Soruşturmanın gizliliği, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden birisidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesine göre, “Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir”. Usul işlemlerinin gizliliği; delillerin muhafaza edilmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve nihayetinde ceza adaletinin sağlanması açısından hayati önem taşır. Soruşturmanın gizliliği, sonuçta şüphelinin lekelenmeme hakkını da korur.
Burada bahsettiğimiz gizlilik, bazı suçlar bakımından soruşturmanın amacının tehlikeye düşürülmesinin önüne geçilebilmesi için öngörülen CMK m.153/2 gereğince savunma tarafına karşı verilen kısıtlılık kararı yoluyla soruşturma dosyaya erişim yasağı getirilmesi değildir. CMK m.153/2’de öngörülen kısıtlılık savunma hakkına yöneliktir. Kısıtlılığın maksadı; müdafiin ve dolayısıyla şüphelinin dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma hak ve yetkisi sınırlanarak, Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hakimi kararı ile soruşturmanın amacının tehlikeye düşürülmesinin önüne geçilmesidir. CMK m.153/2’de sayılan suçlar yönünden sıkça başvurulan kısıtlılık yöntemi, maalesef savunmayı soruşturma aşamasında çaresiz ve savunmasız bırakabilmektedir. Bu konuda en ciddi eleştiri; savunmaya karşı kısıtlılık kararına rağmen, soruşturmaya ilişkin birçok bilginin ve belgenin kamuoyu ile paylaşılması bakımından yapılmaktadır.
CMK m.157’de düzenlenen gizlilik ise; savunma hakkına zarar vermemek suretiyle soruşturma evresinde gerçekleşen usul işlemlerinin gizliliği ve bu yolla delillerin korunması, en önemlisi de soruşturulan kişilerin, yani şüphelilerin temel hak ve hürriyetlerinin gözetilmesidir.
“Soruşturmanın gizliliği” ilkesi, şüphelinin ve soruşturma ile ilgili diğer kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından da önemli bir işleve sahiptir. Soruşturmanın gizliliğinin ihlali, şüphelinin masumiyet/suçsuzluk karinesinin veya daha geniş bir çerçevede lekelenmeme hakkının zedelenmesine yol açabileceği gibi şüpheli, mağdur, tanık ve diğer üçüncü kişilerin şeref ve itibarları ile özel hayatlarının korunmasını da tehlikeye atabilir.
Soruşturmanın gizliliğinin ihlali; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Bölümünde, 285. maddenin birinci fıkrasında suç olarak tanımlanmıştır. Bu hükme göre, “Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır”. Maddenin gerekçesinde de soruşturma evresindeki gizliliğin, “ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük, gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir zorunluluk” olduğu ve ‘suçsuzluk karinesinin sağlam tutulabilmesi’ açısından “vazgeçilmez.” nitelik taşıdığı belirtilmektedir.
Bu önemine rağmen, ülkemizde “soruşturmanın gizliliği” ilkesinin ihlal edildiği birçok vaka ile karşılaşılmaktadır. Bilhassa kamuoyunda tanınan kişilerle veya geniş ilgi uyandıran olaylarla ilgili soruşturmalarda; kolluk beyanları, savcılık ifadeleri, tanık anlatımları, tapeler, video kayıtları, fotoğraflar ile kişilerin özel hayatlarına ilişkin bilgi ve belgeler henüz soruşturma devam ederken kamuoyu ile paylaşılabilmektedir. Bu tür paylaşımlar, daha yargılama başlamadan kişiler hakkında suçlu oldukları yönünde bir kanaatin oluşmasına ve dolayısıyla olası bir yargılamanın sağlıklı biçimde yürütülmesinin güçleşmesine yol açabileceği gibi, bilgi ve belgelerin yayımlanması suretiyle kişilerin itibarsızlaştırılmasına ve mahremiyetlerinin ihlal edilmesine de neden olabilmektedir.
Elbette halkın haber alma hakkı ve basın özgürlüğü, demokratik toplumlarda vazgeçilmez güvencelerdir ve ceza muhakemesinin şeffaf ve denetlenebilir biçimde yürütülmesine önemli katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte; bu hak ve özgürlükler, soruşturma evresinde gizli tutulması gereken bilgi ve belgelerin sınırsız biçimde kamuoyuna aktarılmasını meşru hale getirecek şekilde yorumlanmamalıdır. Burada öne çıkan; basın özgürlüğü ve haber alma hakkının sağladığı güvencelerin kapsamı içinde kalan haber ve değerlendirmeler değil, bu hak ve özgürlüklerin sınırlarını aşarak, soruşturmanın gizliliğini ihlal eden ve kişilerin temel haklarını doğrudan etkileyebilen paylaşımlardır. Kamu yararı ile birey yararı arasında bir denge gözetilmesi gerektiği gibi, bilhassa kişinin özel hayatının gizliliği ve korunması hakkı ile suçsuzluk/masumiyet karinesi ve onun bir yansıması olan lekelenmeme hakkı muhakkak gözetilmelidir. Bu gözetmenin, suçlanan veya kamuoyunda merak uyandıran veya ilgi çeken bireye bir üstünlük veya bir imtiyaz tanıma amacı taşıdığı söylenemez. Soruşturmanın gizliliğinin kabulünde ve suçlanan kişinin masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkına saygı gösterilmesinin beklenmesinde haklı bir sebep ve meşru bir amaç vardır. Basit şüphe ile başlayan soruşturmada amaç! delillerin kaybolmaması, karartılmaması ve bunun yanında da henüz “şüpheli” konumunda olan kişiler ile ailelerinin lekelenmeme haklarının korunmasıdır.
