Saç ekimini gerçekte kim yaptı? Beklenen sonucun elde edilememesi, kalıcı doku hasarı ve yetkisiz tıbbi müdahale iddialarında hekimin ve sağlık kuruluşunun hukuki sorumluluğu.

Saç ekimi yaptıran bir hasta düşünün. Operasyon öncesinde kendisine belirli sayıda saç kökü ekileceği, doğal bir saç çizgisine kavuşacağı ve işlemin deneyimli bir hekim tarafından gerçekleştirileceği söyleniyor. Ancak aylar sonra beklediği saç yoğunluğuna ulaşamadığı gibi, saç köklerinin alındığı donör bölgede belirgin seyrelme ve kalıcı izler oluşuyor. Üstelik operasyonun önemli aşamalarının, kendisine tanıtılan hekim yerine başka kişiler tarafından gerçekleştirildiğini öğreniyor.

Bu durumda hasta yalnızca başarısız bir estetik işlemle mi karşı karşıyadır, yoksa hukuken sorumluluk doğuran bir tıbbi müdahale söz konusu olabilir mi?

Saç ekimi uyuşmazlıklarında çoğu zaman tartışma, operasyonun estetik sonucuna indirgenmektedir. Oysa hukuki değerlendirme bundan çok daha kapsamlıdır. İşlemin kimin tarafından gerçekleştirildiği, hastaya hangi sonucun vaat edildiği, hangi tekniğin uygulandığı, donör bölgenin nasıl planlandığı, hastanın yeterince aydınlatılıp aydınlatılmadığı ve tıbbi kayıtların eksiksiz tutulup tutulmadığı birlikte incelenmelidir.

Nitekim 6 Mayıs 2023 tarihli Saç Ekimi Birimleri Hakkında Yönetmelik ve 12 Eylül 2025 tarihli değişiklikler, saç ekimi uygulamalarının yalnızca estetik bir hizmet değil, belirli mesleki yetki, gözetim ve kayıt yükümlülüklerine tabi tıbbi müdahaleler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

1. Saç Ekimi Sonrası Saç Çıkmaması Tek Başına Malpraktis midir?

Saç ekimi operasyonunda beklenen yoğunluğun elde edilememesi, tek başına hekimin tıbbi hata yaptığı anlamına gelmez. Nakledilen saç köklerinin tutunması ve işlemin görünür sonucu; hastanın mevcut saç yapısı, donör kapasitesi, saç kaybının ilerleyişi, kullanılan teknik, greftlerin korunması ve iyileşme süreci gibi birçok faktörden etkilenebilir.

Bu nedenle operasyon sonrasındaki geçici saç dökülmesiyle kalıcı başarısızlığın birbirinden ayrılması gerekir. Nihai estetik sonucun değerlendirilmesi bazı hastalarda 12–18 aylık bir dönemi gerektirebilir. Bununla birlikte bu süre, kalıcı doku hasarı veya enfeksiyon gibi sorunların hukuki ve tıbbi incelemesinin ertelenmesi gerektiği anlamına gelmez.

Asıl hukuki mesele, yalnızca saçın çıkıp çıkmadığı değil, sağlık kuruluşunun hangi edimi üstlendiği ve bu edimi hangi koşullarda yerine getirdiğidir.

Saç ekimi sözleşmesi eser sözleşmesi olarak değerlendirilebilir mi?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesine göre eser sözleşmesinde yüklenici bir eser meydana getirmeyi, iş sahibi ise bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlenir.

Yargıtay, estetik amaçlı tıbbi müdahalelere ilişkin birçok kararında, taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi niteliği taşıyabileceğini kabul etmektedir.

Özellikle Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 17.02.2014 tarihli, 2013/18568 E. ve 2014/2337 K. sayılı kararı doğrudan saç ekimi uyuşmazlığına ilişkindir.

Karara konu olayda hasta, FUE yöntemiyle saç ekimi yaptırmak istemiş; sağlık kuruluşunun önerisi üzerine FUT yöntemi uygulanmıştır. Sonrasında gelişen sorunlar nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep edilmiştir.

İlk derece mahkemesi, ortaya çıkan durumun tıbbi komplikasyon olduğu yönündeki bilirkişi değerlendirmesine dayanarak davayı reddetmiştir. Ancak Yargıtay, yalnızca uygulamanın tıp kurallarına uygun olup olmadığının araştırılmasını yeterli görmemiştir.

