Boşanma davalarında asıl önem taşıyan husus, beddua vakıasının evlilik birliğine etkisi ve tarafların kusur durumundaki yeridir. Aynı söz, bir uyuşmazlıkta diğer kusurlu davranışlarla birlikte boşanmaya sebep olan olaylardan biri kabul edilirken başka bir uyuşmazlıkta karşı tarafın daha ağır davranışları nedeniyle daha sınırlı bir kusur sonucu doğurabilir. Ayrıca beddua vakıasına usulüne uygun şekilde dayanılmış olması ve olayın sonradan affedilip affedilmediği de ayrıca değerlendirilmelidir.

1. Bedduanın Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Bakımından Değerlendirilmesi

Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi uyarınca eşler, evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlüdür. Bu yükümlülükler, eşlerin birbirlerinin kişilik değerlerine ve aile ilişkilerine saygılı davranmasını da gerektirir. Eşe yönelen ağır, aşağılayıcı veya süreklilik gösteren beddualar, bu çerçevede evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan kusurlu davranışlardan biri olabilir.

Yargıtay uygulamasında da beddua çoğu kez tek başına soyut bir kavram olarak değil, kullanılan sözlerin içeriği ve diğer davranışlarla birlikte değerlendirilmektedir. Nitekim eşine sık sık ve süreklilik gösterecek şekilde beddua ve hakarette bulunan eşin kusurlu olduğu kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2023/3020, K. 2024/482, T. 25.01.2024). Bu nedenle bir defaya mahsus her sözün aynı sonucu doğuracağı söylenemeyeceği gibi, ağır ve süreklilik taşıyan ifadelerin de evlilik birliği üzerindeki etkisi göz ardı edilemez.

2. Bedduanın Kusur Belirlemesine Etkisi

Boşanma davasında beddua vakıasının sabit olması, beddua eden eşin her durumda daha ağır kusurlu sayılacağı anlamına gelmez. Kusur belirlemesi, tarafların boşanmaya sebep olan bütün davranışları birlikte değerlendirilerek yapılır. Bu nedenle bedduanın hangi şartlarda söylendiği, hakaret veya başka davranışlarla birlikte gerçekleşip gerçekleşmediği ve diğer eşin kusurlu eylemlerinin ağırlığı önem taşır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşine beddua edip ondan nefret ettiğini söyleyen kadının da kusurlu olduğunu kabul etmekle birlikte, erkeğin diğer davranışlarının daha ağır olduğu bir uyuşmazlıkta erkeği daha ağır kusurlu bulmuştur (Yargıtay 2. HD., E. 2015/7415, K. 2015/21788, T. 18.11.2015). Buna karşılık karşılıklı hakaret ve beddua içeren davranışların bulunduğu olaylarda eşit kusur sonucuna da ulaşılabilmektedir. WhatsApp mesajlarında kadının beddua, erkeğin ise hakaret ettiği bir uyuşmazlıkta tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi buna örnektir (Yargıtay 2. HD., E. 2023/6655, K. 2024/4265, T. 05.06.2024).

Dolayısıyla bedduanın kusur bakımından sonucu, kullanılan sözün varlığından hareketle önceden belirlenemez. Kusur değerlendirmesinde tarafların davranışları bir bütün olarak ele alınmalı ve bedduanın bu bütün içindeki ağırlığı belirlenmelidir.

3. Eşin Ailesine Yönelik Beddualar

Bedduanın doğrudan eşe yönelmesi zorunlu değildir. Eşin anne, baba veya diğer aile bireylerine yönelik ağır ve aşağılayıcı ifadeler de evlilik birliğindeki saygı yükümlülüğünü zedeleyebilir. Özellikle aile fertlerine yönelik bedduanın eşler arasındaki uyuşmazlığın bir parçası hâline gelmesi, kusur değerlendirmesinde dikkate alınabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bir kararında, eşine ve eşinin aile fertlerine yönelik tepkiler gösteren ve aile fertlerine beddua eden eşin, eşe ve ailesine karşı saygı gösterme yükümlülüğünü ihlal ettiği kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2021/7258, K. 2021/6699, T. 30.09.2021). Bu nedenle eşin ailesine yönelen beddua, somut olayın özelliklerine göre yalnızca aile bireyleri arasındaki bir tartışma olarak değil, eşler arasındaki evlilik ilişkisinin değerlendirilmesinde de önem taşıyabilir.

4. Beddua Vakıasına Dilekçelerde Dayanılması

Boşanma davasında bir davranışın kusur olarak değerlendirilmesi için yalnızca dosyada bu davranışa ilişkin bir delilin bulunması yeterli değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenen taraflarca getirilme ilkesi gereğince hâkim, tarafların usulüne uygun biçimde dayanmadığı vakıaları kendiliğinden kusur değerlendirmesine esas alamaz.

