T.C.

Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu

2024/499 E., 2025/329 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/14 E., 2024/50 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12.09.2023 tarihli ve
2023/7970 Esas, 2023/11782 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin alt işveren davalı ... Yemek ve San. Tic. Ltd. Şti. (... Ltd. Şti.) işçisi olarak asıl işveren olan diğer davalılara ait işyerlerinde 27.07.2005 tarihinden iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği 31.08.2020 tarihine kadar çalıştığını, davalı ... Ltd. Şti. ile imzalanan arabuluculuk anlaşma belgesi uyarınca ödenmesi kararlaştırılan son taksitin ödenmemesi nedeniyle eldeki davanın açıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile yıllık izin ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı ... Ltd. Şti vekili; davacı ile arabuluculuk aşamasında anlaşmaya varıldığını, bu nedenle 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18/5. maddesi gereğince dava şartı noksanlığının bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilleri; davanın reddini savunmuşlar; davalı ... ise dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 19.10.2021 tarihli ve 2021/421 Esas, 2021/531 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamında bulunan 18.02.2021 tarihli "Arabuluculuk Anlaşma Belgesi" uyarınca taraflar arasında anlaşmaya varıldığı, 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesi gereğince aynı alacaklar için dava açılmasının ve arabuluculuk tutanağına şart konulmasının yasal olarak mümkün olmadığı, davacının anlaşma metninde belirtilen alacağının ödenmemesi hâlinde yapması gerekenin icra edilebilirlik şerhini aldıktan sonra arabuluculuk tutanağındaki alacakları icraya koymak olduğu ya da 6325 sayılı Kanun'da belirtildiği gibi tarafların ve vekillerin katılarak düzenlenen tutanağı herhangi bir şerh almadan icraya koyabileceği, öte yandan dava açıldıktan sonra da kalan kısmın davalı tarafından davacıya ödendiği gerekçesiyle 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesine göre dava açılamayacağından davanın usulden reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 15.02.2023 tarihli ve 2022/438 Esas, 2023/488 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin kararının dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "..1. Taraflar arasında ihtiyari arabulucu önünde düzenlenen 18.02.2021 tarihli anlaşma belgesinin 3 üncü maddesi, " ... Yemek San.ve Tic.Ltd.Şti. tarafından belirtilen taksitlerin zamanında ödenmemesi halinde bir sonraki taksitler muaccel hale gelip Başvurucu ve/veya vekili iş bu anlaşma belgesi ile yasal işlem başlatabileceği gibi Başvurucu gerek anlaşma belgesi konusu gerekse diğer işçilik alacakları için yapılan indirim neticesinde tanzim edilen iş bu anlaşma belgesinde belirtilen miktar ile sınırlı kalmaksızın tüm alacaklarını talep edebilecek/yargı yoluna başvurabilecektir. Özetle; yukarıda belirtilen miktarlar, belirtilen vadelerde ... Yemek San.ve Tic.Ltd.Şti. tarafından tam ve eksiksiz şekilde ödenmezse, Başvurucu bu atlaşma (doğrusu anlaşma) belgesi ile neticeye bağlanan kısım için (yapılan ödemeler mahsup edildikten sonra) işverene karşı icra takibi yapabileceği gibi, buna ilaveten aynı zamanda indirim yapılan bakiye alacakları için de yasal yollara müracaat edebilecek, dava açabilecek ya da icra takibi yapabilecektir." şeklinde düzenlenmiştir. Tarafların üzerinde anlaştıkları miktarın öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde davacı alacaklıya iki seçenek sunulmuş olup buna göre davacı alacaklı isterse bir taksitin ödenmemesi nedeniyle muaccel olan diğer taksitleri talep edebilecek, isterse anlaşma geçersiz kabul edilerek ödenen miktarları mahsup ederek tüm alacaklarını isteyebilecektir.

