Liposuction sonrası ortaya çıkan çökme, dalgalanma, asimetri veya uyuşukluk her zaman doktor hatası anlamına gelmiyor. Ancak bu sonuçların “bilinen komplikasyon” olarak adlandırılması da hekimin ve sağlık kuruluşunun her durumda sorumluluktan kurtulduğu anlamına gelmiyor. Sağlık hukukunda asıl soru, sonucun neden meydana geldiği ve işlemin tıbbi standartlara uygun yürütülüp yürütülmediği.

Liposuction sonrasında istediği görünüme ulaşamayan ya da vücudunda belirgin çökme, dalgalanma, iki taraf arasında asimetri veya uzun süren hissizlik gelişen birçok hastanın ilk karşılaştığı açıklamalardan biri şu oluyor:

“Bu, işlemin bilinen bir komplikasyonudur.”

Peki bir sonucun komplikasyon olması, gerçekten hukuki sorumluluğu ortadan kaldırır mı?

Cevap her olay için aynı değildir. Liposuction sonrasında kontur düzensizlikleri, asimetri, çökme ve duyu değişiklikleri tıbbi olarak bilinen komplikasyonlar arasında yer alabilir. Ancak sağlık hukukunda “komplikasyon” ile “kusursuzluk” aynı anlama gelmez.

Bir sonucun tıp literatüründe komplikasyon olarak tanımlanması, somut olayda hekimin kusursuz olduğu anlamına gelmez. Çünkü hukuken yalnızca ortaya çıkan sonucun adına değil, o sonuca hangi süreç sonunda ulaşıldığına bakılır.

Uzman değerlendirmelerinde de liposuction sonrasında kontur düzensizliği, asimetri, çökme ve duyu değişikliklerinin bilinen komplikasyonlar arasında bulunduğu; buna karşılık bir sonucun komplikasyon olarak tanımlanmasının tek başına olayda kusur bulunmadığını göstermeyeceği vurgulanmaktadır.

Liposuction sonrası çökme ve asimetri normal mi?

Liposuction, yalnızca belirli miktarda yağın vücuttan çıkarılmasından ibaret bir işlem değildir. Aynı zamanda vücut konturunun dengeli şekilde oluşturulmasını gerektiren cerrahi bir müdahaledir.

Bu nedenle ameliyat sonrasında hafif düzensizlikler ile belirgin bir deformasyonun aynı şekilde değerlendirilmesi doğru olmaz.

Örneğin sınırlı ve hafif bir kontur farklılığı ile belirli bir bölgede keskin bir çökme, basamaklanma, iki bacak arasında gözle görülür farklılık veya yaygın dalgalanma bulunması farklı tıbbi soruları gündeme getirir. Belirgin deformasyonlarda; aşırı veya dengesiz yağ alınması, farklı derinliklerde kontrolsüz çalışılması, çok yüzeyel aspirasyon, homojen olmayan yağ alımı veya operasyon sonunda vücut konturunun yeterince değerlendirilmemesi gibi teknik ihtimallerin araştırılması gerekebilir. Özellikle belirgin lokal çökme, basamaklanma ve ekstremiteler arasında gözle görülür fark bulunması halinde bu teknik nedenlerin araştırılması gerekmektedir. Dolayısıyla hukuki değerlendirme, yalnızca “liposuction sonrasında çökme oluşabilir” tespitinde sona ermez. Asıl soru şudur:

Ortaya çıkan sonuç, tıbbi standartlara uygun şekilde yapılan bir girişime rağmen kaçınılmaz veya kabul edilebilir şekilde mi gelişti; yoksa yanlış cerrahi planlama veya uygulama bu sonuca katkıda bulundu mu?

“Komplikasyon” denilmesi doktorun sorumlu olmadığı anlamına mı gelir?

Sağlık hukukunda en fazla yanlış anlaşılan konulardan biri budur. Her komplikasyon malpraktis değildir. Ancak her komplikasyon da hekimi otomatik biçimde sorumluluktan kurtarmaz.

Bir komplikasyon ortaya çıktığında değerlendirilmesi gereken temel meseleler; işlemin tıp kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı, ortaya çıkan sorunun zamanında fark edilip edilmediği, uygun şekilde yönetilip yönetilmediği ve hastanın işlem öncesinde önemli riskler konusunda yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediğidir. Bu nedenle “Bu zaten bilinen bir komplikasyondur” cümlesi hukuki incelemenin sonu değil, çoğu zaman başlangıcıdır.

