İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamada yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanılmasına ilişkin yürütülen incelemeler kapsamında 1.150 yatırımcının yatırım uygunluk belgesinin iptal edildiği, bu kişilerin aile fertleriyle birlikte toplam 5 bin 391 kişinin vatandaşlık kararının iptal edildiği, ayrıca 263 yatırımcı ve aile fertleriyle birlikte 743 kişinin vatandaşlık kararının geri alındığı, toplamda 1.413 yatırımcının ve aileleriyle birlikte 6 bin 134 kişinin yatırım yoluyla vatandaşlık kazanmasına ilişkin kararların iptal edildiği veya geri alındığı bildirilmiştir. BABATAK yöntemi adıyla bilinen dolandırıcılık yöntemi uygulandığı tespit edilen işlemlerde; gerçek değeri 50 bin-70 bin dolar aralığındaki taşınmazların, vatandaşlık yatırım şartını karşılamak için kâğıt üzerinde 250 bin-400 bin doların üzeri rakamlara yükseltilerek hayali satışlar oluşturulmuş, Türkiye'ye gerçek döviz girişi olmadan vatandaşlıklar kazanılmış ve kazanıldıktan sonra da taşınmazlar tekrar eski sahibine iade edilmiştir.
Usulsüz işlem yaparak vatandaşlığını kaybeden kişilerin sayısal olarak neredeyse 4 katı büyüklüğündeki kişiler grubu, bütünüyle aile bireylerinin yapmış olduğu muvazaalı işlemler neticesinde vatandaşlıklarını kaybetmek zorunda kalmıştır. Bu sebeple mağduriyetin giderilmesi ve adaletin sağlanması adına bu çalışmamızda konuyla ilgili bazı teorik ve pratik hususlara temas etme zorunluluğu doğmuştur.
Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığını kazanan kişinin vatandaşlığı kanunun öngördüğü hallerde sona erdirilebilmektedir. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu (TVK) 'nda yatırım yoluyla kazanılan vatandaşlığın kaybı hususuna özellikle yatırım yükümlülükleri yerine getirilirken gerçeğe aykırı beyanda bulunulması, satın alınan taşınmaza ilişkin döviz alım belgelerinin gerçeğe aykırı düzenlenmesi, taşınmaz yatırım tespit (tapu uygunluk) belgesinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından iptal edilmesi, taşınmaz bedelinin yüksek gösterilmesi veya yatırımda süre şartının sağlanmaması gibi hallerde rastlanmaktadır. Bu tür durumlarda, Türk vatandaşlığını kazandıran idari kararın iptali gündeme gelmektedir. Nitekim, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kabul edilen “Yabancı Yatırımcıların İstisnai Olarak Türk Vatandaşlığını Kazanmalarına İlişkin Usul ve Esaslar”ın 8. Maddesinde, Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik ( TVKUY )’te öngörülen şartların belirlenen süre boyunca sağlanmaması halinde, Türk vatandaşlığını kazanma kararının TVK m. 31 kapsamında iptal edileceği düzenlenmiştir. Madde ise, “Türk vatandaşlığını kazanma kararı; ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vuku bulmuş ise kararı veren makam tarafından iptal edilir.” şeklindedir.