2. Somut uyuşmazlıkta, taksitlerin zamanında ödenmediği sabit olup davacının anlaşma belgesinde kararlaştırıldığı gibi ödenen miktarları mahsup ederek alacağın tamamını dava konusu yapması anlaşma belgesine uygun düşmektedir. Bu ihtimalde, anlaşmanın yapılmamış sayılması gerektiği kabul edildiği hâlde geçerli bir anlaşma olduğu yönünde değerlendirme yapılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten somut olayda tarafların ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı ile ihtilafı çözme yoluna gittikleri ancak ihtiyari arabuluculuk tutanağındaki şartın yerine getirilmemesi nedeniyle eldeki davanın açıldığı, 6325 sayılı Kanun’un 17 ve 18. maddelerinde yer alan düzenlemeler göz önüne alındığında arabuluculuk faaliyeti sonunda üzerinde anlaşılan arabuluculuk sözleşmesinin, uyuşmazlığı çözecek nitelikte bir mutabakat içermesi, sorunu kalıcı olarak çözmesi ve tarafların bu sonuçtan emin olması, belirsiz noktaların kalmaması gerektiği, ayrıca arabuluculuk sözleşmesine şerh verilmesi suretiyle ilam niteliğini haiz belge hâline gelmesinin de sözleşmenin icraya uygun olarak hazırlanmasıyla mümkün olduğu, bu anlamda arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların kapsamını serbestçe belirleyerek üzerinde anlaştıkları arabuluculuk sözleşmesinin sözleşmede anlaşılan hususlarda tarafların dava açamamasından dolayı dikkatlice hazırlanması gereken bir sözleşme olduğu, taraflar arasında düzenlenen arabuluculuk tutanağı incelendiğinde anlaşma şartlarının açık ve kesin bir şekilde ortaya konularak taraflarca imzalandığı, 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesindeki düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olup taraflarca aksine bir karar alınmasının mümkün olmadığı, arabuluculuk tutanağına şart konulmasına yasal olarak olanak bulunmadığı, belirtilen düzenlemenin amacının tarafların anlaştığı konularda tekrar dava açılmasının önüne geçilmesi olduğu, aksinin düşünülmesi hâlinde arabulucu ile anlaşılan her konuda dava açılabileceği, kaldı ki dava açıldıktan sonra kalan kısmın davalı tarafından ödendiği, davalı tarafın gecikmeli de olsa sözleşmenin gereğini yerine getirdiği, davacının arabuluculuk görüşmeleri sonunda kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için davalı ile anlaşma yoluna gittiği, söz konusu alacakları hak edip etmediği ya da ne kadarını hak ettiğinin yargılama sonucu ortaya çıkacak durumda iken davacının kendi lehine olan anlaşma tutanağı ile alacağına en kısa sürede kavuştuğunu, sonrasında söz konusu alacakları talep etmesinin yasal olarak mümkün olmadığı gibi hakkaniyete de uygun düşmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili, anlaşma belgesinin yalnızca anlaşmanın tarafı olan davalı ... Ltd. Şti. için bağlayıcı olduğunu, usulden red kararının bu şirket yönünden yerinde olduğu kabul edilse bile diğer davalılar yönünden kararın hatalı olduğunu, Borçlar Hukukuna göre arabuluculuk anlaşma belgesinin sulh sözleşmesi niteliğinde olduğunu, bu belgenin imzalanmasındaki amacın uzun yargılama süreci sonrasında ödeme güçlüğü içerisinde olan davalıdan alacakların tahsil edilememe riski ve müvekkilinin dört ay gibi kısa bir vadede ekonomik zorluklardan kurtulmak istemesinin etkili olduğunu, anlaşma metninin bir ve üç numaralı maddelerinden de anlaşıldığı üzere alacaklardan indirim yapıldığını, 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesindeki hükmün somut olayda üçüncü maddede belirtildiği gibi bir hükmün bulunmadığı durumlarda uygulanabileceğini, anlaşmanın amacının ibra olmadığını, davalı ... Ltd. Şti’nin edimini yerine getirmeyerek temerrüde düştüğünü ve eldeki davanın açılmasına sebebiyet verdiğini, bu nedenle davalılar lehine vekâlet ücreti, yargılama gideri ve arabuluculuk ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı vekili ile davalılardan ... Ltd. Şti. vekili arasında ihtiyari arabulucu önünde imzalanan 18.02.2021 tarihli anlaşma belgesi ile davalı tarafından dört taksit hâlinde ödenmesi kararlaştırılan alacağın öngörülen vadede ödenmediği somut olayda, anlaşma belgesi uyarınca ödenen miktar mahsup edilerek alacağın tamamının mı dava konusu edilebileceği yoksa 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesi uyarınca üzerinde anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından bahisle davanın usulden reddine mi karar verilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1.6325 sayılı Kanun'un 18. maddesi.

2. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin (Yönetmelik) 21. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlıkların çözümü konusunda temel olarak iki sistem bulunmaktadır. Birincisi, yargı yoluyla uyuşmazlıkların çözümü, diğeri ise yargılama yapılmadan uyuşmazlıkların çözümüdür. Arabuluculuk kurumunu da içine alan bu ikinci sistem, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak adlandırılmaktadır.

2. Ülkemizde hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.06.2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Daha sonra başta 12.10.2017 tarihinde kabul edilen 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (7036 sayılı Kanun) olmak üzere bazı kanunlarla arabuluculuk, dava şartı hâline getirilmiştir.

3. Arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesi ile Yönetmeliğin 4/1-c maddesinde; "Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi" olarak tanımlanmıştır.

4. Türk Hukuk Lügatı'nda da arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun ve Yönetmelik'teki tanıma benzer şekilde uyuşmazlıkların giderilmesi için sistematik yöntemler uygulayarak tarafları bir araya getirip çözüm bulmalarını sağlamayı amaçlayan yöntem olarak tarif edilmiştir (Türk Hukuk Lügatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 66).

5. Arabuluculuk, tarafsız bir üçüncü kişinin anlaşmazlığa düşmüş tarafların çözüme ulaşmalarında, taraflara yardımcı olma süreci olarak da ifade edilmektedir. Bu itibarla arabuluculuk kurumunun amacı, taraflara müzakere ortamı sağlayarak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasını sağlamaktır.

6. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 2. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği şekilde uyuşmazlığın taraflarının kendilerini yeterince ifade etme imkânı bulduğu ve çözümün bizzat taraflarca üretildiği arabuluculuk yönteminde arabulucudan beklenen, diyalog sürecinin işlerlik kazanmasına ve canlı tutulmasına katkı sağlamasıdır. Bu şekilde taraflar arasında etkili bir iletişim kurularak her iki tarafın da menfaatlerinin en uygun şekilde dengelenmesi esasına dayalı olarak yürütülen arabuluculuk müzakereleri ile uyuşmazlıkların kesin ve kalıcı şekilde, daha kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenmesi amaçlanmaktadır. Arabuluculuk uyuşmazlığın kural olarak aleni olmayan bir ortamda çözümlenmesi ve gizliliğin sağlanması suretiyle tarafların yıpratıcı olmayan bir süreçte, özellikle 6325 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde de vurgulandığı şekilde iş ve ticaret sırlarını da koruyarak uyuşmazlığı çözmelerinin beklendiği bir süreci hedeflemektedir.

7. Arabuluculuk süreci ılımlı, esnek ve mücadeleci olmayan bir yapıda kurgulanmıştır. Bu anlamda olmak üzere 6325 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde de tarafların kendi iradeleri ile uzlaşarak uyuşmazlığa son vermelerinin ve bu şekilde arabuluculuğun toplumsal barışa katkı sağlamasının beklendiği ifade edilmiştir.

8. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1/2. maddesinde "Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır." şeklinde düzenlenen hüküm ile arabuluculuk kurumunun, hangi tür uyuşmazlıklarda ve hangi kayıtla uygulama alanı bulacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeye göre arabuluculuk kurumunun işlerlik kazanacağı uyuşmazlıklar, hukuk uyuşmazlıkları olup hukuk uyuşmazlıklarından maksat ise yabancılık unsuru taşıyanlar da dahil olmak üzere tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. Nitekim 6325 sayılı Kanun'un 1/2. maddesi ile arabulucular sicilinin tutulmasına ilişkin 19/1. maddesinde açıkça "özel hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk yapmaktan" söz edilmektedir.

