I. Giriş

Eser sözleşmelerinde tarafların üstlendikleri edimlerin birbirine bağlı olması, sözleşmenin ifası sırasında ortaya çıkan gecikmelerin ve sözleşmeye aykırılıkların değerlendirilmesini güçleştirmektedir. Özellikle yapım işlerinde iş sahibinin yer teslimi ve ödeme yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi ile yüklenicinin iş programına uygun hareket etmemesi, aynı sözleşmesel ilişkide birbirini etkileyen ihlaller olarak ortaya çıkabilmektedir.

Bu tür uyuşmazlıklarda hukuki sorun, yalnızca sözleşmenin hangi tarafın davranışı nedeniyle sona erdiğinin belirlenmesinden ibaret değildir. Feshin gerçekleşmesinde her iki tarafın da kusurlu davranışlarının bulunması hâlinde, sözleşmenin tasfiyesinin ne şekilde gerçekleştirileceği ve tarafların hangi alacak kalemlerini talep edebileceği ayrıca değerlendirilmelidir.

Nitekim sözleşmenin sona ermesinden kaynaklanan zararların tazmini ile fesih tarihine kadar yerine getirilmiş edimlerin karşılığının ödenmesi, hukuki sebepleri ve tabi oldukları koşullar bakımından birbirinden ayrılmaktadır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 14.02.2023 tarihli, 2022/4193 Esas ve 2023/565 Karar sayılı ilamı, bu ayrımın somutlaştırılması bakımından önem taşımaktadır. Kararda, iş sahibi belediyenin sözleşmesel yükümlülüklerini ihlal etmiş olmasına rağmen yüklenicinin de işin gecikmesinde kusurlu bulunması nedeniyle fesihten kaynaklanan genel gider tazminatının reddi gerektiği kabul edilmiş; buna karşılık teminat mektubu bedelleri, hakediş alacakları ve teminat kesintileri yönünden yüklenicinin talepleri korunmuştur.

Bu çalışmada, anılan karar çerçevesinde ortak kusurun tazminat sorumluluğuna etkisi ile sözleşmenin tasfiyesinden doğan alacakların hukuki niteliği incelenecektir.

II. Eser Sözleşmesinde Karşılıklı Edimlerin İfası ve Sözleşmesel Sorumluluk

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesinde eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin ise bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır.

Eser sözleşmesinin karşılıklı borç yükleyen yapısı gereği, tarafların edimleri yalnızca kendi yükümlülükleri yönünden değil, karşı tarafın edimini yerine getirebilmesi üzerindeki etkileri bakımından da önem taşımaktadır.

Yapım işlerinde iş sahibinin yükümlülükleri, sözleşme bedelini ödemekle sınırlı değildir. İşin niteliği ve sözleşme hükümlerine göre işyerinin yükleniciye teslim edilmesi, gerekli proje ve belgelerin sağlanması, hakedişlerin süresinde değerlendirilmesi ve ödemelerin gerçekleştirilmesi de iş sahibinin ifaya katılım yükümlülükleri arasında yer alabilir.

Buna karşılık yüklenici, üstlendiği eseri sözleşmeye, teknik şartnamelere ve iş programına uygun şekilde meydana getirmekle yükümlüdür.

İş sahibinin yer tesliminde gecikmesi veya hakediş ödemelerini zamanında gerçekleştirmemesi, yüklenicinin ifa sürecini olumsuz etkileyebilir. Ancak bu durum, yüklenicinin bütün sözleşmesel yükümlülüklerinin kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Bu noktada, iş sahibinin sözleşmeye aykırı davranışı ile yüklenicinin ifayı sürdürme yükümlülüğü arasındaki ilişkinin, sözleşme hükümleri, süre uzatımı koşulları ve somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

III. Yargıtay Kararına Konu Uyuşmazlık ve Yargılama Süreci

İncelemeye konu uyuşmazlık, bir belediyenin iş sahibi sıfatıyla taraf olduğu misafirhane binası yapımına ilişkin eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.