Yüklenicinin gerekli tedbirleri alıp almadığının, hastayı yeterince aydınlatıp aydınlatmadığının ve üstlendiği sonucu sözleşmeye uygun biçimde yerine getirip getirmediğinin de incelenmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.

Burada önemli bir ayrıntı bulunmaktadır: Yargıtay, sırf hastanın başlangıçta istediği yöntemden farklı bir yöntem uygulanması nedeniyle doğrudan tazminata hükmetmemiş; eksik araştırma ve yetersiz bilirkişi incelemesi nedeniyle bozma kararı vermiştir.

Bu yaklaşım, saç ekimi uyuşmazlıklarında tıbbi uygunluk değerlendirmesiyle sözleşmesel sorumluluk incelemesinin birbirinden ayrılması gerektiğini göstermektedir.

Ancak eser sözleşmesi nitelendirmesi de her başarısız sonucun otomatik olarak tazminat doğuracağı anlamına gelmez. Tarafların kararlaştırdığı sonuç, hastanın biyolojik özellikleri, müdahalenin tıbbi sınırları ve hastaya açıklanan riskler birlikte değerlendirilmelidir.

2. Saç Ekimi Operasyonunu Gerçekte Kim Yaptı?

Saç ekimi uyuşmazlıklarında en önemli sorulardan biri, hastanın çoğu zaman işlem sırasında farkına varamadığı bir husustur: Operasyonun hangi aşamasını kim gerçekleştirdi?

Saç Ekimi Birimleri Hakkında Yönetmelik, uygulamayı anestezi aşamaları, saç foliküllerinin toplanması, kanal açılması ve saç foliküllerinin kanallara yerleştirilmesi şeklinde düzenlemektedir. Bununla birlikte tüm aşamalar aynı mesleki yetkiye tabi değildir.

Kanal açma işlemi herkes tarafından yapılamaz.

Yönetmeliğin 12 Eylül 2025 tarihinde değiştirilen 9. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kanal açma aşaması; saç ekimi uygulayıcı sertifikasına sahip tabipler ve uzman tabipler ile düzenlemede ayrıca sayılan plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi, deri ve zührevi hastalıkları uzmanları ve medikal estetik sertifikasına sahip tabipler tarafından gerçekleştirilebilir.

Saç foliküllerinin toplanması ve kanallara yerleştirilmesi ise düzenlemede belirtilen hekimler veya gerekli koşulları sağlayan saç ekimi yardımcı uygulayıcıları tarafından yapılabilir.

Dolayısıyla saç ekiminde sağlık personelinin görev alması başlı başına hukuka aykırı değildir. Hukuka uygunluk değerlendirmesinde belirleyici olan, personelin mesleki niteliği, hangi aşamada görev aldığı ve gerekli hekim gözetimi ile sorumluluğunun bulunup bulunmadığıdır.

Bu ayrım özellikle önemlidir. Çünkü saç ekimi işleminin bütün aşamalarının mutlaka tek bir hekim tarafından yapılması gerektiği şeklindeki genelleme, yürürlükteki mevzuatı doğru yansıtmaz.

2026 sonuna kadar devam eden geçiş düzenlemesi

Yönetmeliğin geçici 1. maddesinde, 12 Eylül 2025 değişikliğiyle yardımcı sağlık meslek mensuplarına ilişkin geçiş süresi 31 Aralık 2026'ya uzatılmıştır.

Bu tarihe kadar ilgili sağlık meslek mensuplarının hekimin gözetiminde ve sorumluluğunda çalışmalarına belirli koşullarla imkân tanınmaktadır. Geçiş süresinin sona ermesinden sonra ise çalışmaya devam edebilmeleri ilgili yardımcı uygulayıcı sertifikasının alınmasına bağlanmıştır.

Bununla birlikte geçiş hükmü, sağlık meslek mensubu olmayan kişilerin sınırsız biçimde işlem yapabileceği veya yalnızca hekime bırakılan kanal açma aşamasının herkes tarafından gerçekleştirilebileceği anlamına gelmez.