9. Diğer taraftan arabuluculuk kurumu, sadece tarafların anlaşmak suretiyle üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri hukuk uyuşmazlıkları bağlamında uygulama alanı bulacaktır. Bu durum karşısında kamu düzenine ilişkin olan ve dolayısıyla tarafların anlaşmak suretiyle üzerinde serbestçe tasarrufta bulunmasına olanak vermeyen hukuki ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulmasında, arabuluculuk kurumuna müracaat edilemeyecektir (Süha Tanrıver, Medenî Usul Hukuku, Cilt II, Ankara, 2021, s. 252; Süha Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, 2. Baskı, Ankara, 2022, s. 59).

10. Arabuluculuk kural olarak gönüllülük (iradilik) esasına dayanan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur. Nitekim bu husus 6325 sayılı Kanun'un 3/1. maddesinde; "Taraflar arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler. (Ek cümle:6/12/2018-7155/22 md.) Şu kadar ki dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesi hükmü saklıdır." şeklinde açıkça hükme bağlanmıştır (Yönetmelik md. 5/1). Aynı maddenin 2. fıkrasında ise tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip olduğu düzenlenerek arabuluculuk sürecinde tarafların eşitliği vurgulanmıştır (Yönetmelik md. 5/2). Arabuluculuk konusunda gözetilmesi gereken ilkelerden biri olan gizlilik ilkesi ise 6325 sayılı Kanun'un 4. maddesinde hem arabulucu ile bu sürece katılan diğer üçüncü kişiler bakımından hem de taraflar ile temsilcileri bakımından özel bir düzenlemeyle hüküm altına alınmıştır (Yönetmelik md. 6).

11. Arabuluculukla ilgili yapılan bu genel açıklamalardan sonra arabuluculuk faaliyetinin tarafların anlaşması ile sona ermesi durumunda düzenlenen anlaşma belgesinin hukuki niteliği ile hüküm ve sonuçları hakkında açıklama yapmakta yarar bulunmaktadır.

12. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Tarafların anlaşması" başlıklı 18/1. maddesinde "Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle, ister ihtiyarî ister dava şartı arabuluculukta arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak anlaşma, anlaşamama ya da uyuşmazlığın bir kısmına ilişkin anlaşma (kısmi anlaşma) haklarının bulunduğunu söylemek mümkündür.

13. Burada önemli olan, varılan anlaşmanın uyuşmazlığı çözecek nitelikte mutabakat içermesi, sorunu kalıcı olarak çözmesi ve tarafların bu sonuçtan tam emin olarak belirsiz noktaların kalmamasıdır. Anlaşmanın uyuşmazlığın iç ve dış dinamiklerini gözetecek şekilde oluşması, kalıcılık ve yeni sorunlar doğurmaması bakımından önemlidir (Ömer Ekmekçi, Muhammet Özekes, Murat Atalı, Hukuk Uyuşmazlıklarında İhtiyarî ve Zorunlu Arabuluculuk, İstanbul, 2018, s. 94).

14. Diğer taraftan, 6325 sayılı Kanun'un 18/1. maddesindeki hükümde yer alan "anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır" düzenlemesinden ise arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılan her hâlde tarafların bu anlaşmayı mutlaka yazılı bir metne dökmek zorunda olmadıkları anlaşılmaktadır. Ancak varılan mutabakatın yazılı şekilde bir anlaşma metnine dönüştürülmesi birçok açıdan yararlı olacaktır. Özellikle, ileride uyuşmazlığa ilişkin bir sorunun çıkmamasının ve anlaşmanın icrasına ilişkin tereddütlerin ortadan kaldırılmak istenmesi ile ortaya çıkan anlaşmanın farklı sebeplerle kullanılmasının gerekmesi durumlarında anlaşmanın metin hâlinde getirilmesinde fayda bulunmaktadır [Melis Taşpolat Tuğsavul, Türk Hukukunda Arabuluculuk (6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Çerçevesinde), Ankara, 2012, s. 183, 184; Ekmekçi, Özekes, Atalı, s. 94].

15. Arabuluculuk anlaşma belgesinin tanımına ilişkin 6325 sayılı Kanun'da ve Yönetmelikte ayrıntılı bir düzenleme bulunmayıp daha çok belgenin ortaya çıkardığı sonuçların belirlenmesi hedeflenmiştir. Bununla birlikte arabuluculuk anlaşma belgesi, arabuluculuk faaliyeti sonucunda uyuşmazlığın taraflarınca varılan anlaşmanın yazılı hâle getirildiği, taraflar (yasal ve iradi temsilciler) ve arabulucu (veya eş arabulucular) tarafından imzalanması sonucunda tamamlanan bir sözleşme olarak tanımlanması mümkündür (Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Yıl:9, Sayı:18, 2021, s.51).

16. Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin esaslı unsurları ise arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya ulaşılması, tarafların anlaşması ve kanun koyucu tarafından öngörülen şekil kuralına uyulması olarak belirlenebilir. Bu kapsamda öncelikle anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti sonucunda ulaşılmış olması unsuru irdelenmelidir. Özellikle arabuluculuğun 6325 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesindeki tanımı dikkate alındığında, tarafların kendi aralarında gerçekleştirdikleri müzakere veya görüşme sonucunda düzenledikleri bir sözleşmeyi arabulucunun da imzalamalarını istemeleri üzerine belgenin arabulucu tarafından imzalanmasıyla ortaya çıkan sözleşmenin anlaşma belgesi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir (Badur, s.59). Keza arabuluculuk faaliyeti, sürecin başından sonuna kadar bizzat arabulucu tarafından yürütülmelidir. Anlaşmanın arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşmiş olması, tek bir aşamayı değil arabulucuya başvuru ve arabulucunun seçiminden, faaliyetin sona ermesine kadarki tüm süreci ifade etmektedir. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğu, sürecin tamamında mevcut olmalıdır. Bu itibarla, Kanun'a uygun biçimde yürütülen arabuluculuk faaliyetinin sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin varlığı hâlinde ilk koşul gerçekleşmiş kabul edilmelidir.

17. Arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin ikinci esaslı unsuru tarafların anlaşmasıdır. Yukarıda da açıklandığı üzere 6325 sayılı Kanun'un 18/1. maddesine göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. 6325 sayılı Kanun'un 17/2. maddesinde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığının bir tutanak ile belgelendirileceği ifade edilmiştir.

18. Tarafların hangi konularda ve hangi ölçüde anlaştıklarının anlaşma belgesinden veya son tutanaktan tespit edilebilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde 6325 sayılı Kanun'un 18/4. maddesinin uygulanabilir olması mümkün değildir. Söz konusu hükümde, kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge olduğu belirtilmiştir. Nitekim 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesinin gerekçesinde de arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar, varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında "anlaşılan hususların" net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunduğu belirtilerek anlaşmanın açık ve net olması gerekliliği vurgulanmıştır.

19. Diğer taraftan, anlaşma metnindeki ifadelerin açık ve anlaşılır olmasına dikkat etmek ve tarafların yükümlülüklerini ayrı ayrı belirtmek ve birden fazla şekilde ifasının mümkün olduğu hâllerde bu konuyu da açıklığa kavuşturmak gerekmektedir (Muhammet Özekes, Çiğdem Yazıcı, Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, Cilt V, 16. Bası, İstanbul, 2025, s. 4915).

20. Anlaşma belgesinin geçerliliği bakımından gerçekleşmesi gereken üçüncü ve son koşul ise şekil unsurudur. Arabuluculuk sonucunda varılan anlaşmanın geçerliliği, anlaşma belgesinin düzenlenmesi hâlinde imza dışında herhangi bir şekil kuralına tâbi kılınmamıştır. Bununla birlikte varılan anlaşmanın, arabuluculuk anlaşma belgesi olarak nitelendirilebilmesi için 6325 sayılı Kanun'da belirtilen şekil kuralına uyulması gereklidir. Buna göre arabuluculuk sonucunda ortaya çıkan anlaşma belgesinde arabulucunun ve tarafların imzasının bulunması zorunludur. Arabulucunun, anlaşma belgesini imzalamasının başlıca nedeni, söz konusu metnin, arabuluculuk faaliyeti sonucunda oluşturulduğuna yönelik ispat kolaylığı sağlanmasıdır. Ayrıca bu belgenin usul hukukuna ilişkin sonuçlar doğurabilmesi (icra edilebilirlik şerhi alınabilmesi veya ilam niteliğinde belge statüsü kazanabilmesi) için de arabulucunun imzası önem taşımaktadır (Badur, s. 63).

21. Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin hukuki niteliğine ilişkin mevzuatta herhangi bir düzenleme yer almamakla birlikte anlaşma belgesi, maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesi olup sözleşme hukukunun genel hükümlerine tabidir (Mustafa Serdar Özbek, Alternatif Anlaşmazlık Çözümü, 5. Baskı, Ankara, 2022, s. 1715; Mine Akkan, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:20, Sayı:2, 2018, s.16; Asiye Şahin Emir, Büşra Kazmaz Tepe, “İş Uyuşmazlıklarına İlişkin İbra Hükmü İçeren Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Arabuluculuğa Elverişlilik Bakımından Değerlendirilmesi”, Çalışma ve Toplum, 2018/3, s. 1497; Emre Kıyak, "Arabuluculuk Sonucunda Ulaşılan Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği", Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:6, Sayı:21, 2015, s.531; Badur, s.66-67).
Hemen belirtmek gerekir ki, söz konusu belgede taraflar dışındaki bir üçüncü kişinin imzasının bulunması ve hatta bu belgenin mahkemece şerh verilebilir nitelikte olması, belgenin maddi hukuk sözleşmesi olma özelliğini ortadan kaldırmaz (Faruk Barış Mutlay, "İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk", İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar III, İstanbul, 2018, s. 43). Nitekim tarafların ehliyeti, sözleşmenin konusunun emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlâka, kişilik haklarına aykırı olmaması, irade beyanlarının sağlıklı olması gibi diğer tüm sözleşmeler bakımından aranan geçerlilik şartlarının, arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma belgesi bakımından da aranması, bu durumun bir sonucudur (Melis Taşpolat Tuğsavul, "Arabuluculuk Faaliyeti Sonunda Varılan Anlaşmanın Hukuki Niteliği", Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019/1, 344; Özekes, Yazıcı, s. 4918).

22. Belirtmek gerekir ki, maddi hukuk sözleşmesi olan arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği için tarafların uyuşmazlığın çözümüne dair karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarının bulunması ve bu anlaşmayı yazılı bir hâle getirme yönündeki karşılıklı istekleri gerekir. Şüphesiz karşılıklı irade beyanlarının uyuşmazlığın tamamını kapsaması zorunlu değildir (Badur, s. 59). Örneğin kıdem ve ihbar tazminatlarının uyuşmazlık konusu olduğu bir durumda, sadece kıdem tazminatının konu edildiği bir anlaşma belgesi düzenlenebilir.

23. Sözleşme serbestisi çerçevesinde düzenlenen anlaşma belgesinin usul hukukuna ilişkin etkisi ise 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesinde "Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz" hükmü ile düzenlenmiştir. Hükmün gerekçesi ise şöyledir: "6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesine eklenen beşinci fıkra ile, arabulucu huzurunda anlaşılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Anlaşılan hususların bilahare dava edilemeyeceği dikkate alındığında arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında “anlaşılan hususların” net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Örneğin işçi ve işveren tarafı kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti konusunda anlaştıklarında arabulucunun bu kalemleri ayrıca ve açıkça tutanağa bağlamasında fayda görülmektedir. Anlaşma tutanağının içeriğinden “anlaşılan hususlar” net bir şekilde görülebilmeli ve bilahare dava açma yasağına tabi olan bu hususlar tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça tespit edilebilmelidir”. Görüldüğü üzere söz konusu hükmün gerekçesinde, daha önce de değinildiği şekilde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşılan hususların açık ve net olması gerekliliğine vurgu yapılarak "dava açma yasağı"nın kapsamının belirlenmesi anlamında açıklama getirilmiştir.

24. Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin alt işveren davalı ... Ltd. Şti. işçisi olarak asıl işveren olan diğer davalılara ait işyerlerinde çalıştığını, zorunlu arabuluculuk kapsamında davalılar ile anlaşma sağlanamadığını, sonrasında ise davalı ... Ltd. Şti. ile ihtiyari arabuluculuk kapsamında 18.02.2021 tarihinde kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için net 45.970,12 TL'nin dört taksit hâlinde ödenmesi konusunda anlaşmaya varılarak bu hususta anlaşma belgesi düzenlendiğini, anlaşma belgesinin 3. maddesi kapsamında son taksitin zamanında ödenmemesi nedeniyle anlaşılan miktarla ve alacak kalemleri ile sınırlı olmaksızın dava açabileceğinden eldeki davanın açıldığını belirtmiş, davalı ... Ltd. Şti. ile bir kısım davalılar vekilleri ise diğer itirazlarının yanı sıra 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesi uyarınca anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

25. Dosya içeriğinde bulunan ve tarafların anlaşmaması ile sonuçlanarak 25.11.2020 tarihinde düzenlenen dava şartı arabuluculuk son tutanağında tarafların aralarındaki uyuşmazlık konuları, kıdem tazminatı, ücret alacağı, yıllık izin, fazla çalışma, fark ücret, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları olarak belirlenmiştir. İhtiyari arabulucu önünde düzenlenen 18.02.2021 tarihli "Arabulucu Anlaşma Belgesi" ise davacı vekili ile davalılardan ... Ltd. Şti. vekili arasında imzalanmış olup kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmesi konusunda tarafların anlaşmasına yönelik olarak düzenlenmiştir.

26. Anlaşma belgesinin içeriği incelendiğinde, "Anlaşmanın Şartları" başlıklı 1. maddesinde; ... Ltd. Şti'nin, başvurucunun (davacı) iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmesi nedeniyle alacakları olan kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için hesaplanan net miktarlar üzerinden iyiniyet çerçevesinde indirim yapmaları nedeniyle aynı iyiniyet çerçevesinde toplamda net 45.970,12 TL ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği; anlaşmanın 2. maddesinde ise ödemenin ne şekilde yapılacağı düzenlenmiş olup maddeye göre ... Ltd. Şti'nin 1. maddede belirtilen bedeli dört taksit hâlinde ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, taksitlerden ilki olan 11.492,53 TL'nin anlaşmanın imzalandığı gün, aynı miktardaki diğer taksitlerden ikinci taksitin 31.03.2021, üçüncü taksitin 30.04.2021 ve dördüncü taksitin ise 31.05.2021 tarihinde davacı vekilinin belirtilen banka hesabına ödeneceği, ödemelerin taksit tarihlerinden itibaren üç gün içerisinde yapılması hâlinde gününde yapılmış sayılacağı belirtilmiştir.

27. Anlaşma belgesinin 3. maddesi, taksitlerin zamanında ödenmemesi durumunda başvurulabilecek hukuki yollara ilişkin ayrıntılı bir düzenleme içermektedir. Maddeye göre "... Yemek San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından belirtilen taksitlerin zamanında ödenmemesi halinde bir sonraki taksitler muaccel hale gelip iş bu anlaşma belgesi ile yasal işlem başlatılabileceği gibi Başvurucu gerek anlaşma belgesi konusu gerekse diğer işçilik alacakları için yapılan indirim neticesinde tanzim edilen iş bu anlaşma belgesinde belirtilen miktar ile sınırlı kalmaksızın tüm alacaklarını talep edebilecek/yargı yoluna başvurabilecektir. Özetle; yukarıda belirtilen miktarlar, belirtilen vadelerde ... Yemek San. ve Tic. Ltd. Şti. Tarafından tam ve eksiksiz şekilde ödenmezse, Başvurucu bu anlaşma belgesi ile neticeye bağlanan kısım için (yapılan ödemeler mahsup edildikten sonra) işverene karşı icra takibi yapılabileceği gibi buna ilaveten aynı zamanda indirim yapılan bakiye alacakları için de yasal yollara müracaat edebilecek, dava açabilecek ya da icra takibi yapabilecektir". Anlaşma belgesinin 4. maddesinde başvurucunun, ödemelerin tam ve eksiksiz yapılması hâlinde daha önce dava şartı arabuluculuk kapsamında anlaşamama ile sonuçlanan dosyada adı geçen tarafları ibra edeceği, bunlara karşı da dava açmayacağını taahhüt ettiğini, ancak ödemelerin zamanında yapılmaması hâlinde başvurucunun ve/veya vekilinin tüm yasal dava ve şikâyet hakkını derhal kullanabileceği; 5. maddede ise anlaşma belgesi konusu ödemelerin tamamının ... Ltd. Şti. tarafından yerine getirilmesi hâlinde başvurucunun ... Ltd. Şti'den başka bir hak ve alacağının kalmadığını kabul ve taahhüt ettiği hususlarına yer verilmiştir.