Davacı yüklenici, sözleşmenin kurulmasından sonra işyerinin yaklaşık 204 gün gecikmeyle teslim edildiğini, hakediş ödemelerinin süresinde yapılmadığını ve bu nedenle yapım işinin öngörülen takvim içerisinde tamamlanamadığını ileri sürmüştür.

Yüklenici ayrıca, belediye tarafından gerçekleştirilen feshin haksız olduğunu belirterek irat kaydedilen kesin teminat mektubu bedellerinin iadesini, ödenmeyen hakediş alacaklarını, teminat kesintilerini ve fesihten kaynaklandığını iddia ettiği zararlarını talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi, işin gecikmesinde davalı belediyenin sorumluluğunu esas alarak yüklenicinin taleplerini kabul etmiş; Bölge Adliye Mahkemesi de bu değerlendirmeyi yerinde bulmuştur.

Bunun üzerine uyuşmazlık temyiz incelemesine konu olmuştur.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, belediyenin yer teslimini geciktirdiğini ve hakediş ödemelerini süresinde gerçekleştirmediğini kabul etmekle birlikte, yüklenicinin de yapılan uyarılara rağmen işi yavaşlattığını ve iş programına uygun davranmadığını tespit etmiştir.

Daire, işin gecikmesinde yalnızca iş sahibinin kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşarak tarafların sözleşmenin sona ermesine ortak kusurlarıyla sebebiyet verdiklerini değerlendirmiştir.

Bu gerekçeyle, yüklenici lehine hükmedilen 245.700 TL tutarındaki genel gider tazminatının reddi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur.

Buna karşılık irat kaydedilen iki adet kesin teminat mektubu bedelinin tahsili, hakediş alacağı ve teminat kesintilerinin iadesi yönünden verilen kabul kararları yerinde bulunmuştur.

IV. Sözleşmenin Feshinde Ortak Kusur ve Tazminat Talebinin Sınırları

Kararın hukuki bakımdan dikkat çekici yönü, sözleşmenin sona ermesinde her iki tarafın kusurunun bulunmasının fesihten kaynaklanan tazminat talebine etkisidir.

Türk borçlar hukukunda sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat sorumluluğunun değerlendirilmesinde borca aykırılık, zarar, uygun illiyet bağı ve kusura ilişkin kurallar birlikte ele alınır. TBK m. 112 uyarınca borçlu, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zararı, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe gidermekle yükümlüdür.

Bununla birlikte sözleşmenin sona ermesine her iki tarafın davranışlarının katkıda bulunduğu durumlarda, tazminat sorumluluğunun yalnızca karşı tarafın ihlaline dayanılarak belirlenmesi yeterli değildir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, inceleme konusu kararında, sözleşmenin bozulmasına ortak kusurlarıyla sebebiyet veren tarafların fesihten kaynaklanan tazminat talepleri bakımından kusursuzluk ölçütünü esas almıştır.

Bu yaklaşımın genel tazminat hukuku sistemi içerisindeki yeri ayrıca tartışılmalıdır.

Zira TBK m. 52 uyarınca zarar görenin zararın doğmasına veya artmasına etkide bulunması, hâkimin tazminatı indirmesine yahut tamamen kaldırmasına neden olabilir. Dolayısıyla zarar görenin birlikte kusurunun bulunduğu her durumda tazminat talebinin kendiliğinden ve bütünüyle ortadan kalkacağı yönünde genel bir sonuca ulaşılması mümkün değildir.

Burada ayırt edilmesi gereken husus, zarar görenin meydana gelen zarara katkısı ile tarafların doğrudan sözleşmenin sona ermesine ortak kusurlarıyla sebebiyet vermeleridir.

İnceleme konusu kararda Yargıtay, yüklenicinin kendi sözleşmesel yükümlülüklerine aykırı davranışını yalnızca zarar miktarını etkileyen tali bir unsur olarak değil, sözleşmenin sona ermesine katkıda bulunan bir kusur olarak değerlendirmiştir.

Bu nedenle kararın, bütün sözleşmesel tazminat taleplerini ortadan kaldıran genel bir kusur kuralı şeklinde değil, fesihten doğan tazminatın talep edilebilirliği bakımından ortak kusura bağlanan sonuçları ortaya koyan somut bir içtihat olarak ele alınması daha isabetlidir.