Bu nedenle yetkisiz müdahale iddiası incelenirken yalnızca personelin sertifikası değil, operasyon tarihi ve o tarihte yürürlükte bulunan düzenlemeler de dikkate alınmalıdır.

Hekimin sadece operasyon öncesinde hastayla görüşmesi yeterli midir?

Bir hekimin hastayla görüşmesi, operasyon planını hazırlaması veya zaman zaman uygulama odasını kontrol etmesi, tek başına bütün gözetim ve uygulama yükümlülüklerinin yerine getirildiğini göstermez.

Diğer taraftan mevzuatın açıkça izin verdiği aşamalarda yardımcı sağlık personelinin çalışması da yalnızca hekimin işlemin her anında fiziksel olarak bulunmamasından hareketle otomatik olarak hukuka aykırı kabul edilemez.

Önemli olan, hekime özgülenmiş işlemlerin yetkili kişi tarafından yapılması, yardımcı personelin yetki sınırını aşmaması ve gerekli gözetim ile tıbbi sorumluluk ilişkisinin fiilen kurulmasıdır.

Yönetmelik m.9/6'da bir hekimin en fazla beş uygulama odasından sorumlu olabilmesine yönelik düzenleme bulunması da dikkat çekicidir. Ancak birden fazla odadan sorumlu olma imkânı, hekimin kendisine özgülenmiş tıbbi aşamaları devretmesine izin vermez.

Yetki ihlali tespit edildiğinde idari yaptırımlar ve diğer hukuki sorumluluklar gündeme gelebilir. Bununla birlikte tazminat bakımından zarar ve illiyet bağı; ceza hukuku bakımından ise ilgili suçun bütün unsurları ayrıca araştırılmalıdır.

3. Donör Bölge Zarar Gördüyse Hangi Sorumluluklar Doğabilir?

Saç ekiminde donör bölge, nakledilecek saç köklerinin alındığı ve gelecekteki işlemler bakımından da korunması gereken anatomik alandır.

Bu bölgede gerçekleştirilen müdahalenin yanlış planlanması, aşırı yoğunlukta folikül alınması veya uygun olmayan teknik kullanılması; belirgin seyrelme, düzensiz görünüm ve bazı durumlarda kalıcı doku hasarı iddialarına neden olabilir.

2026 yılında Frontiers in Medicine dergisinde yayımlanan, foliküler ünite ekstraksiyonuna ilişkin komplikasyonları inceleyen bilimsel derlemede; donör bölgede aşırı folikül alınması, hipopigmentasyon, skar oluşumu ve donör rezervinin azalması gibi sorunlar ele alınmıştır.

Bununla birlikte her görünür iz veya seyrelme teknik hata göstergesi değildir. Uygulanan yöntemin beklenen sonuçlarıyla önlenebilir zararlar arasında tıbbi bir ayrım yapılmalıdır.

Hukuki değerlendirmede özellikle şu sorular önem taşır:

  • Operasyon öncesinde donör bölgenin saç yoğunluğu ve kapasitesi değerlendirilmiş midir?
  • Alınması planlanan greft sayısı tıbben uygun mudur?
  • Foliküllerin alındığı alan ve dağılımı, donör bölgenin korunmasına ilişkin tıbbi standartlarla uyumlu mudur?
  • Hastada meydana gelen seyrelme geçici mi, kalıcı mıdır?
  • Meydana gelen zararın önlenmesi veya sınırlandırılması için gerekli tedbirler alınmış mıdır?

Önemli olan yalnızca ekilen saç kökü sayısı değil, bu köklerin hangi bedensel ve estetik bedel karşılığında elde edildiğidir.

Örneğin belirli sayıda greft ekilmesi taahhüt edilmiş olsa bile, bu hedefin donör bölgenin kapasitesini aşan bir müdahaleyle gerçekleştirilmesi hâlinde, işlemin sözleşmeye uygunluğu ve tıbbi özen yükümlülüğü ayrıca tartışılmalıdır.

Kalıcı donör bölge hasarının değerlendirilmesinde dermatoloji ile plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanlarının görüşlerinden yararlanılması gerekebilir. Gerekli hâllerde histopatolojik incelemeler, dermatolojik görüntüleme ve önceki tıbbi kayıtlar da değerlendirmeye alınabilir.