28. Yargılama aşamasında davacı vekili, davalının ödeme güçlüğü nedeniyle alacaklarının yalnızca %40'ı için anlaşma tutanağı düzenlediklerini, bu indirime rağmen alacaklarının ödenmemesi durumunda ise dava açılacağının sözleşmede açık bir şekilde düzenlendiğini iddia etmiştir. "Anlaşma Şartları"nın gerek 1., gerekse 3. maddesinde davacının alacaklarından indirim yapıldığı hususunun açıkça belirtildiği anlaşılmakta ise de davacının anlaşma konusu edilen işçilik alacaklarının indirim yapılmadan önceki toplam miktarı ve indirim oranı tespit edilmemektedir. Bununla birlikte taraflar, irade özerkliği çerçevesinde tayin ettikleri alacak miktarının ne şekilde ödeneceğini belirlemişler ve ödenmemesinin sonuçlarını da ayrıntılı şekilde düzenlemişlerdir.

29. Bu anlamda olmak üzere tarafların ödenmesi yönünde anlaştıkları miktarın, anlaşma belgesinde öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde davacıya (alacaklıya) iki seçenek sunulmuş olup buna göre davacı isterse bir taksitin ödenmemesi nedeniyle muaccel olan diğer taksitleri için yasal işlem başlatabilecek; isterse ödenen miktarları mahsup ederek indirim yapılan bakiye alacaklar da dahil olmak üzere tüm alacakları için yasal yollara başvurabilecek; dava açabilecek veya icra takibi yapabilecektir.

30. Görüldüğü üzere anlaşma belgesine göre tarafların anlaşmalarının temelinde, kararlaştırılan miktarın "tam ve eksiksiz ödenmesi" şartı yer almaktadır. Somut olayda ise bu şart davalı ... Ltd. Şti. tarafından yerine getirilmemiş ve davacı anlaşma belgesinde toplam miktarı belirtilmeyen alacaklarının tamamını dava konusu yapmayı tercih etmiştir. Esasen burada tarafların arasındaki uyuşmazlığın arabuluculuk faaliyeti sonucunda imzalanan anlaşma belgesi ile kalıcı şekilde çözülerek sona erdiğini söylemek mümkün görünmemektedir. Zira uyuşmazlığın sona ermesi "tam ve eksiksiz ödeme" şartına bağlandığından anlaşma belgesine göre bu şartın gerçekleşmemesine bağlı olarak eldeki dava açılmıştır.

31. Açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, davalı ... Ltd. Şti. tarafından anlaşma belgesinde öngörülen tarihte son taksitin ödenmediği sabit olup davacının ödenen miktarları mahsup ederek alacağın tamamını dava konusu yapması anlaşma belgesine uygun düşmektedir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince arabuluculuk anlaşma belgesi ile taraflarca anlaşmaya varıldığı kabul edilerek 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesine göre dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi isabetsizdir.

32. Diğer taraftan ilke olarak her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere göre hükme bağlanır. Davalı ... Ltd. Şti. vekili yargılama aşamasında 06.09.2021 tarihli banka dekontunu sunarak son taksitin de ödendiğini, davacının alacağının kalmadığını belirtmiş ise de davanın açıldığı tarih itibarıyla davalı ... Ltd. Şti'nin anlaşma belgesi uyarınca ödemesi gereken son taksiti ödemediği, bu hâliyle ödemelerin tam ve eksiksiz şekilde yapılmadığı anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesinin yargılama aşamasında son taksitin ödendiği, davalının geç de olsa sözleşmenin gereğini yerine getirdiğine dair direnme gerekçesi de yerinde değildir.

33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, anlaşma belgesinde yer alan, tarafların üzerinde anlaştıkları miktarın anlaşma belgesinde öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde dava açabileceğine dair düzenlemenin anlaşmanın şarta bağlı olarak yapıldığı anlamına geldiği, anlaşma belgesi şarta bağlanamayacağından bu düzenlemenin geçersiz olduğu ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27/2. maddesine göre sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceği, bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesi ile anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

34. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

35. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.