ÖZET
Bu çalışma; son günlerde yoğun bir şekilde tartışılan ve ciddi bilgi kirliliğine sahne olan kamu görevlilerinin sosyal medya ve video platformlarındaki içerik üretimi faaliyetlerini ele almaktadır. Söz konusu faaliyetler; kamu personel rejimi, fikri mülkiyet hukuku ve anayasal hak güvenceleri bağlamında çok boyutlu bir analize tabi tutulmuştur.
Çalışmada; Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları analiz edilerek, şeffaf ve kimliği belirli kamu görevlilerinin dijital yayınlarının toptancı bir yasakçılıkla engellenemeyeceği savunulmaktadır. İdarece yapılacak müdahalelerin kanunilik, tipiklik, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri dairesinde sınırlandırılması gerektiği ortaya konulmakta ve mevcut mevzuat uyuşmazlıklarının çözümüne yönelik öneriler sunulmaktadır.
I. GİRİŞ
10.09.2026 tarihli makalemizde, getirilen düzenlemenin sadece gelir karşılığında yapılan içerik üretimi ve paylaşımları kapsadığını, ücretsiz yapılan yayınların ise yasak kapsamına girmediğini belirtmiştik. Bu çalışmada ise gelir ve ücret karşılığında yapılan içerik üretimi ile paylaşımlar; kamu personel rejimi, fikri mülkiyet hukuku ve anayasal hak güvenceleri bağlamında çok boyutlu bir analize tabi tutulmuştur
Dijital teknolojilerin ve video paylaşım platformlarının yaygınlaşması, bilginin üretilme, yayılma ve topluma aktarılma biçimlerini kökten dönüştürmüştür. Kamu görevlilerinin ve özellikle akademisyenlerin bu platformlarda uzmanlık alanlarına, bilimsel araştırmalarına veya güncel toplumsal meselelerine dair içerik üretmeleri, klasik kamu personel rejiminin "sadakat", "tarafsızlık" ve "ticaret yasağı" ilkeleri ile anayasal temel hak ve özgürlüklerin kesişim noktasında karmaşık hukuki uyuşmazlıklara yol açmaktadır.
Cumhurbaşkanlığı, Maliye Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) genel eğilimi, dijital içerik üretimi neticesinde elde edilen gelirleri peşin bir kabulle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun (DMK) 28. maddesi kapsamında "kazanç getirici ticari faaliyet" olarak nitelendirme yönündedir. Oysa yüksek yargı içtihatları; kamu görevlilerinin dijital mecralardaki hak kullanımlarının toptancı yasaklara feda edilemeyeceğini, somut bir kamu hizmeti zararı veya suç unsuru bulunmadıkça Anayasa'nın 13., 26. ve 27. maddelerinin sağladığı güvencelerin korunması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
II. AKADEMİK PERSONELİN MÜSTAKİL STATÜSÜ VE BİLİM HÜRRİYETİ GÜVENCESİ
Yükseköğretim personelinin anayasal statüsü, genel memur rejiminden yapısal nitelikleri itibarıyla ayrışmaktadır. Anayasa'nın 130. maddesi üniversitelerin bilimsel özerkliğini, 27. maddesi ise bilim ve sanat hürriyetini mutlak bir güvenceye bağlamıştır.
Anayasa Mahkemesi (AYM) norm denetimi kararlarında, öğretim elemanlarının ifade özgürlüğünün sıkı bir koruma altında bulunmasının üniversitelerin varlık koşulu olduğunu açıkça hükme bağlamıştır (AYM, E. 2020/55, K. 2023/228, K.T. 28/12/2023). Yüksek Mahkeme, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na tabi personelin klasik memur disiplin hükümlerine tabi kılınarak bilimsel açıklamalarının disiplin tehdidi altına alınmasının bilim hürriyetiyle bağdaşmayacağını tespit etmiştir (AYM, E. 2022/62, K. 2022/95, K.T. 20/7/2022).
Bilimsel bilginin kamusal mecralarda tartışılması bağlamında AYM; bilimsel önermelerin doğası gereği yanlışlanabilme özelliği taşıdığını, yerleşik kabullere aykırı fikirlerin dahi Anayasa'nın 26. ve 27. maddeleri kapsamında en üst düzeyde korunması gerektiğini belirtmiştir (AYM, Mutia Canan Karatay Başvurusu, B.N: 2018/6707, K.T: 31/3/2022). Dolayısıyla öğretim elemanlarının dijital platformlarda yürüttükleri bilimsel, eğitsel ve eleştirel yayın faaliyetlerinin genel ve muğlak disiplin normlarıyla sınırlandırılması, anayasal "kanunilik" ve "belirlilik" ilkelerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir (AYM, B.N: 2021/59006, K.T: 24/10/2024).
