banner649

İcra ve İflas Kanunu Madde 16 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikâyet olunabilir. Şikâyet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır. Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet olunabilir.

I.  GENEL OLARAK

İcra ve İflas Kanununun 16 ve devamı maddelerinde icra ve iflas dairelerinin işlemleri hakkında kanuna muhalif olmasından veya işlemlerin hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikâyet olunabilir. Şikâyet söz konusu muamelenin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde yapılması gerekmektedir.

Şikâyet, sadece icra ve iflas dairelerinin vermiş olduğu kararlar ya da yapılan işlemlerin kanuna uygun olmaması sebebiyle değil bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz yere sürüncemede bırakılmasından dolayı da yapılabilir.

Buna göre şikâyet, icra ve iflas dairelerinin hukuka aykırı olan işlemlerinin kaldırılması yahut düzeltilmesini sağlamak ve işlemlerde hukuki yeknesaklığın tesisi yönünden kabul edilen kendine özgü bir kanun yoludur. Şikâyet, icra ve iflas kanunda düzenlenen öylesine özel bir kanun yoludur ki bu yönüyle şikâyet medeni usul hukukunda yer alan herhangi bir dava türüne benzemez.

Şikâyetin Konusu

Şikâyetin konusu icra ve iflas dairelerinin yapmış oldukları işlemlerdir. Bu bağlamda icra dairesinin önüne gelen bir işte kanunun emrettiği halini somut olaya uygulamaması başlı başına bir şikâyet sebebidir. Örneğin borçlu hakkında başlatılan ilamsız takipte ödeme emrini alan borçlunun yedi günlük süresi içerisinde takibe itiraz etmesine rağmen icra müdürünün borçlu malına haciz koyması yahut borçlu hakkında başlatılan bir kambiyo takip kapsamında borçlunun borca itirazını icra dairesine yapması halinde icra müdürü tarafından takibin durdurulmasına karar verilmesi şikâyet sebebidir.

Şikâyete konu işlemin icra hukuk mahkemesi tarafından değerlendirilebilmesi için icra iflas müdürü, müdür yardımcısı yahut icra kâtibi tarafından yapılan işin, o işin memuru sıfatıyla yapılmış olması gerekmektedir.

Hukuk mahkemelerince verilen tedbir kararlarının icra memuru tarafından infaz edilmesi durumunda yapılacak şikayetlere icra hukuk mahkemesi değil kararın infazının gerçekleştirildiği mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Örneğin, hukuk mahkemeleri tarafından tedbiren verilen mal teslimlerine ilişkin kararların infazı bunlardandır. (H.M.K 393/2 ve 394 vd. maddelerinde belirtilen haller.)  

İcra ve iflas dairelerinin yaptığı muameleler ile iflas idaresi memurları, konkordato komiseri ve birinci alacaklılar toplantısında büronun işlemlerine karşı ilgililer toplantı tarihinden itibaren yedi gün içerisinde icra mahkemesine şikâyette bulunabilirler.

Kural olarak icra müdürünün yahut icra müdür yardımcısının şikâyete konu edilen işleminden kendisinin dönemeyeceğinden söz edilse bile açıkça kanuna muhalif olarak verdiği hatalı kararından gerek resen gerek ilgilinin talebi üzerine yeniden yapılacak bir inceleme doğrultusunda dönebileceğine ilişkin Yargıtay’ın istikrarlı kararları bulunmaktadır.

Bize göre de açıkça İ.İ.K 16. Maddesinde yazılı hallerden birinin mevcut olması halinde talep sahibi tarafından kararın verilmesinden itibaren 7 gün içerisinde (icra hukuk mahkemesine şikâyet yolu ile dava açma süresi içerisinde) icra dairesine yeniden başvuru yapılması halinde ya da icra müdürü tarafından önceki kararın kanuna açıkça uygun olmadığının tespiti halinde re'sen kendi kararından dönmesinde herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.

Şikâyet Nedenleri

İcra ve iflas dairesi tarafından kanuna uygun şekilde karar verilmemesi şikâyetin temelini oluşturmaktadır.