Bu ilke beddua vakıası bakımından da geçerlidir. Yargıtay, eşinin ailesine hakaret ve küfür ettiği, eşine beddua ettiği ve üzerine yürüdüğü yönündeki vakıalara dava dilekçesinde usulüne uygun biçimde dayanılmadığı bir uyuşmazlıkta, bu davranışların eşe kusur olarak yüklenemeyeceğini kabul etmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2019/645, K. 2019/9304, T. 30.09.2019). Dolayısıyla beddua içerikli mesajların veya tanık anlatımlarının dosyada bulunması, dayanılmayan bir vakıanın kendiliğinden kusur sebebine dönüşmesi sonucunu doğurmaz.

5. Beddua İçeren Mesajların Kusur Değerlendirmesindeki Yeri

Beddua içeren sözlerin yazılı mesajlarla gönderilmesi, vakıanın ispatı bakımından uygulamada sıklıkla önem kazanmaktadır. SMS veya anlık mesajlaşma kayıtlarında kullanılan ifadeler, diğer delillerle birlikte değerlendirilerek tarafların kusurlu davranışlarının belirlenmesinde dikkate alınabilir. Bununla birlikte mesajın tek bir cümlesi yerine yazışmanın bütünü, tarafların karşılıklı ifadeleri ve olayların gelişimi gözetilmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, telefon mesajlarıyla erkeğe hakaret ve beddua eden kadının davranışını kusur değerlendirmesine dahil etmiş, dosyadaki diğer kusurlu davranışlarla birlikte tarafların eşit kusurlu oldukları sonucuna ulaşmıştır (Yargıtay 2. HD., E. 2020/5115, K. 2020/6627, T. 17.12.2020). Bu yaklaşım, mesaj içeriğinin tek başına doğrudan bir kusur derecesi yaratmadığını, diğer vakıalarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

6. Affedilen veya Hoşgörüyle Karşılanan Beddualar

Beddua eyleminin gerçekleşmesinden sonra tarafların barışması veya evlilik birliğini sürdürmesi de kusur değerlendirmesini etkileyebilir. Boşanma hukukunda affedilen veya en azından hoşgörüyle karşılanan olayların daha sonra boşanma sebebi ve kusur olarak ileri sürülmesi kural olarak mümkün değildir. Bu nedenle bedduanın hangi tarihte gerçekleştiği kadar, tarafların bu olaydan sonraki davranışları da önem taşır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, beddua içerikli mesajların gönderilmesinden sonra tarafların barıştığı bir olayda, barışma öncesindeki kusurlu davranışların affedilmiş veya en azından hoşgörüyle karşılanmış sayılması gerektiğini kabul etmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2013/18374, K. 2014/318, T. 14.01.2014). Bu nedenle ortak hayatın sürdürülmesi, barışma ve sonraki davranışlar incelenmeden geçmişteki beddua vakıasına doğrudan kusur sonucu bağlanmamalıdır.

7. Bedduanın Tazminat ve Nafaka Taleplerine Etkisi

Bedduanın boşanmanın mali sonuçlarına etkisi, bu davranışın tek başına varlığından değil, tarafların nihai kusur durumundan kaynaklanır. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi uyarınca maddi tazminat talep eden eşin kusursuz veya diğer eşten daha az kusurlu olması gerekir. Manevi tazminat bakımından ise boşanmaya sebep olan olayların kişilik hakkına saldırı oluşturması ve karşı tarafın kusurlu bulunması aranır.

Yoksulluk nafakası bakımından da Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi gereğince nafaka isteyen eşin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir. Bu nedenle beddua vakıasının tazminat veya nafaka üzerinde doğrudan ve tek başına belirleyici olduğu söylenemez. Sonuç, bedduanın diğer kusurlu davranışlarla birlikte tarafların kusur dengesinde nasıl bir yer tuttuğuna göre belirlenir.

Sonuç

Eşe veya eşin ailesine yönelik beddua içeren sözler, evlilik birliğindeki karşılıklı saygı yükümlülüğünü ihlal eden ve şartları bulunduğunda boşanmaya sebep olan olaylar arasında değerlendirilebilen kusurlu davranışlardır. Bununla birlikte her beddua ifadesi, tek başına ve aynı ağırlıkta bir boşanma sonucu doğurmaz. Kullanılan sözlerin niteliği, sürekliliği, söylendiği bağlam ve evlilik birliğine etkisi somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

Beddua eden eşin kusur derecesi de yalnızca bu davranışa bakılarak belirlenemez. Diğer eşin hakaret, şiddet, tehdit veya başka kusurlu davranışları bulunuyorsa tarafların davranışları birlikte tartılmalıdır. Bu nedenle Yargıtay uygulamasında beddua eden eşin somut olaya göre daha az kusurlu veya eşit kusurlu sayıldığı farklı sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Son olarak beddua vakıasına dava veya cevap dilekçesinde usulüne uygun biçimde dayanılması ve olayın affedilip affedilmediğinin belirlenmesi gerekir. Mesaj kayıtlarının veya tanık anlatımlarının dosyada bulunması, dayanılmayan ya da sonradan affedilmiş bir davranışın kendiliğinden kusur olarak yüklenmesini sağlamaz. Bedduanın boşanma davasındaki hukuki sonucu, bu maddi ve usulî koşullar birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.

Av. Berk KABAAĞAÇLI