I. Giriş

Son yıllarda yaşanan olağanüstü fiyat hareketleri, kira uyuşmazlıklarını yargının en yoğun gündem maddelerinden biri hâline getirdi. Bu yoğunluk içinde uygulamada en sık karıştırılan konulardan biri, birbirine görünüşte çok benzeyen iki davanın — kira bedelinin tespiti davası ile kira bedelinin uyarlanması davasının — sınırıdır. İki dava da sonuçta "kira ne olacak?" sorusuna cevap arar; ancak dayandıkları hukuki temel, tabi oldukları koşullar, hükümlerinin etkili olduğu tarih ve izlenecek yargılama yöntemi birbirinden tamamen farklıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 05.10.2022 tarihli ve 2020/687 E., 2022/1259 K. sayılı kararında bu sınırı bütün unsurlarıyla ortaya koymuş; iki dava arasındaki farkları madde madde sayarak, talebin yanlış nitelendirilmesinin tek başına bozma sebebi olduğunu vurgulamıştır. Bu yazıda, anılan karar ekseninde iki dava türünün hukuki niteliği karşılaştırılacak ve uygulamaya dönük sonuçlar değerlendirilecektir.

II. Karara Konu Uyuşmazlık

Karara konu olayda, on beş yıl süreli bir işyeri kira sözleşmesinin kiraya verenleri, aradan geçen sürede kira bedelinin rayice göre düşük kaldığını ileri sürerek, kira bedelinin "günün ekonomik koşullarına göre" belirli bir tutara uyarlanmasını talep etmiştir. İlk derece mahkemesi talebi bir kira bedelinin tespiti davası olarak nitelendirmiş; bilirkişi raporu ve kiracının eski kiracı olması dikkate alınıp hak ve nesafet indirimi de uygulanarak kira bedeli tespit edilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı bozmuş; mahkemenin direnmesi üzerine uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir. Hukuk Genel Kurulunun önündeki soru netti: Kiraya verenin bu talebi bir tespit davası mıdır, yoksa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğüne dayalı bir uyarlama davası mıdır — ve buna göre hangi araştırma yöntemi izlenmelidir?

Hukuk Genel Kurulu, dava dilekçesindeki anlatımdan hareketle talebin uyarlama olduğunu kabul etmiş ve direnme kararını bozmuştur. Kararın ifadesiyle: "davacının dava dilekçesindeki anlatımından talebinin kira bedelinin tespiti değil, sözleşmenin uyarlanması olduğu açıktır."

III. Kira Bedelinin Tespiti Davasının Hukuki Niteliği

Kira bedelinin tespiti davası, kanuni bir düzenlemenin değil, bir içtihat geleneğinin ürünüdür. Anayasa Mahkemesinin, mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un 2 ve 3. maddelerini iptal eden kararının 26.09.1963'te yürürlüğe girmesiyle doğan kanun boşluğu, 18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile hâkim tarafından doldurulmuş; kira bedelinin belirlenmesi işlevi böylece yargıya geçmiştir. Bugün bu dava, 6098 sayılı TBK'nın 344 ve 345. maddelerinde kanuni zemine kavuşmuştur.

Hukuk Genel Kurulu kararında bu davanın ayırt edici özellikleri şöyle özetlenebilir:

Kamu düzeninden sayılır. Kira bedelinin belirlenme yöntemini taraflar kararlaştıramaz; sözleşmedeki artış yöntemi dahi hâkimi bağlamaz. Hâkim, kanun, içtihadı birleştirme kararları ve yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla belirlenen yönteme uymak zorundadır.

Konusu tek bir kira yılıdır. Hüküm, bir kira dönemine ait kira bedelinin ne olacağını açık, net ve tam biçimde belirler.