İşlemin kanuna açıkça aykırı bulunması, icra ve iflas işlemlerinde şikâyet davasının açılmasının genel sebebi yapılan işlemin kanuna aykırı olmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, borçlunun üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının haczi için üçüncü şahsa gönderilen 89/1 haciz ihbarnamesine yasal süresi içerisinde itiraz edilmiş olmasına rağmen alacaklının talebi üzerine 89/2 gönderilmesi; iş verene gönderilen maaş haczine süresinde cevap verilmiş olması ve işçinin iş yerinden müzekkerenin tebliğinden önce ayrılmış olmasına rağmen takip dışı işverenin malvarlığına haciz konulması; kesinleşmeyen takipte borçlunun mal varlığı üzerine haciz şerhi konulması gibi hususları bu duruma örnek olarak sıralayabiliriz.     

İşlemin hadiseye uygun olmaması, icra dairesi tarafından yapılan işlemin hadiseye uygun olmaması icra memuruna takdir hakkı tanınan alanlarda yapılan işlemin olaya uygun düşmemesidir. Örneğin, satışından elde edileceği gelir satış masraflarını ve muhafaza giderlerini karşılamayacağı anlaşılan şeyin haczedilmesi; haczi yapan memurun haczettiği malın değerini rayicin çok üstünde yahut altında göstermesi bu duruma örnek gösterilebilir.

Bir hakkın yerine getirilmemesi, icra ve iflas dairelerinin asli görevi olan şeyleri yerine getirmemesi ya da yapmaktan uzak durması bir hakkın yerine getirilmemesine sebebiyet verir. Örneğin, icra müdürünün takip talebini kabul etmemesi; kesinleşen takipte borçlu malına haciz koymaması; borçlunun malını satmaması; dosyaya yapılan ödemeleri kabul etmemesi bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Bir hakkın sebepsiz sürüncemede bırakılması, ilgilisi tarafından kanuna uygun olarak talep edilen ve icra iflas dairelerinin yapmak zorunda olduğu iş ve işlemlerden sayılan şeyi sebepsiz olarak yapmamasıdır. Örneğin, takip talebini alan icra dairesinin üç gün içerisinde ödeme emrini tebliğe çıkarmak zorunda olmasına rağmen çıkarmaması yahut usulüne uygun bir haciz talebi sonrasında makul süre içerisinde haciz yapmaması, ödemesi gereken parayı ödememesi örnek olarak gösterilebilir.

Şikâyetin Tarafları

Şikâyet icra ve iflas dairelerinin yapmış olduğu işlemlere karşı kendine özgü bir kanun yolu olduğundan klasik anlamda bu davanın bir davacısı ve davalısı yoktur. Ancak şikâyet olan ve şikâyet olunan vardır. Nitekim burada şikâyet eden ve davacı görünümündeki kimse icra dairesi tarafından verilen bir karar doğrultusunda menfaati zedelenen kimsedir. Somut olarak icra dairesi şikâyet davasında davalı olarak gösterilmese de yargılamaya konu hususun müdürlük tarafından verilen bir karar olduğu açıktır.

Şikâyet konusu işlemin iptali veya düzeltilmesinde şikâyette bulunanın korunmaya değer hukuki bir yararının bulunması, o işlemin doğrudan doğruya şikayetçinin kendi hukuki durumuna ilişkin olması ve işlemin şikayetçinin zararına olması gerekir.

Şikâyetin tarafları işlemin iptal ettirilmesinde hukuken korunmaya değer bir menfaati olan alacaklı, borçlu ve üçüncü kişiler olabilir. 

Şikâyet Süresi

Şikâyet süresi kural olarak yedi gündür. Şikâyet konusu işlem ilgiliye tebliğ edilmiş ise pek tabii süre tebliğden itibaren başlayacaktır. Ancak bazı durumlarda süre öğrenme ile de başlayabilir. Pratik uygulama içerisindeki öğrenme tarihinin bir davaya konu edilmesi durumunda menfaati ihlal edilecek hakkın önemi düşünülecek olur ise kanaatimce şikâyeti konu işlemi öğrenir öğrenmez derhal şikâyet davası açmakta yarar vardır.