4. Hastanın İmzaladığı Onam Formu Hekimi Sorumluluktan Kurtarır mı?

Saç ekimi operasyonlarının önemli bir bölümünde hastaya müdahaleden önce standart bir aydınlatılmış onam formu imzalatılmaktadır.

Ancak hastanın bir belgeyi imzalamış olması ile usulüne uygun biçimde aydınlatılmış olması aynı şey değildir.

Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesi gereğince hastaya müdahalenin kim tarafından, nerede, ne şekilde gerçekleştirileceği; alternatifler, muhtemel komplikasyonlar ve diğer önemli hususlar hakkında bilgi verilmelidir.

Aynı Yönetmeliğin 26. maddesi ise öngörülen durumlarda rıza formunun hazırlanması, içeriğinin sözlü biçimde hastaya aktarılması ve usulüne uygun olarak imzalanması esaslarını düzenlemektedir. Saç ekimi bakımından aydınlatmanın somut içeriği özellikle önemlidir.

Hastanın donör bölgede kalıcı seyrelme olasılığı, nakledilen saçların beklenen yoğunluğa ulaşamama ihtimali, enfeksiyon, skar oluşumu, yeniden işlem gereksinimi ve uygulamanın sınırları hakkında bilgilendirilmesi gerekebilir.

Ayrıca operasyonun hangi aşamalarının hekim, hangilerinin yardımcı uygulayıcı tarafından gerçekleştirileceğinin açıklanması da müdahalenin kim tarafından yapılacağına ilişkin bilgilendirme yükümlülüğü bakımından önemlidir.

Hastaya işlemin belirli bir hekim tarafından gerçekleştirileceği yönünde somut bir açıklama yapılmışken müdahalenin farklı kişiler tarafından yürütülmesi, açıklamanın içeriğine ve fiilen gerçekleştirilen işlemlere göre sözleşmesel yükümlülükler ve hastanın rızası açısından ayrıca değerlendirilebilir.

Tıbbi hata bulunmasa bile aydınlatma eksikliği sorumluluk doğurabilir mi?

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 28.11.2024 tarihli, 2023/1864 E. ve 2024/4484 K. sayılı kararı bu bakımdan dikkat çekicidir.

Estetik amaçlı yüz germe ve liposuction müdahalesine ilişkin uyuşmazlıkta Yargıtay, teknik uygulamanın tıp kurallarına uygun bulunmasını tek başına yeterli değerlendirmemiş; kararlaştırılan estetik sonucun elde edilmesi ve komplikasyona ilişkin aydınlatmanın kapsamı üzerinde ayrıca durmuştur.

Söz konusu karar doğrudan saç ekimiyle ilgili olmamakla birlikte, estetik müdahalelerde sözleşmesel edim ile aydınlatma yükümlülüğünün birlikte değerlendirilmesi bakımından önemlidir.

Bu nedenle bir saç ekimi uyuşmazlığında teknik kusur bulunmaması, onamın kapsamı ve geçerliliğine ilişkin tartışmayı kendiliğinden sona erdirmez. Bununla birlikte aydınlatma eksikliğinin hangi hukuki sonucu doğuracağı, ileri sürülen talebe ve somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.

5. Saç Ekimi Merkezlerinin Tutmak Zorunda Olduğu Kayıtlar Neden Önemlidir?

Saç ekimi nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıklarda en önemli delillerden bazıları, hastanın çoğu zaman varlığını dahi bilmediği tıbbi kayıtlardır Saç Ekimi Birimleri Hakkında Yönetmelik'in 10. maddesi bu konuda özel bir düzenleme içermektedir.

Yönetmelik uyarınca Saç Ekimi Birimi Hasta Bilgi Formu'nda uygulanan tekniğin adı, ekilen kök sayısı ve bölgesi, işlem içeriği ve uygulamayı gerçekleştiren ekibin isimleri gibi bilgilerin yer alması öngörülmektedir. Ayrıca saç köklerinin alınacağı ve ekileceği alanların müdahale öncesi fotoğrafları ile müdahale sonrasındaki ilk 72 saat içinde çekilen fotoğrafların kayıt altına alınması gerekmektedir. Bu yükümlülükler, ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklar bakımından somut bir ispat zemini oluşturur.

Greft sayısı konusunda uyuşmazlık varsa ne yapılabilir?

