İklim krizinin tetiklediği ani ve şiddetli sağanak yağışlar, geleneksel imar planlama yaklaşımlarını kökünden sarsmaktadır. Şehirlerimizde yaşanan büyük sel felaketleri analiz edildiğinde, temel sorunun yalnızca "doğa olayı" olmadığı; taşkın riski yüksek dere yataklarının ve su havzalarının imara açılması gibi yapısal hatalardan kaynaklandığı görülmektedir. Teknik verilere ve iklim projeksiyonlarına aykırı şekilde dere yataklarında yapılaşmaya izin verilmesi, çok boyutlu bir idari sorumluluk zeminini beraberinde getirmektedir.

Yasal Mevzuat Ne Diyor?

3194 sayılı İmar Kanunu, sürdürülebilir, çevreye duyarlı ve afet risklerinden uzak şehirler inşa edilmesini emreder. Ancak uygulamada, imar planları hazırlanırken Devlet Su İşleri (DSİ) gibi yetkili kurumların taşkın sınırlarına dair görüşleri ya göz ardı edilmekte ya da geçmiş yılların verilerine dayanan eski haritalar iklim krizinin getirdiği yeni debileri karşılamakta yetersiz kalmaktadır.

Danıştay’ın yerleşik kararlarında istikrarlı şekilde vurgulandığı üzere, dere yatakları kamu yararına ayrılmış, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanlardır. Bu alanlarda zemin etütlerinin bilimsel kriterlerden uzak yapılması, taşkın debi hesaplarının hiçe sayılması ve riskli alanlara yapı ruhsatı veya yapı kullanma izni (iskan) verilmesi, mevzuata açıkça aykırılık teşkil eder.

İdarenin Hizmet Kusuru ve Ağır İhmali

Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." Bir belediyenin veya ilgili bakanlığın taşkın riski taşıyan bir sahayı imara açması, zemin etütlerini denetlememesi veya riskli yapıya ruhsat vermesi, idare hukuku anlamında net bir hizmet kusurudur.

İdare, iklim uyumsuzluğu gösteren planlama hatalarının doğurduğu sonuçları "mücbir sebep" veya "beklenmeyen doğa olayı" arkasına sığınarak geçiştiremez. Can ve mal kayıplarının yaşandığı durumlarda idarenin planlama aşamasındaki bu eksiklikleri, tam yargı davalarında tazminat sorumluluğunun en birincil gerekçesini oluşturur.

Zarar Gören Mülk Sahiplerinin Hakları ve Rücu Süreci

Taşkın ve sel sebebiyle mülkleri veya araçları zarar gören vatandaşlar, zararın ortaya çıkmasında kusuru olan idarelere karşı tam yargı davası açma hakkına sahiptir. Bu süreçte adımların hukuken doğru atılması kritik önem taşır:

- Hukuki Safha: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) madde 13 uyarınca, zararın öğrenilmesinden itibaren 1 yıl içinde ilgili idareye yazılı başvuru yapılmalı, reddi halinde 60 gün içinde İdare Mahkemesinde dava açılmalıdır.

- Rücu Mekanizması: İdare, mahkeme kararıyla mülk sahiplerine ödemek zorunda kaldığı tazminatları; zemin etüdünü hatalı hazırlayan mühendislere, projeyi kusurlu uygulayan müteahhitlere veya yapı denetim firmalarına kendi iç işleyişinde rücu hakkı kapsamında yansıtabilir.

Sonuç olarak; şehirlerin imar planlarını iklim krizi gerçeklerine göre revize etmemek, dere yataklarını betonlaştırmaya devam etmek idare için artık sadece teknik bir hata değil, ağır bir hukuki tazminat yüküdür. İklim uyumsuz imar kararları nedeniyle mağdur olan mülk sahiplerinin yasal haklarını ararken idari yargı mekanizmalarını hızlı ve etkili şekilde işletmesi meşru haklarının en güçlü teminatıdır.