Şikâyet süresi kural olarak yedi gün olmakla birlikte kambiyo senetlerine mahsus takipte ödeme emrinin tebliğ ile birlikte şikâyet süresi beş gündür. Burada söz edilen süreler hak düşürücü olup kanunda belirtilen süreler geçtikten sonra şikâyet hakkı düşeceğinden, bu sürelerden sonra yapılacak şikâyet dinlenmez.

Süreye tabi olan şikâyet süreleri olduğu gibi süresiz şikâyete tabi durumlar da vardır. Kamu düzenine aykırı durumların tespiti halinde süresiz şikâyette bulunulabilir. Örneğin; yabancı para alacağı hakkında takip talebi düzenlenirken alacağın TL karşılığının gösterilmemesi, ilama aykırı takip talebinde bulunulması, haczi caiz olmayan mal ve hakların haczedilmesi gibi örnekler verilebilir.

Şikâyet üzerine yapılacak muameleler: Madde 17 – Şikâyet icra mahkemesince, kabul edilirse şikâyet olunan muamele ya bozulur, yahut düzeltilir.

Memurun sebepsiz yapmadığı veya geciktirdiği işlerin icrası emrolunur.

Şikâyet üzerine yapılacak muameleler kısmında düzenlendiği üzere şikâyete konu işlemin icra hukuk mahkemesi tarafından kabul edilmesi halinde şikâyete konu muamele bozulur yahut düzeltilir. Böylece icra dairesinin vermiş olduğu karar bir yönüyle yargı denetiminde geçirilerek kararın hukuka uygunluğu da denetlenmiş olur.

İcra memuru tarafından görevi gereği yapması gereken ancak herhangi bir kanuni düzenleme olmamasına rağmen memurun sebepsiz yapmadığı veya geciktirdiği işlerin derhal yapılması emredilir.

Yargılama usulleri : Madde 18 – (Değişik: 18/2/1965-538/11 md.) (Değişik birinci fıkra: 2/7/2012-6352/6 md.) İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır.

Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zaptettirmek suretiyle de olur.

(Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/4 md.) Aksine hüküm bulunmayan hâllerde icra mahkemesi, şikâyet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir. Duruşma yapılmayan işlerde icra mahkemesi, işin kendisine geldiği tarihten itibaren en geç on gün içinde kararını verir. Duruşmalar, ancak zorunluluk hâlinde ve otuz günü geçmemek üzere ertelenebilir.

Şikâyet Usulü

Şikâyet takibe konu icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesi tarafından incelenip karara bağlanır. İcra mahkemesinin bu yetkisi kamu düzenine ilişkin olup kesin bir yetkidir. Esas icra dairesinden yazılan bir talimat ile başka yer icra dairesinde yapılan bir yargısal faaliyet sonucundaki hacizle ilgili şikayetler talimat (istinabe) icra dairesinin bağlı bulunduğu icra hukuk mahkemesinde incelenip karara bağlanır.

Şikâyet icra hukuk mahkemesine yapılır. Örneğin, ödeme emrinin tebliğinden sonraki beş gün içerisinde borçlu, hakkında başlatılan kambiyo takibine karşı yapacağı itirazı icra hukuk mahkemesi yerine icra dairesine yapmış olması halinde bu başvurudan herhangi bir sonuç alamaz.

Şikâyet icra hukuk mahkemesine bir dilekçe ile yapılır. Kanun kapsamında sözlü olarak tutanağa geçirilmek suretiyle de itirazın yapılabileceği düzenlenmiş olsa da yazılı olarak yapılması ve başvuru anında gerekli harçların yatırılmasında fayda bulunmaktadır.

İcra mahkemesinde görülecek şikâyet davasındaki hususlar acele işlerden sayılır. İcra Mahkemesi şikâyeti basit yargılama usulüne göre inceler. Kanunda şikâyetin duruşmalı olarak incelenmesinin düzenlendiği durumlar dışında icra hukuk mahkemesi şikâyeti duruşmasız olarak inceleyip karara bağlayabilir.

Şikâyet kendiliğinden icrayı durdurmaz. Yani mahkemece herhangi bir tedbir kararı verilmemesi halinde takibe devam olunur. 

