I. Giriş

Anayasa Mahkemesi, 12.02.2026 tarihli, 2023/128 E. ve 2026/36 K. sayılı kararıyla, 5271 sayılı CMK'nın “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” başlıklı 134. maddesinin 1. ve 2. fıkralarını Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. İptal kararında vurgulanan hususlar CMK md. 135 için de mutatis mutandis uygulanabilir durumdadır.

Bu yazıda, Anayasa Mahkemesinin CMK md. 134 için ortaya koyduğu gerekçelerin CMK md. 135 için de geçerliliği ele alınacaktır.

II. Anayasa Mahkemesinin CMK md. 134 İptal Kararı ve Gerekçesi

Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin itiraz (somut norm denetimi) başvurusunu inceleyen Anayasa Mahkemesi, 12.02.2026 tarihli, 2023/128 E. ve 2026/36 K. sayılı kararıyla, 5271 sayılı CMK'nın “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” başlıklı 134. maddesinin 1. ve 2. fıkralarını Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. Her ne kadar Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin somut norm denetimi başvurusu ilgili maddenin tamamı yönünden olsa da; AYM, somut norm denetimi kapsamında incelenen kanun hükmünün, eldeki uyuşmazlığa potansiyel etkisi yönünden yetki tartışmasına girerek 5. fıkrayı incelememiştir. Ancak bu durum ilgili fıkranın Anayasa’ya uygun olduğu manasına gelmemekte, sadece AYM’nin inceleme yetkisinin sınırlarına işaret etmektedir.

Anayasa Mahkemesi, iptal gerekçesinde tedbirin uygulanma şartlarının kanuniliğini tartışmamış; ancak elde edilen kişisel verilerin yargılama sonrasında ne şekilde saklanacağı, hangi sürenin bitiminde silineceği, silinmeyen verilerin işlenmesinin ne şekilde sınırlandırılacağı ve veri sahibinin haklarının neler olduğu hususlarında kanunda yeterli yasal güvencelerin bulunmadığına hükmetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmaması gerektiğine, verilerin bir ceza soruşturmasında infaz işlemlerine yönelik olarak işlenmesi halinde bu bilgi ve belgelerin yer aldığı dava dosyalarının saklanma şartlarına ve süresine ilişkin kanun düzeyinde bir düzenleme bulunmamasını, özel hayatın gizliliğine ve kişisel verilerin korunması hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirmiştir.

Nitekim 27/4/2016 tarihli (AB) 2016/680 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi’nin gerekçeler kısmının 26. paragrafında da kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmaması, bu verilerin delil amacıyla tutulması gerektiği hâllerde ise veri işlemenin sınırlandırılması ve sınırlanan verinin sadece silmeyi engelleyen amaçla işlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Anılan Direktif’in 16. maddesinde kişisel verilerin düzeltilmesi veya silinmesi ile işlenmesinin sınırlandırılması hakkına yer verilmiş; söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında ise kişisel verilerin delil oluşturması amacıyla korunmuş olması, verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasını gerektiren hâllerden biri olarak sayılmıştır. Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nde de suçların önlenmesi, soruşturulması, tespiti veya kovuşturulması veya cezaların infaz edilmesi amacıyla kişisel verilerin yetkili makamlar tarafından işlenmesi durumunda söz konusu verilerin Direktif hükümlerine tabi olacağı belirtilmiştir.

Ayrıca Yüksek Mahkeme, kararında anılan fıkrada yer alan “…başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması…” ibaresinin muğlak bir ifade olmasına rağmen kanuna her olayın somut durumuna ilişkin hususları yazmanın zorluğundan bahisle düzenlemenin öngörülemez olmadığına da dikkat çekmiştir. Ancak AYM’nin bu gerekçesine tamamiyle katılmak mümkün değildir. Zira, uygulamada CMK md. 134 ve md. 135 yönünden uygulanan tedbirlere çoğu zaman ezbere şekilde başvurulmaktadır ve bu durum keyfiliği de beraberinde getirmektedir. AYM'nin de belirttiği gibi her olayın kendine özgün gereklerini kanuna yazmak elbette mümkün değildir; ancak uygulamada farklı suç tipleri için gelişen tutarsız içtihatlar da keyfiliğin önünü açmaktadır. Bu durum da yurttaşların temel haklarının ihlal edilmesini kaçınılmaz hale getirmektedir.

III. İptal Gerekçelerinin CMK Md. 135 Bakımından Da Geçerli Olması

Günümüz teknolojisinde akıllı cep telefonları, yalnızca anlık iletişim kurmaya yarayan araçlar olmaktan çıkmış, aynı zamanda devasa boyutta veri toplayan, saklayan ve işleyen bilgisayar niteliği kazanmıştır. Bu durum, cihazın içeriğindeki verilere müdahaleyi düzenleyen CMK md. 134 ile bu cihazlar üzerinden kurulan iletişime müdahaleyi düzenleyen CMK md. 135 arasındaki sınırı belirsizleştirmiştir. Başka bir deyişle, CMK’nın yürürlüğe girdiği 04.12.2004 tarihinde CMK md. 135’e göre tespit edilmesi öngörülen birçok veri, özellikle internet tabanlı mesajlaşma uygulamalarının yaygınlaşmasıyla ancak CMK md. 134’e göre tespit edilebilir hale gelmiştir. Bu haliyle iki madde arasındaki çizgi muğlaklaşırken, benzer güvencelerin getirilmesinin zorunluluğu da ortadadır.

