Eskiden ne kadar güzeldi; evinizi müteahhite verirdiniz, karşılığında iki daire alırdınız. Birinde otur, diğerini kiraya ver. Hele hele daha da önceden ver kaçak yaptığın gecekondunu, yeni yapılan apartmandan dört dairen olsun.

Sonra kentsel dönüşüm dendi, işler kötü gitmeye başladı. Artık daire almak bir yana, eski metrekaremizi bile kurtaramaz olduk. Hatta hiç unutmuyorum benim sabık baldız Göztepe’deki 120 metrekare dairesinin yerine 60 metrekare alabilmişti.

Tabii bu işler pazarlık üzeri oluyor. Kim sonuna kadar direnirse o kazanıyor. Tüm kat malikleri onay verse dahi o inatçı on bir numara yüzünden yıllarca beklemek zorunda kalabiliyordun. Sonra Kat Mülkiyeti Kanunu’nda değişiklik yaptık, artık oy birliğine gerek kalmadı. Önce beşte dört, sonra dörtte üç aradık. 6306 Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun m. 6 ile bunu üçte ikiye indirdik, hele hele deprem riski varsa artık oy çokluğu bile yeter oldu. Ama oran n’olursa olsun her zaman için anlaşmadan mutsuz olabilecek birileri olacaktır. Arsa payını kaybedebilir, dairesi en yüksekteyken, deniz görürken artık göremeyebilir, velhasıl olur da olur. İşte bu durumda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde anlaşmaya katılmayanların hakları n’olacak?

Metrekareniz az olur, daireniz az olur, her şey olur da siz hiç kiraya verme karşılığı inşaat sözleşmesi duydunuz mu? Ben gördüm efendim İstanbul 6. BİM 2018/1159 Esas ile. Adamın evini alıyorlar karşılığında 157 ay kiralamasına izin veriyorlar. Ya, sizinki gene iyi efendim.

Efendim malumunuz bendeniz sadece adli tatilde değil mali tatilde de çalışmıyorum. Bu da yazları yazamamakla sonuçlanıyor. Okuyucularımız da sağ olsunlar merak etmişler, n’oldu diye sormuşlar. Vallahi efendim bol bol seyahat yaptım; Ürdün üzerinden Tayland, Kore üzerinden Japonya, Çin üzerinden Tayvan derken en son Moldova ve Pridnestrovia’yı bitirdim dükkanın başına geçtik.

Tabii geziyoruz derken tatil anlaşılmasın bu; incelemelerde bulunuyorum efendim, potansiyel müstakbel müvekkillerle görüşüyorum, ülke şartlarını analiz ediyorum. Önümüzdeki yazılarda da Almanya ve Fransa’da avukatlık mevzularını irdeleyeceğim; bizimki hani Bodrum’da denize sıfır askeri kamplar olur ya, eğitim tesisleri, o hesap efendim, tatil değil yani.

Böyle bir çıkıp ta iki ay sonra da dönmüyoruz, onar günlük seyahatler halinde çoğunlukla, aralarda da bol bol seminerlere, eğitimlere katılıyorum. İşte onlardan biri 1905 Hukukçular Derneği’nin düzenlediği Arsa Payı İnşaat Sözleşmesinde Anlaşmaya Katılmayanların Hakları semineri oldu. Bu dernek eskiden platformdu, dernek olmaları iyi oldu çünkü platform olarak suç duyurusunda bulunduk, şunu yaptık, bunu gerçekleştirdik denildiğinde ilginç duruyordu; malum, platformların tüzel kişiliği olmaz. Şimdi Baro tarafından tanınmış iki Galatasaraylı dernek oldu, bunlardan biri de Galatasaraylı Hukukçular ve Girişimciler Derneği. Biri tamamen hukukçulardan oluşuyor diğeri de Galatasaray Kulübü’nden akredite. Bakalım n’olacak…

Konuşmacı biraz geç geldi özür dileyerek. Her defasında bu Baro’nun Kültür Merkezi’ne geleceğim zaman kayboluyorum, haritalarda da çıkmıyor.

Doğru diyor. Ben de kaç kere kaybolmuştum.

Güzel güzel anlatmaya başladı uygulamalarda neler olduğunu. Vesayet altındaki kişinin malı satılır mı dedi, vallahi tapu müdürlüğü satıyor. Bir genelge göndermiş tapu memurlarına, TMK m. 444 ilga edilmiş ve vesayet makamının izni olmasa da, amir demişse satıyor memur.

Ben dedi, aslında harita mühendisiyim, şehir planlamacısıyım.

Hah, şimdi anlaşıldı bu derin hukuki bilgilerin sebebi. Daha önceden başka meslekten gelip hukukçu olanların çok farklı bir bakış açısı olur genellikle, bu da rafine bir hukuk bilgisi sağlar. Demek bu da onlardan.