Şikâyetin Sonuçları

İcra mahkemesi kendisinde şikâyet yolu ile açılan davada; şikâyetin kabulüne, şikâyetin reddine, şikâyetin konusuz kalmasına karar verebilir.

İcra mahkemesi şikâyete konu işlemi yasaya uygun bulmaz ise şikâyeti kabul ederek söz konusu kararı iptal eder. Bir hakkın yerine getirilmemesi yahut sürüncemede bırakılmış olması halinde ise o işin yapılması için icra dairesine emreder.

İcra hukuk mahkemesi şikâyeti reddederse, müdürlükçe verilmiş olan kararın doğruluğu teyit edilmiş olur. Ancak mahkemece verilecek karar istinaf yolu açık olarak verilse bile takibe konu icra dosyası yürümeye devam eder.

Şikâyetin konusuz kalması, mahkeme huzurunda şikâyet davası kapsamında önüne gelen uyuşmazlıkta aşkın haciz iddiası ile şikayet görülmekte iken dava konusu icra dosyasının infazen ödenmiş olması halinde ortada bir haciz kalması söz konusu olmadığından yapılan yargılamada şikayetin konusuz kalmasına karar verilebilir.

İcra mahkemesi kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Sadece hakkında karar verilen dosya yönünden takip hukuku bakımından kesin hüküm teşkil eder.

II. GÜNCEL YARGI KARARLARI

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2021/218 Esas ve 2021/4716 Karar

İİK’nun 16. maddesine göre, kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasındanveya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir.

Aynı kanunun kambiyo senetlerine mahsus iflas yoluyla takibi düzenleyen 171. maddesinde ödeme emrinin “… (3) Kambiyo senedine ve borca dair her türlü itiraz ve şikayetlerini sebepleriyle birlikte diğer tarafa tebliğ edilecek nüshadan bir fazla dilekçe ile beş gün içinde icra dairesine bildirmesi ihtarı”nı içermesi gerektiği, 172. maddesinde ise, ödeme emrine itiraz veya şikayet etmek isteyen borçlunun, ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde her türlü itiraz veya şikayetini sebepleri ile birlikte icra dairesine bildirmesi gerektiği düzenlemelerine yer verilmiştir.

Somut olayda ise borçlunun icra mahkemesine başvurusunda iflas ödeme emri tebligatına ilişkin tebligat usulsüzlüğü şikayetini ileri sürdüğü, aynı tarihte icra müdürlüğüne verdiği dilekçe ile aynı iddia ile birlikte borca itirazda bulunduğu, icra müdürlüğünce tebligat usulsüzlüğü iddiası ve gecikmiş itirazın mahkemece değerlendirileceğinden bahisle istemin reddedildiği görülmektedir.

İflas ödeme emrinin borçluya tebliğinde kanuna aykırı bir işlemde bulunulmuşsa, borçlunun başvuracağı yol İİK'nun 16. maddesinde düzenlenen şikayet yoludur. Zira, İİK’da, 171/3. maddede sayılan nedenler dışında yer alan usulsüz tebliğ şikayeti için de icra dairesine gidileceği yönünde bir hükme yer verilmemiştir.

Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince, borçlunun tebligat usulsüzlüğü şikayeti ve istinaf nedenleri incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile şikayetin İİK'nun 172. maddesi gereğince reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2021/2581 Esas ve 2021/3664 Karar

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte şikayetçi borçlunun, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu'nun 28. maddesi gereğince mahcuz menkullerin mülkiyetinin kendisine ait olduğunu ileri sürerek fore kazık makinesine konulan haczin kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verildiği, kararın alacaklı tarafından süre tutum dilekçesiyle istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.

3226 sayılı Kanun'un 19. (6361 sayılı Kanun'un 28/2.) maddesinde; kiracının iflası veya icra takibine uğraması halinde finansal kiralama konusu malların takibin dışında tutulmasına veya iflasta tefrikine ilgili memurca karar verileceği, bu karara karşı yedi gün içinde icra mahkemesi nezdinde şikayette bulunulabileceği öngörülmüştür.