CMK md. 135’e göre delil toplanan birçok dosyada, HTS kayıtları, tape kayıtları, SMS dökümleri gibi veriler karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde ise SMS’in fiili kullanımı kalmamışken, WhatsApp benzeri internet tabanlı mesajlaşma ve arama uygulamaları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu haliyle, çoğunlukla bu verilerin tespiti CMK md. 135’e göre değil; ancak ilgili cihazların kolluk tarafından ele geçirilmesi suretiyle CMK md. 134’e göre yapılabilmektedir. Başka bir deyişle CMK md. 134, fiili olarak CMK md. 135’in yerini almıştır.

HTS kayıtları, tape kayıtları ve mesajlaşma içerikleri, Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında en üst düzeyde korunması gereken kişisel verilerdir. Tıpkı iptal edilen CMK md. 134 hükmünde olduğu gibi, CMK md. 135'te de elde edilen bu iletişim verilerinin yargılama bittikten veya kesin hüküm verildikten sonra ne kadar süreyle saklanacağı, nasıl imha edileceği, üçüncü kişilerin erişimine karşı nasıl korunacağı ve verilerin işlenmesinin ne şekilde sınırlandırılacağı hususunda hiçbir yasal güvence bulunmamaktadır. Kanun koyucu, iletişimin denetlenmesi neticesinde elde edilen verilerin akıbetine dair Anayasa'nın 13. maddesinde aranan ölçülülük ve Anayasa'nın 20. maddesinin 3. fıkrasında aranan kişisel verilerin korunması ilkelerine uygun bir çerçeve çizmemiştir.

Haberleşme hürriyeti ve bu hürriyete müdahalenin sınırları konusunda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2018/126 E. 2023/130 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere: "Bireyin haberleşme özgürlüğüne ve haberleşmesinin gizliliğine kamu otoritelerince keyfî olarak müdahalede bulunulmasının önlenmesi Anayasa ile güvence altına alınmıştır." CMK md. 135'in mevcut halinde, elde edilen dinleme ve HTS verilerinin saklanma ve imha koşullarının yasal düzeyde belirlenmemiş olması, kamu otoritelerinin bu veriler üzerindeki tasarrufunu keyfiliğe açık hale getirmekte ve anayasal güvenceleri ihlal etmektedir.

5651 Sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikler uyarınca; yer sağlayıcılar ve erişim sağlayıcılar gibi yükümlüler, trafik verilerini en fazla 2 yıl süreyle saklayabilir. Ancak mevcut CMK md. 135 uygulamasında bu konuda herhangi bir süre sınırı getirilmemiştir. Bu haliyle, yer sağlayıcılar ve erişim sağlayıcılar için geçerli olan süre sınırı, ilgili verilerin dava dosyasına celbi halinde ortadan kalkmakta ve 5651 Sayılı Kanunun getirdiği güvenceler fiili olarak etkisiz hale gelmektedir.

Ayrıca yukarıda bahsedilen 27/4/2016 tarihli (AB) 2016/680 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifinin ortaya koyduğu ve kişisel verilerin saklanmasına ilişkin ilkeler CMK md. 135 için de ayniyle geçerlidir.

Bu nedenlerle; CMK md. 134’ün 1. ve 2. fıkralarının iptaline karar veren, Anayasa Mahkemesinin 12.02.2026 tarihli, 2023/128 E. ve 2026/36 K. sayılı kararının § § 21 – 68 paragrafları arasındaki gerekçeler, CMK md. 135 açısından da geçerlidir ve ilgili hükmün somut norm denetimiyle Anayasa Mahkemesine gitmesi halinde bir iptal kararı verilmesi kaçınılmaz ve gereklidir.

IV. Ne Yapılabilir?

Bilindiği üzere, Anaysa Mahkemesi bir kanunun Anayasa’ya aykırılığını ancak başvuru üzerine ve somut olaya uygulanabilirliği yönünden katı sınırlar içinde inceleyebilmektedir. Nitekim CMK md. 134’ün 1. ve 2. fıkralarının iptaline karar verilen olayda, 5. fıkra yönünden herhangi bir inceleme yapılmamasının nedeni, somut norm denetimi sınırları içerisinde ilgili fıkranın eldeki olaya uygulanabilir olmamasıdır.

Bu nedenle CMK md. 135’e göre delil toplanan dosyalarda mahkemeler tarafından Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi (itiraz) yoluna başvurulmadığı takdirde AYM tarafından bir inceleme yapılması mümkün değildir. Mahkemeler itiraz başvurusunu re’sen yapabileceği gibi, dosyada müdafii olarak bulunan avukatların talepte bulunması da mümkündür.

Mahkemelerin re’sen ya da talep üzerine itiraz yoluna başvurması halinde, AYM’nin vereceği karar ceza kovuşturmasında bekletici mesele yapılabilir.

Öte yandan, CMK md. 135’e göre verilen bir hükmün kesinleşmesi halinde AYM nezdinde bireysel başvuru yoluna gidilirken, yukarıda bahsedilen Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri dile getirilebilir.

V. Netice

Anayasa Mahkemesi, CMK md. 134’ün 1. ve 2. fıkralarını iptal ederken; elde edilen kişisel verilerin yargılama sonrasında ne şekilde saklanacağı, hangi sürenin bitiminde silineceği, silinmeyen verilerin işlenmesinin ne şekilde sınırlandırılacağı ve veri sahibinin haklarının neler olduğu hususlarında kanunda yeterli yasal güvencelerin bulunmadığına hükmetmiştir. Aynı gerekçeler CMK md. 135 için de geçerlidir

Dolayısıyla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun md. 135 hükmü, Anayasa'nın md. 13, md. 20 ve md. 22 maddelerine aykırı olmakla, mahkemeler tarafından AYM’ye başvurulması halinde benzer bir iptal kararı verilmesi kaçınılmaz ve gereklidir. Ayrıca aynı gerekçeler, bireysel başvuru esnasında da dile getirilebilir.

Av. Enes Malik KILIÇ