III. DMK M. 28 KAZANÇ YASAĞI İLE FSEK M. 18 ESER SAHİPLİĞİ DENGESİ
A. Fikri Emek ve Telif Gelirinin Hukuki Niteliği
Kamu görevlilerinin dijital platformlardaki yayınlarından telif veya mecra geliri elde etmesi durumunda, 657 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen "ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı"nın hukuki sınırları gündeme gelmektedir. Bu noktada fikri mülkiyet hukuku ile idare hukuku prensiplerinin doğru harmanlanması gerekir.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) 18. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, bir eseri meydana getiren kişi, o eser üzerindeki mali ve manevi hakların tek, özgün ve münhasır sahibidir. Kamu görevlilerinin asli istihdam ve görev tanımları haricinde, kendi mesai saatleri dışında ürettikleri bilimsel, eğitsel veya sanatsal içerikler (videolar, dijital dersler, analizler), doğrudan FSEK koruması altındaki birer "ilim ve edebiyat eseri" niteliğindedir.
Buna karşılık, DMK m. 28'de düzenlenen yasak; kamu görevlisinin Türk Ticaret Kanunu (TTK) anlamında "tacir" veya "esnaf" sayılmasını gerektirecek, sürekli, sermayeye ve ticari organizasyona dayalı bir işletme kurmasını engellemeyi amaçlar. Anayasal bir hak olan bilim ve sanat hürriyetinin doğal bir uzantısı niteliğindeki eser sahipliği ve bu sahiplikten doğan telif/platform gelirleri; ortada ticari bir organizasyon, mal alım-satımı veya esnaf faaliyeti bulunmadığı müddetçe ticari kazanç olarak nitelendirilemez.
İdari otoritelerin, FSEK m. 18 kapsamındaki meşru mali hak kullanımını, hatalı bir hukuki nitelemeyle TTK anlamında bir ticari işletme işletmekle eşdeğer tutması ağır bir kavram kargaşasıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, personelin rutin iş görme borcu (asli görevi) haricinde, kendi şahsi mesaisiyle ürettiği eserlerin mali hakları idareye doğrudan intikal etmez; eser sahibinin uhdesinde kalır. Bu nedenle, telif hukuku güvencesindeki münhasır eser sahipliği haklarının, ticari işletmeler için öngörülen DMK m. 28 kapsamındaki ticaret yasağına dâhil edilmesi açık bir hukuki hata ve hak ihlalidir.
B. Danıştay'ın "Sosyal/Kültürel Ağırlık" ve "Tacir Sıfatı" Ölçütü
Gelir getiren her beşeri faaliyetin ticaret yasağı kapsamında değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir. Danıştay'ın bu tür uyuşmazlıklarda benimsediği temel kriter, faaliyetin niteliği ve memura TTK anlamında "tacir" veya "esnaf" sıfatı kazandırıp kazandırmadığıdır. Dijital mecralarda video yayınlamak ve izlenme oranlarına göre platform payı/telif almak; süreklilik arz eden bir ticari organizasyon kurgulanmadığı ve doğrudan e-ticaret/ürün satışı yapılmadığı müddetçe yasak kapsamında değildir.
Danıştay 12. Dairesi, yerleşik kararlarında toptancı yasaklama anlayışını kesin bir dille reddetmiştir:
· Danıştay 12. Dairesi'nin 23.05.2019 tarihli (E. 2016/590, K. 2019/3983) kararı: Mesai saatleri dışında gerçekleştirilen ve cüzi bir gelir yaratan yayın faaliyetlerinin salt ekonomik bir ticari iş olmadığı; söz konusu çabanın "kazanç getirme niteliğine nazaran sosyal ve kültürel yönü daha ağır basan bir faaliyet olduğu" ve elde edilen telif bedeli sebebiyle "başka iş ve hizmet yasağına aykırı hareket edildiğinden söz etmenin mümkün olmadığı" vurgulanarak verilen disiplin cezası iptal edilmiştir.
· Danıştay 12. Dairesi'nin 18.12.2024 tarihli (E. 2023/6932, K. 2024/5719) kararı: İnternet ve dijital platformlar üzerinden elde edilen gelirlerin, kişiye tacir veya esnaf sıfatı kazandırmadığı müddetçe, DMK m. 28 anlamında "ticari kazanç sağlayan gelir getirici faaliyet" olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı kuralı teyit edilmiştir.