Yok, o öyle değilmiş. Hiç gitmemiş hukuk fakültesine. Bir anda yüzümüz değişti, küçümsemeye başladık. Ama hani n’oldu biraz önce heyecanlı heyecanlı hukuki mütalaalarını dinliyorduk. Demek demese hukuk fakültesi mezunu değilim, kimse fark etmeyecek.

Hani dedik ya bu anlaşmaya katılmayanların hakları n’olacak diye. Yargıtay 3. HD’nin 2018/4855 Esas’ı var. Burada da oy çokluğuyla değil oy birliğiyle malikler evlerini müteahhite veriyorlar. Sonra biri bakıyor ki, eşit dağıtım yapılması gerekirken kendisine az metrekare düşmüş, dağılımı kötüymüş. Gitmiş dava açmış diğer maliklere. Onlar da demiş ki ya biz aynı taraftayız, bir haksızlık varsa git yükleniciye dava aç. Derece mahkemesi de hiç incelememiş bir orantısızlık var mı yok mu diye, siz rızai anlaşma yapmışsınız, geçmiş olsun. Hani Yargıtayın Doğru Bildiği Yanlışlar[1] diyoruz da, kurtarmış bu sefer bizi 3. Daire git bir bilirkişiye sor bakalım ortada sebepsiz zenginleşme var mı, fakirleşme var mı diye.

AYM Hanife Yıldız Torum ve Nimet Filiz Seven Başvurusu var. Dört işyeri ve bir dairelerini almışlar, karşılığında bodrumda iki daire vermişler. Kat malikleri kurulun kararına katılmayan maliklerin de hisselerini ucuza satmış idare. İşin sonunda da mahkeme zaten 16/100 arsa payı değişmedi diye işin içinden çıkmış. Haliyle ihlal kararı.

Sonradan okuyucumuz sordu, madem sen bu kadar gezdin, ben seni İnstagram’dan da takip ediyorum, hiç bu seyahat paylaşımlarını göremedim. Neden?

Ya müvekkilin bin bir derdi var, ya eşinden boşanıyor, ya şirketini kapatıyor, ya alacak davası, işe iadesi, tahliye derdi var…Şimdi tutup da sen Pasifik Asya maceralarını paylaşırsan hoş durmaz.

E sen de hep fakir müvekkil bulma, biraz da durumu iyi olanlarla çalışmaya bak.

Güldüm…Şimdi AvK m. 55 ihlali yapmayalım da Ece Yalçın Akademi bile benim danışanlarımın arasındadır. Ancak müvekkilin zengin olması derdinin olmayacağı, seni eğlenirken gördüğünde sinirlenmeyeceği anlamına gelmez. Bu meslekte siyah Mercedes’inin motor gücü ve modeli çok önemlidir, giyimin, çantan, kalemin de öyle. Müvekkil hep seni en zengin olarak görmek ister; bunlar mesleki bilginin sonucunu ortaya koyar onun gözünde. Ama istemez seni o parayı yerken görmeyi. Çok başarılı ama parayı yiyecek zamanı yok demelidir.

Bak bende neler var; halka insin diye oğlunu Robert College’e gönderen var. Düşün nasıl bir çevrede yaşıyorlar ki Robert onlar için halk seviyesinde kalıyor. Babasına niye biz tarifeli uçakla uçuyoruz diye sorabilen var. Mayosu ıslakken denize giremeyen var. Bodrum’daki villasından denize rahat gidebilmek için sekiz kişilik golf arabası alan var. Birini küçümsemek için “ayol onu ben biliyorum, Göztepe Tanzimat Sokak’ta oturuyor” diyen de var.

Göztepe Tanzimat Sokak’mış. Sanki Esenyurt Sormagir Sokak.

On bir, on iki yaşlarında olmalıyım. Telefon çaldı. O zamanlar ev telefonu var, geçen milenyum. Alolardan bir demet diyerek açtım.

“Ben Güneeer” diye cevapladı karşı taraf. Pederim Av. Pekcan TÜRKEŞ ile görüşmek istiyormuş. Meğer o kişi Güner ÜMİT’miş. Arık o zamanlar mum söndü davası mı, sıkma baş mı ne, bir davası vardı. Konuşmaları bittikten sonra babam benim oğlum da avukat olacak dedi.

Çocuğun işine karışma, ne isterse o olsun. Sonra bana döndü büyüyünce ne olmak istediğimi sordu.

Şimdi bilemiyorum o anda kafam karışık olduğu için mi, yoksa “zekice” bir cevap verebilmek derdiyle mi, sosyeteye girmek istiyorum dedim.

Sosyeteye giremezsin, sosyeteye alınırsın cevabı aslında kendi çapında güzel bir hayat dersiydi.

Sosyete avukatı olacağız diye girdiğimiz bu mecrada Mafya Avukatı[2] olmaktan kıl payı kurtulduk, bize de kala kala sendika avukatlığı kaldı efendim.

--------

[1] https://www.hukukihaber.net/yargitayin-dogru-bildigi-yanlislar-ozgur-turkes

[2] https://www.hukukihaber.net/mafya-avukati-ozgur-turkes