Türk vatandaşlığına alınmak için başvuruda bulunan kişinin yetkili makamlara sunduğu belgelerin ve verdiği beyanların doğru ve eksiksiz olması beklenmektedir. Ancak, her yalan beyan ya da bilgi gizleme, vatandaşlığa alınma kararının iptaline neden olmamaktadır. İptal kararı verilebilmesi için yalan beyanın veya gizlenen bilginin, vatandaşlık kazanımını etkileyecek ölçüde esaslı olması gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, söz konusu beyanda bulunulmasaydı ya da esaslı hususlar gizlenmeseydi yetkili makamın vatandaşlığa alma kararı vermeyecek olması gerekmektedir. (ÖZGÜR, Yatırım Yoluyla Vatandaşlık, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2026, s. 54)
TVKUY m. 57/2 uyarınca, İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturma başlatılacak ve vatandaşlığa alınma kararının iptaline Cumhurbaşkanı karar verecektir. İptal kararının geçerliliği ve sonuçları ise TVK m.32’de düzenlenmiştir: “İptal kararı, karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder. İptal kararı ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan eş ve çocuklar hakkında da uygulanır.” Yani vatandaşlığın iptali kararı geleceğe yönelik olarak vatandaşlığı sona erdirmekte ve ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan eş ve çocuklar da Türk vatandaşlığını kaybetmekte ve yabancı statüsüne geçmektedir. Esasen bakıldığında, kişilerin bizzat kendilerinden kaynaklanmayan, bilgi ve inisiyatifleri dışında kalan ve idarenin gözetim ve denetimi altındaki bir işlemden doğan kazanımın yine idare eliyle geri alınması idare hukukunda etki gösteren hukukun genel ilkelerinden birisi olan istikrar ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Ancak maddenin lafzı gayet açıktır ve konu tartışmaya kapalıdır. Doktrinde, sadece vatandaşlığın kazanıldığı tarihten iptal edildiği tarihe kadar olan evlenme ve doğumlarda vatandaşlığın devam edip etmediği konusunda tartışma devam etmektedir. Doktrinde ÖZTÜRK; TVKUY gereği Türk vatandaşlığını kazanan kişinin Türk vatandaşlığını kazandığı tarihten vatandaşlığın iptal edildiği tarihe kadar olan süreçte doğan çocuğuna ve bu süreçte evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanan eşine tesir etmeyeceğini, vatandaşlığı yalan beyan ya da önemli bir husus gizleyerek kazanan başvurucunun vatandaşlığı kazandığı dönemde başvurucu ile birlikte bu kişilerin işlem görmediğini ve iptal kararına kadar olan süreçteki işlemler geçerliliğini koruyacağından geçerli bir vatandaşlık kazanımları bulunduğunu ileri sürmekteyken ÖZBEK, vatandaşlığın yine de son bulacağı görüşündedir. (ÖZTÜRK, “Vatandaşlığın İrade Dışı Kaybı Halleri”, s.123) aksi yönde görüş ÖZBEK, “İlgilinin İstemi Gerekmeksizin Türk Vatandaşlığıyla İlişkisinin Kesilmesi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (139): s. 98
TVK m. 33’te ise vatandaşlığa alınma kararının iptali halinde, kişinin Türkiye’de bulunan malvarlığı üzerindeki etkisi düzenlenmiştir: “Vatandaşlığı iptal edilenler hakkında 15/7/1950 tarihli ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye'de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Bunlardan mallarının tasfiyesi gerekli görülen hallerde bu husus iptal kararında belirtilir. Bu kişiler en geç bir yıl içinde Türkiye'deki mallarını tasfiye etmek zorundadır. Aksi halde, malları Hazinece satılarak bedelleri nam ve hesaplarına kamu haznedarlığı sistemine dahil bir kamu bankasına yatırılır.” Ancak iptal kararından etkilenecek eş ve çocuklar, iptal kararıyla birlikte yabancı statüsüne girseler dahi malları tasfiyeye tabi tutulmamaktadır. Çünkü malların tasfiyesi cezai nitelikte olup yalnızca ilgili kişi hakkında hüküm doğuracaktır. Bu nedenle iptal kararıyla birlikte yabancı statüsüne girseler dahi eş ve çocuklar, Türkiye’de yabancıların sahip olabileceği haklara sahip olmaya devam edebilecektir.