Klasik bir tespit davası da değildir. Genel tespit davaları mevcut bir hukuki ilişkinin varlığını veya yokluğunu belirlerken, kira tespiti kararı yalnızca sözleşmenin yeni dönemde belirsiz kalan kira bedeli unsurunu belirli hâle getirir; hukuki sonuç ancak hâkimin kararıyla doğar.

Güncel kanuni çerçeve de hatırlanmalıdır: TBK m.345 uyarınca kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir; ancak belirlenen bedelin yeni kira döneminin başından itibaren kiracıyı bağlaması için davanın yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önce açılması ya da bu süre içinde kiraya verenin artırım iradesini yazılı olarak bildirmiş olması gerekir. Sözleşmede yeni dönemde artış yapılacağına ilişkin hüküm varsa, yeni dönem sonuna kadar açılan davada belirlenen bedel de dönem başından itibaren geçerli olur. TBK m.344/3 uyarınca beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen sözleşmelerde hâkim; TÜFE on iki aylık ortalamalardaki değişim oranını, kiralananın durumunu ve emsal kira bedellerini gözeterek hakkaniyete uygun bir belirleme yapar.

IV. Uyarlama Davasının Hukuki Niteliği

Sözleşmenin uyarlanması ise bambaşka bir temelden beslenir: ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesinin istisnası olan beklenmeyen hâl (clausula rebus sic stantibus) kuramı ve işlem temelinin çökmesi teorisi. Önceleri Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralından türetilen bu kurum, 6098 sayılı TBK'nın 138. maddesinde "Aşırı ifa güçlüğü" başlığıyla kanunlaşmıştır.

Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere uyarlama, şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır:

1. Sözleşme kurulurken taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmalıdır.

2. Bu durum borçludan kaynaklanmamalıdır.

3. Bu durum, sözleşme kurulurken mevcut olguları, ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşürecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.

4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş ya da haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.

Hukuk Genel Kurulu kararında, Özel Dairenin bozma gerekçesinden şu cümle aynen yer almaktadır: "Uzun süreli kira sözleşmelerinde edimler arasındaki dengenin aşırı bozulması ve sözleşmenin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi durumunda kira parasının günün ekonomik koşullarına uyarlanması için her zaman 'uyarlama' davası açılabilir." Ancak bu dava, salt rayiç karşılaştırmasıyla değil; sözleşme koşulları, olağanüstü değişikliğe yol açan objektif olgular, tarafların amacı ve hakkaniyet ölçüleri birlikte değerlendirilerek görülür.

V. İki Dava Arasındaki Temel Farklar

Hukuk Genel Kurulu, iki dava arasındaki yakınlığa rağmen belirgin farkları beş başlıkta toplamıştır. Kararın sistematiği izlenerek bu farklar şöyle ifade edilebilir:

1. Sözleşmenin süresi: Uyarlama davası kural olarak uzun süreli kira sözleşmelerinde gündeme gelir; kira tespiti davası ise bir yıllık dönemler hâlinde yenilenen sözleşmelerin davasıdır.

2. Hükmün etkili olduğu tarih: Uyarlama, dava tarihinden itibaren ileriye etkilidir; geçmiş dönem için uyarlama istenemez. Kira tespiti kararı ise — süre koşuluna uyulmuşsa — yeni kira döneminin başından itibaren hüküm ifade eder.

3. Yargılama yöntemi: Taşınmazın cinsi, yüzölçümü, konumu ve emsal kira bedelleri gibi tespit davasının olağan ölçütleri, uyarlama davasında ancak yardımcı kaynak olabilir; uyarlamada asıl olan, işlem temelini çökerten olağanüstü olgunun araştırılmasıdır.

4. Yabancı para kaydı: Kira bedeli dövizle kararlaştırılmışsa tespit davasında bedel Türk lirası olarak, uyarlama davasında ise aynı cins döviz üzerinden belirlenir.

