildir.
iii. Vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi hafif (1), orta (2, 3) ve ağır (4, 5, 6) olarak sınıflandırıldığında şahısta saptanan kırık, hayati fonksiyonları orta (3) derecede etkilemiştir.
iv. Sol gözdeki görme kaybına neden olan yaralanma organlardan birinin işlevini yitirmesi niteliğindedir.
12. Bu arada Başsavcılık, müştekinin ilk şikâyet dilekçesini özetleyerek Sancaktepe İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliğinden 19/4/2018 tarihinde birtakım belgeler istemiştir:
i. Eylemin gerçekleşme anını gösterir kamera görüntülerinin öncelikli olarak temin edilerek CD görüntülerinin incelenmesi, bu görüntülerin fotoğraf çıktılarının alınması, görüntülere göre olaya karışan yani müştekiye müdahale eden tüm polis memurlarının açık kimlik, görev ünvanının ve adresinin tespit edilmesi,
ii. Müştekinin iddia edildiği şekilde yaralanması ile sonuçlanan olayla ilgili olarak ne tür bir işlem yapıldığının belirlenmesi, işlem evrakının tamamının tasdikli bir suretinin çıkarılması ve alınması,
iii. Müştekiye gaz fişeği sıkan görevli polis memurunun tespit edilmesi, kasten yaralama suçundan savunmasının alınması, delillerinin tespit edilmesi, görev belgesinin çıkarılması,
iv. Müştekinin ifadesinde olayı gören tanıkların isimlerini bildireceğini beyan etmiş olması nedeniyle olay tanıklarının müştekiden sorulmak suretiyle belirlenmesi, tanık sıfatıyla beyanlarının alınması.
13. Bu sırada başvurucu vekili de 19/4/2018 tarihinde süreç hakkında beyanda bulunmuştur. Hukuki süreç hakkında açıklamalar yapmış, şüpheli polis memurunun tespit edilmesini istemiştir. Bunun yanında Sancaktepe Kaymakamlığının yaralanmanın gerçekleştiği saatten sonra sunduğu video kayıtları olduğunu, Sancaktepe'de gerçekleşen olaylarda biber gazının kullanıldığını gösteren fotoğraf ve haberlerin yer aldığını belirtmiştir. Bu kapsamda İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü nezdinde görevli Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü Özel Tim Amirliği kadrosundaki gruplar tarafından 31/5/2013-17/6/2013 tarihleri arasında Taksim Gezi Parkı, Mecidiyeköy Meydanı, Sancaktepe, Gazi Mahallesi olaylarında kullanılan gaz tüfeği fişeği ile gaz el bombasının da yer aldığı mühimmatın sayılarına dair düzenlenen 18/6/2013 tarihli bir tutanağa ilişkin haberin linkini ve fotoğrafını iletmiştir.
14. Başsavcılığın talimatı doğrultusunda başvurucunun ifadesi kolluk görevlileri tarafından tekrar alınmıştır. Başvurucu; olay zamanı belediye binası olarak kullanılan Sancaktepe Kaymakamlığının karşısındaki bir pastahaneye doğru yöneldiğini, olaydan önce işitme engeli olması nedeniyle olayları net algılayamadığını, bu sırada gözüne gaz kapsülü geldiğini ve bayıldığını, gaz kapsülü atan polis memurunu çok sayıda görevli polis olduğundan göremediğini, kendisine yardım eden kişileri de tanımadığını 4/6/2018 tarihinde beyan etmiştir.
15. Kolluk tarafından yapılan araştırmada Sancaktepe Kaymakamlığı çevresine ait MOBESE kamera görüntülerinin 20-30 gün süreyle kayıt yaptığı, 2013 yılına ait görüntülerin bulunmadığı bildirildiğinden herhangi bir şüphelinin kimliğinin tespitinin mümkün olmadığı Başsavcılığa 5/6/2018 tarihinde bildirilmiştir.
16. Bunun üzerine Başsavcılık 23/10/2018 tarihinde daimî arama kararı vermiştir. Bu bağlamda kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuzu kullanmak suretiyle nitelikli kasten yaralama suçu kapsamında şüpheli olarak faili meçhul polis memurları gösterilmiştir. Kararda, suç tarihlerinde açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen ve yakalanamayan şüpheli ya da şüphelilerin Sancaktepe Belediyesi binası önünden geçen başvurucuya Gezi Parkı olayları nedeniyle gaz fişeği attıkları belirtilmiştir.