Dava açma hakkının kime ait olduğu meselesindeyse; Danıştay, usulsüz işlemle vatandaşlığı iptal edilen kişinin eş ve çocuklarının, kaybeden adına iptal davası açabileceklerini ancak kaybedenin eşi ve çocukları adına dava açamayacağını kabul etmektedir. Danıştay 10. Dairesi'nin 24/09/2025 tarihli 2025/384 E., 2025/4034 K. Sayılı ilamında; "yatırımcı (mal varlığı edinmek suretiyle Türk vatandaşlığını kazanmaya esas olan yatırımı yapan kişi) sıfatını haiz olan davacı (somut olayda davacılardan ...) hakkında tesis edilen Cumhurbaşkanı kararlarının "esas (birincil)" işlem mahiyetinde olduğu, eş ve çocukların ise, aynı kararlara konu olsalar bile, esas işleme bağlı "tali (ikincil)" nitelikteki işlemlerin muhatabı olduğu, dolayısıyla tali işlemlere karşı açılacak davalarda da öncelikle davacı (yatırımcı) adına tesis edilen işlemlerin hukukiliğinin irdelenmesi gerektiği dikkate alındığında; davacıya bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan ve kaybeden eşi ve çocuklarının davacı hakkındaki Cumhurbaşkanı kararına karşı dava açmakta subjektif menfaatlerinin bulunduğu açıktır. Bununla birlikte, esas işlemin muhatabı olduğundan ve kendi Türk vatandaşlığının geçerliliği, eşi ve/veya çocuklarının Türk vatandaşlığının geçerliliğine bağlı bulunmadığından, davacının (somut olayda davacılardan ...'nın), eşi ve çocukları adına tesis edilen tali nitelikteki işlemleri dava konusu etmekte subjektif bir menfaati olmadığının kabulü gerekmektedir. Kaldı ki, eşinin ya da çocuklarının Türk vatandaşlığı hakkında tesis edilen işlemden dolayı davacının (somut olayda davacılardan ...'nın) menfaatinin etkilendiği kabul edilse dahi, hakkındaki esas işlemi dava konusu etmek suretiyle eş ve çocuklarına ilişkin tali işlemin hukuki geçerliliğini de (şahsi engel halleri hariç) dolaylı olarak yargı denetimine sunan davacının, artık eşi ve çocukları adına tesis edilen tali nitelikteki işlemleri dava konusu etmekte hukuki bir yararı bulunmadığı da kuşkusuzdur." hükümlerine yer verilmiştir.
SONUÇ OLARAK; Yüksek Mahkeme’nin görüşü, İYUK m. 2’de iptal davası için ehliyet şartı olarak sadece “menfaatin ihlal edilmiş olması” şartının aranmasından dolayı kanunun ruhuna uygundur. Bu görüşten hareket edildiğinde, yapılan idari işlem nedeniyle menfaati doğrudan veya dolaylı olarak ihlal edilen herkes dava açabilmelidir. Ancak burada da şöyle bir sorun doğmaktadır. Asıl hak sahibinin çocuğunun ya da eşinin, asıl dava hakkına sahip kişinin vatandaşlıktan çıkarılmasının iptali yönünde dava açması durumunda, belki de asıl hakka sahip kişi vatandaşlıktan çıkarmaya karşı gelmeyecek, bir anlamda bu duruma rıza gösterecektir. Ama ne var ki çocuk ya da eş, tekrar vatandaş olmak istemektedir ve bu talebinin kabulü halinde asıl hakka sahip olan otomatik olarak vatandaşlığa geri dönmüş olacaktır ki bu durum, hak sahibinin arzu ve istekleriyle çelişmektedir. Bu durumda yapılması gereken nedir? Bu durumda yapılması gereken kanaatimizce 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Mecburi Dava Arkadaşlığı" başlıklı 59. maddesinde "Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır." ve 60. maddesinde "Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır." hükümlerini tatbik ederek sonuca varılmalıdır. Aksi halde kişilerin istemedikleri sonuçlarla karşılaşmaları kaçınılmaz olacaktır.
Av. Mehmet KOÇKAVAK
Next