5. Sözleşme kayıtlarının bağlayıcılığı: Uyarlama davasında taraflarca kararlaştırılan intibak kaydı dikkate alınır; kira tespiti davası ise kamu düzeniyle ilişkisi nedeniyle sözleşmedeki belirleme yöntemiyle bağlı değildir.

VI. Kararın Uygulamaya Dönük Sonuçları

1. Dava dilekçesindeki anlatım, davanın kaderini belirler. Hâkim, HMK m.33 uyarınca Türk hukukunu re'sen uygular ve tarafların getirdiği vakıalara göre hukuki sebebi kendisi tayin edebilir; ancak taleple bağlılık ilkesinin dışına çıkamaz. Dilekçede "rayice göre düşük kalma" ve "günün ekonomik koşullarına uyarlama" anlatımı varsa, mahkemenin bunu tespit davası gibi görüp bilirkişinin rayiç kirası üzerinden hüküm kurması — somut karardaki gibi — bozma sebebidir. Aynı yanılgının tersi de mümkündür: TBK m.344-345 koşullarında bir tespit talebinin uyarlama gibi ele alınıp TBK m.138'in ağır koşullarına tabi tutulması, davacıyı hak kaybına uğratır.

2. İki davanın koşulları birbirinin yerine ikame edilemez. Tespit davasında olağanüstü bir durumun varlığı aranmaz; beş yıllık eşik ve süre koşulları yeterlidir. Uyarlama davasında ise enflasyonist ortamda dahi her rayiç farkı "öngörülemez olağanüstü durum" sayılmaz; TBK m.138'deki dört koşulun somut olayda tek tek gerçekleştiği ortaya konmalıdır.

3. Kararın verildiği dönemin özel bağlamı da gözden kaçırılmamalıdır. Somut olayda kiracı tacir olduğundan, 6217 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca TBK m.344'ün 01.07.2012–01.07.2020 arasında bu ilişkilere uygulanmadığı; bu dönemde uzun süreli işyeri kiralarında ancak uyarlama talep edilebildiği karardan anlaşılmaktadır. Bu geçiş dönemi sona ermiş olsa da, o dönemde kurulmuş sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda hâlâ karşımıza çıkmaktadır.

4. Islah ve terditli talep pratiği önem kazanmaktadır. Nitelendirme tartışmasının bozma riskini bertaraf etmek isteyen taraf vekilinin, vakıaları eksiksiz ortaya koyması ve talep sonucunu hangi hukuki kuruma dayandırdığını dilekçede tereddüde yer bırakmayacak biçimde ifade etmesi gerekir.

VII. Sonuç

Hukuk Genel Kurulunun 2020/687 E., 2022/1259 K. sayılı kararı, kira uyuşmazlıklarının yoğunlaştığı bugünlerde başvurulacak bir yol haritası sunmaktadır: Kira bedelinin tespiti davası, kamu düzeninden sayılan, tek kira yılına odaklanan ve yöntemi içtihatla belirlenmiş bir dava; uyarlama davası ise ahde vefa ilkesinin istisnası olarak yalnızca olağanüstü koşullarda işletilebilen, ileriye etkili bir sözleşme müdahalesidir. İkisi arasındaki tercih bir üslup meselesi değil, davanın koşullarını, ispat konusunu ve hükmün etki tarihini baştan sona değiştiren bir nitelendirme meselesidir. Karar, bu nitelendirmenin ilk muhatabının da dilekçeyi kaleme alan vekil olduğunu hatırlatmaktadır.

Av. Mete ÇELİK

Yararlanılan Kaynaklar

– 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.138, m.344, m.345

– 6217 sayılı Kanun geçici m.2

– 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.33

– Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2020/687, K.2022/1259, T.05.10.2022

– Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2017/6283, K.2019/2753, T.28.03.2019 (anılan kararda geçen bozma ilamı)

– Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 18.11.1964, 2/4; 12.11.1979, 1979/1 E., 1979/3 K. (anılan kararda atıf yapılan İBK'lar)