17. Başvurucu vekili 10/12/2020 tarihinde soruşturma dosyasının UYAP aracılığıyla incelenmesi için talepte bulunmuştur. Daha sonra 10/11/2021 tarihli dilekçe ekinde yer alan ve içinde dijital delillerin de yer aldığı belgelerle Başsavcılığa başvurmuştur. Bu kapsamda özellikle Sancaktepe Kaymakamlığı önünde gaz fişeği ateşleyen polislerin de göründüğü bir haber ajansına ait olan görüntüler, 5/6/2013 tarihli haber dökümü, flash bellek içindekilerin ekran görüntüsü, Sancaktepe Kaymakamlığı önünde görevli TOMA'lar (toplumsal olaylara müdahale aracı) olduğunu belirterek bunları dilekçenin ekinde Başsavcılığa sunmuştur.
18. Bunun üzerine Başsavcılık Zamanaşımı Bürosuna tevdi edilen dosya Memur Suçları Soruşturma Bürosuna 29/11/2021 tarihinde gönderilmiştir.
19. Başvurucu vekili 10/12/2021 tarihinde dilekçenin akıbetini UYAP üzerinden sormuş, talep ettiği hususlar hakkında ne yönde işlemler yapıldığına dair Başsavcılıktan bilgi istemiştir.
20. Başsavcılık, başvurucunun sunduğu dilekçeye atıfla İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünden 27/12/2021 tarihinde bazı bilgi ve belgeler istemiştir. Bu kapsamda dilekçenin ekinde yer alan görüntülerdeki polis memurlarının kimlik ve adres bilgileri ile 3/6/2013 tarihinde Sancaktepe Kaymakamlığı çevresinde görevli polislerin ve sıralı amirlerinin tespit edilerek bilgi sahibi sıfatıyla ifadelerinin alınmasını, tespit edilen kişiler içinde gaz kapsülü ateşlemeye kimlerin yetkili olduğunun sorularak belirlenmesini, ayrıca Sancaktepe Kaymakamlığı çevresinde görevlendirilen, fotoğrafları sunulan TOMA'larda görevli olan polis memurlarının ve sıralı amirlerinin kimlik bilgilerinin tespit edilmesini talep etmiştir.
21. Yine Başsavcılık 27/12/2021 tarihinde başvurucunun dilekçesinde belirttiği haber ajansından 1/6/2013-30/6/2013 tarihleri arasında Sancaktepe Kaymakamlığı çevresindeki görüntü kayıtlarının tespit edilerek gönderilmesini, başvurucunun bahsettiği bir gazetenin merkezinden de 5/6/2013 tarihli haberlere ilişkin kayıt ve görüntülerin tespit edilerek gönderilmesini talep etmiştir. Haber ajansı tarafından verilen 10/1/2022 tarihli cevabi yazıda görüntü kayıtlarına ulaşılamadığı bildirilmiştir. Gazetenin merkezinden müzekkere ile istenen hususlara ilişkin üçüncü defa sorulmasına rağmen bir cevap gelmediği görülmüştür.
22. Bu arada başvurucu, soruşturmada bir ilerleme kaydedilmediğinden ve soruşturmanın etkili şekilde yürütülmediğinden bahisle ihlal kararının sonuçlarının ortadan kaldırılmaması sebebiyle bireysel başvuru yaptığını belirtmiştir.
23. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
B. Mevcut Bireysel Başvuru Sonrası Gelişen Olaylar
24. Sancaktepe İlçe Emniyet Müdürlüğü, Sancaktepe Kaymakamlığı ve çevresinde 3/6/2013 tarihi itibarıyla görevli personelin görev listesini 11/3/2022 tarihinde paylaşmıştır. İfade alma işlemleri için evrak Asayiş Şube Müdürlüğüne gönderilmiştir. Asayiş Şube Müdürlüğünün talebi üzerine ayrıca Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü olay gününe ait görevlendirme listesini sunmuştur. Temin edilen görev listeleri ile yedi polis memurunun bilgi sahibi sıfatıyla alınan ifadesi 16/8/2022 tarihinde rapor hâline getirilmiştir. İfade sırasında polis memurlarına fotoğraflar gösterilmiş; belirtilen tarihteki görev yerleri, görev tanımı ve görev sorumlulukları, meslek içi alınan kurs ve branşlar olmak üzere gaz kapsülü ateşlemeye herhangi bir yetkileri olup olmadığı, ekip otosu olarak değerlendirilen ve olaylara müdahalede kullanılan emniyet aracında görevli olan personelin tespiti hususunda bilgileri olup olmadığı sorulmuştur. Polis memurları gaz kapsülü ateşlemeye yetkileri olmadığı, 2013 yılında bu yönde bir kurs ya da sertifika almadıkları, görevlerini yerine getirdikleri, başvurucuyu tanımadıkları, görüntüdeki araçları ayırt etmeye yarayan rakam ve sayı grubu olmadığından araçların hangi birliğe ait olduğunu söylemeyecekleri şeklinde cevap vermiştir.