Öte yandan, İİK'nun 16/1. maddesinde ise; ''Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas Dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir.

Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.'' düzenlemesine yer verilmiştir. Bu durumda, üçüncü şahsın 3226 sayılı Kanunun 19. (6361 sayılı Kanun'un 28/2.) maddesine dayalı olarak yapacağı haczedilmezlik şikayetini İİK.'nun 16/1. maddesi uyarınca haczi öğrenme tarihinden itibaren yasal yedi günlük sürede icra mahkemesine bildirmesi zorunludur.

Somut olayda, davacı borçlu şirket yetkilisi tarafından 15.01.2019 tarihinde icra dosyasından fotokopi talebinde bulunulduğu, bu tarih itibarıyla şikayetçinin haciz işleminden haberdar olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda 07.02.2019 tarihinde yapılan şikayet başvurusu yasal yedi günlük süreden sonra olduğundan, mahkemece şikayetin süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenerek kabulü yönünde hüküm tesisi ve alacaklının süre tutum ile istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2021/437 Esas ve 2021/5050 Karar

Alacaklı tarafından genel haciz yolu ile başlatılan ilamsız icra takibinde borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, diğer şikayetlerinin yanı sıra ödeme emrinde yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığının gösterilmediği gerekçesiyle takibin iptalini talep ettiği, icra mahkemesince şikayetin kabulü ile davacı borçlular yönünden ödeme emrinin iptaline karar verildiği anılan karara karşı borçlular tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nce istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.


İcra ve İflas Kanunu'nun 58. maddesinin 3. fıkrasında, alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise, alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine aynı kanunun 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58 inci maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir.


Somut olayda, hem takip talebinde hem de ödeme emrinde yabancı para alacağının TL karşılığının gösterilmediği anlaşılmaktadır. Takip talebindeki ve ödeme emrindeki bu noksanlık kamu düzeni ve devletin hükümranlık hakları ile ilgili olup, süresiz şikayet nedeni olduğu gibi, mahkemece de, takibin her safhasında doğrudan doğruya göz önünde tutulmalıdır (Hukuk Genel Kurulu’nun 12.05.1999 tarih ve 99/12-271 Esas, 99/301 Karar sayılı kararı).


O halde mahkemece takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sonuca gidilmesi ve Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup, ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2020/6766 Esas ve 2021/2406 Karar

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde,

şikayetçinin icra mahkemesine başvurusunda, ... 30. İcra Müdürlüğü'nün 2018/10335 E. sayılı dosyasından kendisine tebligat yapıldığını ancak ödeme emrinde takip borçlusu olarak ...... yer aldığından tebligatı icra müdürlüğüne iade ettiğini belirterek ödeme emrinin yanlış bilgiler içermesi sebebiyle ödeme emrinin ve takibin iptali talebinde bulunduğu, ilk derece mahkemesince davanın süre yönünden reddine karar verildiği, şikayetçi tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, şikayetçinin istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği görülmektedir.

Takibe konu ... 30. İcra Dairesi'nin 2018/10335 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; ... vekili tarafından ...... hakkında "15.01.2015 düzenleme tarihli, 15.04.2015 vade tarihli 95.000,00 TL bedelli bonoya istinaden" kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatıldığı, ödeme emrinde takip borçlusu olarak ..'ın yer aldığı ancak bahse konu ödeme emri tebligatının şikayetçi ...'a 30.03.2018 tarihinde tebliğ edildiği görülmektedir.

İİK'nun 16 maddesinde ".... icra ve iflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir, bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir." denilmekte olup, somut olayda takibe ve şikayete konu ... 30. İcra Müdürlüğünün 2018/10335 Esas sayılı dosyasının 95.000 TL bedelli bir adet bonoya dayalı kambiyo takibine ilişkin olduğu, dosyada mevcut takip talebi ve ödeme emrinde borçlu olarak takibe dayanak bononun keşidecisi olan ...... isimli kişinin yer aldığı görülmektedir.

