Cezaların Şahsiliği İlkesi
Cezaların kişiselliği (şahsiliği) ilkesi, bir suçu işleyen kişinin yalnızca kendi fiilinden ve kusurundan sorumlu tutulması, kimsenin başkasının suçundan dolayı cezalandırılamaması kuralıdır. Cezanın yalnızca suç işleyen kişi üzerinde etki göstermesini ifade eder. Anayasanın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi, 7. fıkrası, “Ceza sorumluluğu şahsidir.” şeklinde olup; 5237 sayılı TCK 20. maddesi, “Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.” olarak belirtilmiştir.
Ceza hukukunda temel kural, bireylerin yalnızca kendi kusurlu eylemlerinden sorumlu tutulabilmesidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 28.11.2016 tarihli, 2016/19836 Esas ve 2016/13529 Karar sayılı ilamı, çocukların verdiği zarar ve tazminat davaları kapsamında ev halkının ve velinin sorumluluğuna ilişkin olup, şu şekildedir:
“Kural olan, kusurlu davranıştan sadece failin sorumlu kılınması ve bundan doğacak sonuçlara da bizzat onun katlanmasıdır. Cezai sorumlulukta bu ilke 'kusurun şahsileştirilmesi' prensibi ile kabul edilmiştir"
Bu doğrultuda, çocuğun suç teşkil eden bir fiil gerçekleştirmesi tek başına anne ve babanın doğrudan cezai yönden sorumlu tutulmasını veya cezalandırılmasını gerektirmez. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 26.01.2021 tarihli, 2020/19611 Esas ve 2021/2133 Karar sayılı kararında "Cezai sorumluluğun şahsiliği" ilkesine işaret edilerek, "meydana gelen olayın bireysel olarak gerçekleştirilen bir olay olduğu, 'Cezai sorumluluğun şahsiliği' ilkesi gereğince kişilerin sadece kendi eylemlerinden sorumlu olması gerektiği, şikayet konusu olay ile ilgili şüphelilerin herhangi bir eylemlerinin bulunmadığı" tespiti yapılmıştır.
Ebeveynlerin Cezai Sorumluluğu ve İştirak Hükümleri
Hukukumuzda, 18 Ağustos 2026’da yürürlüğe giren 7593 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun öncesinde, suç işleyen bir çocuğun ebeveynlerine sırf anne ve baba olmaları sebebiyle ceza verilemezdi. Ancak ebeveynler, çocuğun gerçekleştirdiği suça bizzat katılmış, suçun işlenmesini azmettirmiş veya suça yardım etmişlerse iştirak kuralları kapsamında cezalandırılabilirlerdi. Ebeveynlerin cezai olarak sorumlu tutulabilmesi için somut olayda suç kastının ve suça bilinçli iştiraklerinin kanıtlanmış olması zorunlu idi. Bu kanun, ailenin cezai sorumluluğunu üç ayrı noktada ağırlaştırdı ve daha önce yaptırımsız kalan bir alana tazyik hapsi getirdi.
7593 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Son yıllarda çocuk suçlarında görülen artış, çocuk ceza adalet sistemi üzerinde çalışılmasını gerekli kılmıştır. Bu konuda uzun süredir devam eden tartışmalar, 7593 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile önemli ölçüde yeni bir hukuki çerçeveye kavuşmuştur. 14 Temmuz 2026’da TBMM’ye sunulan, 8 Ağustos 2026 tarihinde kabul edilen Kanun, 18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Düzenleme yalnızca Çocuk Koruma Kanunu üzerinde değişiklik yapmamış, TCK, CMK, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, Kabahatler Kanunu ve Sosyal Hizmetler Kanunu başta olmak üzere çocuk ceza adaletini doğrudan ilgilendiren birçok hüküm yeniden düzenlenmiştir.
Anne ve Babanın Çocuğa Karşı Sorumluluğu Ağırlaştırıldı mı?
Yeni kanun, Türk Ceza Kanunu’nun “Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçu”nu düzenleyen 233. maddesinde de önemli değişiklikler yapmıştır. Değişiklikten önce, aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişiye, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası öngörülürken; yeni düzenlemeyle ceza süresi artırılarak üç aydan iki yıla kadar hapis cezası getirilmiştir.