Örneğin hastaya 4.000 greft ekileceği bildirildiği hâlde tıbbi belgelerde farklı bir sayı kayıtlı olabilir. Böyle bir durumda tarafların kararlaştırdığı işlemle fiilen uygulanan müdahale arasındaki farklılığın nedenleri araştırılmalıdır.

Ancak vaat edilen sayı ile kayıtlı sayının farklı olması, kendiliğinden tazminat sorumluluğunu kesinleştirmez. Hastanın donör kapasitesi, operasyon sırasında değişen tıbbi koşullar, hastaya yapılan açıklamalar ve varsa bilgilendirilmiş plan değişikliği de incelenmelidir.

Öte yandan greft sayısının kayıtlı olması, bu sayının gerçekte eksiksiz uygulandığının tartışmasız ispatı da değildir. Kayıtların diğer tıbbi bulgularla uyumu değerlendirilmelidir.

Operasyonu yapan kişilerin isimleri kayıtlarda yoksa?

Uygulayıcıların kimliklerinin kayıt altına alınmaması veya belgeler arasında çelişki bulunması, dosyanın aydınlatılması bakımından önemli bir eksiklik oluşturabilir. Ancak kayıt eksikliğinin doğrudan ve her durumda kusur veya illiyet bağı karinesi yarattığı söylenemez. Mahkeme, ispat yükü kuralları çerçevesinde bu eksikliğin nedenini, belgeleri düzenlemekle yükümlü olan tarafı ve diğer delillerle birlikte ortaya çıkan tabloyu değerlendirmelidir.

Hastanın tıbbi kayıtları inceleme ve örneklerini alma hakkı, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 16. maddesi kapsamında ayrıca güvence altındadır. Bu nedenle dava açılmadan önce yalnızca onam formunun değil, operasyon planı, hasta bilgi formu, işlem kayıtları, fotoğraflar ve takip belgelerinin de talep edilmesi önem taşır.

6. Hasta Parasını Geri Alabilir mi? Hangi Tazminatlar İstenebilir?

Saç ekimi işleminin beklenen sonucu vermemesi üzerine en sık gündeme gelen taleplerden biri, ödenen operasyon ücretinin iadesidir. Ancak ücret iadesinin koşulları ile bedensel zarar nedeniyle talep edilebilecek tazminatların hukuki dayanakları birbirinden ayrılmalıdır.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 15. maddesine göre, ayıplı hizmetin şartları oluştuğunda tüketici; hizmetin yeniden görülmesi, ortaya çıkan eserin ücretsiz onarılması, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından uygun olanını kullanabilir.

Aynı düzenleme, koşullarının bulunması hâlinde Türk Borçlar Kanunu hükümleri kapsamında tazminat talep edilmesine de imkân tanır. Dolayısıyla saç ekimi hizmetinin hukuken ayıplı olduğu ortaya konulursa, sözleşmenin niteliğine ve ayıbın ağırlığına göre ücret iadesi veya bedel indirimi gündeme gelebilir. Ancak yalnızca hastanın sonuçtan memnun kalmaması, bütün operasyon ücretinin iadesini zorunlu kılmaz.

Yeniden saç ekimi ve düzeltici tedavi giderleri

Hatalı müdahale nedeniyle ikinci bir operasyon, donör bölge onarımı veya başka bir tedavi gerekli hâle gelmişse; tıbben gerekli, makul ve zarar verici müdahaleyle bağlantılı giderler maddi tazminat kapsamında değerlendirilebilir. Gelecekteki tedavi giderleri bakımından bunların gerekliliği ve öngörülebilirliği tıbbi incelemeyle belirlenmelidir. Aynı zarar için birden fazla hukuki talep ileri sürülse bile, bunların mükerrer giderime yol açmaması gerekir.

Manevi tazminat talep edilebilir mi?

Saç ekimi sonrası oluşan kalıcı iz, doku hasarı veya kişilik haklarına yönelik başka bir ihlal, koşulları mevcutsa manevi tazminat talebine dayanak oluşturabilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 56. ve 58. maddeleri, bedensel bütünlüğün ve kişilik haklarının ihlaline ilişkin manevi tazminat taleplerinde önem taşır.