Özellikle kalıcı deformasyon veya duyu kaybı bulunan vakalarda bilirkişinin cevaplaması gereken temel soru; bu durumun tıbbi standarda uygun bir teknik kullanılmasına rağmen mı meydana geldiği, yoksa aşırı veya dengesiz aspirasyon, hatalı planlama, yanlış düzlemde çalışma ya da sinir yaralanması gibi nedenlerle mi ortaya çıktığıdır.

Fazla yağ alınması malpraktis midir?

Liposuction söz konusu olduğunda hastaların sıkça üzerinde durduğu konulardan biri de ameliyatta alınan yağ miktarıdır. Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır.

Uluslararası plastik cerrahi literatüründe 5.000 cc ve üzerindeki total aspirat, büyük hacimli yani “large-volume liposuction” kapsamında değerlendirilebilmektedir. Aspirat miktarı ve işlem yapılan anatomik alanların sayısı arttıkça komplikasyon riskinin de artabileceği kabul edilmektedir. Ancak buradan hareketle “5 litre alındıysa kesin malpraktistir” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değildir.

Miktarın hastanın vücut yapısı ve kilosu, ameliyat süresi, sıvı dengesi, infiltrasyon miktarı, çıkarılan gerçek yağ miktarı, işlem yapılan anatomik alanlar ve kullanılan teknikle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Başka bir ifadeyle hukuki açıdan tek bir rakama değil, ameliyatın bütününe bakılır.

Özellikle lipödem cerrahisinde hedef, mümkün olan en fazla miktarda yağın alınması değildir. Doku bütünlüğünün, damarların, sinirlerin ve lenfatik yapıların korunması da cerrahi planlamanın önemli parçalarındandır. Lipödem cerrahisinde lenfatik anatomiye hâkimiyetin ve lenfatik sistemin korunmasının önemi özellikle belirtilmektedir.

Kalıcı uyuşukluk ve his kaybı neden önemlidir?

Liposuction sonrasında ilk dönemde uyuşukluk veya duyu azalması görülebilir. Küçük sinirlerin gerilmesi veya geçici olarak etkilenmesi buna neden olabilir. Ancak burada en önemli unsurlardan biri süredir.

Haftalar veya aylar içerisinde gerilemesi beklenen bir duyu değişikliği ile uzun süre boyunca aynı bölgede devam eden belirgin his kaybı aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Liposuction sonrasında geçici uyuşukluk görülebileceği, buna karşılık uzun süre devam eden belirgin duyu kaybının yalnızca “normal postoperatif uyuşukluk” olarak kabul edilmemesi ve periferik sinir hasarı bakımından ayrıca araştırılması gerektiği belirtilmektedir.

Böyle bir durumda uyuşukluğun hangi anatomik bölgede bulunduğunun belirlenmesi önemlidir. Nöroloji veya fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı tarafından yapılacak muayene, duyu haritalaması ve gerekli görülmesi halinde EMG/ENG incelemeleri hukuki dosyada önemli objektif veriler sağlayabilir.

Bununla birlikte küçük kutanöz sinir dallarındaki bazı yaralanmaların standart EMG incelemesinde her zaman gösterilemeyebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Dolayısıyla uzun süren hissizlikte yalnızca hastanın subjektif yakınmasının değil, klinik muayene ve mümkün olduğu ölçüde objektif tıbbi bulguların birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Ameliyat raporu neden kritik bir delildir?

Liposuction uyuşmazlıklarında en önemli delillerden biri ayrıntılı ameliyat kaydıdır. Çünkü sonradan ortaya çıkan asimetrinin veya deformasyonun nedenini değerlendirebilmek için yalnızca hastanın ameliyat sonrasındaki görüntüsünü bilmek çoğu zaman yeterli değildir.

Örneğin bacaklara liposuction yapılmışsa; sağ ve sol bacaktan ne kadar aspirat alındığı, hangi anatomik bölgelerde çalışıldığı, toplam aspirat miktarı, infiltrasyon sıvısı, çıkarılan yağ miktarı, kullanılan kanül, cerrahi teknik ve aspirasyon düzlemi gibi bilgilerin bilinmesi gerekebilir.

Bunların kayıt altına alınmamış olması, sonradan “işlem dengeli ve uygun şekilde gerçekleştirildi” veya tam tersine “aşırı yağ alındı” şeklinde kesin teknik değerlendirmeler yapılmasını güçleştirir. Bu nedenle bir malpraktis iddiasında bazen en önemli soru yalnızca “Hasta bugün nasıl görünüyor?” değil, “Ameliyatta tam olarak ne yapıldığını gösteren kayıtlar var mı?” sorusudur.

Ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflar neden önemli?

Estetik cerrahi uyuşmazlıklarında fotoğrafların ayrı bir önemi vardır. Çünkü hastada bugün mevcut olan asimetri, çökme veya dalgalanmanın ameliyat öncesinde bulunup bulunmadığı; sonradan ortaya çıkan değişikliğin işlem yapılan anatomik alanlarla örtüşüp örtüşmediği ancak karşılaştırmalı değerlendirmeyle anlaşılabilir.

Bu nedenle yalnızca günlük hayatta çekilmiş birkaç fotoğraf yerine mümkünse ameliyat öncesi ve sonrası dönemde aynı veya benzer pozisyonlarda, önden, arkadan, iki yandan ve gerekli açılardan çekilen standart görüntüler çok daha değerlidir.

Onam formu imzalamak hastanın tüm haklarından vazgeçmesi anlamına mı gelir?

Hayır. Aydınlatılmış onam, hastaya standart bir evrak uzatılıp imzalatılmasından ibaret değildir. Hastanın hangi işlemin yapılacağını, işlemin hangi bölgelere uygulanacağını, önemli risklerini, muhtemel sonuçlarını ve varsa alternatiflerini anlayabileceği şekilde öğrenmesi gerekir.

Özellikle liposuction ile birlikte başka işlemler yapılacaksa bu konu daha da önem kazanır. Örneğin vücuttan alınan yağın yüze veya başka bir anatomik bölgeye enjekte edilmesi planlanıyorsa, yalnızca genel olarak “yağ enjeksiyonu yapılabilir” ifadesinin bulunması ile hastaya hangi bölgeye hangi işlemin yapılacağının hasta özelinde açıklanması aynı şey değildir.

Bazı yüz bölgelerinin daha ciddi komplikasyon potansiyeli taşıması da yapılacak işlemin anatomik olarak açık biçimde belirlenmesi ve bilgilendirmenin hasta özelinde yapılmasının önemini artırmaktadır. Dolayısıyla hastanın imzasının bulunması tek başına her tartışmayı sona erdirmez. Onamın hangi işlem için, hangi kapsamda ve hangi bilgilendirme sonrasında verildiği ayrıca incelenir.

Liposuction sonrası malpraktis şüphesinde hangi belgeler saklanmalı?

Liposuction sonrasında kalıcı deformasyon, belirgin asimetri veya uzun süren duyu kaybı yaşayan bir kişinin hukuki değerlendirme yapılmadan önce mümkün olduğunca tıbbi kayıtlarını koruması önemlidir.

Özellikle ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflar, onam ve bilgilendirme formları, ameliyat raporu, epikriz, anestezi kayıtları, hemşire gözlem kayıtları, kontrol muayeneleri, hekimle yapılan ilgili yazışmalar, ödeme belgeleri ve varsa sonradan başvurulan hekimlerin değerlendirmeleri dosyanın bütün olarak incelenebilmesini sağlar.

Kötü estetik sonuç her zaman malpraktis değildir.

Estetik sonuçtan memnun olmamak ile tıbbi malpraktis aynı şey değildir. Bir hastanın ameliyat sonrasında beklediği görünüme ulaşamaması tek başına hekimin kusurlu olduğunu göstermez.

Malpraktis değerlendirmesinde; uygulanan tıbbi standart, cerrahi teknik, komplikasyonun yönetimi, aydınlatılmış onam, sağlık kayıtlarının yeterliliği, meydana gelen zarar ve bu zarar ile tıbbi müdahale arasındaki nedensellik bağı birlikte ele alınır.

Bu nedenle hukuki incelemenin odağı sadece “sonuç kötü mü?” sorusu değildir. Daha doğru soru şudur:

Ortaya çıkan sonucun kabul edilebilir bir komplikasyon olmasına rağmen tıbbi standarda uygun bir müdahale sonucunda mı geliştiği, yoksa önlenebilir bir cerrahi veya organizasyon hatasının sonucu mu olduğu?

Bu ayrım çoğu zaman ancak tıbbi kayıtların, görüntülerin ve uzman incelemesinin birlikte değerlendirilmesiyle yapılabilir.

Her olumsuz estetik sonuç malpraktis değildir. Ancak kalıcı deformasyon, belirgin asimetri, uzun süren duyu kaybı veya planlanan işlem ile gerçekleştirilen işlem arasında farklılık bulunduğu düşünülüyorsa, tıbbi kayıtların uzmanlar tarafından birlikte değerlendirilmesi gerekir.