Peki buna rağmen soruşturmanın gizliliğinin ihlaline teşebbüs edilmesi veya bu ihlalin gerçeklemesi ve devam etmesi halinde devletin yükümlülükleri nelerdir? Devletin, bu tür ihlalleri önlemenin yanı sıra kişilerin temel haklarını ve hürriyetlerini korumaya yönelik pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Devlet, kişilerin lekelenmeme hakkını, şeref ve itibarlarını ve özel hayatlarını üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korumak için gerekli hukuki ve fiili tedbirleri almakla yükümlüdür. Ancak devletin yükümlülüğü bununla da sınırlı değildir. Bir kişinin özel hayatına yönelik bir saldırının gerçekleşmesi, örneğin soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle özel hayata ilişkin bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması halinde, devletin söz konusu ihlali etkili biçimde soruşturması ve sorumluların tespit edilmesi için gerekli çabayı göstermesi gerekmektedir. Başta yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında gündeme gelen etkili soruşturma yükümlülüğü, özel hayata saygı hakkının korunması bakımından da geçerli bir usul güvencesi niteliğindedir.
Dolayısıyla; soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği bir durumda, yalnızca ihlalin gerçekleşmesini önlemeye yönelik tedbirlerin alınması değil, gerçekleşen ihlalin etkili biçimde soruşturulması ve sorumluların ortaya çıkarılması da devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer almaktadır.
AYM, Baran Akgül kararında (B. No: 2021/18553, 6/5/2026), bu ilkeler ışığında; soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği yönündeki bir şikayet karşısında kamu makamlarının etkili bir soruşturma yürütmediği gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karara konu olayda, belediye başkanı olan başvurucu hakkında yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında evinde ve işyerinde arama yapılmış, arama sırasında ele geçirildiği ileri sürülen ve bomba yapımına ilişkin olduğu ileri sürülen bir nota ait fotoğraf kısa süre içinde basında ve sosyal medyada yayımlanmıştır. Başvurucu; gizli yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen bu bilgi ve belgelerin soruşturmanın gizliliği ihlal edilerek basına verildiğini, bu nedenle kamuoyunda “bombacı başkan” olarak lanse edildiğini belirterek, sorumlular hakkında şikayette bulunmuştur. Ancak yapılan soruşturmada; paylaşımın ilk kaynağının teknik olarak tespit edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, başvurucunun bu karara yaptığı itiraz da reddedilmiştir.
AYM’ye göre, soruşturmanın bu şekilde sonuçlandırılması etkili soruşturma yükümlülüğünü karşılamamıştır. Başvurucunun; fotoğrafların arama sırasında çekildiği ve aramaya katılan polis memurlarınca basına verildiği yönündeki somut iddiaları yeterince araştırılmamış, özellikle aramaya katılan polis memurlarının ifadelerine başvurulmamıştır. Bunun yanında; soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kişinin tespit edilemediğine ilişkin Emniyet Müdürlüğü cevabı, başvurucunun işaret ettiği somut kişiler ve olaylar üzerinde ayrıca bir araştırma yapılmaksızın soruşturmaya son verilmesinin temelini oluşturmuştur.
AYM; başvurucunun iddia ve itirazlarının karşılanmadığını, gereken araştırmaların yapılmadığını ve verilen kararların özel hayata saygı hakkının içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli bir gerekçe içermediğini belirterek Anayasanın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
AYM’nin bu kararı, soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesinin sıradanlaşmasının ve bu tür ihlallerin etkili biçimde araştırılmamasının kabul edilemeyeceğine ilişkin önemli bir hatırlatma niteliğindedir. Soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin yetkili olmayan kişilerin veya kamuoyunun bilgisine sunulması, yalnızca yürütülen soruşturmanın güvenilirliğini değil, kişilerin temel haklarını da doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle, soruşturmanın gizliliğinin korunmasına yönelik mevcut güvencelerin etkili biçimde uygulanması ve ihlal halinde sorumluların tespitine yönelik gerekli adımların atılması önem taşımaktadır. Hukuk devletinde, kişilerin mahremiyetini ve itibarını zedeleyen bu tür ihlallerin olağanlaştırılmasının önüne geçilmelidir.
Yeri gelmişken; “Gizliliğin ihlali” başlıklı TCK m.285’de tanımlanan soruşturmanın gizliliğinin ihlali suçunun ceza sorumluluğu bakımından gözden geçirilip güçlendirilmesi ve bu suçu işleyenlere karşı maddenin etkin şekilde kullanılması gerektiğini belirtmek isteriz. Bir yandan soruşturmanın gizliliğinin ihlalini suç sayan hükümler varken, diğer yandan TCK m.285’de tanımlanan suçun unsurlarını oluşturan fiillere karşı kayıtsız kalınması, soruşturmanın gizliliğinin ihlalinin artmasına ve bu suçla korunan hukuki yararın gözardı edilmesine yol açabilmektedir.
Prof. Dr. Ersan Şen
Doç. Dr. Erkan Duymaz
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Next