25. Başsavcılık, söz konusu işlemleri yapan Büro Amirliğinden 6/6/2023 tarihinde Sancaktepe İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen personel listesinde isimleri yazılı olan kişilerin açık kimlik bilgileri ve görev yerlerinin tespit edilmesini, İstanbul sınırları içinde bulunmaları hâlinde bilgi sahibi sıfatı ile ifadelerinin alınmasını, İlçe Emniyet Müdürlüğüne ait yazıda isimleri belirtilen ve sorumlu amirler olan Ü.T., H.A., İ.Ö. ve A.Y.nin konuya ilişkin ifadelerinin alınmasını istemiştir.
26. Olay tarihinde Kaymakamlık binası ve çevresinde alınacak emniyet tedbirlerinden sorumlu olan Komiser Yardımcısı İ.Ö.nün bilgi sahibi sıfatıyla ifadesi 20/11/2023 tarihinde alınmıştır. İ.Ö. bu kapsamda hazır kuvvet personelinden sorumlu olduğunu, sorumlu olduğu hazır kuvvetin envanterinde gaz fişeği veya gaz tüfeğinin bulunmadığını, müştekinin Sancaktepe Belediyesi binası civarında yaralandığını beyan ettiğini, iki bina arasında 500-600 m olduğunu tahmin ettiğini, o mesafeden böyle bir olayı görme ihtimali olmadığını dile getirmiştir. Ayrıca gaz fişeğinin Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü envanterinde olduğunu, çevik kuvvet personelinin kendi amirlerinin emir ve talimatları doğrultusunda görev yaptığını, dolayısıyla Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personelini sevk ve idare etmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.
27. Olay tarihinde belediye binası ve çevresinde alınacak emniyet tedbirlerinden sorumlu olan Sancaktepe Polis Merkez Amir Vekili Başkomiser H.A.nın bilgi sahibi sıfatıyla ifadesi 23/11/2023 tarihinde alınmıştır. Bu kapsamda H.A. görevlerinin göstericilerin bina içine girmesini engellemek olduğunu, olay günü göstericilerin belediye binası giriş kapısına kadar gelemediklerini, bu nedenle göstericilere müdahale etmelerini gerektirecek bir durumun oluşmadığını ancak hatırladığı kadarıyla belediye binasının arka tarafından bir grubun olduğunu telsiz anonslarından duyduğunu, bu gruba da çevik kuvvet personelinin müdahale ettiğini ve grubun dağıldığını, o akşam başka bir olayın yaşanmadığını, başvurucuyu tanımadığını, bahsettiği olayı görmediğini, herhangi bir yaralanma olduğunu da duymadığını dile getirerek genel hizmet personelinin gaz tüfeği kullanmadığını, bu tüfeğin çevik kuvvet personeli tarafından kullanılabileceğini, son olarak da herhangi bir çevik kuvvet personelini de gaz tüfeği kullanırken görmediğini belirtmiştir.
28. Başsavcılığın dinlenilmesini istediği kişilerden birisi olan ve olay tarihinde alınacak emniyet tedbirlerinin genel denetim ve koordinasyonundan sorumlu İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı 4. Sınıf Emniyet Müdürü Ü.T.nin beyanı Başsavcılık nezdinde tanık sıfatıyla 30/11/2023 tarihinde alınmıştır. Bu kapsamda yaralanmaya ilişkin bir bilgisi olmadığını, Gezi Parkı olayları ile ilgili görevli müdürlüğün çevik kuvvet olduğunu, olay tarihi itibarıyla görevli polislerin başında olmadığını, görevlendirmeleri Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünün yaptığını, görevli olmadığı için kimseye konu ile ilgili talimat vermediğini beyan etmiştir.