TCK madde 233/3, değişiklik öncesinde “Velayet hakkı kaldırılmış olsa dahi itiyadı sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılması ya da onur kırıcı davranışların sonucu meydana gelen maddi ve manevi özen eksikliği nedeniyle çocuğunun ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan anne veya babanın cezası üç aydan bir yıla kadar hapis” iken değişiklik sonrası “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası” öngörülmüştür. 7593 sayılı Kanun ile TCK m.233’e eklenen dördüncü fıkra, ailenin sorumluluğunda en sert değişikliği getirmiştir. Fıkraya göre, birinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürme (TCK m.81, 82) veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (TCK m.87/2 ve 87/4) suçunu işlemesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, faile bu madde uyarınca verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
Silahını Saklamayan Kişiye Ceza Verilir Mi?
7593 sayılı Kanun’un birinci maddesiyle 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a 13/A maddesi eklenmiştir. Yeni hükme göre, “ Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Madde metninden anlaşıldığı gibi; fail yalnızca anne baba değildir. Silahın ruhsatlı olması sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Çocuğun silahı kullanmış olması aranmaz. Suçun oluşması için çocuğun silahı ele geçirmesi yeterlidir; ateş edilmesi veya bir zarar doğması şart değildir.
Çocuğa Bıçak Satan veya Taşımasına Göz Yuman Kişiye Ne Olur?
7593 sayılı Kanun, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na “amaç dışı bıçak taşıma” başlıklı 43/C maddesini eklemiştir. Madde, 6136 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan her tür bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletler bakımından on sekiz yaşından küçük çocuklara satılmasını, çocuklar tarafından satın alınmasını veya taşınmasını yasaklar. Bu yasak 18 Ağustos 2026’dan itibaren yürürlüktedir.
Koruyucu Tedbirlere Uymayan Anne veya Babaya Hapis Cezası Verilebilir mi?
Çocuk Koruma Kanunu m.45’e eklenen yeni hüküm uyarınca, çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararının gereklerine aykırı davranan anne, baba, vasi veya çocuğun bakım ve gözetiminden sorumlu kişi hakkında yaptırım uygulanabilecektir. Çocuk hâkimi, ihlal edilen tedbirin niteliği ve aykırılığın ağırlığına göre üç günden on güne kadar tazyik hapsine karar verebilir. Bu düzenleme, koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yalnızca kâğıt üzerinde verilen kararlar olarak kalmasını önlemeye yönelik önemli bir yaptırım mekanizmasıdır.
Ebeveynlerin Hukuki (Tazminat) Sorumluluğu: Ev Başkanının Kusursuz Sorumluluğu
Ebeveynlerin cezai sorumluluğu bulunmasa dahi, küçük çocuğun suç veya haksız fiil teşkil eden eylemi sonucunda üçüncü kişilere verdiği zararlardan dolayı hukuki (tazminat) sorumlulukları gündeme gelebilmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 369. maddesinin güncel metni şu şekildedir: "Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur. Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Zorunluluk hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister."
Sonuç
Hukukumuzda, aile, çocuğun işlediği suçun faili olamaz. Anne-baba, çocuğunun fiilinden değil, kendi ihmalinden veya gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesinden sorumlu olur. 12. Yargı Paketi’nde yer alan 7593 sayılı Kanun bu sorumluluğu ağırlaştırmıştır. TCK m.233’teki cezalar yükselmiş, çocuğun kasten öldürme veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu işlemesi hâlinde şikâyet şartı kalkmış ve ceza artırımı öngörülmüş, ateşli silahın özensiz muhafazası ayrı bir suç olarak düzenlenmiş, tedbir kararına aykırılık ise tazyik hapsiyle yaptırıma bağlanmıştır. Son zamanlarda çocuk suçlarında görülen artış bu düzenlemelerin yapılmasını gerektirmiştir. Düzenleme ile çocuk suçlarındaki bu artışın önlenmesi, çocukların topluma kazandırılması, ailelerin, bakmakla yükümlü oldukları çocuklarına karşı yükümlülüklerini, layıkıyla yapması amaçlanmaktadır. Bu noktada belirtmek gerekir ki ailenin, çocuğun suça sürüklenip, suç işlemesinde etkisinin olabileceği kabul edilmekle birlikte, çocuğu suça iten sebepleri bir bütün halinde incelemek, sosyal ve ekonomik bakımdan ailelerin yaşadığı yoksulluğa, eğitim ve öğrenim sorununa bağlı meseleleri de dikkate almak gerekir. Bir annenin ve babanın velayeti altında bulundurduğu çocuğunu gözetleme, koruma, kollama, takip etme, ona destek olma ve bakma yükümlülüğü vardır, ancak bu yükümlülükleri yerine getiremediğinde elbette “sosyal devlet” ilkesi devreye girmelidir.
Av. Sinem SADIK
İstanbul Barosu
Next