V. Fesihten Doğan Tazminat ile Tasfiye Alacaklarının Ayrılması

Kararın uygulama bakımından en önemli sonucu, fesihten kaynaklanan tazminat talepleri ile sözleşmenin tasfiyesine ilişkin alacakların birbirinden ayrılmasıdır.

Sözleşmenin sona ermesi, taraflar arasında daha önce doğmuş bütün alacak haklarının kendiliğinden ortadan kalkması sonucunu doğurmaz.

Yüklenicinin fesih tarihine kadar gerçekleştirdiği ve sözleşme hükümlerine göre bedelini talep etmeye hak kazandığı imalatlar, kural olarak sözleşmenin tasfiyesi kapsamında değerlendirilir.

Buna karşılık sözleşmenin haksız veya kusurlu şekilde sona erdirilmesi nedeniyle ileri sürülen genel gider, kâr kaybı ve benzeri zarar kalemleri, ayrıca tazminat sorumluluğunun koşullarına tabidir.

Bu ayrımın göz ardı edilmesi, özellikle tarafların ortak kusurlu olduğu uyuşmazlıklarda hatalı sonuçlara yol açabilir.

Nitekim inceleme konusu kararda Yargıtay, yüklenicinin genel gider tazminatını talep edemeyeceği sonucuna ulaşırken hakediş alacaklarının ve teminat kesintilerinin iadesine ilişkin kabulü yerinde bulmuştur.

Böylece ortak kusurun, sözleşmenin sona ermesinden kaynaklanan tazminat talebi üzerinde doğurduğu sonuç ile yüklenicinin daha önce yerine getirdiği edimlerin karşılığına ilişkin alacak hakkı birbirinden ayrılmıştır.

Ancak bu ayrım, her somut olayda bütün hakediş ve teminat taleplerinin koşulsuz kabul edileceği anlamına gelmez. Gerçekleştirilen imalatın miktarı, ayıplı veya eksik işler, yapılan ödemeler, sözleşmesel kesintiler ve teminatın iade koşulları ayrıca incelenmelidir.

VI. Teminatların İrat Kaydedilmesi ve Feshin Hukuki Sonuçları

Kamu yapım işlerinde teminatlar, yüklenicinin sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmesini güvence altına alan önemli hukuki araçlardır.

4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında sözleşmenin feshi ve kesin teminatın irat kaydedilmesi, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesine bağlıdır.

PERT ARAÇTA ŞİŞİRİLMİŞ SOVTAJ VE ÖDENMEYEN HURDA BEDELİ
PERT ARAÇTA ŞİŞİRİLMİŞ SOVTAJ VE ÖDENMEYEN HURDA BEDELİ
İçeriği Görüntüle

Bu nedenle sözleşmenin feshedilmiş olması, tek başına teminatın irat kaydedilmesinin hukuka uygun olduğu sonucunu doğurmaz.

Teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin değerlendirilmesinde feshin hukuki sebebi, sözleşmeye aykırılığın niteliği, tarafların yükümlülükleri ve ilgili mevzuat hükümleri birlikte dikkate alınmalıdır.

İnceleme konusu kararda Yargıtay, belediyenin teminat mektuplarını nakde çevirerek irat kaydetmesine karşı yüklenicinin ileri sürdüğü iade talebinin kabulünü yerinde bulmuştur.

Buna karşılık aynı uyuşmazlıkta yüklenicinin fesihten kaynaklanan genel gider tazminatı talebinin reddi gerektiğine karar verilmiştir.

Bu sonuç, teminatın iadesi ile fesihten kaynaklanan tazminatın birbirinden farklı hukuki değerlendirmelere tabi olduğunu göstermektedir.

Başka bir ifadeyle, yüklenicinin fesihten kaynaklanan tazminat talebinin reddedilmesi, idarenin teminatı irat kaydetmesinin her durumda hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.