Bununla birlikte manevi tazminatın miktarı; zararın ağırlığına, müdahalenin sonuçlarına ve somut olayın özelliklerine göre takdir edilir. Her başarısız estetik müdahalenin aynı tutarda manevi tazminat doğuracağı söylenemez.

7. Klinik İkinci Bir Saç Ekimi Teklif Ederse Hasta Kabul Etmek Zorunda mıdır?

Başarısız olduğu ileri sürülen saç ekimi işlemlerinden sonra sağlık kuruluşunun ücretsiz düzeltme veya ikinci operasyon teklif etmesi uygulamada karşılaşılabilecek durumlardandır. Bu teklifin hukuki niteliği dikkatle değerlendirilmelidir.

Öncelikle ikinci operasyon teklifi, tek başına ilk müdahalenin kusurlu olduğunun ikrarı sayılamaz. Sağlık kuruluşunun hasta memnuniyetini sağlama amacıyla veya komplikasyon yönetimi kapsamında da yeni bir işlem önermesi mümkündür.

Buna karşılık teklifin varlığı, ilk müdahaleye ilişkin sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği sorusunu da ortadan kaldırmaz. Hasta açısından ikinci müdahalenin tıbben uygun olup olmadığı, yeni riskler içerip içermediği ve mevcut donör kapasitesinin yeterliliği önem taşır.

Ayrıca ikinci operasyon karşılığında imzalanması istenen belgelerin incelenmesi gerekir. Özellikle geçmişte doğmuş veya doğabilecek taleplerden feragat edildiğine, ibra verildiğine ya da uyuşmazlığın kesin olarak sona erdiğine ilişkin hükümler farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu sebeple ikinci operasyonun kabul edilip edilmemesi yalnızca estetik bir karar değildir; bazı durumlarda hukuki sonuçları bulunan yeni bir sözleşmesel süreç de oluşturabilir.

8. Hekim mi, Hastane mi, Saç Ekimi Merkezi mi Sorumludur?

Saç ekimi nedeniyle hukuki sorumluluk belirlenirken işlemin gerçekleştirildiği yer kadar hizmetin kimin tarafından üstlenildiği de önemlidir. Hizmet özel bir hastane veya sağlık kuruluşuyla kurulan sözleşme kapsamında sunulmuşsa kuruluşun sözleşmesel sorumluluğu gündeme gelebilir. İşlemi gerçekleştiren hekimin bireysel eyleminden doğan sorumluluk ise somut olayın özelliklerine göre sözleşmesel veya haksız fiil hükümleri kapsamında değerlendirilebilir.

Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesindeki adam çalıştıranın sorumluluğu ve 116. maddesindeki yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk hükümleri, şartlarının varlığı hâlinde uygulama alanı bulabilir. Birden fazla kişinin sorumlu tutulabilmesi için her birinin hukuki konumu, yükümlülüğü ve zararla bağlantısı ayrı ayrı incelenmelidir.

Özellikle sağlık kuruluşunun organizasyonundan kaynaklanan eksiklikler ile hekimin kişisel tıbbi uygulama hatası birbirinden ayrılmalıdır. Yetersiz personel organizasyonu, kayıt eksikliği veya sterilizasyon koşullarının sağlanmaması iddiaları, yalnızca bireysel hekimin teknik uygulaması üzerinden değerlendirilemeyecek nitelikte olabilir.

Kamu hastaneleri ve kamu hizmetinin yürütülmesi niteliğindeki bazı sağlık faaliyetlerinde ise görevli yargı kolu, idarenin sorumluluğu ve başvuru usulleri özel olarak değerlendirilmelidir.

9. Başarısız Saç Ekimi Nedeniyle Dava Açmadan Önce Hangi Deliller Toplanmalıdır?

Saç ekimi uyuşmazlıklarında hukuki sonuca ulaşılması büyük ölçüde tıbbi delillerin niteliğine bağlıdır. İşlem öncesi ve sonrasındaki fotoğraflar, operasyon planı, greft sayısı, hasta bilgi formu, onam belgeleri, ödeme kayıtları ve sağlık kuruluşuyla gerçekleştirilen yazışmalar birlikte incelenmelidir.

Özellikle hastaya operasyon öncesinde sunulan tekliflerde belirli bir greft sayısı, uygulanacak teknik veya elde edilmesi beklenen yoğunluk konusunda somut açıklamalar bulunuyorsa, bunların sözleşmenin içeriğine etkisi araştırılabilir.