Somut olayda ödeme emrinin, takip talebinde ve ödeme emrinde yer olmayan, bir başka deyişle takiple ilgisiz şikayetçi ...'a tebliğ edildiği görülmekle icra memurluğunun kamu düzenine aykırılık teşkil eden bahse konu işlemi süresiz şikayete tabidir.

O halde başvurunun borca itiraz olarak nitelendirilmek suretiyle yasal beş günlük süre içerisinde dava açılmadığından bahisle davanın süre aşımından reddine karar verilmesi doğru olmayıp şikayet incelenmek üzere kararın bozulması cihetine gidilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2250 Esas ve 2019/1068 Karar

Satış tutarı aynı derecede hacze iştirak etmiş olan (m.100-101) bütün alacakları (faiz ve takip giderleriyle birlikte) ödemeye yeterse, para bütün alacaklılar arasında paylaşılır.

Buna karşılık satış tutarı, aynı derecede hacze iştirak etmiş olan (m.100-101)bütün alacakları (faiz ve takip giderleriyle birlikte) ödemeye yetmezse, icra dairesi önce tamamlama haciz yapar.

Tamamlama haciz ile elde edilen malların satış tutarı ile daha önce haczedilmiş ve satılmış bulunan malların satış tutarı toplamı da, bütün alacakları ödemeye yetmezse, icra dairesi alacaklılarına bir sıra cetveli yapar.

Sıra cetvelinde aynı derecede hacze iştirak etmiş olan (m.100-101) bütün alacaklılar, alacak miktarları ve faizleri ile gösterilir. Bu alacaklıların her biri belli bir sıraya girer. Bu sıra, İİK’nın 206. maddesinde gösterilmiştir (Kuru, B: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, 2013, s. 730, 733).

Alacaklılar sıra cetvelinin bir suretinin kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde sıra cetveline şikâyet yoluna başvurabilirler veya 142. madde gereğince sıra cetveline itiraz davası açabilirler. Bu süre içerisinde şikâyet ya da itiraz yoluna başvurulmazsa sıra cetveli kesinleşir. Sıra cetveli kesinleşmeden icra müdürü paraları paylaştıramaz.

Şikâyet İİK’nın 16. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu madde;
“Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir.

Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.

Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir” amir hükmünü içermektedir.

O hâlde, icra dairesinin sıra cetvelini yaparken bu husustaki takip hukuku hükümlerine aykırı hareket ettiği ve yapılan işlemin hadiseye uygun olmadığı iddia edilmekte ise; bu hâlde sıra cetveline karşı başvurulacak olan yol, icra mahkemesine şikâyet (m. 16) yoludur (m. 142,III). İİK’nın 142/III hükmünden, sıra cetveline karşı şikâyet yolunun sadece sıraya karşı bir itirazda bulunulması hâline münhasırmış gibi bir anlam çıkmakta ise de, icra müdürünün uymak ve kanunen yapmak zorunda olduğu bütün hususlardan dolayı m.16 gereğince şikâyet yoluna başvurulabilir.

Sıra cetveline karşı şikâyet sebeplerinden en önemlisi bir alacaklının istediği sıraya kabul edilmemesidir.

Sıra cetveline karşı koymak isteyen alacaklı (bu konudaki takip hukuku kurallarının yanlış uygulandığını iddia etmeyip) sıra cetveline alınmış olan bir alacaklının alacağına veya onun sırasına (veya hem alacağına hem de onun sırasına ) itiraz etmek istiyorsa, o zaman sıra cetveline karşı, mahkemede itiraz yoluna başvurması, yani o alacaklıya karşı genel mahkemede dava açması gerekir (Kuru, s. 734, 736).

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Şikâyetçiler vekili; müvekkillerinin alacaklarının işçi alacağı olduğunu, işçi alacaklarının İİK’nın 206. maddesine göre imtiyazlı alacaklar olduğunu, Kanun’un tanıdığı imtiyaz nedeniyle sıra cetvelinde Isparta Defterdarlık Davraz Vergi Dairesi Müdürlüğünden sonra ikinci sırada yer alması gerektiğini, sıra cetvelindeki sıranın yanlış düzenlendiğini ileri sürerek, müvekkillerinin alacağının ikinci sıraya alınması yönünde talepte bulunmuştur.