VII. Yapım İşlerinde Kusur Dağılımının Belirlenmesi ve İspat Sorunu

Yer tesliminin geciktiği ve hakediş ödemelerinin aksadığı yapım işlerinde, sözleşmenin ifa edilememesinden kaynaklanan sorumluluğun belirlenmesi teknik ve hukuki değerlendirmelerin birlikte yapılmasını gerektirir.

Bu kapsamda yalnızca işin sözleşmede öngörülen tarihte tamamlanmamış olması, gecikmenin bütünüyle yükleniciden kaynaklandığını ortaya koymaya yeterli değildir.

Aynı şekilde, iş sahibinin yer teslimini geciktirmiş olması da yüklenicinin sonraki süreçteki bütün gecikmelerden sorumsuz olduğu sonucunu doğurmaz.

Kusur değerlendirmesinde özellikle işyerinin fiilen hangi tarihte teslim edildiği, gecikmenin iş programına etkisi, süre uzatımı talepleri, hakedişlerin düzenlenme ve ödeme tarihleri, yükleniciye yapılan ihtarlar ve yüklenicinin işin devamı için aldığı tedbirler önem taşımaktadır.

Tarafların sözleşmeye aykırı davranışlarının aynı sonucun meydana gelmesine katkıda bulunması hâlinde, bu davranışların nedensellik ilişkisi içerisinde ayrı ayrı incelenmesi gerekir.

Bu yönüyle ortak kusur değerlendirmesi, yalnızca taraflardan her ikisinin de sözleşmeye aykırı davrandığının tespit edilmesiyle tamamlanamaz. Söz konusu aykırılıkların sözleşmenin sona ermesine ve ileri sürülen zarar kalemlerine etkisi de ortaya konulmalıdır.

İnceleme konusu karar, yapım işlerinde gecikmenin nedenlerinin ve tarafların ifa sürecindeki davranışlarının bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.

VIII. Sonuç ve Değerlendirme

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 14.02.2023 tarihli, 2022/4193 Esas ve 2023/565 Karar sayılı ilamı, eser sözleşmelerinin feshinde ortak kusurun hukuki sonuçlarını ve tasfiye alacakları ile tazminat talepleri arasındaki ayrımı ortaya koymaktadır.

Kararda, iş sahibi belediyenin yer teslimi ve hakediş ödemelerine ilişkin yükümlülüklerini ihlal ettiği kabul edilmesine rağmen yüklenicinin de iş programına aykırı davranışları nedeniyle sözleşmenin sona ermesine katkıda bulunduğu değerlendirilmiştir.

Bu çerçevede yüklenicinin fesihten kaynaklanan genel gider tazminatı talebi reddedilirken teminat mektubu bedelleri, hakediş alacakları ve teminat kesintilerine ilişkin talepleri korunmuştur.

Kanaatimizce kararın asıl önemi, ortak kusurun varlığından hareketle bütün alacak taleplerinin reddedilmesinde değil, fesihten doğan tazminat sorumluluğu ile sözleşmenin tasfiyesi kapsamında doğmuş alacakların farklı hukuki temellere dayandığının ortaya konulmasındadır.

Bu nedenle eser sözleşmelerinin sona ermesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda öncelikle talep edilen alacağın hukuki niteliği belirlenmeli; ardından bu alacağın doğum koşulları, tarafların sözleşmeye aykırı davranışları ve kusurun hukuki sonuçları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Özellikle kamu yapım işlerinde, idarenin sözleşmesel yükümlülüklerini ihlal etmesi yüklenicinin bütün zarar taleplerinin kabulünü gerektirmediği gibi, yüklenicinin ortak kusurunun bulunması da sözleşmenin tasfiyesinden doğan bütün alacak haklarını ortadan kaldırmaz.

Sonuç olarak karar, sözleşmenin sona ermesinde kusur değerlendirmesinin, talep edilen her alacak kaleminin hukuki niteliğinden bağımsız şekilde yapılamayacağını göstermektedir.

Av. Büşra ŞİMŞEK ÜNAL

İlgili Mevzuat ve İçtihat

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 112, 117, 470 ve devamı, 52.

4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, m. 20 ve 22.

Yapım İşleri Genel Şartnamesi.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 14.02.2023, E. 2022/4193, K. 2023/565.