Sağlık kuruluşunun reklam ve tanıtım içerikleri de önem taşıyabilir. Ancak genel nitelikteki tanıtım ifadeleriyle hastaya yönelik bireysel ve somut taahhütlerin ispat değeri aynı değildir.

Fotoğraflar bakımından da değerlendirme dikkatli yapılmalıdır. Farklı ışık, açı, saç uzunluğu ve iyileşme dönemlerinde çekilen görüntüler yanlış karşılaştırmalara neden olabilir. Bu nedenle standartlaştırılmış ve mümkünse tarihleri doğrulanabilir fotoğraflar, teknik incelemenin güvenilirliğini artırır.

Bilirkişi incelemesinde yalnızca işlemin tıbbi standartlara uygun olup olmadığı değil, şu hususlar da araştırılmalıdır: Operasyon öncesi planlama yeterli midir? Donör bölgenin kapasitesi uygun değerlendirilmiş midir? Uygulanan teknik ve greft dağılımı makul müdür? Hastaya vaat edilen sonuçla gerçekleşen müdahale arasında önemli bir farklılık var mıdır? Gelişen zarar komplikasyon niteliğinde midir ve bu komplikasyon uygun yönetilmiş midir? Hastaya yeterli aydınlatma yapılmış mıdır? Operasyonun aşamalarını yetkili kişiler mi gerçekleştirmiştir?

Bir tıbbi bilirkişi raporunun yalnızca “işlem tıp kurallarına uygundur” demesi, bütün hukuki soruların cevaplandığı anlamına gelmez.

Nitekim Yargıtayın doğrudan saç ekimine ilişkin 2014 tarihli kararında vurguladığı önemli hususlardan biri de bilirkişi incelemesinin sözleşmesel yükümlülükleri ve aydınlatma sorununu kapsayacak yeterlilikte olması gerektiğidir.

10. Saç Ekimi Nedeniyle Hangi Mahkemede Dava Açılır?

Hukuki başvuru yolu, uyuşmazlığın niteliğine ve tarafların sıfatına göre belirlenmelidir. Hasta ile ticari veya mesleki amaçla hizmet sunan özel sağlık kuruluşu arasındaki ilişkinin tüketici işlemi niteliğinde olduğu durumlarda, 6502 sayılı Kanun çerçevesinde tüketici hukuku hükümleri gündeme gelebilir.

2026 yılı itibarıyla değeri 186.000 TL'nin altında bulunan ve tüketici hakem heyetinin görev alanına giren uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulması gerekir. Daha yüksek değerli veya mahkemede görülmesi gereken tüketici uyuşmazlıklarında ise dava şartı arabuluculuk hükümleri ve tüketici mahkemesinin görev alanı ayrıca dikkate alınmalıdır.

Ancak bedensel zarara ilişkin talepler, sözleşmenin tarafları ve uyuşmazlığın hukuki niteliği değerlendirilmeden bütün saç ekimi uyuşmazlıkları için tek bir yargı yolu belirlenmesi doğru değildir.

İl sağlık müdürlüğüne yapılabilecek idari başvurular ve şartları oluştuğunda Cumhuriyet başsavcılığına yapılabilecek suç duyuruları da farklı amaçlara hizmet eder.

Ceza sorumluluğu bakımından özellikle TCK m.89 kapsamında taksirle yaralama suçu gündeme gelebilir. Bununla birlikte istenmeyen bir tıbbi sonucun veya yetki ihlali iddiasının varlığı, suçun bütün unsurlarının gerçekleştiği anlamına gelmez.

Zamanaşımı bakımından neden erken değerlendirme önemlidir?

Ayıplı hizmet hükümlerinin uygulanabildiği uyuşmazlıklarda 6502 sayılı Kanun'un 16. maddesi, kural olarak hizmetin ifasından itibaren iki yıllık zamanaşımı süresi öngörmektedir. Ağır kusur veya hile ile gizlenen ayıplara ilişkin özel hüküm saklıdır.

Eser sözleşmesinden kaynaklanan ayıp taleplerinde Türk Borçlar Kanunu'nun 478. maddesi; haksız fiil, bedensel zarar ve diğer sorumluluk sebeplerinde ise ilgili farklı zamanaşımı hükümleri önem kazanabilir.