29. Dinlenilmesi istenen ve olay tarihinde İlçe Emniyet Müdürlüğü ile AK Parti ilçe binası koruma noktasında görevlendirilen personelin sevk ve idaresinden sorumlu Komiser Yardımcısı A.Y.nin kamu görevinden çıkarıldığının anlaşılması üzerine adres bilgilerinin tespit edilmesi için yazışmalar yapılmıştır. Gelen bilgilerden sonra A.Y.nin şüpheli sıfatıyla savunmasının alınması Birecik Cumhuriyet Başsavcılığından istenmiştir. Yapılan araştırma sonucu düzenlenen 24/9/2024 tarihli tutanakta söz konusu şahsa yine ulaşılamadığı, şahsın kardeşi olan kişiye POL-NET (Polis Bilgi Sistemi) üzerinden telefonla ulaşıldığında kardeşinin Almanya'da olduğunu ve ne şekilde yurt dışına gittiğini bilmediğini ifade ettiği anlaşılmıştır. Söz konusu şahsa ulaşılamaması nedeniyle İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğince ifadesinin alınması için 5/12/2024 tarihinde yakalama emri çıkarılmıştır. Diğer taraftan ilgili şahsın 18/8/2016 tarihinde tutuklanarak Şanlıurfa 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konulduğu, 19/1/2018 tarihinde ise tahliye edildiği anlaşılmıştır. Yine 19/2/2019 tarihinde tutuklanarak Gaziantep H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda barındırıldığı ve 22/10/2019 tarihinde tahliye edildiği görülmüştür.
30. Başsavcılık yakalama kararının akıbetinin araştırılmasını İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünden 29/5/2025 tarihinde istemiştir. Gelen bilgi ve belgelerden şüpheli A.Y.nin yakalanamadığı anlaşılmıştır. Soruşturma devam etmektedir.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Anayasa Mahkemesinin 3/3/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
32. Başvurucu; Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesinin yine itirazın reddine karar verip ihlal kararını tam olarak karşılamayacak şekilde 4483 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan suç yönünden genel hükümlere göre işlem yapılmak üzere dosyanın Başsavcılığa gönderilmesine karar verdiğini, Başsavcılığın ise sunulan on dört sayfalık tevsi tahkikat talebine rağmen sadece müşteki ifadesi ve raporunu aldığını, kolluk biriminden gelen kamera kayıtları olmadığı şeklindeki yazı üzerine daimî arama kararını verdiğini ifade etmiştir. Polisler tarafından yakın mesafeden kendisine doğrultularak atılan gaz bombası fişeğinin yüzüne isabet etmesi sonucunda ağır yaralandığını, bu dosyanın şüphelilerinin kolluk kuvvetleri olması sebebiyle daimî arama evrakının gönderildiği kolluk birimince etkili bir soruşturma yapılmasını beklemenin çok mümkün olmadığını ileri sürmüştür. Soruşturmada sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması konusunda ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görüntüsünün engellenmesi açısından gerekli sürat ve özenin gösterilmediğini, soruşturmada çok uzun süre sonuca götürecek hiçbir işlem yürütülmeksizin soruşturmanın sürüncemede bırakıldığını belirterek kötü muamele yasağı kapsamında etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir. Ayrıca soruşturmanın uzun süreden beri devam ettiği, soruşturmanın zamanaşımına uğrama riski olduğu da gözönüne alındığında uzun süren ve etkili olmayan soruşturma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini belirtmiştir. İhlalin sonuçları ortadan kalkmadığından ve tüketilecek bir başvuru yolu bulunmadığından hareketle başvuruyu süresi içinde yaptığını beyan etmiştir.
33. Bakanlık görüşünde; soruşturma neticesinde 23/10/2018 tarihinde daimî arama kararı verildiği, bireysel başvurunun ise bu karardan yaklaşık 3 yıl 4 ay sonra 14/2/2022 tarihinde yapıldığı, başvurunun süresi içinde yapılıp yapılmadığı değerlendirilirken bu hususun gözönünde tutulması gerektiği, Başsavcılık tarafından daimî arama kararı verilmesine rağmen soruşturma ve olayın faillerinin tespiti yönünden bu tarihten sonra da soruşturma işlemlerinin devam ettiği, etkili soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğu belirtilerek ilgili kurumlardan temin edilen belgeler sunulmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvurunun kabul edilebilirlik kriterlerini karşıladığını ifade etmiş; soruşturmanın resen başlatılmamasını, soruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmediğini belirterek önceki şikâyetlerini yinelemiştir.