Bu istemin içeriğine göre alacağın niteliğinin belirlenmesi, esasa yönelik bir incelemeyi gerektirmeyeceği gibi, talep de icra dairesinin sıra cetveli düzenlerken takip hukuku hükümlerine uymadığı ve işlemin de hadiseye uymadığı iddiasını içermektedir.

Mevcut bu hâlde; uyuşmazlığın çözüm yerinin icra mahkemesi olduğu hususu açıkça anlaşılmakta olduğundan icra mahkemesince işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, dava dilekçesinin görev yönünden reddine dair karar verilmiş olması doğru değildir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2019/5870 Esas ve 2020/4092 Karar

İİK’nun 62/1. maddesi gereğince ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren 7 günlük süre içerisinde icra müdürlüğünde ileri sürülmesi gerektiğinden bahisle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

TMK'nun 851. ve 881. maddelerinde ifadesini bulan muhtemel bir alacağın teminatı olarak tesis edilen üst sınır (limit) ipoteğinde, borcun ulaşacağı miktar belirsiz olduğundan, taşınmazların ne miktar için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosundaki limitle sınırlandırılmıştır.

TMK'nun 875. maddesinde belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan ana borç, faiz, icra takip giderleri ve taraflarca kararlaştırılan eklentilerden oluşan toplam borç miktarının, bu limiti aşması mümkün değildir. (HGK. 24.05.1989 tarih, 1989/11-294 E, 1989/378 K).

Somut olayda; borçlular tarafından limit ipoteğinde limitin aşıldığına ilişkin şikayette bulunulmuş olup, limit aşımına ilişkin şikayet süresiz olarak her zaman ileri sürülebilir.

O halde mahkemece, borçlunun, ipotek limitinin aşıldığı yönündeki şikayetinin esası incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, davanın tümüyle reddi ile istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2019/1171 Esas ve 2019/2228 Karar

İcra takibinde talimat yoluyla gerçekleştirilen haciz işlemlerinde istihkak iddiasında bulunulması halinde, haczin İİK'nin 96-97. ya da 99. maddelerine göre yapılmış sayılmasına dair karar verme yetkisi esas icra dairesine aittir. Somut olayda ise talimat icra dairesince, hatalı olarak alacaklıya istihkak davası açmak üzere 7 gün süre verilmiş, akabinde icra memurunca bu işlemden dönülerek, icra hukuk mahkemesinden görüş sorulmasına karar verilmiştir. Ancak talimat icra müdürlüğünce bu hata da fark edilerek istinaf incelemesine konu şikayet başvurusu yapılmadan önce istihkak iddiası ile ilgili karar verilmek üzere haciz tutanağı ve ekleri esas icra dairesine gönderilmiştir.

Bu halde, icra müdürünün rücu kararı sonuç olarak doğru olduğundan şikayetin bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince yazılı gerekçe ile şikayetin reddine karar verilmesi doğru değil ise de, ret kararı sonuç itibariyle doğru olduğundan, hükmün gerekçesi düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2015/17339 Esas ve 2015/20274 Karar

Borçlu vekili, alacaklı tarafından Kırşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 20.01.2015 tarih ve 2013/216 Esas, 2015/49 Karar sayılı ilamına istinaden Kırşehir İcra Müdürlüğü'nün 2015/1229 Esas sayılı takip dosyası ile müvekkili aleyhine başlatılan icra takibinde, alacak kalemlerinin brüt olarak istendiğini, yasal kesintilerin yapılmadığını belirterek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, icra emrinin tebliğinden itibaren 7 günlük şikayet süresi geçirildiğinden, süre yönünden şikayetin reddine karar verilmiş hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.
İlamlı icra takibinde, alacak kalemlerinin brüt olarak istendiği ve yasal kesintilerin yapılmadığı yönündeki şikayet ilama aykırılık niteliğinde olup bu tür şikayetler kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle süresiz olarak İcra Mahkemesi önüne getirilebilir. (HGK.nun 21.06.2000 tarih, 2000/12-1002 sayılı Kararı)

Bu durumda Mahkemece gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, şikayetin süreden reddi doğru değildir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.