Bu nedenle saç ekimi üzerinden belirli bir süre geçmesi, bütün talep haklarının mutlaka sona erdiği anlamına gelmediği gibi, hastanın zararını sonradan fark etmesi de her talep için sürenin o tarihte başlayacağı sonucunu doğurmaz. Her olayda talebin dayanağı ve uygulanacak süre ayrı ayrı belirlenmelidir.

11. Türkiye'de Saç Ekimi Yaptıran Yabancı Hastaların Hakları Nelerdir?

Türkiye'de saç ekimi yaptırmak amacıyla yurt dışından gelen hastalar bakımından sağlık turizmi mevzuatı ayrı bir önem taşımaktadır. 26 Nisan 2025 tarihli Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik, sağlık turizmi faaliyetlerinde bulunan sağlık tesisleri ile aracı kuruluşlara ilişkin yetkilendirme, hizmet standardı ve kayıt yükümlülüklerini düzenlemektedir.

Yönetmelik, faaliyetler bakımından yetki belgesi alınmasını öngörmekte; sağlık tesisinin ve aracı kuruluşun sunulan hizmetin türüne göre sorumluluğunu düzenlemektedir. Ayrıca ameliyathane ortamında yapılacak cerrahi ve girişimsel işlemler için komplikasyon sigortasına ilişkin özel bir yükümlülük bulunmaktadır. Ancak bu düzenleme, her saç ekimi işleminin otomatik olarak belirli bir sigorta teminatı kapsamında bulunduğu anlamına gelmez. Müdahalenin niteliği, yapıldığı ortam, poliçe ve ilgili geçiş hükümleri ayrıca incelenmelidir.

Yabancı hastanın Türkiye'de dava açıp açamayacağı değerlendirilirken 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri de dikkate alınmalıdır.

Özellikle hizmetin zorunlu olarak tüketicinin mutad meskeni dışında sunulduğu sözleşmelere ilişkin MÖHUK m.26/4 hükmü nedeniyle, her sağlık turizmi sözleşmesine koşulsuz biçimde özel tüketici sözleşmesi kanunlar ihtilafı kuralının uygulanabileceği söylenemez.

Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, uygulanacak hukuk, sözleşmenin tarafları ve uyuşmazlığın niteliği bakımından ayrı değerlendirme yapılması gerekir.

Sonuç: Saç Ekimi Davalarında Belirleyici Olan Yalnızca Estetik Sonuç Değildir

Saç ekimi sonrasında beklenen sonucun elde edilememesi, her durumda hukuka aykırı bir müdahale veya tıbbi malpraktis anlamına gelmez. Ancak başarısızlığın kaçınılmaz bir komplikasyon olarak nitelendirilmesi de her olayda yeterli değildir.

Hukuki incelemede hekimin ve sağlık kuruluşunun üstlendiği yükümlülükler, operasyonu fiilen gerçekleştiren kişilerin yetkileri, hastaya açıklanan riskler, donör bölgenin korunması, tıbbi kayıtların içeriği ve ortaya çıkan zararın niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle 2025 yılında değiştirilen saç ekimi mevzuatı, uygulamanın hangi aşamalarının kimler tarafından gerçekleştirilebileceğine ilişkin ayrıntılı kurallar içermektedir. Aynı düzenlemelerde öngörülen tıbbi kayıt ve fotoğraflama yükümlülükleri de olası uyuşmazlıklarda önemli delil kaynakları oluşturmaktadır.

Bu nedenle saç ekimi sonrası ortaya çıkan uyuşmazlığın yalnızca fotoğraflar üzerinden ya da işlemin tıbben uygun olduğuna ilişkin genel bir değerlendirmeyle çözümlenmesi her zaman mümkün değildir.

Saç ekimi uyuşmazlıklarında cevaplanması gereken temel soru, hastanın yalnızca istediği görünüme kavuşup kavuşmadığı değil; kendisine hangi işlemin vaat edildiği, bu işlemin kim tarafından, hangi yetkiyle, hangi standartlarda gerçekleştirildiği ve ortaya çıkan sonucun hukuken kimin sorumluluğunda olduğudur.