IV. DEMOKRATİK TOPLUM DÜZENİNDE ÖLÇÜLÜLÜK VE İNTERNET YAYINLARINA MÜDAHALE REJİMİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) içtihatları doğrultusunda, kamu görevlilerinin dijital mecralardaki ifade ve bilim hürriyetlerine yönelik idari kısıtlamaların meşruiyeti, sıkı bir "ölçülülük" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri" denetimine tabidir. İdarenin denetim ve müdahale yetkisi mutlak olmayıp, aşağıda yer alan Müdahale Meşruiyet Matrisi çerçevesinde sınırlandırılmıştır:
|
Müdahale Kriteri |
Hukuki Muhteva ve Şartlar |
|
1. Kanunilik |
Müdahalenin açık, erişilebilir, öngörülebilir ve net bir yasal dayanağa sahip olması gerekir. |
|
2. Meşru Amaç |
Sadece görev sırrının korunması, tarafsızlığın muhafazası ve kamu hizmeti düzeninin idamesi amaçlanabilir. |
|
3. Somut Zarar |
Soyut tehlike varsayımları yetersizdir; dijital yayının kamu hizmetini fiilen aksattığının idarece ispatı şarttır. |
|
4.Kademelilik |
Toptan yasaklama yerine; hak ihlali doğuran spesifik içeriğe (URL bazlı) yönelik nispi müdahale esas olmalıdır. |
AİHM, benzer mahiyetteki uyuşmazlıklarda idarenin şekilci ve cezalandırıcı yaklaşımlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı bulmaktadır. Mahkeme, Kula / Türkiye kararında (AİHM 2. Daire, 19.06.2018, Başvuru No: 20233/06), akademik personelin kamuoyuna görüş açıklama hürriyеtini "ifade ve eylem özgürlüğü ile bilgi yayma serbestisi" bağlamında ele almıştır. Kararda; somut ve zorunlu bir kamusal ihtiyaca dayanmayan, yalnızca şekli izin prosedürlerinin ihlali gerekçesiyle uygulanan disiplin yaptırımlarının orantısız olduğu ve demokratik bir toplumda meşru bir amaca hizmet etmediği açıkça vurgulanmıştır.
Dolayısıyla, bir öğretim elemanının bilimsel, mesleki veya fikri açıklamalarını, salt "dijital mecrada yayın yapmak" veya "platform payı/telif elde etmek" gibi toptancı ve kategorik gerekçelerle disiplin yaptırımına tabi tutmak, anayasal ölçülülük ilkesini ve demokratik toplum düzeninin gereklerini açıkça ihlal etmektedir. İnternet yayınlarının denetiminde, AYM'nin pilot ve norm denetimi kararlarında sıklıkla işaret ettiği üzere; kanalın veya hesabın kategorik olarak engellenmesi ya da idari yaptırıma uğraması ölçüsüzdür. Bu doğrultuda, yalnızca suç veya devlet sırrının ifşasını teşkil eden spesifik içeriğin (URL bazlı) hedeflendiği, hürriyet asıllı, müdahale istisnalı kademeli bir denetim usulü esas alınmalıdır.
V. ÇÖZÜM VE MEVZUAT DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİLERİ
Mevcut hukuki belirsizliklerin ortadan kaldırılması, idari otoritelerin hatalı yorumlarının engellenmesi ve idari yargıdaki çelişkili kararların önüne geçilmesi amacıyla şu normatif ve yapısal adımların atılması gerekmektedir:
· DMK m. 28 ve 2547 Sayılı Kanun m. 36 Değişikliği: Kamu görevlilerinin ve özellikle akademik personelin mesai saatleri haricinde, şahsi emekleriyle ürettikleri bilimsel, eğitsel, edebi ve sanatsal dijital içeriklerden doğan telif, reklam ve platform gelirlerinin, 657 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen "ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyet yasağı" kapsamında değerlendirilemeyeceğine dair açık ve net bir istisna hükmü konulmalıdır.
· Nispi ve Koşullu Denetim Modeline Geçilmesi: Dijital mecralarda kimliği ve unvanı belirli kamu görevlilerinin yayınları açık elektronik delil niteliğindedir. Bu nedenle, idarenin önleyici ve toptancı yasakçı yaklaşımı terk edilmeli; yalnızca somut bir görev kusuru, sır ifşası veya suç unsuru sübuta erdiğinde, URL bazlı erişim engellemesi ve orantılı disiplin takibini öngören "nispi denetim modeli" uygulanmalıdır.
SONUÇ
Kamu personelinin ve bilim insanlarının dijital çağın sunduğu imkânlarla platformlarda varlık göstermesi; kamu hizmetinin tarafsızlığı ile anayasal ifade ve bilim hürriyetlerinin adil bir şekilde dengelenmesini zorunlu kılmaktadır. kanunilik, tipiklik ve ölçülülük ilkeleri gözetilmeden hayata geçirilen toptancı yasakların hukuka aykırı olduğu, Yüksek yargı organlarının müstekar içtihatları ile tescillemiştir.
Kamu görevlilerinin şahsi ve bağımsız fikri çabalarıyla vücuda getirdikleri dijital içerikler, FSEK kapsamında korunan birer fikir ve sanat eseridir. Bu faaliyetler, Türk Ticaret Kanunu anlamında kurumsal ve sürekli bir ticari organizasyona dönüşmedikçe yasak kazanç olarak nitelendirilemez. İdarenin denetim mekanizması, soyut tehlike varsayımlarına veya peşin hükümlü ticari nitelendirmelere değil; somut hizmet zararına, telif hukukunun şahsiliği ilkesine ve kademeli müdahale rejimine dayandırılmalıdır.
Prof. Dr. Rauf Karasu
Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fikri Mülkiyet ve Ticaret Hukuku Öğr. Üyesi
Next