B. Değerlendirme
34. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
35. Başvuru yollarının tüketilmesi kuralı, bir soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünde inceleme yapılabilmesi için mutlak surette gerekli olmasa da yürütülen soruşturmanın -makul bir süreyi aşmaması şartıyla- ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Hüseyin Caruş [1. B.], B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46). Buna karşılık başvurucunun bir soruşturmanın açılmayacağının, soruşturmada ilerleme olmadığının, etkili bir ceza soruşturması yapılmadığının, ileride de böyle bir soruşturmanın yürütüleceği konusunda en ufak gerçekçi bir şans olmadığının farkına vardığı veya varması gerektiği andan itibaren yaptığı bireysel başvurular kabul edilebilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri [1. B.], B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 77).
36. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidir zira soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu yoktur. O hâlde anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir. Böyle bir durumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren başvuru süresi içinde bireysel başvuruda bulunmalıdır. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma yürütülmediğinin ne zaman farkına varması gerektiği her başvurunun şartlarına bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu [1. B.], B. No: 2014/15732, 24/1/2018, § 87; Sultani Acar [2. B.], B. No: 2014/16344, 22/3/2018, § 84; Umut Can Bozgun [1. B.], B. No: 2018/755, 29/6/2022, §§ 41, 42).
37. Somut olayda başvurucunun bireysel başvuruda bulunmak için ceza soruşturmasının sonuçlanmasını beklemesinin gerekip gerekmediği ve bu bağlamda başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığı değerlendirilmelidir. Ne var ki söz konusu değerlendirmenin yapılabilmesi başvurunun esası hakkında inceleme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk uyarınca kabul edilebilirlik incelemesi esas incelemesi ile birlikte yapılacaktır.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
38. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
39. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K., § 27).
40. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).
41. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103).
42. Mahkemeler ve diğer soruşturma makamları özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için ellerinden gelen tüm gayreti sarf etmeli ve tüm araçlara başvurmalıdır. Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğunda yetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, genel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak sayılabilir ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; Adem Erden [2. B.], B. No: 2015/4032, 23/1/2019, § 34).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
43. Başvuruya konu soruşturmada Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında fail olarak görülen kişi ya da kişilerin bulunması için birtakım çabalar gösterilmiştir. Bununla birlikte yakalama kararı çıkarılan, kendisinden uzun bir süredir haber alınamayan ve olay tarihinde komiser yardımcısı olan A.Y.nin aranması dışında soruşturmada yaklaşık iki yıl boyunca bir gelişme olmadığı, daimî arama kararı sonrasında soruşturmanın etkisiz bir hâl aldığı ancak başvurucu vekilinin dilekçesi üzerine soruşturmanın tekrar canlandığı, bununla birlikte bireysel başvurudan sonra yurt dışında yaşadığı soruşturma makamınca kabul edilen bir şüpheli hakkında yakalama emri çıkarıldığı, bu kişinin aradan geçen süreye rağmen yakalanamadığı, hâlihazırda başvurucunun yaralanması eyleminden sorumlu kişi ya da kişilerin tespit edilemediği anlaşılmıştır. Bu sebeple başvuruda süre aşımı bulunmadığı gibi başvurucunun başvuru yapmak için soruşturmanın sonuçlanmasını beklemesine de gerek olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
44. Olayda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının sonuçlarının ortadan kaldırılması için Başsavcılık doğrudan soruşturmaya başlamıştır. Diğer taraftan işleme koymama kararını gerektirecek bir durumun somut olayda bulunmaması nedeniyle Bölge İdare Mahkemesi tarafından karar verildiği anlaşılmış ve dosya Başsavcılığa gönderilmiştir. Dolayısıyla bu kapsamdaki iddiaların dayanaksız olduğu görülmüştür. Nitekim her iki soruşturma kaydı da daha sonra birleştirilmiştir.
45. İncelenen olayda başvurucunun gaz kapsülü nedeniyle yaralandığı daimî arama kararında yer alan gerekçeden ve kolluk kuvvetlerine yazılan müzekkerelerin içeriğinden anlaşılmıştır. Ayrıca başvurucunun sunduğu ve Başsavcılığın da kabul ettiği görüntülerde olayın meydana geldiği yerde gaz bombası sislerinin olduğu, TOMA ya da panzer aracının bulunduğu görülmektedir. Öte yandan başvurucunun Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen eyleme katıldığına ve kendisine karşı güç kullanılmasını gerektiren bir davranışta bulunduğuna dair bir bulgu yoktur. Bu durumda değerlendirilmesi gereken husus toplumsal olaya müdahale sırasında biber gazının uygun bir şekilde kullanılıp kullanılmadığıdır. Zira toplumsal olaylara kolluk görevlilerinin müdahalesi sırasında ortaya çıkan panik ve kargaşada, bu olaylara katılan ancak müdahale edilmesi gerekmeyen veya katılmayıp olayın meydana geldiği yerin ya da müdahale alanının yakınında bulunan kişilerin de müdahaleden etkilenmesi olasıdır. Bu durumda kolluk görevlilerinin kontrollü hareket etmesi ve müdahaleyi gerektiren durumu yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alması beklenir. Bununla birlikte müdahalenin oluşturduğu kargaşa ve panik ortamında bu tedbirlerin kolluk görevlileri tarafından her zaman mutlak olarak uygulanmasının zorluğu da kabul edilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 94; Pınar Durko [1. B.], B. No: 2015/16449, 28/6/2018, § 81).
46. Başvuruya konu soruşturma kapsamında düzenlenen belgeler biber gazının kullanılmasını gerektiren durumun ne olduğuna ve müdahaleyi gerektiren durumu yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesi için gerekli tedbirlerin alındığına ilişkin bir bilgi ihtiva etmemektedir. Bu sebeple soruşturma, toplumsal olaya müdahale sırasında biber gazına başvurulmasının gerekliliğini ve biber gazının kontrollü ve müdahaleyi gerektiren durumu yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesini sağlayabilecek şekilde kullanıldığını ortaya koyamamıştır.
47. Dolayısıyla meydana gelen yaralanmadan devlet sorumludur. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre başvurucunun yaralanmasına neden olan muamele sonuçlarıyla birlikte dikkate alındığında eziyet olarak kabul edilebilir (bahsi geçen muamelelerle ilgili ayrıntılı açıklamalar için birçok karar arasından bkz. S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 84-88; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, §§ 90-94). Bu durumda eziyet yasağının maddi boyutu ihlal edilmiştir.
48. Olayda biber gazı kullanma selahiyetinin çevik kuvvet personelinin yetkisi dâhilinde olduğu, genel hizmet personelinin gaz tüfeği kullanmadığı alınan beyanlardan anlaşılmıştır ancak olay gününe ait görevlendirme listesinde yer alan ve Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü nezdinde görevli polis memurları arasından 2013 yılı ve öncesinde gaz kapsülü ateşlemeye yetkili kimsenin olup olmadığı konusunda yeteri kadar bir araştırma yapılmamıştır. Bu konuya ilişkin yetkili mercilerinden doğrudan belge istenmemiş, istenilen hususlarda da hızlı davranılmamıştır. Genel hizmet personeli ve çevik kuvvette çalışan toplam yedi polis memuru hakkında soru ve cevap yöntemiyle kolluk nezdinde alınan beyanlarla yetinilmiştir. Listede yer alan ve gaz kapsülü kullanma yetkisi olan kolluk görevlilerinin kimliğini tespit etme ve ifadesine başvurma yoluna gidilmemiştir. Ayrıca yeniden yapılan soruşturmada bir dönem tutuklanması nedeniyle ceza infaz kurumunda barındırıldığı anlaşılan ve olay tarihinde komiser yardımcısı olarak görev yapan A.Y.nin şüpheli olarak arandığı anlaşılmıştır. Yine görevli olan üç amirin de süreçte bilgisine başvurulmuştur ancak olay tarihinde belediye ile kaymakamlık binası ve çevresinde alınacak emniyet tedbirlerinden sorumlu olan Asayiş Büroda görevli Emniyet Amiri A.O. ile Güvenlik Büro Amir Vekili Komiser Yardımcısı H.T.nin konuyla ilgili görgü ve bilgilerinin alınması için ifadesine başvurulmamıştır. Tespit edilen eksiklikler nedeniyle etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda eziyet yasağının usul boyutu da ihlal edilmiştir.
49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
V. GİDERİM
50. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile 1.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
51. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
52. Öte yandan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 540.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2017/78032) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 540.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Next





